|
Güncelleme: 12:00 TS 13 Eyl., 2002
|
| |
|
AKP
|
|
| AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, partisinin ekonomi politikasını CNBC-e canlı yayınında anlattı.
|
|
|
CNBC-e: 3 Kasımda seçimler yapılacak. En azından şu anda o düşünülüyor. 4 Kasım sabahı için sizin planınız nedir. Şu anda ekonomiye genel bakınışızla başlayalım. Sizin için 4 Kasımdan itibaren ekonomide öncelikli herhangi bir alan olacak mı?
Abdullah Gül: Bizim birinci alanımız ekonomi olacak şüphesiz ki. Büyük bir sorumluluk hissediyoruz. Seçim sonrasını düşünüyoruz. Kamuoyu da yakından takip ediyor ki AKP, seçimin en muhtemel galibi olacak.Tek başına iktidara gelebileceğimizi tahmin ediyoruz.
CNBC-e: Sayın Erdoğan da yüzde 20yiz dedi. Sizin bir tahmininiz var mı?
Abdullah Gül: Ben tek başımıza iktidar çoğunluğunu yakalayacağımıza samimi olarak inanıyorum. Arkadaşlarıma da inanıyorum. Onun için hazırlıklarımızı buna göre yapıyoruz. Önemli olan iktidar olmak. Bakan olmak, başbakan olmak, cumhurbaşkanı olmak değil. İktidar derken, halkımıza ve ülkemize kazandırmak. İktidar olduğunuzda, iktidar periyodunuzun başıyla sonunu mukayese ettiğinizde, eğer halkınıza, ülkenize katkı sağladıysanız, başarı bununla ölçülür. Yoksa bizatihi sizin hükümet olmanız, genel başkanınızın başbakan olması, sizlerin önemli görevler almanız, bunlar başarı değil bence. Başarı belli bir periyod içinde ne yaptınız, ne kazandırdınız. Budur... Biz doğrusu bunun sorumluluğunu hissediyoruz. Bunu da genel başkanımız söyledi. Hükümet olmadan, ateşten gömleğin hararetini şimdiden hissediyoruz. Ve şimdiden aslında Türkiyeye katkı yapmaya gayret ediyoruz. Hükümet olduktan sonra, seçim sonrası yapacağımız işleri planlıyoruz. Türkiyenin işinin kolay olmadığını biliyoruz. Biz iktidar olursak, herşey güllük gülistanlık mantığı içerisinde değiliz. Onun için çok dikkatli bir şekilde hazırlanıyoruz.
CNBC-e: Ekonomide hazırlıklarınız ne aşamada?
Abdullah Gül: Önce şu gerçeği tesbit etmek gerekir. Türkiye, kendi evini düzene koyamayan yönetimlerle idare edildi. Kronik olarak yapısal sorunlarımız süregeldi ve bugünlere kadar geldi. Bir de ülkeyi yöneten hükümetlerin basiretsiz ve beceriksiz tutumu kaosları ortaya çıkarttı. Ve sonunda Türkiye, neredeyse artık yürüyemez hale geldi. Ve kendi işini, kendi evini düzene koyamadığı için Türkiye, dışarıdan düzene konulmakla karşı karşıya kaldı. Bununla ne demek istiyorum. Dünya Bankası IMF programları şu anda Türkiyede geçerlidir. Burada yapılmak istenen şey nedir? Türkiyedeki yapısal sorunları halletmek. Türkiyenin yapısal sorunları nedir? Enflasyonu düşürmek, kalkınmayı sağlamak, borçları ödenebilir hale getirmek. Bütün bunlar. Bunların ortaya çıkardığı aksaklıklar var. Şüphesiz ki, biz, devam eden bu programı devam ettireceğiz. Bu programı devam ettirirken daha etkili olmaya gayret edeceğiz. Aksaklıklarını şimdiden tespit edip, bunları düzeltmeye çalışıyoruz. Siyasi irademizi ortaya koyacağız. Ve bunları kendi programımız olarak takdim etmeye çalışacağız. Aslında Türkiyede yanlışlık şu. Bu da siyasetten geliyor. Şu anda Türkiyeye önerilen programlara baktığınızda, bunlar güzel şeyler söylüyorlar ama bir de kendi ülkemizdeki yetkili insanların, mesela Devlet Planlama Teşkilatının, Hazinenin, ilgili birimlerin şimdiye kadar yaptıkları teklifleri, programları okursanız, bunları hep onlar da yapıyorlar. Onlar da Türkiyenin yeniden yapılanması gerekliliğini, Türkiyedeki finans sektörünün, kamu sektörünün, özelleştirmeyle ilgili tekliflerin en etkin şekilde Türkiyedeki uzmanlar tarafından da yapıldığını göreceksiniz.
CNBC-e: Bu programlara devam, ama bizim içerideki bunlarla ilgili birimlerimiz daha aktif mi çalıştırılmaya başlanacak?
Abdullah Gül: Bu ihtiyaç Türkiyede vardı. Bunun yapılması gerekiyordu. Bu şekilde Türkiye, böyle bir hantal yapıyla devam edemezdi. Gidemezdi. Bu dünyada bu mümkün değildi. Bakın, özel ihtisas raporlarını okuyun. Hazinenin raporlarını okuyun. Bunları devamlı söylüyorlar. Ama siyasi irade bunları üstlenip de kendi iradesini koyup, uzun vadeli kazançlar peşinde olmayınca, bunlar yapılamadı.
CNBC-e: Öncelikle şunu söyleyeyim. Bir izleyici sorusuyla başlamak istiyorum. Yapı Kredi Portföy Yönetim A.Ş.den Hülya Demir Özerçelikin sorusu şöyle: AKPnin IMF ile programı genel hatlarıyla sürdürmek isteyeceği yönünde. Ancak programın yüzde 100 arkasında olmayacağı da tahmin ediliyor. AKPnin programda onaylamadığı unsurlar nedir? Bunları ne şekilde değiştirmeyi düşünüyor? Buna bir de şunu ekleyeceğim. AKP ile böyle bir tedirginlik olduğu için de piyasada, sizin de zannediyorum ekstra motivasyonla, ekstra bir gayretle çalışmanız gerekecek, bu konuyu da silmek için. Buna hazır mısınız? Yeni olarak ne getireceksiniz?
Abdullah Gül: Biz gerçekten çok ciddi hazırlanıyoruz ve ciddi çalışıyoruz. Şu geçen birkaç hafta içerisinde çok sayıda yabancı yatırımcı Türkiyeyi ziyaret ediyor. Ve bunların hemen hemen hepsi de AKPyi ziyaret ediyor ve bizlerle uzun uzun konuşuyorlar. Bunlar tabi basına kapalı, basının önünde olmayan görüşmeler.Dolayısıyla biz üstümüze düşeni gerçekten iyi yapıyoruz, çalışıyoruz. Gerek Dünya Bankası, gerek IMF, gerek bizim Hazinenin, planlamanın bütün raporlarını detaylara kadar inceliyoruz. Ve söylediğimiz şeyleri bilerek söylüyoruz. Abartıdan, klasik Türk siyaseti yapısından uzak durmaya gayret ediyoruz. Buna katkı yaptığımıza da şimdiden inanıyorum. Çünkü, düşünün ki, 4 Kasımda seçim olacak ve seçimin muhtemel galibi de hemen hemen belli, bir değişiklik olmazsa. Buna rağmen piyasalarda istikrarı koruyorsunuz. Buna rağmen gelecekle ilgili büyük şüpheler yok. Brezilyayı takip ederseniz. Ekim ayında Brezilyada seçim olacak. Brezilyada seçimi kazanması muhtemel partinin daha önceki demeçleri ve davranışlarından dolayı, Brezilya tahvillerinin başına ne geldi? Bunu göreceksiniz. O bakımdan biz, büyük bir sorumluluğu şimdiden hissediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. IMF ve Dünya Bankası ile ilgili özellikle son ekonomik programla ilgili, sizin de söylediğiniz gibi biz bu programı devam ettireceğiz. Muhakkak programla ilgili bazı eleştirilerimiz var. Bu da gayet normal. Aslında IMF direktörlerinin tartışmalarını okursanız, orada da göreceksiniz. Hatta en yetkililerinin demeçlerini okursanız göreceksiniz. Hiçbir itiraz olmazsa, biz o zaman aslında şüpheye düşeriz. O zaman inandırıcı olmazlar, diyorlar. Dolayısıyla aksayan çeşitli yönler var. Tarımla ilgili, reel sektörle ilgili yönler var. Ve sosyal politikalarla ilgili yanlar var. Dolayısıyla bunları kuvvetlendirmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü Türkiyedeki işsizliğin boyutu gerçekten çok büyük. Nüfusun yüzde 40ı tarımda çalışıyor. Avrupa Birliğinde nüfusun yüzde 4ü tarımda çalışıyor. Avrupa Birliğindeki çiftçilerin ne kadar kamu desteği aldığını herkes biliyor. Bunlar tahmin ediyorum ki, oturulup, konuşulabilecek, tartışılabilecek konulardır. Yeter ki ne söylediğinizi bilin. Yeter ki söylediğiniz şeyler gerçekten popülist politikalar için değil, programın başarısı için, Türkiye için, geleceği için olsun. Şunu herkese söylemek isterim. Biz kısa vadeli, ucuz kazançlar peşinde değiliz. Kısa vadeli kazanç için oynarsanız, uzun vadede yüzünüz kara çıkar ve mahçup olursunuz. Biz uzun vadeli kazançlar peşindeyiz.
CNBC-e: Türkiyede yabancı yatırımların eksikliğinden ya da yabancı yatırımının önündeki engellerin kaldırılması gerekliliğinden hep sözediliyor. Peki, eğer AKP hükümette olursa, özellikle dışarıdan bakıldığında bir İslamcı hükümet algılaması var mı? Yabancı yatırımcılar nasıl değerlendiriyorlar? Eğer böyle bir algılama varsa, bu Türkiyenin imajı açısından bir zorluk yaratır mı? Ya da bunu silmek için neler yapacaksınız?
Abdullah Gül: Öncelikle İslamcılık, din ilişkisini bir kenarda tutmak gerekir. Biz defalarca açıkladık. Din hürriyetiyle ilgilenmek, Avrupa Birliğinde, ABDde olduğu gibi Türkiyede temel hak ve özgürlüklerin bir parçası olan din hürriyetine bakmak, ayrı bir şeydir: Bir din partisi, dinle yönetilen bir ülke olmak tamamen ayrı ayrı şeylerdir. O açıdan biz kendimizi İslamcı bir parti olarak görmüyoruz. Bunu genel başkanımız da açıkça söyledi. Bizler de söylüyoruz. Tahmin ediyorum ki bu mevzuyla en çok ilgilenen Türkiyedeki bazı çevreler ve dışarıda bazı çevreler var. Ama piyasalar bu konuda en objektif yaklaşan çevrelerdir. Piyasalar çok iyi biliyorlar ki, biz bu tip şeylerin peşinde değiliz. Rasyonel hareket ediyoruz. Türkiyeyi gerçekten kalkındıracak, halkımızı mutlu edecek programlar peşindeyiz. Yabancı sermayeye biz çok önem veriyoruz. Çünkü Türkiyedeki kalkınmanın motorlarından birinin de bu olacağına inanıyoruz. Avrupa Birliğinde hassasiyetimizin altındaki gerçeklerden biri de budur. Çünkü belli ülkeler var. Yunanistan, İspanya, Portekiz... Yabancı sermayenin bu ülkelere nasıl kaydığını görüyorsunuz. Bu konulardaki hazırlığımıza bir örnek vereyim. YASED, yabancı sermayeyle ilgili Türkiyedeki tek kuruluştur. Biz daha seçim ortamına girmeden, bundan altı ay kadar önce, genel başkanımız partimizin bu konularla ilgili ileri gelen arkadaşlarımız, İstanbulda onlarla buluştu. Oturduk, saatlerce konuştuk. Türkiyeye yabancı sermayeyi nasıl hızlandırırız, önümüzdeki engeller nedir bunları tartıştık. Onların raporlarına baktığızda görünen şey şudur. Bir, bürokratik engeller en büyük problem olarak görülüyor. İkincisi tabi enflasyon maliyeti de çok önemli yabancı sermayenin girmesi için. Ama herşeyden önce Türkiyede o iklimin oluşması gerekir. Yabancı sermayeden bahsederken, eğer yerli sermaye Türkiyeyi terkediyorsa, yabancı sermayeye gel deme hakkımız hiç olmaz. Düşünün benim sermayem olsa, Romanyaya, Bulgaristana yatırım yaparken, neyi ararsam Türkiyede de onu gerçekleştirmemiz gerekir. Biz bunları çalıştık AKP olarak. Altı ay önce YASEDi ziyaret ettik, oturduk. Karşılıklı raporlar paylaştık. Çok öncelik vereceğimiz konulardan birisi budur. Hızlandıracağız, bunlar lafta kalmayacak.
CNBC-e: Gözüken o ki siz AKP olarak birinci parti gibisiniz. Büyük olasılıkla seçimden oldukça başarılı bir sonuç alacaksınız. Bu başarının arkasındaki sebeplere baktığınız zaman, son 3.5 senedir Türkiyede uygulanan ekonomik politikaya halkın geniş kesimlerinin ciddi bir şekilde reaksiyon gösterdiğini görüyoruz. Yani, IMFnin bize uygulatmak istediği reçeteden toplumun bir kesimi, belki de bizlerin de içinde olduğumuz piyasalar dediğimiz kesim, belki biraz memnun. Fakat geniş halk kesimleri, özellikle tarım kesimi, işçiler, kamu işçileri, hiç memnun değiller. Şimdi biraz da bu memnuniyetsizliğin çaresi olarak ciddi şekilde oy alacaksınız diye en azından... Durum böyleyken, sizin temel prensip olarak IMFnin bugüne kadar bize empoze ettiği bazı nosyonlara, örneğin hızlı özelleştirmeye, kamunun ekonomik alanlardaki aktivitesinin iyi azaltılmasına. Tarımda dünya fiyatları uygulanmasına... Bütün bunlara karşın biraz daha bugüne kadarki uygulamaların aksini getirmeniz, biraz daha bu konularda toplumun geniş kesimlerini mutlu edecek bazı şeyleri yapmanız zorunlu olmayacak mı acaba?
Abdullah Gül: Bakın siz dediniz ki, ekonomi uygulandıktan bu yana huzursuzluk var Türkiyede. Huzursuzluk aslında ondan önce de var. Yolsuzlukları, hırsızlıkları, şaiyaları, bütün bunları gözönüne getirin. Özelleştirme Türkiyede niye başarılı olamamıştır. Çünkü, yapılan özelleştirmelerin hepsinin arkasından bir karanlık işlem çıkmıştır ortaya. Mahkemelik olunmuştur. Şeffaf, açık, düzgün, rekabete dayalı bir özelleştirme yapılamamıştır. Böyle bir siyasi iktidar bu programı uygulamaya kalkmıştır. Ve bu programı uygularken, kendi ürünü olarak da çıkmamıştır bu program. En yazık olan taraf da budur. Eğer kendi bürokratlarının, kendi uzmanlarının sözlerini dinleselerdi, uzun vadeli kazançlar peşine düşselerdi, Türkiyenin gerçekten bir yenileşmeye ihtiyacı olduğunu görüp de bu programları kendileri çıkartsalardı başarılı olabilirlerdi. Ama böyle olmamıştır. Tam tersi olmuştur. Zaten yolsuzluklar, şaibeler içine karışan insanlar bir de bu programı uygulamaya kalkmışlardır. Esas sıkıntı ve şanssızlık buradadır kanaatindeyim. Ayrıca, sosyal sorunlar, sosyal meseleler ihmal edilmiştir bu programda. Dolayısıyla, biz bu programda aksayan yönleri görüyoruz. Burada noksanlıkları görüyoruz. Bunları kendi irademizle düzelteceğimizi de söylüyorum. Türkiyede milyonlarca insan işsiz kalmıştır. Ama şunu da unutmayın, işsiz insanlara siz para dağıtarak da sorunu çözemezsiniz. İşsiz insanlara en büyük güvence iş vermektir. İş vermek için de ekonomiyi canlandıracaksınız. İşleyebilen,yürüyebilen bir ekonomi oluşturacaksınız. Bütün bunlar için de önce güven ortamını oluşturacaksınız. Türkiyede eğer güven ortamı oluşursa, Türkiyenin kendi iç talebinin bile çok hızlı bir şekilde artacağına inanıyoruz. Aslında Türkiyede birçok kesimde harcama gücü var ama belirsizlikten dolayı harcayamıyorlar. Tüketici güvencesi yok. ABDde nasıl güven indeksleri çok önemli bir göstergeyse Türkiye için de bu böyledir. Türkiyede kapasite var. Kapasiteyi arttırabilmek için iç talebi eğer bu şekilde hızlandırabilirseniz, bu birdenbire tabi ki istihdamın, işsiz insanların sayısını azaltacaktır. Çalışan insanların sayısını çoğaltacaktır. En büyük güvence de onlar için bu olacaktır.
CNBC-e: Bir izleyici sorusunu aktarıyorum. Seçim sonrası oluşacak tabloda, Kemal Dervişin içinde ekonomi bakanı olarak yeralacağı bir hükümette çalışmaya bugünden sıcak bakar mısınız, diye soruyor.
Abdullah Gül: Doğrusu biz tek başımıza iktidara geleceğimize inanıyoruz. Bunu da inanarak söylüyorum. Tek başına iktidara gelen bir siyasi parti olarak biz, kendi içimizde çok kıymetli arkadaşlarımız var, kendi içimizden çok daha kıymetli insanlar çıkartacağımıza inanıyorum. Şu anda ekibimiz var, arkadaşlarımız var. Kemal Bey, dışarıdan gelmiş bir insandır. Aslında Türkiyenin bir bakıma şanssızlığı buradandır. Kemal Bey, tipi insanları, Türkiyenin kendi içinden çıkartması gerekirdi. Hükümetin kendi içinden çıkartması gerekirdi. Şimdi, nasıl bir manzara var? Hükümet direniyor, Türkiye direniyor. Ama işte, dışarının baskısıyla, dışarının zoruyla Türkiyede bir şeyler yapılmak isteniyor. Ne kadar zor bir manzara var ortada. Ama başından beri tekrarladığım, Türkiyede yapılması gereken şeyleri, kendiniz göreceksiniz, kendiniz hazırlayacaksınız. Ve bu iradeyi kullanarak kendiniz yapacaksınız. Bunu yapabilecek insanların gerçekten geçmişlerinin çok temiz olması gerekir. Hırsızlıklara, yolsuzluklara, şaibelere hiç karşımaması gerekirdi. O açıdan bu hükümetin şanssızlığı bu olmuştur. Hükümet çok prestij kaybetmiştir. Bir tarafta hükümet güvenoyu almış, seçilmiş insanlar. Bir tarafta halka karşı sorumluluğu olmamış Kemal Derviş var. Bu Türkiyenin büyük bir sıkıntısıydı. Bizim iktidarımız söz konusu olursa, bunlara gerek olmayacak.
CNBC-e: Şu an için 3 Kasımda seçim olacak gibi görünüyor. Partinizin adli sicilin temizlenmesi için başvurunuz... Sayın Tayyip Erdoğan bu seçimlere katılamazsa, AKPnin pozisyonu ne olacak? Bir de şöyle bir şey var. Sayın Erdoğanın zaman zaman çıkışları nedeniyle AKPnin şu anda görünen oy oranının bu kadar yüksek olduğu söyleniyor. Böyle bir durumda partide liderlik sorunu yaşanır mı? Oy oranınız en azından şu anda anketlerde görüldüğü kadar yüksek kalır mı o zaman?
Abdullah Gül: 3 Kasımda seçime gidiyoruz. Seçim kararı alınmadan bir hafta önce böyle bir kararın çıkacağına kimse inanmıyordu. Dolayısıyla gidiyoruz. Biz çok rahatız, açık söylüyorum. Genel başkanımız da çok rahat. Bütün hazırlıklarımızı takip ediyoruz. Bizim içimizde herhangi bir kuşku, tereddüt söz konusu değil. Kanunlar açık. Anayasa değişiklikleri açık. İdam cezasının kaldırıldığı bir ortamda doğrusu bizim genel başkanımıza, Sen yedi sene önce şu konuşmayı yaptın, ondan dolayı cezanı da çektin. Her ne kadar bu kanunlar değiştiyse de, 312. maddelerinin şu maddeleri değiştiyse de... Sen milletvekili adayı olamazsın denilebileceğine ihtimal vermiyoruz.
CNBC-e: Diyelim ki oldu.
Abdullah Gül: Bize göre mahal olan bir şey üzerinde de konuşmak istemem doğrusu. Kendi aramızda en ufak bir tereddütümüz yok. Bütün hazırlıklarımızı buna göre yapıyoruz. Çalışmalarımızı yapıyoruz. Bu konular bizim seçim kampanyası hazırlıklarımızı hiçbir zaman etkilemiyor. Ayrıca genel başkanımız da televizyonlardan bununla ilgili sorulara gayet açık yüreklilikle cevaplar verdi doğrusu. O bakımdan biz şimdi 4 Kasımdan sonra neler yapacağız? Eğer allah nasip eder, biz Türkiyede sorumluluğu üstlenirsek, dönemimiz bittiğinde halkın karşısına hergün alnımız açık nasıl çıkarız? Doğrusu bunun hazırlıkları içerisindeyiz. Yaptığımız çalışmalar da bu.
CNBC-e: Sayın Gül, iç talebi canlandırarak işsizliği azaltacağız dediniz. Ben de bunu nasıl yapacağınızı sormak istiyorum. Maliyet politikalarında da bir taviz vereceksiniz. Yoksa yeni bir para politikası türü mü var? Ya da bunun ortaya çıkaracağı enflasyon üstü baskı olursa bunu nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz?
Abdullah Gül: Teşekkür ediyorum bu soruyu sorduğunuz için. Ben onu söyledikten sonra acaba bir yanlış anlama çıkar mı diye bir tereddüt de içimde doğmuştu. Çünkü biliyorsunuz, tabi talebi arttırmak için eskiden para basardınız. Merkez Bankasını istediğiniz gibi çalıştırırdınız. Neticede de bir taraftan enflasyonu düşüreyim derken de enflasyonu arttırıcı işler yapardınız. Zaten kanun değişikliğini hep beraber yaptık. Merkez Bankasını bağımsız hale getirdik. Merkez Bankasının piyasadaki para tabanının ne kadar para arzı olacak. Bunlar açıklıkla belirtilmiştir. Dolayısıyla böyle bir yöntem olmayacak. Bu zaten programın ana stratejisinin dışına düşen bir şeydir. O zaman nasıl olacak derseniz, hatırlarsanız, şunu söyledim. Aslında Türkiyede birçok insanda harcama kabiliyeti, imkânı var ama harcayamıyorlar. Çünkü tüketici güveni çok sarsıldı Türkiyede. Herkes tutuyor. Geçenlerde ben Ankarada siteler tarafında gezerken, bir baktım yolun kenarında adam kamyonuyla kasa getirmiş, kasa satıyor. Olacak bir iş değil. Düşünebiliyor musunuz? İnsanlar harcamıyorlar. Kararlı, dikkatli ve bilgili hareket ettiğinizi ortaya koyunca, dürüst, şeffaf olacağınızı kısa süre içinde ispatlayınca zaten o kaynaklar seferber olacaktır. Onlar hemen piyasaya girecektir. Onların piyasaya girmesiyle birlikte o canlılık olacaktır. Kapasite kullanımı bu şekilde artacaktır. Geçmişe baktığımızda bunun örnekleri de zaman zaman vardır. Ama Türkiyede insanlar temel ihtiyaçları için bile, parası varsa bile, para harcamıyor. Dolayısıyla bu şekilde olacağını söylemek istemiştim.
CNBC-e: Daha önce Sayın Dervişin bahsettiği servetlerin harcanması, kısmen iç talebe yönelmesi şeklinde bir şey söylüyorsunuz. Peki, bu ortamda, aylardır üzerinde maliyet baskısı daha doğrusu talep baskısı nedeniyle artamayan fiyatlar ve artan maliyetlerin fiyatlarının yansıtılamaması, ilk başlangıçta en azından bir enflasyonist tepki yaratmayacağız mı?
Abdullah Gül: Kapasite kullanımını arttıracaktır. Eğer Türkiyede kapasite kullanımının üstünde olmuş olsaydık, dediğiniz şey doğru olurdu. Ama şu anda kapasite kullanımı, hâlâ çok aşağılarda, dolayısıyla üretim birdenbire artacaktır. Üretim artınca da tabi piyasaya giren mal da artacaktır.
CNBC-e: Kredibilitenin sağlanması önemlidir. Bu insanları harcamaya itecektir, diyorsunuz. Şu anda reel faizler hâlâ yüzde 20lerin üzerinde. Borcun döndürebilirliği sorusu 2003 yılında da soru işaretleri olarak karşınıza çıkacak. Bu anlamda kredibiliteyi, yani siz bir kere ekstra bir çaba sarfetmeniz gerekecek belki. Yeni bir hükümet olarak kendinizi kredi bol olarak gösterebilmek için. Bu anlamda faizler bir süre yüksek gitmeye devam ederse, ve borcun döndürülebilirliği ile ilgili sorular sizi zorlarsa, bunu çözmek için bir planınız var mı? Yeniden yapılandırılmasını düşünüyor musunuz? İzleyicimiz sormuş: İktidara gelirlerse faizleri düşürebileceklerini söylüyorlar. Bunu nasıl yapacaklar? Bu söylemin satır aralarında iç-dış borcun yeniden yapılandırılması yatıyor mu, demiş.
Abdullah Gül: Bazen yanlış anlamalar oluyor. Uzun konuşmuyoruz tabi bu oturumlarda. Sorulara kısa cümlelerle cevap veriliyor. Faizleri düşüreceğiz derken, faizlerin düşmesini arzu ediyoruz, reel faizlerin düşmesini. Ama bunu baskı yaparak, zorlayarak... Bu zaten temel felsefeye aykırı bir şey. Dolayısıyla bu tip müdahalelerle siz faizleri düşürdüm zannedersiniz ama ileride bunun maliyeti size çok daha fazla olur. O açıdan değil. Biz aslında şimdiden piyasalara işaret veriyoruz. Ve bunun da olumlu algılandığına inanıyoruz doğrusu. Biz iktidar olmadan da şimdiden de Türkiye karışabilirdi. Eğer biz afaki şeyler söylemiş olsaydık. Biz gerçekten popülist veya sloganlarla hareket eden bir tarz içerisinde olsaydık, bunun misalini Brezilyadan verdim. O açıdan şüphesiz ki Türkiyenin en önemli sorunu, dış borçları ve iç borçları döndürebilmektir. Zaten bu programın hedeflerinden biri enflasyonu düşürmek, kalkınmayı sağlamaksa bir başka hedefi de dış borçların devamını, sürdürülebilirliğini, çevrilebilirliğini sağlamaktır. Bunun için tabi faiz dışı yüzde 6.5lik oranı mali sistemi muhafaza etmek için, onu muhafaza etmeye önem gösteriyoruz. Ayrıca, tabi belli bir oranda kalkınmayı, büyümeyi sağlamamız gerekir. Buna da inanıyoruz. Bunun ötesinde tabi reel faizleri de düşürmemiz gerekir ki zaten bunların hepsi birbiriyle ilişkili konular. Bunu sağladığımızda olacaktır. Ve o zaman borçların çevrilebilirliği kolay olacaktır, mümkün olacaktır. Şüphesiz ki işler çok kolay değildir. Çünkü çok zor şartlar altında devralınacaktır herşey. Ama onu bildiğimiz için işte ateşten gömleğin hararetini şimdiden hissetmeye başlıyoruz, deyişimizin de altındaki sebep budur. Türkiyede tabi en önemli mesele, borçlar söz konusu olunca, risk primi çok yüksek. Yüzde 6.9 oranlarına devam ediyor. Bu gerçekten çok yüksek. Malezyada yüzde 1 olduğunu, Endonezya gibi içi karışmış bir ülkede yüzde 3lerde olduğunu düşünürseniz, Türkiyenin ne kadar pahalı borçlandığını göreceksiniz. Bunun da muhakkak ki sebepleri, niçin risk primi yüksek tutuluyor. İşte bu güvenle ilgili konulardır. Siyasi iradenin samimiyetiyle ilgili konulardır. Gayretiyle ilgili konulardır. O konularda hazırlığımızı ciddi yaptığımıza piyasalar inanabilir.
CNBC-e: JP Morgan analisti Michael Maresse, Londradan bize katılıyor.
Michael Maresse: Sayın Abdullah Gül, sizin de bildiğiniz gibi Türkiyedeki yüksek faiz oranları çok büyük oranda, bazı sorunlar yaratmıştı. Orta kesimde ve fakir insanlar, son 10 yıl içerisinde daha da fakir hale geldi. Sizce AKP bu konuları nasıl değerlendirecek. Ve Türkiyedeki reel yüksek faiz oranlarını nasıl düşürmeyi planlıyor acaba?
Abdullah Gül: Deminden beri konuştuğumuz konuların başka bir şekilde sorulması. Doğrudur, sadece bu son takip edilen politikayla değil daha önceden de Türkiyede müthiş bir gelir dağılımı sıkıntısı vardı. Ama son politikalar sosyal meseleleri daha da çok ihmal etmiştir. Bunun da sebebi şudur: Türkiyede, bu programı uygulayanlar, yapanlar, eğer çok yerli olsaydı, Türkiye gerçeklerini çok daha iyi bilerek yaparlardı. Ama bu dışarıdan olunca tabi Türkiye gerçekleri biraz ihmal edilmiş oluyor. Onun için sosyal taraflar çok geride kalmış oluyor. Mesela, tarımla ilgili konu. Nüfusumuzun yüzde 40ının tarımda olduğunu düşünürseniz, sadece destekleme alımlarından vazgeçip, direk doğrudan gelir desteği sağlamak yetmiyor. Bunun yerine tarım girdilerinde çeşitli devlet destekleri geliştirebilirsiniz, verirsiniz. Mazotlar, gübreyle, diğer girdilerle ilgili konular. Bu konularda dış piyasaları anlayışla karşılayacağına inanıyorum. Avrupa Birliğinden örnek verdim. Avrupa Birliğinde bir çiftçi, gelirinin yüzde 35ini devlet destekli sağlıyorsa, ABDde bir çiftçi gelirinin yüzde 21ini devlet destekli sağlıyorsa, muhakkak ki Türkiyenin de bu konuları ihmal etmemesi gerekir. İşsizlik en büyük sorunumuz. İşsizliğin giderilebilmesi için yapılacak tek şey şudur: Açıkçası piyasaları hızlı bir şekilde canlandırmaktır. Reel ekonomiyi hızlı bir şekilde canlandırmaktır. Ticareti hızlı bir şekilde canlandırmaktır. Bütün bunların olabilmesi için de ne yaptığını bilen, direksiyona gerçekten hakim olan, herşeyi kontrolü altında olan, bilgili, bilinçli hareket edebilen bir iktidarın oluşmasıdır. Bu siyasi iktidar oluşunca zaten güven dediğimiz şey, içeride ve dışarıda oluşacaktır.
Michael Maresse: AKPnin özellikle İstanbulda çok başarılı olduğu görülüyor. Bir çok kimse AKPnin bir sonraki iktidarda çok önemli bir rol oynayacağını düşünüyor. Derviş gibi bir kimsenin yeni hükümette rol oynaması düşünülebilir mi? Gerçekten bu hükümetin başında olurlarsa bunu isterler mi?
Abdullah Gül: Tabi olan, kişi değil. Kişiler değil. Önemli olan anlayışlardır. Önemli olan kurumlardır. Bizim partimizin içerisinde çok kıymetli arkadaşlarımın olduğunu biliyorum. Türkiyenin değil dünyanın en iyi okullarında okumuş, bunun altını çizerek söylüyorum, dünya piyasalarını, dünyayı bilen IMF, Dünya Bankası, uluslararası finans çevrelerini çok iyi tanıyan arkadaşlarımızın olduğunu çok iyi biliyorum. Ve bu hazırlıkları da hep bu arkadaşlarımızla beraber yapıyoruz. O açıdan eğer piyasalar sadece dış piyasalar, dış dünya, Türkiyede bir kişiye Kemal Dervişe güveniyorlarsa, çok büyük bir risk alıyorlar. Yani, insana dayanmayın, kurumlara dayanın, anlayışlara, fikirlere dayanın. Yoksa eğer siz kişilerle hareket ederseniz, Türkiyeye de haksızlık etmiş olursunuz. Türkiyede sanki başka bir insan yokmuş gibi. Kendiniz de büyük bir risk alabilirsiniz. O insan çekip gidebilir. Hepimizin başına gelebileceği gibi o insanın da başına başka şeyler gelebilir. O açıdan burada anlayışlar, fikirler, konseptler nasıldır, buna bakmanız gerekir. Ve buna göre yatırımlarınızı ayarlamanız gerekir. Kararınızı buna göre vermeniz gerekir. O anlamda ben AKP kadroları içerisinde ekonomiyle ilgilenecek olan arkadaşlarımın çok rasyonel, bilgili, kararlı dünyayı çok iyi tanıyan arkadaşlar olduğundan eminim.
Michael Maresse: Özellikle partinizin politikaları, şu andaki hükümetten hangi alanlarda farklılıklar gösteriyor?
Abdullah Gül: Şu an aslında hükümet var mı yok mu bunu çok tartışmak gerekir. Şüphesiz ki, Türkiyeyi resmen temsil eden kişiler var. Ama Türkiyenin yönetiminde, kurumların koordine edilmesinde Türkiyede büyük bir boşluk var. O açıdan, Türkiyede güven vermiyor bu hükümet. En büyük özellikleri de bu. Ne derlerse desin, hiç kimse inanmıyor. Bugün hükümet zaten Türkiyede yaşanan son ekonomik krizlerin yönetimini de yapamamış bir hükümettir. O açıdan bu hükümetle kendimizi hiç mukayese etmek istemiyorum.. Biz, rasyonel bir ekonomi politikası takip edeceğiz. Kısa vadeli değil uzun vadeli çıkarlar, reformist olacağız. Ekonomide köklü reformlar yapacağız. Yapılmakta olan reformları takip edeceğiz. Onları daha da güçlendireceğiz. Türkiyenin kamu sektöründe köklü reformlar yapacağız. İdari sektörde Türkiyenin yönetimiyle, idari kamu yönetimiyle ilgili köklü reformlar yapacağız. Ve Türkiyede demokratik konular söz konusu olduğunda insan hakları, temel hak ve özgürlükler, ki bunların büyük bir kısmı, Kopenhag kriterleri içerisindedir. O konularda da köklü reformlar yapacağız. Bunları kendi iradesiyle yapma cesaretini gösterebilecek bir hükümet olacak, AKP iktidarı.
CNBC-e: Michael Maresse, çok teşekkür ediyoruz. Sayın Gül, bizim sorularımıza daha diplomatik yanıt veriyordunuz. Maresseye daha net yanıt verdiniz, Kemal Derviş konusunda. İki izleyiciden, piyasadan ekonomistlerin sorusu var. Sayın Baturalp Candemirin sorusunda bugünkü Dünya gazetesinde AKPnin ekonomik politikaları diye özetlenen görüşlerden bahsediyor ve Geçen gün Sayın Tayyip Erdoğan, Ali Kırcaya cevap verirken, vergi oranlarını indireceğiz ve bu vergi gelirlerini kat kat arttıracaktır demişti. Bunun somut bir analizi var mı elinizde? Ne kadar esnek vergi gelirleri buna, kayıt dışı ekonomiyi ne kadar kapsamayı düşünüyorsunuz.. Yine benzer bir soru, Cem Kurdoğlundan da gelmiş: Mali miladı uzatmayı düşünüyorlar mı? diye soruyor.
Abdullah Gül: Genel başkanımızın o günkü konuşmasında söylediğinden, faizleri biz müdahale ederek indireceğiz anlamının çıkmaması gerekir. Düşük faizleri, sağlamamız lazım. Bununla ilgili politikalarla olacaktır. Ama bir müdahaleyle, zorla olacak bir şey değildir. Onun maliyeti ileride daha yüksek olur.
CNBC-e: Vergi oranlarını indirererek vergi gelirlerini kat kat arttırmayı hedefliyoruz dedi Sayın Erdoğan.
Abdullah Gül: Doğru. O anlayıştayız. Ekonomik felsefemizde yüksek vergilerin, batan ekonomilerin; düşük vergilerin de kalkınan, genişleyen, büyüyen ekonomilerin göstergesi olduğuna inanıyoruz. Türkiyede zaten vergiler çok aşırı derecede yüksektir. Ve kaynaklar, kamu sektörü elinde, kamu elinde adeta yok edilmektedir. Dolayısıyla kaynakların özel sektöre bırakılmasını ve onların yeniden yatırımlara sevkedilmeleri yolunda tedbirler almamız gerekir. Vergiler düşünüldüğünde biz, tabanın da daha genişleyeceğine inanıyoruz. Ama tabi öncelikle ilk etapta yapılacak iş kayıt dışı ekonomiyi, faaliyetleri kayıt altına alacak tedbirleri almamız gerekiyor. Muhakkak onların da vergi ödeyebilir hale gelmelerini temin etmemiz gerekir. Bununla ilgili tedbirler alınacak. Ama belli bir süre içerisinde de vergi oranlarını düşürmenin daha çok vergi toplamayla sonuçlanacağına inanıyoruz. Mali milat konusunda yeni bir uygulama düşünmüyoruz. Bizim herşeyden önce, birinci önceliğimiz güveni sağlamaktır. Önce tabi Türk sermayesinin içeri girişini hızlandırmaktır. Bunu gören, yabancı sermayenin içeri girişini hızlandırmaktır. İlk önceliklerimiz piyasalara güven vermek olacaktır. İş adamlarına güven vermek olacaktır.
CNBC-e: Az önce üretimi teşvik edeceğinizi, bunun piyasalarda bir rahatlama yani kendi kendine bir takım müdahalelere gerek kalmadan, faizlerin düşmesinden, istihdamın canlanmasına kadar pek çok etkisinin kendiliğinden olacağını söylediniz. Ama Ankarada özellikle politikacılarla sık sık görüşen işadamları da bunu söylüyorlar. Reel sektör, üreten sektör için şu anda ilk aşamada hemen elinizde olan bir planınız var mı? Örneğin enerji maliyetlerinin bütün Avrupa ortalamasının çok çok üzerinde olduğundan şikayet ediyorlar. Bir takım girdi maliyetleri için de aynı şekilde. Bunlar için mesela sübvansiyon düşünülüyor mu? Bu tarz yatırımlarda bir indirim düşünülüyor mu?
Abdullah Gül: Bu programın en aksayan yönleri derken sosyal yanlar, reel ekonomi ve tarımla ilgili konular dedim. Geçen süre içinde Türkiyede en büyük yarayı reel ekonomi, yani sanayi sektörü aldı. Sanayi sektörünün kapasitesi olduğu halde, kapasitesini kullanamaz hale geldi. Bunun bir sebebi eğer talep yetersizliğiyse diğer bir sebebi de rekabet edemeyişidir. Rekabet edemeyişinin sebebi de girdilerin çok yüksek olmasıdır. Dünyanın en pahalı enerjisini kullanan bir sanayi sektörü nasıl rekabet edecek? Sigorta primleri söz konusu olduğunda ise, sigorta primleri inanılmaz; başlı başına daha az insan çalıştırmaya mecbur kılıyor sanayi sektörünü. Bir taraftan istihdam sorununuz var. Yani, çok işsiziniz var. Bir taraftan ise öyle bir sisteminiz var ki, daha az insan istihdam etmeye dönük bir sistem bu. Şimdiye kadar bunlarla ilgilenilmedi. Sadece finans sektörüyle ilgilenildi. Bunlarla hiç ilgilenilmedi. Dolayısıyla bizim çok büyük bir önceliğimiz olacaktır. Reel sektörü hızlı bir şekilde harekete geçirebilmek için. Bununla ilgili birçok düzenleme yapılacaktır. Sigorta primlerinin indirilmesi, enerji maliyetlerinin düşürülmesi, vergilerde bunlara teşviklerin, kolaylıkların getirilmesi. Bunlar, doğrusu bizim birinci önceliklerimiz olacak. Sanayi ve ihracatı da birbirinden çok ayırmamak gerekir. Aynı şey ihracat için de söz konusu. İhracatı sadece kur avantajlarıyla devam ettiremezsiniz. Girdileri kolaylaştıracaksınız. Teminat mektupları söz konusudur. Eximbank çalışmamaktadır. Dolayısıyla sanayi sektörünün önünü açabilecek, onların girdilerini kolaylaştırabilecek, maliyetlerini düşürebilecek ve onların kredi taleplerini hızlı bir şekilde yerine getirebilecek tedbirleri almanız gerekir. Bildiğim kadarıyla bugün Eximbankın 400 milyon dolara yakın parası var. Dışarıdan aldığı. Ben sanayi sektörüne, ihracat sektörüne vereyim diye aldığı bir para var. Bu parayı şimdi kendisi daha düşük faizlerle yurtdışındaki bankalarda muhafaza ediyor. Birçok irade yetersizliğinden dolayı, bürokratik engellerden dolayı. Bunları bir de kullanamıyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani, siz sanayiyi, ihracatı destekleyeyim diye aldığınız para var. Ama bu parayı veremediğiniz için, bu parayı daha düşük faizle bankalarda tutuyorsunuz. Dolayısıyla bunlar hep iradeyle ilgili, yakın ilgiyle ilgili konular.
CNBC-e: Birkaç izleyici sorusunu toparlayıp size soralım. Geçtiğimiz günlerde sayın Ali Coşkunun basına da yansıyan bir demeci vardı. Tasarruf teşvik fonunda biriken 11 katrilyona yakın bir para var. Bunu sisteme yavaş yavaş enjekte etmek gibi bir niyetimiz var dedi... Gerçekten böyle bir niyetiniz var mı? Bir de Bayındırbanktan Ali Ağaoğlunun sorusu ise şöyle: Bağımsız Merkez Bankası, Telekom üst kurulu, şeker kurulu, BDDK ve tütün üst kurulu gibi bağımsız kurumlar, özerk kurumlar konusundaki görüşünüzü merak ediyoruz.
Abdullah Gül: Şimdi mali sistemi ve mali disiplini bozmadan bunları yapacağız. Genel başkan yardımcımız Ali Coşkun Beyin söyledikleri doğru tabi. O zaman kaynağı nasıl bulacağız? Kamu sektöründe yapacağımız reformlarla çok büyük bir tasarruf elde edeceğimize inanıyoruz biz. Türkiyede bugün kamu sektörünün harcamalarında gerçekten büyük bir israf vardır. Bunu söylerken, 4-5 makam arabasını filan kastetmiyorum. Bunlar semboliktir. Şüphesiz bunlar da yapılmalıdır. Ama kamunun öyle harcamaları vardır ki, eğer siyasi irade, çok dürüst, namuslu bir şekilde bunları takip ederse, bilinçli bir şekilde takip ederse, buradan çok büyük bir tasarruf olacağına inanıyoruz. Biz belediyelerden biliyoruz. Dünya Bankası kredileriyle ihalesi 600 milyon dolara yapılan ihalelerin sonunda müdahale edilerek 200 milyon dolara aynı işlerin yine Dünya Bankası kredileriyle yaptırıldığını biliyoruz. Altını çiziyorum bunun. Dünya Bankası kredilerinin yaptırılan ve ihaleye verilen 600 milyon dolarlık işlerin çok pahalıya gittiğini farkedip, Dünya Bankası ile tekrar temasa geçip, onları da ikna edip, o ihaleyi bozdurup, daha sonra da aynı işleri 200 milyon dolara çıkarttığımızı biliyoruz. Bunların isimlerini, dosyalarını verebiliriz. Bir misal vereyim. Bir bakanlığımızda 100 milyon dolara yaptırılmak üzere ihale edilen işin daha sonra bozulup da 15 milyon dolara verildiğini biliyoruz. İsim vermek istemiyorum. Çünkü meselenin siyasete alet edilmesini hiç istemiyorum. Söylemek istediğim şey, Türkiyede inanılmaz bir şekilde kamu israfı vardır. Tasarruf edilebilecek gerçekten çok büyük bir miktar vardır. Yeter ki çok dürüst, namuslu insanlarla iş yapın. Yeter ki bilerek iş yapın. Yeter ki siz gece gündüz çalışın ve yukarıda en ufak bir şaibeye yolaçmayın.
CNBC-e: Üst kurullar konusundaki görüşünüzü de alalım mı? Bu k onular aslında büyük ölçüde bu yolsuzlukların önüne geçmek için kurulmuş yapılardı, bağımsız üst kurullar.
Abdullah Gül: Doğrudur. Üst kurulların atamalarında zaten bazı problemler var. Üst kurulların muhafazasında bir itirazımız söz konusu değil. Ama üst kurullara yapılan tayinlerle siyaset zaman zaman işin içerisine epeyce girmiştir. Mesela bunlar meclis tarafından yapılabilir. Üst kurulların üyeleri seçilebilir, kriterleri koyarsınız. Oraya atanacak kişilerde hangi vasıfları istiyorsunuz. Bunları çok kesin bir şekilde detaylandırırsınız. Daha sonra bunlar meclis tarafından da seçilebilir. Dolayısıyla bizim üst kurullara olan itirazlarımız zaman zaman işin içerisine giren siyasetle ilgilidir. Yoksa, üst kurullara bir itirazımız yoktur.
CNBC-e: Borcun döndürülebilirliği konusu. Kredibilitenin sağlanması, reel faizlerin düşürülmesi ve bu konuda sizin piyasaya verdiğiniz mesajlar. IMF programının devam ettirilmesi gibi hususlar, elbette piyasanın olumlu karşılayacağı konular. Ancak, IMF ile sonuç olarak belli bir karşılıklı pazarlık içinde olunabilmesi için zannediyorum ki, başka güvendiğiniz ve başvurabileceğiniz kaynakların yeni paketleri mi olması gerekiyor? Bu anlamda IMF ile pazarlığın belli bir noktanın üzerine gidemeyeceğini, belli bir noktanın daha ilerisine götürülemeyeceğini düşünürseniz, farklı arayışlar içerisine girer misiniz? Böyle düşünceleriniz var mı?
Abdullah Gül: Hayır yok. IMFnin kuruluş sebeplerinden biri de nedir? Yani bir ülke, düşecek duruma gelirse, müdahale etmektir, yardımcı olmaktır. O dar boğazı aşmaktır. Ama başından beri söylediğim bir şey var. Sizin ülkenizi o duruma düşürmemeniz gerekir. Herşey çok açık ve şeffaf. Eğer siz, rasyonel olarak, bilerek, kararlı bir şekilde reformlarınıza devam ederseniz, bunları çok iyi niyetle yaparsanız, halkınızın, ülkenizin çıkarı için yaparsanız, uzun vadeli çıkarlarınız için yaparsanız, IMFnin size söyleyeceği bir şey yoktur ki. IMF, bir ülkeye girerken, kendisi koşarak girmiyor ki. O ülkeyi yönetemeyenler, o ülkeyi perişan ettikten sonra IMFi çağırıyorlar. Ben IMFin de Dünya Bankasının da bir ülkenin detaylarına karışmaktan çok memnun olacaklarını zannetmiyorum doğrusu. O bakımdan biz işimizi iyi yaptıktan sonra, kararlı olduktan sonra bir problem çıkacağına inanmıyorum.
Tolga Ediz: Biliyorsunuz, borç dinamiklerinin tekrar olumluya çevrilmesi için bundan sonraki hükümetin bir yıl değil, iki yıl değil, beş altı yıl, yüzde 6 veya daha yüksek oranda bir faiz dışı fazla yapması lazım bütçede. Bunu göze alıyor musunuz? Vergi konusunda ve harcama konusunda ne tür tedbirler düşünüyorsunuz? Spesifik düşünceleriniz var mı, ilk yılda yapacaklarınız için?
Abdullah Gül: Aslında, buna benzer birkaç şeyi daha önce de söylemiştim. Bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Şimdi biz mali disiplini muhafaza etmeye gayret edeceğiz. Yüzde 6.5lik fazlayı korumaya gayret edeceğiz. Sadece bu değil tabi, dış borçların ödenebilmesi için reel faizlerin düşürülmesi, bu çok önemli. Aynı zamanda bir kalkınma yüzdesini, kalkınmayı da, büyümeyi de yakalamanız gerekir. Bütün bunlar şüphesiz ki bir denge içerisinde götürülecek konulardır. Meseleyi nasıl ele alıyorsunuz, nasıl yaklaşıyorsunuz? Ne kadar dikkatlisiniz? Bir kriz yönetimi yapar gibi, nasıl yönetiyorsunuz? Doğrusu biraz buna bağlı. Tabi burada şu söylenebilir. O zaman bazı harcamaları nasıl bulacaksınız, diyebilirsiniz. Mali disiplini devam ettirirken, kamuda daha önce büyük israfların olduğuna inanıyoruz. Çok büyük yolsuzlukların olduğuna inanıyoruz. Bunlar bazen yasal yolsuzluklardır. Ama kamu sektöründe yapılacak reformlarla çok dikkatli takiplerle oralardan önemli kaynakların çıkacağına da inanıyoruz. Bizim bütün amacımız, borç yükünün gsmhya oranını yüzde 60lara indirmektir. Maastricht kriterlerinin öngördüğü şey de zaten budur. Şu anda yüzde 100ün üzerindedir. Böyle bir programı, biz dikkatli bir şekilde takip edebilirsek, bunu indirebileceğimize inanıyorum.
CNBC-e: İzleyicimiz Köksal Ünlü, Dervişin sol kanattan siyasete girmesi ya da girmemesi AKP oylarına herhangi bir değişim getirir mi? Yüzde olarak böyle bir araştırmaları var mı? diye sormuş. Yorumunuz nedir?
Abdullah Gül: O meseleyle biz hiç ilgilenmiyoruz. Kendi kararıdır. Tamamen kendi bilecekleri bir iştir: Benim sadece dış piyasalara söyleyeceğim şey, kişilere değil, prensiplere, anlayışlara, kurallara göre hareket edin, derim. Kişiye göre hareket ederseniz, doğrusu büyük bir risk alırsınız. Kemal Bey nereye girerse girsin hiç farketmez, bize hiçbir etkisi olmaz. Biz, kendi yolumuzu almaya devam ediyoruz. Ve tek başına iktidara geleceğimize olan inancımız da giderek kuvvetleniyor.
CNBC-e: Bugün basına yansıyan bir soru var: Merkez Bankası özerkliğinin erken olduğu şeklinde bir yorumunuz olmuş. Bu doğru mudur? Merkez Bankası özerkliği konusunda şüpheniz var mı? Politika açısından bir farklılığınız var mı?
Abdullah Gül: Zannetmiyorum böyle bir şeyin olacağını. Çünkü Merkez Bankasının bağımsızlığını bu şekilde sağlamanın doğru olduğuna inanıyoruz biz.
CNBC-e: Birkaç izleyici sorusunun birleştiği nokta, Irak operasyonu. Operasyon gerçekleşirse, buna karşı ne gibi önlemler alacağınızı, tavrınızın ne olacağını merak ediyorlar.
Abdullah Gül: Irak, Türkiyenin komşusu. Bizim ekonomik ilişkiler içinde olduğumuz bir ülke. Bir zamanlar ihracatımızın zıpladığı dönemlerde en çok ihracat yaptığımız ülke. Türk işadamlarının, müteahhitlerinin ilk tecrübeleri, ilk paraları kazandığı bir ülke, ayrıca bizim de komşumuz. Bu ülkenin huzur içinde olmasını, halkının huzurlu olmasını çok isteriz. Bölgede güvenliğin tesis edilmesi, bölge kalkınmasının ilk şartıdır. O açıdan çok önemli. Tabi biz bir deneme de yaşadık daha önce. Onun faturasını da çok büyük bir şekilde ödedik. O açıdan ABD ile her temasta gerek ülke olarak gerek kurumlar olarak, gerekse siyasetçiler olarak biraraya geldiğimizde hepsine söylediğimiz şey şudur. Bizi bir emrivaki içerisine sokmayın. Çünkü bunun maliyetini çok ödedik. Siz uzaktasınız, biz ise komşuyuz burada. Sizler gidersiniz, ama bizler beraber olmaya devam edeceğiz. Ben çok yakın bir gelecekte Iraka karşı bir müdahale olacağını düşünmüyorum. Ama böyle bir şey söz konusu olursa, ozaman biz de hükümette olursak... Türkiyenin kurumları vardır. TSK vardır. Birden önümüze çıkacak bir mesele olmayacağı için, geçmişi olduğu için tartışacağımız, hep beraber karar vereceğimiz bir konudur.
CNBC-e: Sayın Kürşat Tüzmenin partiniz safhalarına katılmasını bu bağlamda mı değerlendirmemiz gerekiyor? Olası bir Irak operasyonundaki kaybı en net bilen kişi olarak mı değerlendirmemiz gerekiyor? İktidarınız durumunda Batıyla ve Amerika ile bu konu pazarlık edilebilir mi?
Abdullah Gül: Irak ile hiçbir ilgisi yok. Arkadaşımız Türkiyenin en başarılı bürokratı seçilmişti. Gerçekten çok üstün gayret gösterdi. Bürokrasi içinde ender kişilerden biri oldu. Öyle ki Türkiyenin komşularıyla olan ticaret hacmini belirgin, görünür bir seviyede arttırdı. Çok büyük gayretler içinde. Üstüne aldığı vazifeyi ve görevi, dış ticaret müsteşarlığını, gerçekten büyük bir başarıyla gerçekleştirdi. Kürşat Bey bize katıldıktan sonra bizimle alakası olmayan, belki partimize sempati bile duymayan çok sayıda işadamı, ihracatçı, başarılı insan, bizi aradı, tebrik etti. Dolayısıyla bunu sadece Irak meselesiyle değil, başarılı bir bürokratın, Türkiye sevdalısı, Türkiye için gerçekten çok üstün gayret gösteren bir arkadaşımızın AKPye katılması olarak değerlendirmemiz gerekir.
CNBC-e: İzleyicimiz Reşat Bey, Maastricht kriterlerinin AKP için bir önemi var mı? diye sormuş.
Abdullah Gül: Maastricht kriterleri tabi ki önemli. Önemli kriterler getiriyor. Kopenhag kriterleri, Avrupa Birliğine girişin ilk şartı. Maastricht kriterleri bu süreç içinde de yapılabilecek kriterler olarak biliniyor. Enflasyon oranı, dış borç oranı, birçok ekonomik gösterge getiriyor ki, bunları biz zaten kendimiz başaralım diye uğraşıyoruz. Zaman zaman genel başkanımız da söylemiştir, hepimiz de tekrar ediyoruz. Biz, bu kriterleri hep yerine getirelim. Çünkü ülkemizin çıkarına olduğuna inanıyoruz. Hatta bütün bunları yaptıktan sonra Avrupa Birliğine girmesek bile ne kaybederiz, diyoruz. |
|