Home page
Haber Menüsü


Güncelleme: 12:56 TS 17 Ağu., 2002
Ankara
Deniz Baykal, Seçim Meydanı’na konuk oldu

Ali Kırca: Mutlu akşamlar efendim, Seçim Meydanı’na hoşgeldiniz. Seçim Meydanı’nın bu akşamki konuğu CHP Genel Başkanı Deniz Baykal. Sevgili seyirciler Deniz Baykal bizim daha önce planladığımız biçimde Seçim Meydanı’nın konuğu aynı zamanda bugünün, dünün de gündemdeki adamı ve o anlamda da söyleyecekleri son derece önemli bu akşam. Yine TESK binasında, yine TBMM’nin karşısında yayınımıza devam ediyoruz. Deniz Baykal bir dönem uzak kaldığı TBMM’nin karşısında bizimle birlikte. Hoşgeldiniz efendim.
       
       Deniz Baykal: Çok teşekkür ediyorum.
       
       Ali Kırca: Yorucu da bir yolculuktan geldiniz ve çok erken saatlerde artık kamuoyu otobüslerin kaçta kalktığını, nereye gittiğini yani bir başka vesile ile böyle siyasetle özleştirerek bir otobüs yolculuğu yaptınız bugün. Şimdi kısacık gelişmeleri herkes biliyor ama özetleyelim. Sayın Baykal önceki gün “gelsin diğer partiler bizim çatımız altında birleşsin” dedi. Sayın Kemal Derviş bunu heycanla karşıladı ve Sayın Derviş dün kameraların karşısına geçti ve Türk-İş binasında “YTP’ye katılmayacağını” söyledi CHP’ye katılacağı yolunda da somut bir işaret yada süre vermedi ama CHP’ye yakın bir durumda ima etti. Adresi de CHP olarak gösterdi solda birleşme için. Bütün bunlar aslında dünkü gelişme Sayın Baykal’ın tamamen dışında gerçekleşti ama dışında gerçekleşen bu gelişme nedeniyle CHP’ye doğru bir rüzgarın estiği görüldü ve bugün Sayın Baykal az önce de söylediğimiz gibi saat 05’de Hacı Bektaş törenleri için yola çıktı. Dün yaptığı açıklamada da dedi ki “Bizim otobüsümüz sabah 05’de kalkıyor, isteyen gelir otobüste yerini alır” isteyenden kasıt tabi soldaki diğer partiler ve onların liderleri ve yöneticileriydi. Önce Sayın Baykal’a sorum otobosünüz saatinde kalktı ama beklediğiniz yolcular içinde var mıydı?
       
       Deniz Baykal: Tabi bu otobüs şakasının doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Yani bazıları bunu çok ciddiye aldılar sanki otobüste randevu remişiz, otobüste mutlaka o saatte harkesin fiilin katılması gerekirmiş gibi bir bekleyiş içine girdiler. Bu tabi doğru değildi bu bir şakaydı. Yani CHP ile özdeşleşme eyemi içinde olan insanlar için bir hatırlatma niteliğindeydi, bir simgesel anlamı vardı otobüs kalkışının. O bakımdan diğer arkadaşlarımızın o saatte otobüste fiilen yerlerini alacaklarını tahmin etmiyorduk, beklemiyorduk. Ama bu bir çağrı niteliği ve bir değerlendirmeydi. Fakat birden bire gördük ki gerçekten bir takım insanlar fiilen otobüs kalkışında yer almak için gelmişler, o arkadaşlarımızla temas kurduk dedik “onları sonra konuşuruz, durun bakalım”
       
       Ali Kırca: Kim onlar?
       
       Deniz Baykal: Bazı arkadaşlarımız, bazı milletvekilleri. Yani bunu “biz önemsiyoruz ve ciddi aldık ve yerimizi almak istiyoruz” dediler.
       
       Ali Kırca: Hangi partilerden?
       
       Deniz Baykal: Şimdi ayrıntılara girmek istemiyorum. Biz onu bir partiler arası ilişkileri sarsacak bir olay haline getirmek istemiyoruz, iyi niyetle bir değerlendirme yapmak istedik. Tabi bu çağrı Sayın Derviş’eydi. Sayın Derviş manen arabanın içindeydi. Yani onun daha önceden kararlaştırılmış özel programı dolayısıyla İstanbul’a gitmesi gerekiyordu. Ama o otobüsün içinde...
       
       Ali Kırca: Çünkü bundan eminmisiniz çünkü YTP’de emindi daha önce.
       
       Deniz Baykal: Şu anda kusur bulmak için fazla bir neden görmüyorum. Siz sunarken de belli...
       
       Ali Kırca: YTP de bir hafta önce burda yine sizin oturduğunuz koltukta otururken son derece emin bir ifadeyle Sayın Derviş’in kendileriyle birlikte olduğunu söyledi, defalarca sordum “hiç bir sorun yok” dedi “sora sora sorun haline getireceksiniz” dedi dedi hatt o da ve “Sorun yok” dedi. Onun için siz de emin misiniz diye sormak...
       
       Deniz Baykal: Benim özel bir tereddütüm, özel bir kaygım yok. Ben iyi niyetle gelişmelerin doğal mecrasında akacağını ve Sayın Derviş’le birlikte siyaset yapacağımızı düşünüyoruz. Bunun tersini düşünmemiz gerektiren her hangi bir işaret görmedim.
       
       Ali Kırca: Sayın Baykal Sayın Derviş’in bir arayış sürecinden sonra CHP’yi tercih etmesinin temelde nedenleri nedir? Daha önce görüşmeleriniz oldu, size de geldi, ikili temaslarınız oldu. O temaslar sırasında Sayın Derviş’in böyle bir karar vereceğini sezmiş miydiniz, neden CHP’yi tercih etti yada o tercihin altında yatan sadece kamuoyu yoklamalarında barajı geçebilecek gibi görünen sol kanattaki partinin CHP olmasından dolayısıyla garanti bir parti olmasından mı kaynaklanıyor?
       
       Deniz Baykal: Geçebilecek gibi görünen ifadeyi çiziyorum.
       
       Ali Kırca: Biz her şeyi ihtiyatlı söylüyorum çünkü onunla rakam verilir.
       
       Deniz Baykal: O rakamlar tabi son zamanlarda çok rakam üretiliyor...
       
       Ali Kırca: Yani kamuoyu...
       
       Deniz Baykal: Buralarda bunları konuşmanın anlamı yok. Burada ben CHP’nin iktidar hazırlığı konusunda konuşmak istiyorum. İşi bir partiler, kişiler arası ilişkiler tartışmasına yararlı olmaz çünkü toplum da bunu bekliyor. Neden CHP’yi seçti tabi bu sorunun cevabı kendisidir ama benim kafamda Sayın Derviş’in konumundaki birisinin CHP dışında bir tercih yapabilmesine yönelik hiç bir ihtimal, hiç bir zaman olmadı. Öyle söylentiler duydum, o ihtimal vardı, temaslar kuruluyordu, öyle değerlendirilmeler yapılıyordu.
       
       Ali Kırca: Partisi ile tırnak içinde nikahlı iken dahi mi?
       
       Deniz Baykal: Çünkü akıl, mantık, sağ duyu, sorumluluk ve Kemal Derviş’in çok önem verdiği ve söylediği hedef eğer gerçekten ciddi olarak duruyorsa yani sosyal demokrat dünyayı en etkili şekilde toparlamak, bütünleştirmek iddiası gerçekten önemliyse başka hiç bir çare yok bu CHP’de olur. Yani CHP’nin dışında bir tercih yapmış olması solun bütünleşmesine dağil solun dağılmasına katkıda olurdu. Yani Sayın Derviş’in YTP’ye yönelik tercih yapmış olması CHP’yi bir büyük siyasi güç olmaktan çıkarmaz. Çünkü bugün CHP’nin bulunduğu nokta Sayın Derviş’in bizimle ilişki kurmadan önceki durumda oluşmuş bir noktadır, bu nokta çok ciddi noktadır.
       
       Ali Kırca: Yani tabanın desteğini mi kast ediyorsunuz durduğu nokta olarak?
       
       Deniz Baykal: Bu son dönemde partileri iş birliğine zorlamak için üretilmişleri kast etmiyorum. Gerçekten çok önce ciddiyetle yapılmış olan araştırmalar. Bu ortamdan, bu son dönemden yönlendirme çabasında olan araştırmalardan değil gerçekten iyi niyetle bunu merak etmek üzere bir birinden çok farklı kuruluşların yaptığı araştırmalardan söz ediyorum. O araştırmaların çok ortaya koyduğu bir gerçek var CHP Türkiye’de iktidar için yarışan Türkiye’de iki önemli partiden biridir, bu ortadadır. Şimdi bu gerçek ortada ve bu gerçeğe biz bugünkü CHP olarak gelmişiz.
  Liderler Seçim Meydanı'nda
YTP lideri İsmail Cem
AKP lideri Tayyip Erdoğan
ANAP lideri Mesut Yılmaz
DTP lideri Mehmet Ali Bayar
SP lideri Recai Kutan
DSP lideri Bülent Ecevit
CHP lideri Deniz Baykal
DYP Lideri Tansu Çiller
CHP'li Kemal Derviş
MHP Lideri Devlet Bahçeli
Bu gerçek Sayın Derviş’in bu DSP’den kopan bir grup arkadaşın kurduğu partiye değişmez bu aynen öyle kalır ve biz seçime doğru önümüzdeki üç ay içnide bunu daha da artırma imkanını elde edebiliriz. Yani bu burada var olmaya eder. Orası ne hale gelir ama bu ortadan kalkmaz. Buna karşılık Sayın Derviş’in CHP yönünde bir tercih yapmış olması bu büyük sosyal demokrat birikimi çok daha iyi noktaya taşır, toplumda partiye biraz dikkatli, mesafeli duran kesimleri rahatlatır, ferahlatır ve onların CHP’ye sahip çıkma eğlimini çok yüksek bir düzeye getirir. Buna karşılık DSP’den ayrılan bir grup arkadaşımızın oluşturduğu partinin anlamdaki solu dağıtma potansiyelinin ortadan kalkaması sonucunu da doğurur, çok açık bir tablodur bu. Bu talidi gören bir insanın solu bütünleştirmeyi, sosyal demokrasiyi birleştirmeyi düşünüyorsa ve bu partileri bir araya getirmek imkanı eğer kalmamışsa yada bu bulunamamış ise ve siyasete devam etmek istiyorsa yapacağı tek bir iş vardır bireysel tercihini bir partiler arası beraberliği sağlamaya çalışıyor onun için herkesle yakın ilişki kuruyordu, herkesi ikna etmeye çalışıyordu. Ben bu konudaki içtenliğini ve çabasını. Bu gayreti gösterdi ama hiç bir zaman o solu dağatacak hareketin içinde yer alması sorumluluğunu içine sindiremezdi diye düşünürdüm çünkü onun amacı solu olabildiğince güçlü hale getirmektir ve büyük bir sosyal demokrat oluşum ortaya koymaktı ve konulabileceği bir tane parti var, CHP’dir. CHP’nin konumu, durumu, geldiği nokta, daha ileri gidebileceği nokta, tablo çok açıktır. Sayın Derviş’in buna çok ciddi katkı yapma şansı vardır. Bu katkı sadece CHP’ye bir katkı değil Sosyal Demokrasi’yi bütünleştirmeye yönelik bir katkıdır, bu öyle olacaktır, sonuç oyle olacaktır bunu o zaman da görüyorduk. Fakat şu sırada bu ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye karar alma sürecine girmiştir ve Türkiye’deki siyasi tıkanıklık kaygıları ortadan kalkmaya başlamıştır, Türkiye’de çok cidd ibir şekilde Kemal Derviş’in CHP’ye katılışı ile daha da hızlanan bir yep yeni siyasi oluşum vardır, bunun olacağı belliydi, şimdi bu olmaya başlamıştır. Bunu Sayın Derviş görüyordu, görmeliydi ve mecbur kalırsa iki partiden birisini tercih etmek zorunda kalırsa doğal sonuç buydu. Bir de şu ortaya çıktı DSP’den ayrılan arkadaşlarımızın kurduğu parti yönetimi “bu birleşmenin bir anlamı yok” dedi, “biz bu işle megul değiliz, umrumda bu birleşme konuları biz aldık gidiyoruz” dedi. Tabi bu her türlü gerçekçilikten uzak bir yaklaşımdı. Bu Sayın Derviş’i ciddi şekilde tedirgin etmiş olmalıdır çünkü onun derdi bütünleştirmekti, biz bütünleşmeye inanıyoruz, bütünleşmeye bizim dışımızda bazılarının katkı yapabileceğini görüyoruz ve o katkıyı arıyoruz, istiyoruz. Bu katkı Sayın Derviş’in katkısıdır, onun dışında katkı yapabilecek değişik çevreler vardır, unsurlar vardır.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş önce DSP’den bazı kopmaların Sayın Özkan ve Sayın Cem ile birlikte Sayın Ecevit’in değimi ile “öncüsü oldu” o girişimlerin başındaki kişilerden biriydi. Neden başlangıçta Yeni Türki Partisi gibi. O da bir bölünmedir, DSP bölünmüş oldu sol şu anda üç parça. Neden başlangıçta doğrudan doğruya CHP’ye gelmedi de DSP’nin bölünmesiyle yol açan gelişmelerin içinde yer aldı.
       
       Deniz Baykal: Bunları tabi ben bilemem, bu işlerin tamamen dışındayım. Biz tamamen farklı bir konumdayız.
       
       Ali Kırca: Sizi ilgilendiren yanı şu: neden başta sizi tercih etmedi?
       
       Deniz Baykal: bizi tercih etme noktasında değildi. Biz çok daha önceden tutarlı bir şekilde bir şey söyledik hükümetten ayrılır...
       
       Ali Kırca: Sizin sözünüzü ettiğiniz kamuoyu yoklamaları gerçektir ben de kabul ediyorum. Solu kucaklayabilecek bir parti adresi olarak...
       
       Deniz Baykal: Ben başka bir şey söylüyorum. Sayın Derviş bir partiye geçme noktasına gelerek siyasi harekete geçmek; o hükümetin içindeydi, hükümetin içinde devam ediyordu ve sorunlar ortaya çıkmaya başladı, hükümet karar alamaz hale geldi özellikle Avrupa Birliği konularında. Sayın Başbakan’ın sağlık sorunu hükümetin geleceği ile ilgili kaygılar doğurdu. Bu ekonomiye olumsuz yansımaya başladı, programın başarısını tesir eder bir tablo ortaya çıktı. Bütün bunlar bir arayışa yöneltti oradaki bazı insanları ve bu arada belki Sayın Derviş’i. Bu ortamda yeni bir hükümet arayışı istikametinde kopmalar oldu. Yani o kopmalar ayrı bir parti kurmaya yönelik bir kopma değil hükümeti değiştirmeye yönelik, daha üretken, daha verimli olumsuz programa etki getirmeyecek bir hükümet oluşturma gayretiyle her halde ilgiliydi. Ama daha sonra Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamasıyla erken seçim kararı alındı. Erken seçim kararı alınınca yeni hükümet arayışı gündemden düştü ordaki insanlar; aralarındaki ilişkileri bilemiyorum bir partileşme doğrultusuna doğru yöneldiler. Bu konuda Sayın Derviş’in tercihi neydi bunları bilemem, bu ayrıntıları. Bunlar çok da önemli değil yani Türkiye’yi bunlarla meşgul etmenin fazla anlamı da yok. Yani bir süreç yaşandı, hükümet ciddi bir sarsıntı geçirdi. Bunda şaşıracak bir şey de yoktur Sayın Kırca. Yani Türkiye allak, bullak olmuş, Türkiye olağan üstü bir krizin içine sürüklenmiş, iki milyon insan işini kaybetmiş, üç yüz bin iş yeri kapanmış, Türkiye’nin gayri safi milli hasılası elli iki milyar dolar azalmış, Türkiye’de herkesin borçları artmış, iki lokması olanın bir lokması gitmiş, bir lokması olanın yarım lokması gitmiş, insanlar yarınlara kaygı duyar hale gelmişler, yoksullaşmışlar, açlık sorunu çok büyük sorun haline gelmiş Türkiye’de ekonomi allak bullak, tarım perişan, çiftçi berişan, esnaf perişan, sanayici perişan. Bu ortamda siyasetin çalkantısız olduğu gibi huzur içinde varlığını götürebileceğini beklemek mümkün değildir. Siyaset kargaşaya girdi, hükümet dağıldı, parçalandı, partiler bölündü, daha siyaset planında gerçekleşicek olan değişimler sadece bunlardan da ibaret de değildir. Seçimden sonra asıl çok büyük bir değişim ortaya çıkacaktır. Alt üst oluş ekonomide yaşandı, sosyal yaşamda ortaya çıktı, orta sınıf çözüldü, dağıldı ve şimdi siyaset allak bullak olacaktır. Alt üst olma süreci siyasettedir, şimdi bunlar geçiş aşamaları hafif öncü dalgaları...
       
       Ali Kırca: Ne yönde olucak siyaset biraz açar mısınız?
       
       Deniz Baykal: Çok köklü bir değişim yaşanacak her halde seçimlerde. Siyasi harita, siyasi çok ciddi bir şekilde değişecek.
       
       Ali Kırca: Peki şimdi bu ittifak özellikle sizden baktık olaya, Sayın Derviş açısından. Bir de sizin çağrınız açısından bakalım çünkü burda gelen sayısız e-maillerde; ben bunları sonradan ileticem zaten. Ortak noktalar şu: şimdi diyorlar ki “Sayıny Baykal bir birleşme çağrısı yaptı ve Sayın Derviş’de buna heycanla koştu. Ama Sayın Baykal’ın birleşme çağrısı gerçek anlamda bir birleşme çağrısından çok gelin bizim çatımız altında birleşin” yani işte bir parti var burda CHP var, CHP barajı geçebileceği de belli bir parti ve birleşmek isteyen gelir bizim çatımız altına girer. Sayın Derviş bunu belki ittifak gibi yorumladı ama bize gelen e-maillerin çoğu diyor ki “bu birleşmeden çok CHP’ye herkesin normal üye olmasıdır, katılmasıdır” oysa diyorlar “ortada üç tane parti var, öyle yada böyle üç tane siyasal hürriyetleri, kimlikleri olan partiler var. Eğer bu partiler arasında gerçekten bir birleşme olacaksa, bu birleşme şartı gerçekten samimi bir çağrı ise o zaman liderlik konumlarını da ortaya koyarak bir ciddi görüşme yapılarak partiler arasında ondan sonra bir birleşmenin olması sağlanamaz mıydı?”
       
       Deniz Baykal: Şimdi bunların hepsi bir meleklerin cinsiyeti gibi tartışmalar. Hepsi mümkündür, hepsi tartışılabilir, bir anlamı da vardır. Ama Türkiye’de saat 11:55 seçim kararı alınmıştır, seçim takvimi işlemeye başlamış, Türkiye’de kamu çalışanları istifa etmişler, görevlerinden istifa etmişler. Hangi yöntemle adayların belirleneceğine ilişkin tercihlerini, partilerin yetkili organları yapmışlar, yüksek seçim kuruluna bildirmişler. “Falan yerde seçim yapacağız, falan yerde merkez yoklaması yapacağız” diye. Çark dönmeye başlamış yani Fatih İstanbul’u kuşatmış, surları bombalamaya başlamış, surların üzerine çıkmaya başlamış Osmanlı erleri ve böyle bir noktada kilisede “vay melekler erkek midir, dişimidir” tartışması ne kadar anlamlıysa bu noktada da...
       
       Ali Kırca: Yüzlerce sorunun ortak noktası bu. Neden böyle davet etmediniz yani şöyle bir şey: “Ben Deniz Baykal, CHP Genel Başkanı’yım ama Türkiye şu anda çok sıkışık noktada, zaman da dar, benim genel başkanlığım da önemli değil, sizin genel başkanlığınız da önemli değil. Önemli olan bu hareketin tek bir çatı altında buluşması, birleşmesi ve seçimlere umut veren bir heycan dalgası halinde gitmesidir” Ama bu yapılmadı. “Biz yönetimimizi kuruyoruz gelin buraya girin” neticede somut olarak çağrınızın anlamı budur.
       
       Deniz Baykal: Bunun ne sakıncası vardır? Yani bunu kabul eden eder, etmeyen etmez. Bakın Sayın Derviş kabul etmiştir, birlikte yola çıkmıştır.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş parti değil ama.
       
       Deniz Baykal: Parti değil ama bir kişi, bir güç. Amaç partiler konfederasyonu kurmak değil Sayın Kırca. Amaç Türkiye’de 4 Kasım’dan sonraki etkin bir uygulama yapacak bir siyasi oluşumu ortaya koymak. Bu siyasi oluşumu ortaya koymak kendisine parti diyen son şu kadar süre içinde ortaya çıkmış olanlar da dahil olmak üzere tümünü bir araya getirip bir konfederatif yapı oluşturup “işte biz en büyük parti oluşum” diye çıkmak değildir. Bununla sonuç almak mümkün değil, bunlar çok denenildi Türkiye’de. Yani Türkiye’de önemli olan büyük siyasi oluşum gerçekleştirmek ve büyük siyasi oluşum gerçekleştirmek için Sayın Derviş’in o parti dediğiniz oluşumların hepsinden belki daha fazla katkı yapma şansı vardır. Yani o oluşumu gerçekleştirmeye, onun verebileceği katkı siyasi partilere göre otuz küsür kurucu ile oluşturulmuş olan partilerden daha fazla.
       
       Ali Kırca: Nedir Derviş’in gücü, nasıl katkı yapabilir?
       
       Deniz Baykal: Toplumda bir dilgi mihrakıdır, bir güven unsurudur ve bütün kamuoyu araştırmaları da kanıtlıyorki onun Türkiye siyasetine yönelik alacağı karar önemli olacaktır ve şimdi de bu karardan sonra zaten Türkiye’de çok ciddi bir şeklide etkilenmiştir. Amaç budur, amaç evcilik oynar gibi partiler arasında uzlaşma, işbirliği yapacağız diye sonsuz müzakereler labiranti içinde “o genel başkanlık verdi, bu parti çatısı verdi” onların bir anlamı yok. “Bu ittifak değil, intihak” diyorsunuz. Evet biz intihaka çağırdık. Evet efendim onu söylüyorum kabul eden eder.
       
       Ali Kırca: Kabul etmiyorlar.
       
       Deniz Baykal: Etmemenin ne anlama geldiğini 4 Kasım sabahı görürüz, anlatabiliyorum. Etmemenin ne anlama geldiğini 4 Kasım sabahı görürürüz. Yani bu başka bir şey olayı partiler arası bir ittifak...
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş ki bir hafta öncesine kadar tercihi YTP idi ve YTP’ye katılsaydı ve size gelip “çağrı yapıyoruz, gelsin CHP ve Genel Başkanı Baykal YTP saflarına katılsın” deseydi gider miydiniz?
       
       Deniz Baykal: Sayın Kırca bunların hepsi hipotetik, anlamı kaybolmuş, bugün yaşadığımız tabloyu hiç ilgilendirmeyen farazi yaklaşımlar. Ortadaki tablo şudur: Türkiye’de sosyal demokrasi ciddi bir ivme kazanmaya başlamıştır bir süredir. İktidardaki parti olarak DSP çok büyük bir güç kaybına uğramıştır. DSP’den ayrılan arkadaşlarımızın oluşturdukları siyasi parti belli bir medya desteği ile bir süre ilgi çekici bir görüntü vermiştir ama bir süre sonra siyasi doğrultusu belirsiz hale gelmeye başlamıştır. Sağda mıdır, solda mıdır, partinin yöneticileri kararlarını alabilmiş değillerdir. Parti yöneticisine göre farklı değerlendirmeler yapılır haldedir ve ciddi bir tereddüt orayla ilgili ortaya çıkmıştır. Oradan çok büyük atılım yapma imkanı olmadığı izlenimi en azından belli çevrelerden ortaya çıkmıştır, yapay bir medya desteği ile sonuç alınmayacağı bundan önceki çeşitli denemelerle görülmüştür. YDH denemesi vardır.
  Partilerin ekonomik hedefleri
SP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş
AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül
DYP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez
ANAP İstanbul Milletvekili Nesrin Nas
YTP Bilim Kurulu Üyesi Orhan Güvenen
MHP'li Sanayi ve Ticaret Bakanı Kenan Tanrıkulu
DSP'li Devlet Bakanı Masum Türker

        Olağan üstü bir medya desteği ve ondan sonra sonuç ortadadır. Bu tablo karşısında bir de CHP gerçeği vardır, CHP kendi tırnaklarıyla kazıyarak, kendi çabasıyla bir süreden beri verdiği mücadeleyle Türkiye’de hızla yükselen bir siyasi parti konumuna gelmiştir. Bu Türkiye’nin görmemezlikten geleceği bir tablodur. Bu parti gelmiştir, bu çatı gelmiştir, bu liderlik, bu yönetim onu buraya getirmiştir ve önü açıktır yürümektedir ve böyle bir tablo var. “Dur bir dakika falan var, daha dün parti oldular hadi onlarla parti olarak konuşun, liderlik pazarlıgı yapın” bunlar ciddi anlamı yok. Bunların anlamı olup olmadığı 4 Kasım sabahı yaşar görürüz hepimiz de. Bu tablo içinde Kemal Derviş Türkiye’deki bu siyaset dünyasını, sosyal demokrat dünyanın saygın, etkin bir unsuru olarak ilgi çekiyordu ve o da durumu değerlendirdi. Gördü ki bunların hepsi maceradır, ilişkilerinin anlayışlarında da farklılıklar da ortaya çıktı ve bunda da ciddi bir manzara vardır. Bu ciddi manzaraya katkı vermesi halinde Türkiye’de tablo değişecektir, o kararı almıştır ve şimdi tablo değişmeye başlamıştır Sayın Kırca. Bugün CHP Türkiye’de iktidara aday bir parti konumundadır, ciddiyetle aday bir parti konudadır, önümüzdeki iktidarı belirleyecek temel güç haline şimdiden dönüşmeye başlamıştır, önümüzde yetmiş beş gün vardır ve bu süre içinde doğru açılımlar yapılır, doğru kucaklamalar gerçekleştirilir, doğru kadrolar seferber edilebilir, doğru politikalar ortaya konulur, somut çalışmalar, anlatabilirse ben inanıyorum önümüzdeki seçim Türkiye için bir kabus olmaktan çok rahatlıkla çıkar.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş’in hükümetteyken IMF programına ilişkin politikaları zaman zaman eleştirmiştiniz Sayın Derviş’i de eleştirmiştiniz. Bu ikisi bir arada nasıl gidecek, IMF politikalarıyla CHP’nin seçim sonrasındaki bağlantısı ne olucak bunlar var ama birden bire; sol kanatta yer alan siyasilerin her sene Hacı Bektaş’ı anma törenlerine ilgi gösterdiğini biliriz. Özellikle Alevi yurttaşlarımızın her sene çok büyük bir önem verdikleri törenlerdir, bütün Türkiye’den Hacı Bektaşlar kutlanır ama bütün Türkiye’deki Alevi yurtaşlarımızın gözü kulağı, hatta dünyadaki gözü kulağı ordadır. Böylelikle Alevi yurtaşlarımızın yıllardır devam eden sorunlarını gündeme getirme fırsatı da doğmuş olur. Bu iyi bir şey, bunu gündeme getirmek bu vesileyle. Ama acaba bir siyasi amaçla bunun kullanılması doğru mu olur, yani bir siyasi istismar konusu yapılıyor mu partilerin, liderlerin oraya gelip senede bir gün eğilmiş olmaları, bir de dünden sonra gördüğünüz ilgi nasıldı?
       
       Deniz Baykal: Bizim Hacı Bektaş törenlerinize gösterdiğimiz ilgi çok eski, köklü ve özel bir anlayışa dayalı değildi. Yani biz bir süreden beri kamuoyuna ısrarla vurgulamaya çalışıyoruz 13. Yüzyılımızı Türkiye’nin bir aydınlanma yılı olarak görüyoruz. Türk hümanizmasının aydınlanma çağının ortaya çıktığı yüz yıl olarak görüyoruz. Gerçekten 13. Yüzyılda çok önemli düşünürler var Hacı Bektaş Veli bunlardan biri ama sadece o değil o yüzyıl müthiş bir şey gerçekten ve düşünün 13. Yüzyıl Avrupa’nın en karanlık dönemi ve doğuda müthiş bir aydınlık dönemi. Bunu görmezlikten gelmek mümkün değil gerçekten. Yani bu bir mehsep, inanç meselesi kesinlikle değil. Yani Türkiye’de istiyorum ki herkes bu 13. Yüzyılın önemini anlasınlar. Yani Mevlana aynı şekilde, Yunus Emre şekilde , Edebali aynı şekilde, Hacı Bektaşı Veli aynı şekilde yani bütün bu dönemin insanları çok büyük insanlar. Yani Irk, cinsiyet, milliyet ayrımını aşmışlar. Düşünün 13. Yüzyılda Moğol istilası Anadolu’ya kadar uzanıyor Moğol istilasıyla Anadolu’da ne kadar medeniyet varsa hepsi yakılıyor, yıkılyor, talan ediliyor, ne genç, ne yaşlı, ne ihtiyar dinlenmiyor ve müthiş bir talan uygulaması var. Yine 13. Yüzyıl haçlı seferlerinin Anadolu’ya yöneldiği tarih. Ortaçağ anlayışını Anadolu’ya dayatmaya çalışıyor o zamanki Avrupa, Moğollar zulüm ve başka anlayışlarını egemen kılmaya çalışıyorlar. O dönemde orda bir takım insanlar çıkıyor ellerinde silah falan yok bu insanların. Bu insanlar eşitlik, kardeşlik, barış, sevgi, ilim, bilim, bunları söylüyorlar. Gerçekten çok çarpıcı bir tablo ve bu tablo dünyaya anlatılmamıştır. Son zamanlarda Danimarka’nın Dönem Başkanı Avrupa Birliği’nin şimdi ve aday ülkelere bir mektup yazdı dönem başkanı olduğu gün Türkiye’ye yazdığı mektubu; Hürriyet Gazetesinde yayınlandı bu. Önemli bir kısmı Mevlana metiyesiyle, yani Mevlana’yı Türkiye’nin Avrupalılaşma sürecinin bir büyük ismi diye görüyor, Türkiye’deki bazı aydınlarımızın zannettiği gibi gericiliğin düşüncesi değil Türkiye’nin Avrupalılaşmasının bir dayanağı, bir kültürel dayanağı diye görüyor ve söylüyor. Orhan Pamuk’dan, Yaşar Kemal’den bahsediyor ama önce Mevlana’dan giriş var. Bu döneme benim çok özel bir ilgim var çok büyük saygım var. Gerçekten de Hacı Bektaşi Veli çok önemli bir insan, çok büyük bir insan. Yani o ceylan ve aslan ikilemi ve sağında aslan, solunda ceylan tutuyor.
       
       Ali Kırca: Bir birini parçalayan değil böyle bir felsefe.
       
       Deniz Baykal: Sadece bu güzel fikirler değildir Hacı Bektaşi Veli’nin “gelin dergaha” dedim; dergahı gezerken görüceksiniz orada kocaman bir kazan var o kazan işte sosyal devlettir, o kazan yoksula, muhtaca, kimsesize sahip çıkmadır.
       
       Ali Kırca: Bu felsefenin toplanması gerekiyor...
       
       Deniz Baykal: Buna herkes yani diğer parti liderli de sahip çıksın ve bu gerçekten aydınlık yüzüdür. Türkiye’de zinde olması gereken olaylardır. Bunun belli bir cemati, belli bir alt kültürün simgesi haline getirmek doğru değil bu Türkiye’nin ulusal kültürünün çok sağlam bir ana damarıdır öyle görünüyor.
       
       Ali Kırca: Hacı Bektaşi Veli’yi anma törenlerine gösteren ilginin Alevi oy potansiyeline talip olunur noktasında bir anlamı vardır diyorsunuz?
       
       Deniz Baykal: Benim açımdan olaya yaklaşımım budur. Tabi bu anlayışı paylaşan insanlar bunu mutluluk duyuyorlar ama ben bu anlayışımı sadece onlara değil bütün Türkiye’ye anlatıyorum. Ders kitaplarında haklı olan yeri aldığını zannetmiyorum mesela bunlar. Yani bu bölümümüzü, bu 13. yüzyılımızı biz anlatmıyoruz, dünya belki bizden daha iyi anlıyor. Dünya bize bu gözle bakmıyor diye şikayet ediyoruz ama önce biz kendimiz bakalım.
       
       Ali Kırca: Tarih yada kitaplarla alevilerle ilgili değerler yeterince almıyor. Onu hemen sormak istiyorum. Bugün kü törendeki olup bitenleri geçeceğim ama şimdi oraya geldik...
       
       Deniz Baykal: Sağ partiler de var...
       
       Ali Kırca: Biliyorum, sağ partiler de geliyor. İstanbul’da törenleri oldu SP, AKP bütün bunlar aynı hasasiyeti gösterdiler onu söylemek lazım ama Alevi yurtaşlarımız da öteden beri özellikle inançlarıyla ilgili onları yerine getirirken farklılıklar gözetildiğine ilişkin halkı olan şikayetleri var. Mesela Diyanet İşleri’nden yeterli konu alamamak gib. Diyorlar ki “ya fonu almayalım yada Diyanet diğe bir müesese kalsın, herkes eşit olsun, özerk bu iş” iktidara gelirseniz bu konuda radikal bir adım atacak mısınız?
       
       Deniz Baykal: Aslında uzun vadede Türkiye’de din işlerinin sivil topluma bırakılması gerekiyor, yani işin doğrusu budur. Din yapısı içinde değil, sivil toplum yapısı içinde ele alınıp örgütlenmesi gereken ve herkesin kendi anlayışına göre, kendi katkısıyla düzenlemesi gereken.
       
       Ali Kırca: Neden uzun vadede, iktidara geldiğinizde Türkiye ona hazır değil mi?
       
       Deniz Baykal: Belli bir gereç var, belli bir alt yapı var.
       
       Ali Kırca: Çünkü Sunni yurtaşlarımız da veya onların görüşlerini savuna kişiler de söylüyor.
       
       Deniz Baykal: Bunlar tabi söylemesi çok kolay işler bir toplumda bir sarsıntıya yol açmadan, bir gerginliğe yol açmadan olması gereken hedefe doğru olayları geliştirmenin daha dikkatli yöntemleri vardır onları uygulamak gerekir. Talepleri çok haklıdır, temsil ihtiyacı içindeler, maddi bakımdan destek ihtiyacı içindedirler, imar yasalarında belli ihtiyaçları vardır, talepleri vardır bugün de bunları dile getirdiler. Bunlar tabi haklı önemli noktalar. Ama meseleyi tek taraflı bir cümle ile halletmek ve bunu gelince yapacağız demek çok yapıcı ve kolaylaştırıcı, sorun çözücü bir yaklaşım olmaz, yeni gerginlikler yaratabilir.
       
       Ali Kırca: Tabi yapacağınız şeylerle ilgili daha sonra konuşacağız ama hazır yeri gelmişken bugünün konusu olduğu için böylece açıp, kapatmış oldum. Dün biraz sizinle Sayın Derviş’in açıklamasından sonra soğukluk içine giren YTP’den milletvekilleri de vardı.
       
       Deniz Baykal: Doğru değil o...
       
       Ali Kırca: Ama karşılaştınız, selamlaştınız.
       
       Deniz Baykal: Hepsinin elini sıktım, lani bir haber kanalında böyle bir şey gördüm hiç doğru değil. Ben geldiğim zaman onlar oturmuşlardı tümünün teker, teker elini sıktım o birinci sırayı en baştan en sona kadar herkesi selamladım öyle oturdum.
       
       Ali Kırca: Sayın Ecevit ile karşılaşma imkanınız olmadı saatler nedeniyle.
       
       Deniz Baykal: karşılaşmadık. Karşılaşmış olsaydık hiç kuşku yok gider selamlardım, saygılarımı sunardım. Yani böyle bir mesele yok, bunlar yapay eski siyasetçi anlayışına dayalı tahminler, varsayımlar, yorumlar. Yani belki o arkadaşımız orada el sıkışırken ama kendileri tanıktır orada bulunan herkesin elini sıktım ben.
       
       Ali Kırca: Gördüğünüz ilgiyi sormuştum.
       
       Deniz Baykal: Bunu söylemek bana düşmez ama iyi bir tablo var.
       
       Ali Kırca: Tabi çok farklı sorular var ama bunların büyük bölümü CHP’nin 1999 seçimlerinde barajı geçememesi ile ilgili ve siz Genel Başkandınız ve %8.7 dolayında oy aldınız ve barajı geçemediniz ve TBMM’ye cumhuriyet tarihinde ilk defa CHP giremediği için de istifa ettiniz. Bu istifa kararınız da Avrupa’daki çağdaş demokrat ülkelerdeki, uygulamalarla karşılaştırılarak son derece büyük bir takdir ve alkış gördü kamuoyundan olması gereken bir davranıştı, pek de bizim siyasette Sayın Ecevit aslında bunu bir kaç defa uygulamıştı ikincisi siz oldunuz. Ama sonra yeniden CHP Genel Başkanlığı’na geldiniz. Ne değişti arada?
       
       Deniz Baykal: Böyle yorumları görüyorum şöhretli iş adamlarımız da bazen şöyle söylüyor...
       
       Ali Kırca: Şöhretli değil ben şimdi size vereceğim vatandaşlardan yüzlerce e-mail var bu konuda.
       
       Deniz Baykal: Partinin seçim kaybı karşısında sorumluluğu üstlenip gereğini yapması gereken insan Genel Başkandır. Ben bu duygular içinde görevden ayrıldım, çok doğal bir olay. Parti demokratik bir parti, yeni bir yönetim oluştu, yeni arkadaşlarımız göreve geldiler, bir buçuk yıl görev başında kaldılar ve kendi kararlarıyla olağan üstü kurultay kararı aldılar ve o geçen bir buçuk yıl içinde partim, örgüt, toplum, vatandaşlar, benim seçim öncesinde söylediğim sözlerin, verdiğim mücadelenin bugün daha doğru değerlendirildiğini, öneminin daha iyi anlaşıldığını, bir anlamda haklılığımın ortaya çıktığını söyleyerek beni siyasette sorumluluk üstlenmeye çağırdılar. Yani benim siyasetten ayrılmamam gibi bir şey söz konusu değil di ben genel başkandan ayrıldım, sorumlu bir insandım, partinin üyesiydim, her türlü görevi yapmaya hazır bir noktadaydım ve siyaseti bırakmamı gerektiren bir tablo da yoktu. Yani Siyasetten elini eteğini çek, siyaset senin için yasak alan oldu, olması gerekir gibi kimsenin böyle bir şey söylemesi doğru da değildir, makul da değildir.
       
       Ali Kırca: Siyasetten değil de genel başkanlıktan ayrıldınız.
       
       Deniz Baykal: Genel başkanlıktan ayrıldım ve ayrıldıktan sonra ben siyasetin içindeyim, bir parçasıyım.
       
       Ali Kırca: Siyasetin içinde olun, yine katkıda...
       
       Deniz Baykal: Girmesi yasak diyorsun?
       
       Ali Kırca: Hayır, ben yasak demedim. Neden tekrar...
       
       Deniz Baykal: Bir defa yasak olmadığını içimize sindirelim onu anlatmak istiyorum, bu bir usuldür. Yani belli bir usulle seçilirsin oradan kendi taktirinle veya belli bir usulle uzaklaşırsın. Ben kendi takdirimle uzaklaştım ve ondan sonra o usul çerçevesi içerisinde çağrıldım. Gelirken yeni bir proje hazırlayarak geldim çağrıldığım zaman. Dedim ki “gelirsem bakın! değişik geleceğim, önemsediğim bazı işler var bunları halletmek zorundayım. Eğer bunları yapmama izin verirseniz gelirim” onlar da “gel yaparsın” dediler ve kabul edip geldim. Kurultayı ben istemedim, kurultay da zorunlu değil di, ortada da bir genel başkan vardı, başka adaylar da vardı, yarışma da oldu ve o yarışmanın içinde bana görev verdiler ve geldim. Neden geldim? Belli bir iddia ile geldim, belli bir proje ile geldim. Şimdi bir buçuk yıldır o projeyi uyguluyoruz, o proje iyi sonuç vermeye başlamıştır. Bugün CHP’nin yükselişi bunun sonucudur. Yani o gelişimin bir yararı olduğu görülmüştür.
       
       Ali Kırca: Peki bu yeni projeyi yaparken geçmişteki seçim başarısızlığının öz eleştirisini yaparak onun da üzerine temellendirdiniz mi yeni projeyi? Yani o öz eleştiriyi yaptınız mı? Yani “neden kaybettik biz seçimleri” diye siz ve yönetiminiz sorguladınız mı ve kamuoyu ile paylaştınız mı?
       
       Deniz Baykal: 99 seçimlerinin değerlendirilmesiyle bizim öz eleştirimiz aynı şey değil, ikisi bir birinden farklı. Önce isterseniz 99’da seçimleri nasıl değerlendirdiğimi söyleyim. 99 seçimleri bence artık giderek de herkes kabul etmeye başladı, başlangıçta pek o kadar kabul etmiyorlardı ama şimdi herkes görmeye başladı. 99 seçimleri çok özel bir seçimdi yani ekonomik sorunların, sosyal sıkıntıların, yolsuzluk iddialarının, irdelendiği, değerlendirildiği ve ona göre karar alınan bir seçim olmamıştır. 99 seçimleri çok özel koşullarda bir büyük çoşkunun, bir büyük sevincin, bir büyük heycanın, bir mutluluğun, duygusallığın bir duygu patlamasının yaşandığı bir ortamda yapılan bir seçimdi ve kırk gün içinde, yani Öcalan’ın yakalanışından kırk gün sonra bir seçim yapılmıştı, olmaz böyle bir şey. Yani hesap dışı bir faktördür. Türkiye’de on beş yıllık bir iç savaş yaşanacak, bu on beş yıllık iç savaş içinde her yıl yüz bin kişi askere alınacak bu demektir ki on yılda bir buçuk milyon aile doğrudan sıcak çatışmanın tarafı haline gelecek Türkiye’de. Yani bir aileden iki kişi de elbette gidebilir ama kabaca söylüyorum. Bir buçuk milyon aile doğrudan sıcak çatışmanın bir parçası olucak, on yaşında çocuğu olan aileler “eyvah bu oğlan askere ne olucak acaba, bir mayına mı basacak, düğün şenlik içinde göndereceğiz ve tabut içinde mi gelecek” korkuları kaygıları içinde. Ama günün birinde “Kenya’da hazır, emanetinizi alabilirsiniz” diyecekler ve bir uçak alıp gelecek ve Türkiye’de kıyamet kopacak. Hatırlarsınız siz bir televizyoncu olarak her akşam televizyonlarda Sayın Kırca her kanalda en azından o meşhur sahne altı yedi defa gösteriliyordu. Bizim güvenlik güçleri “çak bir tane” süklüm, püklüm bir Öcalan, sakalları uzamış, ağzı bantlı yada konuşursa “ben devletimin emrindeyim” diyen bunu gören insanlar “oh be” diyorlar.
       
       Ali Kırca: Bu DSP ve MHP’ye seçim başarısı olarak yansıdı, bunu herkes de kabul ediyor.
       
       Deniz Baykal: Bu çok temel bir olay bu beş ay önceki araştırmalarda yok burada var ve kırk gün sonra da seçim yapacaksınız. Bu ne oldu şimdi DSP ile biz aynı havuzdan besleniyoruz ve bizim havuzdan oylar oraya aktı. Yani Türkiye’de çok partili seçim tarihinde hiç bir siyasi parti bu son seçimde DSP’nin dört ayda sergilediği başarıyı sergileyememiştir. Yani o oy artış oranı Türkiye tarihinde bir rekordur ve bunu haklı kılacak hangi çalışma, hangi emek, hangi örgütlenme becerisi, hangi ekonomik sosyal politika önerisi ne var? Hiç birsi yok.
       
       Ali Kırca: İşin bu tarafı tamam da dün Sayın Başbakan ile konuşurken sonuçta o da kabul etti ondan sonraki...
       
       Deniz Baykal: Seçim yenilgisinin değerlendirmesini sordun olay budur, bu net. Aynı havuz, biz beraber aynı partinin içinden gelmişiz, ayrılmışız bize verecek olan oylar “doğru söylüyorsun, haklı söylüyorsun” diyor ve gidiyor oraya veriyor. Ve çok doğal neden? Çünkü “evladımı kurtardı” diyor, “yemin etmişim kim kurtarırsa beni anne” diyor. Bu çok doğal ve biz de 1.25’lik bir oy azalması bizi barajın dışında bıraktı ve ben onun üzerine bıraktım ayrıldım. Olay bu değildi bunlar seçim konjonktörüdür, bunlar olur. Bazen siyasetçiler hak etmedikleri başarıları zafer tacı ile taçlandırılırlar bazen haketmedikleri suçlamaların hesabını vermek durumunda olurlar. Tarihimizde bunun yığınla örneği vardır.
       
       Ali Kırca: Bu tamamen kendi dışınızdaki etkilere mi bağlı, hiç mi CHP ve ekibinin...
       
       Deniz Baykal: Olmaz olur mu, elbette.
       
       Ali Kırca: O anlamda ben onu soruyorum. Yani bunu herkesl...
       
       Deniz Baykal: Ben başka bir şey söyleyeceğim size. Ben ayrıldıktan sonra bir durum değerlendirmesi ve bir öz eleştiri yaptım ve bu öz eleştiri bu seçim sonucunu izah etmeye değil onun ötesinde neden biz başarılı olamıyoruz, neden biz sosyal demokrat proje Türkiye’de; Avrupa’da bu kadar başarılıyken bir türlü iktidara getirilemiyor. Bunda bize ait sorumlulukları da olması gerekir. Yani onlar nelerdir, onları anlamalıyız, yakalamalıyız diye kendimizi sorguladık ve benim tekrar göreve çağrıldığım zaman ortaya çıkarken önerdiğim proje işte bu öz eleştirinin sonucunda oluşturulmuş projeydi. Nedir o proje diye her halde soruyorsunuz. O şudur: birincisi sosyal demokrat hareket kendi, kendisiyle kavgalı bir hareket görünümüydeydi. Bir defa bunu aşmak zorundaydık yani şunun sorumluluğu gibi tartışmadan söylüyorum. Yani sosyal demokrasi halka, topluma güven veren, umut veren, bir birini seven insanların, bir birine güvenen insanların, her kafadan bir ses çıkmayan, birisinin söylediğine öbürü tersiyle cevap vermeyen bir parti haline geldi. Bölye olmazsa olmaz Anadolu’da güzel bir söz vardır bilirsiniz “kavgalı eve kız vermezler, kavgalı partiye de oy vermezler” biz kavgalı partiydik, bunu aşmalıyız dedik ve projenin birinci maddesi bu oldu. Kavgalı parti olmaktan çıkacağız. İkincisi Türkiye’de malesef kimlik siyaseti yaygın ölçüde yapılıyor. Yani parti olarak yapılıyor, çeşitli partiler kimlik siyaseti partileri olarak ortaya çıkıyorlar. Bu çok yanlış bir şeydir. Siyaset demokratik rejimlerde kimlik siyaset değil düşünce siyaseti, politika tercihi biçiminde ortaya çıkar ve çıkmalıdır. İdeolojik bir tercih olarak çıkmalıdır ama bizde sen, ben, mezhep, etnik köken, bölge vs. bu tabi çok yanlış bir şey. Bu yanlışlar zaman zaman bize de yansıyordu ve bunu da görüyordum ve “buna son verceğiz” dedik. Biz ulusal bir partiyiz, bir alt kültür partisi, bir alt kimlik partisi değiliz. Biz Türkiye partisiyiz, ulusal bir partisiyiz. Türkiye’de tabi çok farklı kimlikler var mehsepsel ve etnik. Elbette olucak ve bunların tümünü de kucaklayacağız ama hiç birisinin kendine özgü kimlik siyasetinin parçası olmayacağız ve o insanlar da kendi kimlik siyasetinin peşinde olmayacaklar. Sosyal demokrat projenin etrafında olcaklar, sosyal demokrasi için siyaset yapacağız, kendi kimliğimiz için değil ve bu da çok önemli bir tespitti ve bunu da temel bir nokta olarak koyduk. Üçüncü bir temel nokta olarak ben şunu saptadım: biz devletin sözcüsü görüntüsünü veren bir hareket durumundaydık. Yani sosyal demokrasi Türkiye’de devletin temsilcisi, devletin sözcüsü olarak algılanıyordu. Halbuki siyasette sosyal demokrasinin devletin değil toplumun sözcüsü olması gerekir, sivil bir harekettir, toplumsal bir harekettir. Yani bir hiyerarşinin parçası olunamaz, olunursa etkin olunamaz. Bunu değiştirmek lazım ve “biz toplumun sözcüsüyüz” diye çıkmamız lazım. Zaten devlet dediğiniz de hizmet organizasyonudur, kutsal bir oluşum değildir, dokunulmazlığı olan bir yapı değildir. Devlet bir hizmet organizasyonudur ve insanlara yöneliktir.
       
       Ali Kırca: Ve insanlardan oluşur.
       
       Deniz Baykal: İnsanlardan oluşur ve insanlar için oluşur. Yani o insanlar da benim arkamda devlet var, benim emrime tabi ol hakkına sahip değildir, o hizmet etmek için ordadır. Şimdi bu önemli bir bakış aaçısıdır ve bunu tespit ettim ve bir projenin bir ayağı olarak da bunu koydum. Yani kavga etmeyeceğiz, hakimlik siyaseti yok ve sosyal demokrasi artık devlet sözcülüğü yapan bir düşünce değildir. Başka bir yanılgı da geçmiş Marksis anlayışın egemen olduğu dönemlerden kalıntarla da beslenen bir anlayış sosyal demokrasinin sınıf kavgasının partisi olduğu anlayışı bu da doğru değil, teorik olarak da değil ve uygulamada da dünyada yok böyle bir şey yok. Ama Türkiye’de nostalji ile karışık olarak sanki öyle olursa daha iyi olurmuş gibi, öyle olmadığı halde öyleymiş gibi gözükme çabaları var, bu tabloyu o flu hale getiriyor, netlikten uzaklaştırıyor yanlış bir şeydir açıkça koyalım biz “sınıf kavgasının partisi değiliz” dedik “biz bir uzlaşma partisiyiz, sosyal demokrasi uzlaşma partisidir ve sosyal demokrasi devlet sözcüsü değildir, sınıf kavgasının aracı değildir” dedik. Peki ne vardır sosyal demokrasinin temelinde? İnsan vardır. Hangi insan? Etnik yada mehsepsel, dinsel kimliği ile değil, cinsiyet kimliği ile değil, maddi kimliği ile değil, cildinin rengi ve boyunun uzunluğu ile ilgili değil insan, her türlü insan. Sosyal demokrasinin mihrakında, temelinde insan vardır. Bunu söylediğiniz zaman artık belli insana izafe edilen niteliklerin parçası olmaktan çıkıyorsunuz ve onları anlayışla karşıılyorsunuz, hepsinin üzerine çıkıyorsunuz ve onları bir birine çatışmıyorsunuz. İnsanı temel almak fevkalade önemli bir nokta. Zaten sosyalist enternatatsiyoneli teorik yaklaşımı da budur, yapılan çalışmalar, üretilen raporlar bu noktaya getirmiştir, ne sınıf, ne devlet bunlar yoktur. Bu projeyi yaptık ve bir iki temel noktada biz aşırı profesyonel siyasetçilerin partisi haline geldik. Partiyi aşırı profesyonel siyasetçilerin elinden çekip toplumun çeşitli alanlarındaki iyi yetişmiş, dürüst, ahlaklı, birikimli, nitelikli insanlarının da bir parçası olabildiği, sahiplenebildiği, katkı verebildiği bir parti haline getirmek, bir oluşum haline getirmek lazım.

 

 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları