|
Güncelleme: 16:15 TS 18 Eyl., 2002
|
| |
|
ANAPın ekonomi politikası
|
|
| ANAP İstanbul Milletvekili Nesrin Nas, partisinin ekonomi politikasını CNBC-e canlı yayınında anlattı.
|
|
|
CNBC-e: ANAPın önemli
ekonomi kurmaylarından özellikle mali sektörün yeniden yapılanması döneminde meclis kürsüsünde sık sık gördüğümüz isim Dr. Nesrin Nas stüdyo konuğumuz. Onu soru yağmuruna tutacağız. Nesrin Hanım hoşgeldiniz programımıza. Ben tabi biraz daha borsa cephesinden bakmak istiyorum. Sizin düşüncelerinizi, önümüzdeki döneme ilişkin planlarınıza, programlarınıza... Şimdi borsa cephesine bakıldığı zaman büyüme hakikaten bizim için sihirli bir kelime, büyülü bir kelime diyebiliriz. Siz iktidara gelince son dönemlerde yaşadığımız yurt dışındaki konjonktür de dikkate alındığı zaman dengeleri bozmadan, özetle enflasyonda dengeyi bozmadan bunu nasıl yapmayı, sağlamayı planlıyorsunuz?
Nesrin Nas: Teşekkür ederim. Şimdi iki önemli şey var. Birincisi; bütçe dengesi kısa vadede bizim için son derece önemli. Özellikle faiz dışı fazla hedefini mutlaka devam ettirmek zorundayız. Eğer bütçe dengesi bozulur ise, iç borç dengeleri sürdürülemez hale gelir. Birinci önceliğimiz bu, yani Türkiyenin içinde bulunduğu koşullar ister istemez politikalarımızı da belirliyor. İkincisi; yapısal önlemler çok önemli. Yapısal önlemlerdeki gecikme ve yapısal önlemlerin uygulanması konusundaki herhangi bir zaafiyet büyümeye geçişi geciktirir. Büyümeye geçişin gecikmesi ise borcun külfetini artıran bir unsurdur. Bütün bunları bir araya koyduğumuz zaman, enflasyon, tabi bu arada enflasyonla mücadeledeki devam, burdaki kararlılık da son derece önemli, o zaman büyümenin motorunun ihracat, turizm ve dış yatırım olacağı çok açıkça ortaya çıkar. Aksi halde iç talebe dayalı bir büyüme yeniden enflasyon ve yeniden bütçe dengelerinin bozulması, yeniden iç borçların sürdürülemez yapısının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. O nedenle büyüme de bir şeyin altını özellikle çizmek istiyorum. Bu program bir istikrar programıdır. İstikrar programının bizatihi büyüme programı olmadığını bir kere kabul etmemiz gerekiyor. Ve büyümeyi oluşturmak için de yatırım iklimini oluşturacak, düzenleyecek, düzeltecek başta güveni tesis etmek üzere gerekli adımların atılması zorunludur.
|
| Partilerin ekonomik hedefleri |
| | | | |
|
| |
|
| | |
| |
CNBC-e: Nesrin Hanım, önümüzdeki dönemde artık Avrupa Birliği süreciyle İMF programı eş zamanlı gidecek gibi duruyor. Eğer Türkiye müzekere takvimi alır ya da almazsa, bu durumda dış finansman ihtiyacı, programın devamı ve yurt dışı finansmanı açısından siz ne düşünüyorsunuz?
Nesrin Nas: Şimdi Avrupa Birliği kapısı aralandı. Bundan sonraki süreç gerçekten son derece önemli, yani bu sürecin yönetimi çok önemli. Aralanan bu kapıyı arkasına kadar açmak zorundayız. Bu Türkiye açısından son derece zorunlu. Çünkü Avrupa Birliği her şeyden önce zenginlik demek, güvenlik demektir. Zenginlik ve güvenliğin olduğu bir şey ister istemez Türkieynin orta vadede yatırım ortamının iyileştirilmesinde hukuki altyapısının dönüştürülmesinde son derece kritik bir önem arzedecektir. Avrupa Birliği konusunda bir takvim alınmazsa, ben böyle bir ihtimali açıkçası biraz düşük görüyorum. Çünkü biz üzerimize düşenleri önemli ölçüde gerçekleştirdik. Ama bundan sonra, bu sürecin, müzakere sürecinin çok iyi yönetilmesi gerçekten çok önemli. Bildiğiniz gibi bir somut örnek vermek istiyorum, Slovakya burda çok açık bir örnektir. Avrupa Birliğinden tam üyelik takvimini almasına rağmen, Avrupa Birliği karşıtı bir hükümetin iş başına gelmesinden sonra Avrupa Birliği tam üyelik takvimini geçici olarak askıya almıştır. Türkiyenin bu tür gecikmelere asla ve asla tahammülü yoktur. Bunu hepimizin bilmesi, hepimizin kabul etmesi gerekir. Şimdi bakın, bir şey çok önemli, piyasaların arzuladığı yönde tavır alması beklenmeyen yönetimlerin iş başına gelmesi ihtimalinin dahi ortaya çıkması gerçekten son derece sarsıcı etkilere yol açıyor. Bunun son canlı örneği Brezilyadır. Brezilya ve Türkiyede de aynen Türkiyede olduğu gibi Brezilyada da seçim ortamı söz konusu. 30 milyar dolarlık bir yardım paketinin açıklanması tamamen halen Brezilya bu sarsıntıyı atamamıştır. Bu nedenle piyasaların arzuladığı yönde tavır alması beklenen sürprizlere kapalı yönetimlerin iş başına gelmesi seçim sonrasında son derece önemli. Bu Türkiyenin kısa vadede bütün bu yükleri atabileceği, refaha çıkabileceği konusunda da belirleyici olacaktır.
CNBC-e:Nesrin Hanım, burda merak ettiğim bir konu var. Piyasaların beklediği yönte tavır almaması ihtimali olan hükümetlerden bahsettiniz. Şimdi şu anda gözüken tabloda esasında önümüzde de bir koalisyon ihtimali çok büyük bir olasılık olarak duruyor. Siz eğer piyasalardan yana tavır alması beklenmeyen bir hükümetin bir ortağı olursanız, yani siz tavır almasını isteyen ve başka bir ortak tavır almamasını isteyen, belki sürpriz olan bir ortak olacak, nasıl bu konuda bir konsensüse varılabilir? Bu konudaki düşünceniz nedir?
Nesrin Nas: Çok yerinde bir soru gerçekten. Biliyorsunuz biz ANAP olarak ittifaklar konusunda çok ciddi bir arayışa girdik. İttifaklar konusunda girdiğimiz bu arayışta genellikle ANAPın baraj korkusu olduğu ve bu nedenle böyle bir arayışa girdiği yorumlarına muhatap oldu. Oysa bizim temelde, bu çıkışımızın temeldeki sebebi buydu. Çünkü bildiğiniz gibi ittifaklar, oyladığınız, hangi ittifakı oyluyorsanız bunların programını önceden oyluyorsunuz ve belirsizliği aşağı alıyorsunuz, belirsizliği azaltıyorsunuz. Şimdi ne yazık ki bunun yasal altyapısı oluşmadığı için böyle bir imkan ortada kalmadı. Bu nedenle bundan sonrası için ancak tek tek siyasi partilerin açıkladıkları, özellikle Türkiyenin öncelik arzeden kısa vadeli ve orta vadedeki sorunlarına çözümüne ilişkin yaklaşımlarında bir uzlaşma noktası aranacak. Ben umut ediyorum ki Türkiyenin kısa vadede, özellikle borçlarının çevrilebilirliği, döndürülebilirliği problemini dikkate alan tüm siyasi partilerin bu konuda sorumlu davranacağını umut ediyorum. Şu anda ancak ümit etmekten ve iyi olur inşallah demekten başka doğrusu pek bir şey de söyleyemiyorum size.
CNBC-e: Halihazırda farklı düşündüğünüz konular var mı? Yani diğer partilerin herhalde söylemlerini ve ekonomi politikalarını da diğer konulardaki politikalarını da biliyorsunuz. Bu anlamda şu konuda problem çıkabilir, bu konunun üzerine seçim öncesinde gidip bir uzlaşma bulmamız gerekir dediğiniz bir konu var mı?
Nesrin Nas: Şimdi burda bir şeye çok dikkat etmek lazım. Son 3 seneden beri gerçekten çok ciddi program uygulandı. Bu program tüm topluma çok ağır bir maliyet de getirdi. Bir yandan işsizlik arttı, bir yandan üretim altyapısı daraldı, iki ağır üst üste kriz yaşadık. Ama buna rağmen Türkiye özellikle siyaset ve ekonominin birbirinden ayrıştırılması anlamında, ekonominin altyapısının güçlendirilmesi anlamında, oyunun kurallarının belirlenmesi, açık ve şeffaf bir hale getirilmesi anlamında çok önemli işler yaptı. Şimdi bütün bunların devamlılığı ve sürdürülebilirliği konusunda öncelikle bir uzlaşma yapmamız gerekiyor. Aksi halde başladığımız yere geri döner, tüm ödediğimiz maliyeti sıfırlamış oluruz. Yani bütün çektiğimiz sıkıntılar boşa gitmiş olur ne yazık ki. Bunun için işte zaman zaman bazı şeyler açıkçası beni endişeye sevkediyor. Bazen işte reel faizlerin çok aşırı olduğu, bu reel faizlerle işte bu borcun çevrilemeyeceği, bu nedenle reel faizleri işte bir şekilde düşürecekleri iddiası, bir taraftan mali sektörü güçlendirmeden, tahkim etmeden şirketler altyapısını güçlendirmeden ekonominin büyüme direksiyonunu, ekonominin yönünün büyümeye çevrileceği iddiaları zaman zaman açıkçası bizim de kafamızı karıştırıyor. Ama umarım bunlar seçimler yaklaştıkça daha somut, daha anlamlı ve ülkeyi sarsmayacak beklentileri temelden değiştirmeyecek hususlara doğru kayar diye düşünüyorum.
CNBC-e: Efendim bu son dinamikler içerisinde siz seçimin ertelenme ihtimalini gözönünde tutuyor musunuz? Veya böyle bir ihtimal en azından partiniz tarafından düşünülüyor mu? Bir ittifak çağrısı geldi Sayın Çillerden. Gerçi o da bir şey çağrısı, muhtemelen DYP çatısı altında bir birleşme çağrısı ama, bu ihtimal söz konusu mu sizin tahminlerinizce, seçimin ertelenebilme ihtimali?
Nesrin Nas: Teorik olarak böyle bir ihtimal var. İşte daha önce de Mecliste küskünler hareketi, bundan önceki seçimlerde de çıkmıştı ama küskünler hareketi seçimin yapılmasını engelleyemedi. Ben buna bir belirsizlik senaryosuna oynamak diyorum. Biz ANAP olarak da buna böyle bakıyoruz. Türkiyenin bu saatten sonra belirsizliği artıracak herhangi bir adımı atmaktan kesinlikle kaçınması gerek. Çünkü bakın, riski yönetebilirsiniz, riskin bir maliyeti vardır ve bu maliyeti üstlenir yönetirsiniz. Ama belirsizliğin yönetimi mümkün değildir. Bu nedenle teorik olarak var olmakla birlikte ben meclisteki parlamenterlerin böyle bir belirsizlik senaryosunu Türkiyeye dayatacakları ihtimalini düşünmek dahi istemiyorum.
CNBC-e: Yatırımcıların, özellikle yurt dışından bakanların en çok merak ettikleri konulardan bir tanesi belirsizlik, diğeri de başlı başına iç borç faiz yükü ve de tabi şirketlerin yönetimi. Sizin şirketlerin yönetimindeki şeffaflık konusunda herhangi bir çalışma veyahut da reform gibi bir öneriniz olacak mı acaba?
Nesrin Nas: Evet, cooperate governnınsa hem devletin yönetiminde hem işletmelerin yönetiminde son derece önem veriyoruz. Bunun için öncelikle kamu tarafında, bir yandan devleti küçültürken sadece asli fonksiyonlarıyla devleti sınırlarken, bunlar nelerdir, işte adalet, güvenlik, eğitim gibi asli fonksiyonlarına devleti çeker orda sınırlarken, devletin diğer alanlarda çok basit bir işletmenin dahi, şahıs işletmesinin dahi yapacağı işleri yapmaktan hızla tasfiye edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Zaten daha önce hükümetin bir üyesiyken yayınladığımız çözüm için yeniden yapılanmada da buna çok özel vurgu yaptık. Bu başlı başına Türkiyenin yeni vergiler aramadan, ya da vergilerin vergi oranlarını artırmadan önümüzdeki yılda, yine 2003te de yüzde 6.5 faiz dışı fazla hedefini gerçekleştirmesi için son derece önemli. Yani bu bir yandan tasarrufu sağlayacaktır. Bir yandan da kamuda etkinliği ve verimliliği artıracaktır. Bakınız, kamudaki tasarrufun bir hususa burda işaret etmek istiyorum. Kamuda tasarruf denince, çalışanların azaltılması ya da kamunun sahip olduğu işte araç-gereç vesaire, bunun azaltılmasını kastetmiyoruz. Devletin bir bütün olarak yeniden yapılanmasıyla ortaya çıkacak iş yapma ortamının azalan bürokrasinin artan verimliliğin tasarruf edilen zamanın, bütün bunların getireceği katkıyı kastediyoruz. Şimdi işletmeler bazına geldiğimiz zaman da işletmeler açısından cooperate governınız gerçekten son derece önemli. Bu da işletmelerin bir bütün olarak yeniden yapılanmasını zorunlu kılıyor. Türk işletmeleri için en önemli problemlerden bir tanesi bilgi altyapısının, daha doğrusu mali altyapısının yeterli olmamasıdır. Bu nedenle işletmelerin hem mali anlamda güçlendirilmesi, öz kaynaklarının güçlendirilmesi hem de bilgi altyapısının güçlendirilmesi daha açık, daha şeffaf hale gelmesi, getirilmesi ve verimlilik bazında yapılanması, yapılandırılmaya, yapılanmaya zorlanması son derece önemli. Şimdi reel faizlerle ilgili bir soru sordunuz. Şimdi bakınız, borçlar konusunda gerçekten çok afaki rakamlar konuşuluyor. Borçların yapısına, iç borcun özellikle yapısına çok iyi bakmak lazım. Şimdi genel olarak faizlerdeki işte 2 puanlık, 10 puanlık, 20 puanlık bir artışın reel faizleri şu kadar artırdığı, toplam borç stokunu çevrilemez hale getirdiği söyleniyor. Şimdi iç borcun yapısına baktığınız zaman, iç borcun yüzde 48inin değişken faizli olduğunu görürsünüz. Şimdi asıl etkilenen sadece bu yüzde 48lik değişken faizi olan kısımdır yani reel faizlerden etkilenen. İç borcun yüzde 30u döviz ya da döviz cinsindendir. Yüzde 22si sabit faizlidir. Şimdi bu değişken faizli borcun ise, önemli kısmı kamuya aittir. Ve faizleri de TÜFEye endekslidir. Yani bunlardan ciddi bir biçimde reel faiz ödenmemektedir. Bu nedenle iç borçlarda ve reel faizde konuşurken buna ilişkin yorumlar yaparken, buna ilişkin senaryolar oluştururken borcun yapısını çok dikkate almak gerekir. Aksi halde gerçekten o belirsizliğe bizler de katkıda bulunmuş oluruz, o korktuğumuz senaryoya bizler de olumsuz katkıda bulunmuş oluruz.
CNBC-e: Nesrin Hanım biraz önce verdiğiniz rakamlar, 2002nin rakamları... Şunu merak edeceğim; hep borcun sürdürülebilirliğiyle ilgili olarak söylenen nokta; bu borcun işte yüzde 48i değişken faizli, doğrudur. Ancak sonuçta bu bir borç. Yani kamunun belki kamuya borcu, belki bir cebinden alıp bir cebine vermek ama, sonuç olarak bu ülkenin borcu. Yani kendi kendimize borçlu, sonuç olarak bu bir kaynakla bir şekilde bunu ortadan kaldırmamız lazım, ödememiz lazım. Şimdi başta sorulan soruyla ilgili olarak, büyümeyle ilgili olarak belki de, bu borcu yani siz yapılandırdıkça sorun kalkmış olmayacak da sorun ötelenmiş olacak gibi gözüküyor. Bu konuda net olarak bir şey söyleyebilir misiniz? Yani ne zaman ne kadar süre içerisinde, ne çabuklukta, ne projelerle bu borcu biz ortadan kaldıracağız?
Nesrin Nas: Şimdi burda şu son derece önemli; yani borcu yapılandırma imkanınızın olması, size gerekli adımları atacak zamanı kazandırması açısından son derece önemlidir. Bu bize böyle bir hareket imkanı serbestisi tanıyor. O nedenle borcun yapısını ortaya koymak gerekir. Ancak borcun tabi hepimiz açısından en önemli tarafı külfetinin azaltılmasıdır. Külfetinin azaltılması sadece ekonomik büyümeyle mümkündür. Ancak sadece büyümeyle şey yaptığımız zaman, odaklandığınız zaman, Türkiyenin çok temel bir hastalığı var biliyorsunuz, yani Türkiye yıllardır enflasyonla büyüme ve yüksek kamu açıklarına, bütçe açıklarına dayalı bir büyüme politikası izlediği için, sadece büyüyememe değil, büyüme oranının çok aşırı olması gibi bir sorunla da yüzyüze gelmiştir. Bakın, Türkiye 3 yıl üst üste büyüyen, sonra daralan, sonra tekrar büyüyen, sonra daralan bir görünüm arzetmektedir. Şimdi bu oynaklığın getirdiği sonuç şudur; 1970 ve 80 yılları arasında Türkiye ekonomisinin ortalama yıllak büyümesi yüzde 2dir. 90lı yıllarda, yani 90-2000 arasında da ortalama yüzde 1 büyümüştür. Ortalama yüzde 1 büyüyen bir ekonomi, yüzde 1.8 oranında nüfusu artan ve özellikle 15-64 yaşı arasında çalışan nüfusun oranı toplam nüfusundan daha hızlı artan bir ülkede bir şey yapmanız, sorunları çözmeniz mümkün değildir. Bu nedenle dönüyorum başa, devletin küçültülmesi, kamunun yeniden yapılandırılması son derece önemlidir. Yani birinci adım orta atılmak zorundadır. Bunu küçülttüğünüz, etkinlik ve verimlilik bazında yeniden yapılandırdığınız zaman, bir taraftan çok ciddi bir tasarrufu ortaya çıkaracaksınız. Çünkü borcun ana yapısı, zaten kamunun o aşırı savurgan yapısını döndürmek, onu besleyebilmek için yaptığınız borçlanmalardır. Yani borcu ortaya çıkaran temel şeylerden bir tanesi odur. Bunu yaptığınız zaman zaten geleceğe dönük bir perspektifi yakalamış oluyorsunuz. O nedenle birinci başlamamız gereken yer devletin hızla ve hızla küçültülmesidir. Yani bunu sadece bazı kamu kuruluşlarının kapatılması olarak almayın. Bunu sadece bakanlıkların sayısının 10-15e indirilmesi olarak almayın. Bunun ötesinde bir bütün olarak yeniden yapılanmayı kastediyoruz. Yani özel kesime, özel girişime daha geniş alan, daha geniş kaynak bırakan, bir yeniden yapılanmayı kastediyoruz. İkinci önemli şey de şudur; hukuki altyapıyı mutlaka ve mutlaka tahkim etmek zorundayız, yeni baştan ele almak zorundayız. Çünkü Türkiyede yatırım iklimini bozan şey bir yandan büyüme oranının oynaklığı, öbür taraftan büyük bir devletse diğer yandan da hukuki güvenliğin olmamasıdır. Bütün bunlar zincirleme birbirini etkileyen, birbirini besleyen sorunlardır. Çözümü karmaşık gibi görünmekle birlikte her şeyin merkezine insanı koyduğunuz ve ordan baktığınız zaman aslında o kadar da karmaşık ve çözülmesi imkansız sorunlar değildir.
CNBC-e: Nesrin Hanım, az önce son olarak devletin küçülmesinden, kamunun yapılandırılmasından, etkinlikten ve tasarruftan bahsettiniz ki bir borsacı olarak benim de aklıma hemen özelleştirmeyle ilgili çalışmalar, planlamalar, hedefler geldi. İnternetten, programımızdan biliyoruz ki TÜPRAŞ, PETKİM, BOTAŞ ve Ziraat Bankasının hisselerinin içinde olduğu bir şeyden oluşan 5 yıllık bir tahvil ihracından bahsediliyor. Bizim de tabi endişe duyduğumuz bir nokta halka arz. Bu konuda siz hakikaten ne düşünüyorsunuz? Piyasanın gelişimi açısından bu bizim için çok önemli. Ve bir diğer merak ettiğim konu da 2003 yılında ve ondan sonraki dönemde bizim piyasamızı, sermaye piyasasını derinleştirmek, geliştirmek adına neler planlıyorsunuz? Ki ilk aklıma gelenler bireysel emeklilik sistemi, kurumsal yatırımcılar, fonlar, bunlarla ilgili teşfikler...
Nesrin Nas: Şimdi devletin küçültülmesini hep vurgu yapıyoruz, hepimiz bu vurguyu yapıyoruz. Çünkü burada önemli olan sürdürülebilir bir yapının ortaya çıkmasıdır. Bir ekonominin başarılı sayılabilmesi için belli bir süreç içinde krizlerle, şoklarla inişli çıkışlı bir büyüme ortamının dışına çıkması gerekiyor. Bu nedenle de gerçekten kamunun etkinlik ve verimlilik bazında yeniden yapılandırılması son derece önemli. Şimdi özelleştirmeyle ilgili sizin örnek verdiğiniz, evet, dünya piyasalarındaki durgunluğu aşmak amacıyla, işte POAŞ, TÜPRAŞ, Ziraat Bankası, PETKİM gibi piyasa değeri olan kuruluşların hisselerinden oluşan bir sepet önerisini daha önce yapmıştık. Bundaki şeyimiz şuydu; biliyorsunuz özelleştirmeyle ilgili özellikle son iki yıldır uluslararası piyasalarda uygun bir ortam malesef söz konusu değil. Hem dünya piyasalarında ortaya çıkan krizden, hem özellikle son Amerika borsalarında Amerikadan yayılan ve muhasebe sıkandallarıyla tüm dünyayı çevreleyen güven ortamını da ciddi bir biçimde bozan gelişmeler ne yazık ki uluslararası piyasa koşullarında arz yapabilme imkanımızı hemen hemen elimizden aldı. Öbür taraftan elimizde çok değer ifade ettiğini düşündüğümüz Telekom gibi çok önemli bir kuruluşumuz, yıllardır satamadığımız kuruluşumuz. Telekom piyasasındaki doygunluğa baktığınız zaman onun da hem blok satış, hem halka arz yoluyla satışının hemen hemen bu imkanın ortada kalmadığını görüyoruz. Bu nedenle bizim orda yaptığımız, çözüm için yeniden yapılanma programında yaptığımız, bu sıkıntıları ve uluslararası piyasalardaki olumsuz koşulları aşacak birtakım finans tekniklerini kullanma önerisiydi. Bu nedenle hisse senedine, çevrilebilir tahvil ihraçları yoluyla bu kuruluşların daha şey hale getirilmesi, sağlamlaştırılması, aynı zamanda saydamlaştırılması mümkün olur mu sorusuna verdiğimiz bir cevaptı. Bundan sonra da zannediyorum elimizde kalacak en önemli araçlardan birisi bu olacaktır. Çünkü 2003 yılında uluslararası piyasaların ve sermaye piyasasının çok uygun bir altyapı oluşturacağını düşünmüyorum. Ancak bu özelleştirmeyle ilgili bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Özelleştirmede gerekli adımları atmadan önce mutlaka ve mutlaka özelleştirme yasasını değiştirmemiz gerekiyor. Özelleştirmede özellikle öncelikleri ters düz etmemiz gerekiyor. Biz şimdiye kadar özelleştirmede öncelik olarak hep fiyata odaklandık. En yüksek fiyatı verene verdik. Ve bunun ne kadar yanlış bir özelleştirme olduğunu, sanıyorum kötü bir biçimde anladık. Çünkü bu yöntemle özelleştirdiğimiz kuruluşların hepsi bir biçimde daha fazla zararla tekrar devletin kucağına geri geldiler. Ve biz bunların zararlarını kapatmak ve bu zararları milli gelir içinde eritmek durumunda kaldık. Bakın tasarruf mevduat sigorta fonundaki bazı bankalar daha önce özeleştirdiğimiz ama daha büyük zararlarla yara aldığımız bankalardı. Başka ülkelerde de bu böyle olmuştur. Şimdi özelleştirmede bu nedenle yeni yasada öncelikleri mutlaka değiştirmemiz gerekiyor. Bunun için öncelikle özelleştirmede arayacağımız şeyler iş planı, yatırım planı, bu alanda deneyiminin olup olmadığı, rekabet gücünü kazandıracak bir yatırımı yapıp yapmayacağı, bütün bu istihdam planı, bütün bunları aldıktan sonra fiyat çok altlarda gelen bir unsur olmalı. Hatta belki de iş planı, yatırım planı, istihdam planı, etkinlik planı, bütün bunları aldıktan, bunlarla tatmin olduğunuz zaman, gerekirse işletme sermayesi takviyesiyle dahi bu kuruluşları özelleştirmeniz gerekiyor. Bizim yapmak istediğimiz şey bu.
CNBC-e: Hem az önceki soruya ek hem de bir izleyici sorusu.. Sermaye piyasalarının geliştirilmesi, derinleştirilmesi denmişti, yeni enstrümanlar, yeni metodlar neler düşünüyorsunuz efendim..?
Nesrin Nas: Şimdi bir kısım teknik kısımları söyledim. Yani işte çevrilebilir tahvil ihraçlarıyla bir yandan kamudaki kuruluşları sermaye piyasalarına getirerek sermaye piyasalarının arz yönünü güçlendirme söz konusu ama sermaye piyasalarında en temel sorunlarımızdan bir tanesi bizim kurumsal fonlarımızın olmayışıdır. Kurumsal fonlar konusunda ne yazık ki çok geç kaldık. Özel emeklilik yasasını çok geç çıkardık. Çıkardığımız zaman da yeterli vergi tespitlerini malesef bütçe kısıtlayıp, izlemek zorunda olduğumuz faiz dışı fazla hedefi nedeniyle yeterli vergi teşviğiyle çıkaramadık. Bir kere özel emeklilik fonları ve kurumsal fonlar son derece önemli. Bu iki nedenle çok önemli. Bir; sermaye piyasalarımızı derinleştirme açısından önemli. Sermaye piyasalarınızı derinleştirdiğiniz zaman sermayeyi tabana yayma ve daha eşitlikçi bir dağığlım sağlama açısından son derece önemli. Ama bir başka pencereden baktığınız zaman, borç yönetimi açısından da, kamu borç yönetimi açısından da son derece önemli. Türkiyede sadece borçlarımızın miktarı değil, borçlarımızın yapısı da bizim için en büyük problem. Yani kısa vadeli olması, kısa vadeli olmasının getirdiği baskılardır. Bu nedenle kurumsal fonların ve sermaye piyasalarının kurumsal fonlar yoluyla geliştirilmesi, derinleştirilmesi, borcun vadesinin uzatılması açısından da son derece önemli. Sadece kamudaki borçlar değil, özel sektör açısından da sermaye piyasalarının derinleştirilmesi çok önemli. Baktığınız zaman sermaye piyasalarını özel sektör hemen hemen çok sınırlı bir biçimde kullanmaktadır. Oysa sermaye piyasaları özel sektör işletmeleri için de uzun vadeli kaynak demektir. Tabi bir başka şey de şu; sermaye piyasalarının derinleştirilmesi açısından cooperate sektöre mutlaka el atılması gerekir. Saydamlaştırılması gerekiyor. Yani saydamlaştırma dediğiniz zaman işte bilgi altyapısının, muhasebe altyapısının gerçekten anlaşılır, açık ve şeffaf hale getirilmesi gerekiyor.
CNBC-e: Ben aslında şunu da merak ediyorum, hakikaten çok doğru bir nokta olduğunu düşünüyorum, ben de size katılıyorum. Fonlar, yani kurumsal yatırımcılar bizim piyasamız açısından son derece önemli. Peki fonların, kurumsal yatırımcıların ve aynı zamanda bireysel yatırımcıların önümüzdeki yıllarda siz iktidara geldiğiniz zaman borsaya gelmesi için ne tür teşvikler yapmayı planlıyorsunuz? Örneğin vergi konusu...
Nesrin Nas: Bu konudaki teşviklerin en bilineni vergi teşvikleri. Zaten yani yönlendirme açısından en önemli olan husus bu. Şimdi vergi teşvikleri konusunda öncelikle özel emeklilik fonları ve kurumsal fonlar konusunda mevcut getirdiğimiz teşviklerin kapsamını daha da genişletme, özellikle bunların ilk katılım süreci dikkate alındığında katılım aşamasını özendirecek bir yapıya kavuşturulması açısından getirilecek, düzenlenecek vergi düzenlemeleri planımızda zaten programımızda da yer almakta.
Mustafa Sönmez: Borç yükünün çevrilmesi, IMF kaynaklarının sınırına gelindiğine göre 2003 yılı içinde, bir dış kaynak olarak acaba ANAP ne tür çözümler öngörüyor? IMFle yeniden bir kaynak akışını sağlayabilecek program ihtimali var mı?
Nesrin Nas: Şimdi IMFle yeniden kaynak akışını sağlayacak bir program ihtimali var mı? Bu soruya ne yazık ki şu anda cevap verebilmem açıkçası mümkün değil. IMFle, biliyorsunuz Türkiye IMFten 30 milyar dolardan biraz fazla kaynak kullandı uyguladığımız ve titizlikle uyguladığımız bir program söz konusu. Bu program çerçevesinde borçların yapısına ve borçların çevrilebilirliğine baktığımız zaman 2003te açıkçası çok büyük bir problem görülmüyor. Bu nedenle IMFle yeni bir kaynak paketiyle ilgili masaya oturma gibi bir şey şu anda söz konusu değil. Ancak programın detayları konusunda mutlaka bazı hususların yeniden gözden geçirilmesinde önceliklerin değiştirilmesinde bir miktar İMFyle yeniden tartışmak gerektiği konusunda sizinle biz de hem fikiriz. Özellikle biliyorsunuz şu ana kadar biz bir büyümeye çok şey yaptık. Ama bir de işin kalkınma boyutu var. Özellikle insani kalkınma boyutu son derece önemli. Artık uluslararası kuruluşlar da işin bu boyutunun ne kadar önemli olduğunu, insani kalkınma boyutu ihmal edilen programların ne kadar yüklü yardım paketleri içerirlerse içersinler, çok da başarılı olamadıklarını dünyadaki diğer ülkelerin deneyimleriyle görmüş durumdalar. Biz de bunun çok açık bir biçimde farkındayız. Bu nedenle insani kalkınma boyutunu içeren, yani sosyal tarafını dikkate alan, külfeti daha başka bir şekilde paylaştırmayı esas alan bir öncelikler tartışması yapmak durumundayız.
CNBC-e: Evet, esasında konuyla ilgili aklıma başka bir soru da geliyor. Önce onu sormak istiyorum. Şimdi Nesrin Hanım, siz sonuçta koalisyonun ortaklarından bir tanesiydiniz ve şu anda gündemdeki en moda terim belki de IMFle yeni bir anlaşma yapıldığında programın sosyal tarafına daha çok önem verilmesi. Zannediyorum ki bu programın geçen süre içerisinde en fazla zarar verdiği kesimin, toplumun geniş kesimleri olduğu anlaşılınca bu söylem daha fazla ortaya çıkmaya başladı. Koalisyonun üç ortağından da esasında böyle söylemler duyuyoruz. Niçin sosyal tarafı kamuyu daha büyük ilgilendiren tarafı daha önce bir pazarlık konusu yapmadı Türk hükümeti.. Daha sonra siz örneğin iktidara gelirseniz bunu yapmak için daha uygun şartlar mı olacak? Daha fazla mı pazarlık gücünüz olacak?
Nesrin Nas: Şimdi program uygulanmaya başladığında biliyorsunuz ilk başta kur çıpasıyla uygulamaya başladık. Yani programın kendi içinde belli bir tutarlılığı söz konusuydu. Ancak o süreç içinde özellikle yapısal reformları gerçekleştirmek konusunda koalisyon içinde çıkan uyumsuzluk, gerekli adımların atılması konusundaki tereddütler kur çıpası programından bizim erken çıkmamızı ve dalgalı kur programına geçmemize yol açtı. Birinci öncelik olarak bu çerçevede yaşadığımız iki kriz nedeniyle borçların çevrilmesine ağırlığı verdiğimiz ve piyasaları sakinleştirme, piyasalarda bozulan güveni yeniden oluşturmaya verdiğimiz için açıkçası programın sosyal boyutu, insani kalkınma boyutu çok da fazla dikkate alınamadı, doğru, bu eleştirinize katılıyorum. Daha doğrusu, program tasarlanırken, bu tür programlar tasarlanırken programların öncelikle külfetleri de tasarlanır. Ve bu külfetlerin hangi kesimlerin üzerine bindirileceği başında planlanır ve o kesimlerle bunun pazarlığı, bunun tartışması yapılarak belli bir uzlaşma içinde bu programlarda yol alınabilir ancak. Bu iki krizin getirdiği sıkışma noktasından sonra bu noktaya geldik gibi görünmekle birlikte koalisyon içinde birinci önceliğimiz borçların çerilmesiydi, ikinci önceliğimiz de yapısal reformların hızlı bir biçimde çıkarılmasıydı. Yapısal reformlar konusunda biliyorsunuz koalisyon içinde çok ciddi sıkıntılar yaşadık, bunu itiraf etmek zorundayım. Bu sıkıntılar zaten sürdürülebilir büyümeye geçişi geciktirdi, sürdürülebilir büyümeye geçiş gecikince programın belli kesimler üzerindeki külfeti de ağırlaşmaya başladı. Şimdi bazı hususlarda da gerçekten zaman içinde bazı şeyleri anlayabiliyorsunuz, görebiliyorsunuz. Örneğin tarım kesimi.. Tarım kesiminin doğrudan gelir desteği programına kaydırılması son derece doğru bir karardı ve bunun çok yaygın bir biçimde uygulanması gerekir. Ancak bundan etkin sonucu alabilmeniz için orda da altyapıyı düzeltmeniz gerekiyor. Bir; toprak kanunu çıkarmanız gerekiyor. İki; tarım arazilerinin mülkiyet konusunu çözmeniz gerekiyor. Çünkü bizde mülkiyet bazında değil yani kiralama esasına göre tarım ağırlıklı olarak yapılıyor. İkincisi miras yoluyla tarımın, tarımsal toprakların giderek parçalanmasını önlemeniz gerekiyor aynen İngilterede olduğu gibi. Şimdi bütün bu altyapıyı düzenlemeden getirdiğiniz doğrudan gelir desteği ne yazık ki kızgın tavada bir damla yağ misali buharlaşıp gidiyor. Bu nedenle uygulama sürecinde gördüğümüz bazı eksiklikleri, bazı hataları bu süreç içinde yeniden ele alıyoruz. Ha muhtemelen tamamını da kavrayamamış olabiliriz. Ama burda yapmaya çalıştığımız, ANAP olarak yapmaya çalıştığımız şey şu; biz Türkler genellikle felaketleri bizzat yaşayarak ders alırız. Biz bu sefer felaketleri yaşayarak değil de durumu analiz ederek ve bundan sonuçlar çıkararak bir program oluşturmaya ve bundan bir ders çıkarmaya gayret ediyoruz.
CNBC-e: Nesrin Hanım, son sorum mali milatla ilgili olacak. Yakında başlayacak mali milat konusunda düşünceniz nedir? Bakış açınız nedir?
Nesrin Nas: Şimdi bakın bizim programımızda da çözüm için yeniden yapılanma programımızda da bu konudaki bakışımızı çok açık bir biçimde ortaya koymuştuk biliyorsunuz. Bizim ordaki çıkışımız şuydu; iki kriz nedeniyle bozulan dengeleri düzeltebilmek ve bir barışı tesis edebilmek açısından geniş kapsamlı bir af getirerek ve kaynakların sermayeye ilavesini teşvik edecek bir düzenleme yaparak burda bir barışı oluşturup ondan sonra yeni bir milat oluşturup ordan başlamak idi. Ancak bunu ne yazık ki gerçekleştiremedik. Bunun sadece bir parçasını, sermaye şirketlerine sermaye ilavesi, özkaynak ilavisini yaptıkları takdirde paralarının kaynağının sorulmayacağı, daha doğrusu bu kaynaktan hareketle vergi incelemesi yapılmayacağını öngören yasayı çıkardık. Ama bunu matrah artırımı ve stok affıyla destekleyemedik. Daha sonra Plan Bütçe Komisyonunda bunu düzenleyemedik. Ama en azından 2003 yılı başında yürürlüğe girecek olan mali milatta gelecek olan hükümetin daha rahat hareket etme imkanı bulabilmesi açısından 1 yıllık ertelemeyi öngördük. Ancak bunda muhalefetin sert direnciyle karşılaştık ve bunu yapamadık. Şimdi burda bizim amacımız şuydu; amacımız birilerini cezalandırmak ya da birilerini kayırmak olmamalı bu konuya bakarken. Ekonomiye kaynakları kazandırmak ve ekonominin mali altyapısını güçlendirmek olmalı. Yani işte sermaye şirketleriyle ilgili çıkardığınız şeyde de asıl olarak burdan hareket ettik. Kaynakları ekonomiye aktarmak ve ekononin mali altyapısını güçlendirmek. Ve işletmelerin öz kaynaklarının güçlendirilmesini amaçladık. Şimdi bunda da öngördüğümüz şey bu. Malesef 2003 yılı başında yürürlüğe girecek. Ancak ben bu arada yeni gelen hükümetle ilgili bir zamanın olduğunu düşünüyorum ama biz eğer gelirsek, hükümette yer alırsak, mali miladı 1 yıl ertelemeyi ama o 1 yıllık süre içinde de gerekli düzenlemeyi yapıp ondan sonra nerden buldunu yürürlüğe koymayı düşünüyoruz. Bakın nerden buldun önemli. Yani bunun kaldırılması diye bir şey söz konusu değil. Asla böyle bir düşüncemiz de yok. Bireylerin, kurumların, insanların kazandıkları paranın kaynağıyla ilgili hesabı mutlaka verebilmeleri lazım. Bu nedenle nerden buldun gerçekten önemli. Yani ekonominin kayda alınması açısından son derece önemli. Bir başka nedenle de önemli. Türkiyeye baktığınız zaman Türkiyede gördüğünüz manzara şudur; yani Türkiyede önemli bir sorun, bireylerin zengin, işletmelerin fakir olmasıdır. Bu nedenle de son derece önemli bu vergi barışını sağlayabilmek ve öz kaynak takviyesini yapmaya imkan sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirmek. Bu açılardan biz yaklaşıyoruz. İlk geldiğimizde yapılacak tek şeylerdir mali miladın uygulanmasının 1 sene ertelenmesi ve o arada gerekli düzenlemelerin, altyapının ona göre düzenlenmesidir.
CNBC-e: Sayın Nas çok teşekkür ederiz efendim yayınımıza katıldığınız ve sorularımızı yanıtladığınız için. Kolay gelsin diyelim size seçim kampanyanızda.
Nesrin Nas: Teşekkür ederim. |
|