|
Güncelleme: 12:00 TS 13 Eyl., 2002
|
| |
|
DSP
|
|
| Devlet Bakanı Masum Türker, partisinin ekonomi politikasını CNBC-e canlı yayınında anlattı.
|
|
|
CNBC-e: Hazinedeki devir teslim törenine dönelim istiyorum ben. Hazinedeki devir teslim töreninde Sayın Derviş, sizin için, Başbakan Bülent Ecevite teşekkür ederek, gerçekten hazineyi çok yetkin, bu işi yapabilecek en yetkin isme teslim etti, onun için teşekkür ediyorum dedi. Ama yaklaşık 1 saat önce de siyaseten rakip haline geldiniz. Artık programın eski sahibiyle şu andaki uygulayıcısı, yeni sahibi siyaseten rakip. Önce böyle bir değerlendirme rica ediyorum. Sayın Dervişin, yine sosyal demokrat, demokratik sol kesim için böyle bir partiye katılımı sizin için ne anlam ifade ediyor? Bunun DSPye olası bir etkisi var mıdır?
Masum Türker: Öncelikle Sayın Dervişe siyasi hayatında başarılar diliyorum. Derviş ülkemizin yetiştirdiği değerli akademisyenlerden. Değerli bir yönetici teknokrat olarak da bakanlık süresince elinden geldiği kadar çalışmaya özen göstererek her işlemi yerine getirmeye çalıştı. Kendisi bir siyasi partiye girene kadar bütün siyasi partiler için cazibesi olan ve acaba bizle çalışabilir mi diye düşünülen bir arkadaşımızdı. Bu, seçime gidilen bir dönemde, belli bir değere sahip olan ve siyasete çekilmek istenen birçok kişi için de geçerli. Sayın Dervişin 17 aylık süre içinde medyanın gösterdiği ilgiyle ve kendisinin de gerçekten meseleyi iyi yansıtabilmesi nedeniyle bir oy potansiyeline sahip olduğu varsayıldığı için bir belirleyici olarak görülüyordu ama bu belirleyicilik bugün sona erdi. Çünkü bundan sonra artık nasıl ben bakan olduğum halde DSPnin siyasi rozetini çıkartmıyorsam ve kurallar içinde partili olduğumu, siyasi olduğumu ortaya koyuyorsam, bundan sonra Sayın Derviş de 6 okla karşımıza çıkacak ve konuşacağız. Ama Sayın Dervişle özde fazla ayrılıklar yok. Kendisi de söylüyor ve CHP içinde sosyal demokrasi, sosyal demokrat yanında, demokratik sol kavramını kullanan belki de ilk üye. Yani farkı da ortaya koyuyor.
CNBC-e: Liberal sosyal sentezdir diyor...
Masum Türker: Tabi ama o liberal sosyal sentez kendisinin ortaya koyduğu olgu. Bizim DSP olarak demokratik solun ekonomi politikaları olarak uygulanmasını benimsediğimiz sosyal piyasa ekonomisi zaten. Sayın Derviş belki biraz tersten geçerek bunu yansıtmaya çalışıyor, ya da belki ilk önce liberal politikalara ağırlık verilip sonradan sosyal politikaların gerekliliğini düşündükleri için, işte liberal sosyal sentez deniyor. Oysa biz liberal politikalar uygulanırken, uygulanması gereken sosyal politikaların da aynı şekilde maliyetinin gözetilerek, değerlendirilerek uygulanmasını düşünüyoruz. Sosyal içerikli diyebiliriz, sosyal piyasa ekonomisi diyebiliriz. Sonuçta serbest piyasa olarak kabul ettiğimiz piyasa mekanizması işlerken neden olduğu sosyal meselelere de el uzatan, bakan, eğitimi, sağlığı, geleceğe ilişkin projeksiyonları düşünen bir yapıdır bu. Orada özelleştirme ağırlıklıdır ama özelleştirme yapılırken gelen gelirleri yalnız, şimdi bizim ülkemizde uygulandığı gibi, öteden beri hazine açıklarını, bütçe açıklarını kapatmak için değil, o gelirlere dokunmaksızın, hatta vergi gelirlerinden de bir miktar ayırarak, gelişmekte olan yörelerde yatırım yapmaya yönelten bir modeldir o sosyal amacı ve orada yine oluşturup derhal özel sektöre, piyasaya devretmektir. Bu tabi biraz felsefe olarak tartışılması gereken bir konu.
CNBC-e: Oldukça kritik bir dönemde, seçim sürecine giren bir ülkede ekonomiden sorumlu, hazineden sorumlu Devlet Bakanlığı görevini devraldınız, kolay gelsin diyorum öncelikle. Ve yaptığınız değerlendirmelerden, özellikle Bakanlar Kurulunda yaptığınız sunum ve takip eden değerlendirmelerinizden yola çıkacağım. İki söyleminiz çok dikkat çekti. Birincisi, seçim ertelense bile ekonomi etkilenmez yolundaki değerlendirmeniz ki şu ana kadar piyasa uzmanlarının yaptığı yorum, en kötü senaryo seçimin ertelenmesi olur şeklindeydi. Bu noktada dayanak noktanız neler? Eğer seçim ertelenirse ekonomi etkilenmez diyorsak burada dayanak noktalarınız neler? Bir diğer soru da seçim ekonomisi uygulanmayacak şeklindeki taahhüdünüz. Ama bazı gelişmeler şu anda kaygı yaratmaya başladı, memurlarla sürdürülen toplu görüşmeler, esnaf kredilerinin ertelenmesi, kobilere sağlanan kredi limitlerinin kamu eliyle tabanlarının yükseltilmesi... Zannediyorum burada biraz algılamada karışıklık olmaya başladı. Sizin değerlendirmeleriniz neler?
Masum Türker: Önce şunu belirteyim, yönettiğimiz bakanlığa bağlı olan Hazine herkes için şeffaf olmalıdır. Bakanlar Kuruluna benim yaptığım sunum, yalnız basına dağıttığım özeti olan 7 sayfa değil. İkincisi de yine ayrı bir kitapçık halinde, IMFle ilgili yapılması gereken yakın tarihteki işlemlerdir. Bakanlar Kuruluna bu sunumumu yaparken bugüne kadar Hazinenin işlemleri hakkında, Türkiye ekonomisini bir bütün hakkında bilgilendirilmemiş olan bakan arkadaşlarımın bilgilendirilmesi gereğini hissetmemden ötürüydü. Çünkü sonuçta benim bakanlığım, Sayın Başbakanın başkanlığında bir araya geldiğimiz zaman mevcut olan diğer 30u aşkın bakan arkadaşımla ortak ve ben onların adına Bakanlar Kurulundaki görevim dolayısıyla Hazinede veya diğer ilgili yerlerde bulunuyorum. Temel yaklaşım o. Nitekim benim sunduğum raporda iki ayrı olguya ihtiyaç hissedildi. Birisi IMFle ilgili alınan kredilerin dağılımıyla ilgili toplu halde görme ihtiyacıydı. Yoksa, Hazinenin web sitesine başvurduğunuz zaman her yapılan işlem duyurulmuş orada. Benim yaptığım iş, o dağınık olan olguyu bir rapor sistemi içinde ve toplu halde, başlangıcından bugüne kadar görmek, akışını izlemektir. Haklı olarak tabi bugüne kadar hem kamu bankaları için, hem özel bankalar, fona alınmış bankalar için, ayrıca sermaye yapılarını güçlendirmek üzere üçüncü dilim olarak aktarılmış bir hazineye ait, devlete ait değerler olduğu için, oradaki işlemlerin de öncesini bilmek haklarıdır. O da hemen bu hafta sanıyorum ki hazırlanacak. Şimdi sizin bana yönelttiğiniz iki soru var. Seçim ertelense bir şey olmaz deme nedenim: Mayıs ayında faizler yüzde 52 oranına düşmüştü. Ve o tarihlerde Sayın Başbakan hastalandı. Hemen bir belirsizlik havası yaşanmaya başlandı ve bu belirsizlik olgusuna karşı devlet adına, Bakanlar Kurulu adına tedbir alınıp tavır konulması gerekirken, belirsizliği derinleştirilen söylemler geliştirildi. Ve faizler birden bire yüzde 70i aşan, 80lere ulaşan bir noktaya geldi. Ama bugün gördük ki Sayın Başbakan görevinin başında, o günkü yorumların önemli bir kısmının siyasi manevralarla oluşturduğunu yaşadık. Seçim olgusu da aynı şey. Şimdi ben Türkiyede ekonominin başındayım ve özellikle Hazinenin ve dolayısıyla borç yönetiminin de sonuçlarından sorumlu bir bakanım. Seçime hayır diyen bir partinin mensubuyuz biz. Ama seçim kararı alındıktan sonra... Seçim, pimi çekilmiş bir bombaya benzer. Artık bombanın pimi çekilmiş, patlaması lazım. Şimdi biz durup da aman seçimi erteleyelim, yeni hükümet formülleri peşinde gidelim dediğimiz zaman kuşkusuz bunun sonuçları farklı olur. Sosyal baskı artar. Bize göre pimi çekilmiş bir bombanın en az hasar görerek patlayacağı yer seçim sandığıdır. Seçim sandığında halk tercihini kullanacak, gelecekte ülkeyi kimin yöneteceğine karar verecek ve böylelikle bu konuda yaratılmak istenen belirli senaryoların sahneye konulması önlenecektir. Ancak Mayısta yapılan aynı hatayı yapmamalıyız. Diyelim ki beklenilmeyen olgular devreye girdi, bugün ya da yarın ya da herhangi bir tarihte seçimin yapılmaması gündeme geldi. Eğer seçimin yapılmaması piyasalarda bir endişeye yol açacak, bir belirsizlik ortamı yaratılacaksa ben bu belirsizliği ortadan kaldırmak zorundayım. Nedir belirsizliği ortadan kaldırmak? Eğer böyle bir durum olursa, böyle bir duruma karşı da piyasaların birden bire paniğe kapılmasını, belirli olguların meydana çıkmasını önleyecek önlemler almalıyız. Hatta gerekirse bu önlemleri, yani böyle bir olasılığı, olduğu takdirde, piyasanın ilgili tüm aktörleriyle de paylaşmaya hazırız. Ama her şeyden önce bizim birinci görevimizin artık kararı alınmış, Seçim Kuruluna ödenekleri ödenmiş ve askıya listeleri çıkarılmış olan seçimin tamamlanmasıdır. Seçimin tamamlanması asıl olmakla birlikte kimi yorumcular ertelenebilir gibi senaryolar ortaya getirirler, yeni yeni başbakan formülleri ortaya koyulur, yeni başbakan ve hükümet senaryoları yatırımcıların ürkmesine neden olabilir. Bütün olguları ortadan kaldırabilmek için biz seçimin yapılmasından yana olduğumuzu açıkça ortaya koyuyoruz. İkinci husus da olasılık ortaya çıkarsa bir belirsizlik durumunun doğmaması için her önlemi alacağımızı belirtiyorum. İkinci sorunuza gelince, bugün bu konuda da bir iki değerli yazar arkadaşımıza açıklamada bulundum. Göreve geldiğim günden beri önemli birkaç konuya dikkati çekiyorum Program uygulanacak ve devam edecek diyorum. Hatta biraz daha ileriye gidiyorum. Şu anda bazı siyasi parti yöneticilerini yani iktidarda olmayanları da bu konuda benzer şekilde aydınlatmaya, bilgilendirmeye çalışıyorum, şeffaf olmaya çalışıyorum ve onlarda da bugünlerde Brezilyada başlamış olan uygulamanın benzeri bir havanın, bir ortamın yaratılmasına uğraş veriyorum. Nitekim eğer hatırlanacak olursa, Kemal Dervişten görevi devraldığım gün, bu düşüncemi ortaya koymuş ve bütün partilerin, hepimizin, her şey Türkiye için sloganından hareketle, her şey Türkiye platformu çerçevesinde bir araya gelmemiz, bu program ülkenin yararına artık olduğu için, bundan sora kaybedilecek ve özveriyle tamamlandığına göre olumlu ve pozitife doğru giden kısmının uygulanmasında mutabakat sağlamamız gerektiğini söylemiştim. Şimdi bu birinci söylemimi şu anda değil gelecekte de birazdan açıklayacağım şeylerle de nasıl bağlı olduğumuzu, nasıl arkasında durduğumuzu göreceksiniz. Kaldı ki DSPnin 1999 yılı seçim bildirgesine baktığımız zaman, seçim programımızda, ekonomik politikalarımız bu güçlü ekonomiye geçiştir. Yani bugün kullanılan ekonomik program, ekonomik model, bizim daha seçime giderken hazırlanılmış ve sosyal güvenlik reformundan tutun, Merkez Bankasının özerkleştirilmesine, bağımsız kılınmasına, bağımsız kurumların oluşturulmasına, bankacılık sisteminin rehabilite edilmesine, şu anda uygulanmış olan programın hemen hemen yüzde 90ı aşkın kısmı DSPnin 1999 yılında seçime giderken sorunları çözmek üzere ortaya koyduğu seçim bildirgesindeki vaadleridir. Bırakın parlamenter olduğumuz zaman, bizler daha milletvekili adayı olarak bunlar üzerinde çalıştık ve partinin ekonomistleri olarak biz Türkiyenin her yerinde, o tarihte televizyonlarda, seçim bölgelerimizde anlattıklarımızın kuşkusuz şimdi yöneticisi olunca sahibi olmak konumundayız. Bu sahipliği belirtirken, hükümetin kurulduğu günden bugüne kadar programın sahibi 57. Hükümeti oluşturan 3 parti ve daima her konuda imza atan 3 partinin lideri olmasına rağmen, kamuoyunda siyasi sahibi yok deniliyordu. Bu neydi? Siyasi olarak sorumluluk üstlenecek, gerekirse eleştirilip siyasi olarak değer kaybına, erozyona uğrayabilecek kişinin öne çıkmamasıydı. Doğrudur. Bakan arkadaşımız siyasi olduğu halde bu şeyde bulunmadı, ikinci arkadaşımız zaten bürokrattı. Ben siyasi olarak bunu üstleniyorum.
CNBC-e: Az önce dalgalanmalar durumunda piyasalarla ilgili bazı önlemlerden bahsettiniz. Buradan bakıldığı zaman benim hemen aklıma mali miladın iptaline ilişkin karşı olduğunuz bir şey geldi. 2002de artık devreye girecek. Bununla birlikte özellikle yatırım fonları, repo gibi bazı şeylerden vergi alınacağını biliyoruz. Bizim piyasamız, finans piyasaları, başta sermaye piyasaları olmak üzere hakikaten çok sığ, bunu biliyoruz. Kurumsal yapının da desteklenmesi gerektiği bir dönem içerisindeyiz. Hakikaten siz bu durumda nasıl bir plan, nasıl strateji geliştirmeyi düşünüyorsunuz? Aslında ilk sorum buydu. İkinci sorum da önceki gün Bakanlar Kurulunda yaptığınız söyleme ilişkin. Büyüme hedeflerini aktardınız, yüzde 3ün üstü hatta yüzde 3.9 dediniz. Siz tekrar iktidara geldiğiniz zaman stratejileriniz ne olacak? Ve son olarak, bugün öğrendiğimiz Pamukbank haberiyle ilgili çok fazla izleyici sorusu da geldiğini biliyoruz. Tekrar gruba geri verilmesi durumunda IMFye olan taahhütlerimiz doğrultusunda özellikle son niyet mektubunda 16 Eylül diye bir tarih verilmiş. Hem Yapı Kredi Bankası hem de Pamukbankla ilgili sorunun çözüleceğine ilişkin bir ifade var. Ben bunlarla ilgili görüşlerinizi merak ediyorum.
Masum Türker: Sorularınız uzun, yanıtı da uzun olacak ama kısa kesmeye çalışacağım. Ben bir şey rica edeyim, biraz önce sorulan soru eksik kaldı, bana onu tekrar sorun, seçim ekonomisi sorusunu... Önce mali milad Türkiyede yanlış uygulanıyor, bilen bir kişi olarak, bu konuda da mevzuat tarihçesini bilen bir kişi olarak şunu açıklamak istiyorum. Mali milat, vergi mükellefinin lehine olan bir uygulamadır.
1994 yılında DYP-SHP hükümeti döneminde vergi usul kanununun 30uncu maddesinin 7nci bendi değiştirilmiştir. O bend, merkezi inceleme elemanları, yani hesap uzmanı, maliye müfettişi ve gelirler kontrolörlerinin herhangi bir vergi incelemesi anında ya da yalnız bu amaçla bir vergi incelemesinde, vergi mükellefine sahip olduğu varlıkları nereden temin ettiğini, nasıl sağladığını sorma ve bu konuda vergi şeyinde bulunma hakkı verilmiştir. 1994 yılında verilen bu yetkiyi, 1998 yılına kadar uygulamıştır. Bu konuda elinizde de karar vardır. Sayın Zekeriya Temizel, Türkiyede şu aralarda alınan ya da uygulanmakta olan vergi reformuna benzer bir vergi reformunu devreye sokarken, mali milad olgusunu gündeme getirdi. Çünkü nereden buldun sorusu sorulduğu zaman, mükellefin belli bir tarihte sahip olduğu varlıklarının da bilinmesi ve artık onların da sorulmaması gerekirdi. Buradaki mali milat aslında budur. Yani siz sahip olduğunuz değerleri 98 yılında beyan ettiniz, 99 yılında bu ertelenmeseydi ve bu anlamda bir vergi incelemesi olsaydı, sizin o gün beyan ettiğiniz varlıkların nerden geldiği sorulmayacaktı. Ondan sonra elde ettiğiniz varlıkları ondan sonraki gelirlerinizle izah edeceksiniz. Şimdi Türkiyde buna neden ihtiyaç duyuyoruz? Diyoruz ki bugünkü tarih itibariyle bir beyaz sayfa açalım, vergi olarak kim neye sahip olmuşsa beyan etsin. Ama bundan sora sahip olacakların varlıkları vergilendirilmiş kazançlarından elde etsin. Şimdi eğer biz bu düşüncede yoksak, o zaman ben size sormak istiyorum, bunu ileri sürenlere sormak istiyorum. Biz vergi kayıp ve kaçaklarımızı nasıl indireceğiz? Kayıt dışında olan işlemleri kayıt içine alıp nasıl vergilendireceğiz? Bir taraftan diyoruz ki bu ülkenin borçlarının ödemesi, kalkınmasının gerçekleştirilmesi, refah düzeyine ulaşabilmesi için gerekli kaynağın, en önemli kaynağının vergi olduğunu söylüyoruz. Diğer taraftan bugünden sonraki işlemlerde tahsil edilebilecek bir verginin bu konuda kayıt dışı kalmasına seyirci olmayı göze alıyoruz. Bu söylemi söyleyenler ya kayıt dışıyı kayıt altına alsın söyleminde samimi değiller, ya da mali miladı söylerken neyi gündeme getirdiklerini bilmiyorlar. Ama mali milatla birlikte tüm mükellefleri ilgilendiren başka bir husus var. Sayın Zekeriya Temizelin yaptığı vergi reformunda sosyal adaletçi bir yaklaşım olduğu için ve Türkiyede vergi mükellefinin ödediği vergileri, yakın tarihte üye olmamız gereken başta Avrupa Birliği ülkelerine, OECD ülkelerine ve bütün dünya ülkelerine, gelişmiş ülkelerine denk hale getirebilmemiz için yüzde 20 ile 45e ulaşan kademeli vergi oranlarının, yüzde 45ten 40 arasına düşürülmesini engelliyor. Bilmiyorum siz bunu biliyor muydunuz? Yani mali milad, örneğin ertelendiği zaman biz karşı koymuştuk, mali miladı tutalım, ama bu vergi oranlarını düşürelim. Şimdi eğer biz mali miladı bu yıl başında, yeni gelen herhangi bir hükümet bu mali milat olgusunu getirirse beraberinde vergi gelirlerini oluşturan, vergi tarifesinin yüzde 20den yüzde 15e en üst vergi matrahının da yüzde 45ten 40a inmesini engelliyoruz demektir. En iyi siz sermaye piyasalarıyla iç içesiniz. Yani vergi gelirlerini bütün kesimler üzerinde rahatlatan, yani bu bahsettiğimiz kesimin içine kim giriyor? Kira gelirini beyan eden, sizin biraz evvel sorduğunuz ve önümüzdeki yıllar itibariyle, enflasyondan arındırıldıktan sonraki değerleri, ödemesi söz konusu olan kişilerin ödemeleri gereken vergi oranlarını azaltıyorsunuz. Bu şimdi işlemin bir yüzü. Yani mali milada karşı koymak Türkiyede vergi oranlarının indirilmesini istemek demektir. Kayıt dışı ekonominin artık beyaz bir sayfa açılarak kayıt içine alınması demektir. Nitekim 1998 yılında mali milad yasalaştığı zaman, vergi incelenmesinde olan nereden buldun amaçlı bütün dosyalar mükelleflere iade edilmiştir. Bir vergi tahüyyatında bulunmamıştır. O tarihte mükellefler artık mevcut durumlarını beyan edecekleri için bir beyaz sayfa açılmıştır. Burada bir çelişki vardır. Bunu gündeme getiren işadamlarımız, bunu gündeme getiren belli çevreler sanıyorum ki bu işin içeriğini bilmiyorlar. Şimdi şu andaki bir tarihte mali miladın ertelenmesi devam ediyor. Herhangi bir merkezi inceleme elemanı, herhangi bir vergi mükellefine nerden buldun sorusunu sorarken onun belirli bir taban fiyat değil, annesinden, babasından herhangi bir yakınından miras kalmışsa, geçmiş tarihte yaptığı çalışmalardaki gelirlerini ödeyebilirse ispat etmek yükümlülüğüyle karşı karşıyadır. Oysa bu mali miladın ertelenmesi ortadan kalksa, bir yönetmelik tebliğiyle yapılacak bir düzenlemeyle kişilerin mal beyanlarını tekrar vermeleri, sahip oldukları varlıkları ortaya koymaları ve böylece kendilerinden sorulmasını engeller. Bakın bunun bir başka mahzuru var. 1999 yılında mali miladı ertelerken hem vergi oranlarının dürüşülmesi engellendi hem de Türkiyede önemli bir çoğunluğu oluşturan esnaf, sanaatkar, serbest meslek erbabı gibi çok alt limitlerde para kazanan, hatta çevresinde bir büyük market açıldığı için belki de o yılı zararla kapatan, kırtasiyeciden tutun aklınıza gelebilecek, sizin balık aldığınız balıkçıya varana kadar hayat standardını tekrar uygulamak zorunda kalındı. Ve o seçimlerden bu sefer yaygın bir vergi alındı. Şimdi siz zarar eden bir kişiden, şahıstan, diyorsunuz ki vergi ver bana. Neden istiyor vergiyi? Çünkü mali miladı getirip kayıt dışında çalışanların vergilendirilmesine göz yumduğumuz için. Bu vergi adaleti açısından doğruysa yapalım...
CNBC-e: Ben hemen bir başka soruyla devam etmek istiyorum. Pamukbankla ilgili soru, bunu aktarmak istiyorum sizlere. Tasarruf mevduatı sigorta fonuna devredilen bankanın, Pamukbankın Danıştay tarafından yürütmeyi durdurmasıyla IMFyle varılan anlaşmalarda bir çekinceye neden olabilecek bir durum var olup olmadığı konusunda bir yorum yapabilir mi Sayın Bakan, diye sormuş izleyicimiz.
Masum Türker: Türkiye bir sosyal hukuk devleti. Yargı, alınan her kararı denetleme hakkına sahiptir. Pamukbanka sermaye yetersizliği dolayısıyla ve neden olacağı bazı tehlikeler dolayısıyla el konulduğunu biliyoruz. Bu konuda da el konulurken, şu anda Pamukbankın belirli bir fonunun devlet aracılığıyla, yani hazinenin yüklenerek karşılayacağını da biliyoruz. BDDKnın sonuçta karşıladığı bütün fonlar, Hazinenin karşıladığı fonlardır. Şimdi bu gerçekler bilinmesine rağmen, hukuk devletinde olmamız dikkate alındığı zaman, Pamukbank sahibinin hukuk hakkını kullanması ve bu hukuksal hakkını kullanırken yargıya gitmesi de doğaldır. Yargı neye karar vermiş? Bizim belirli bir ölçüde belirli bir tarihte Pamukbankın elden çıkarılması, müşteri bulunmasıyla ilgili, bir ölçüde bu bankalar fona alınırken devletin yöneteceği banka durumunda kalmak noktasında değiller. Bununla ilgili bir karar var. Belli bir tarihe kadar. Ama bu arada da sahibinin, Pamukbank sahibinin Danıştayda BDDKnın aldığı kararın iptaliyle ilgili davası var. Bu davasını, yürütmeyi durdurup durdurmama kararını daha vermiş değiller. Savunma alınmadı BDDKdan. Satışla ilgili yürütmeyi durdurma kararı alıyor, ama nasıl alıyor. BDDKnın savunmasını aldıktan sonra kesin kararını vermek üzere. BDDKnın tüm kamuoyuna açıkladığı ve bu konu mevcut yasal kuralların ötesinde uluslararası bankacılık kriterlerine zaten uyum amacı da taşıyor bir ölçüde Türkiyedeki bütün finans kuruluşlarının ve bankacılık sektörünün talep edilen olgular. Yargı bu konudaki kararını süratle verecektir. Bu konuda alınmış olan kararı, Türkiyede hukukun işlemesi açısından görmek gerekir. Ama bu hukuksal olgunun da gereklerini zaten yerine getirerek BDDK bir karar aldığına göre savunmasını yapacak ve durum çok kısa zamanda açıklığa kavuşacak.
CNBC-e: Araya girip ben hemen şu soruları kısa kısa sormak istiyorum. Az önce sorulan soru, benim de soru listemde vardı bu. Herkesin kafasındaki tereddütler. Memurlarla yapılan toplu görüşmeler... Şu anda bir zamdan bahsediliyor, tarım kesimine aynı şekilde bir kaynak kullandırılması söz konusu. Kobi tanımına dün getirilen değişiklikle yeni bir kaynak kullanımı. Birincisi; bu paralar nerden geliyor, bu yeni bir kaynak kullanmak mı demek? Yoksa var olan birtakım kaynakların ekonomiye etkin durumda sokulması mı? İkincisi de DSPnin 4 Kasım sabahı tek başına ya da başka bir partiyle koalisyon şeklinde ortaklıkla iktidara gelmesi durumunda sizin için öncelikli bir sektör, kalkındırılması gereken bir sektör var mı?
Masum Türker: DSP 4 Kasım sabahı tek başına iktidar için hazırlanıyor. Bizim kendi açımızdan diğer partilerde yaşanan baraj sorunu, kaybetme sorunu yoktur. Ama belli kesimlerin, özellikle sermaye piyasasında, para piyasalarını da etkilemek amacıyla bir bilimsel denetime tabi tutulmayan anketlerle DSPyi düşük gösterdiğini çok iyi biliyoruz. Ve zaten buradaki amacın iyi olmadığı, yani kötü niyetli olduğu nereden belli? Bir ankette yüzde bir nokta küsur gösteriyorsa sizi, bu kişilerin demek ki DSP sorusunu hiç yöneltmedikleri ortaya çıkar. Bu konuda en iyi yanıtlar, gazetelerin internet sitelerinde, örneğin Sayın Derviş zamanında hangi partiye gitsin dedikleri zaman, DSPye gitsin diyenlerin oy yüzdesi bunun yalnız bir göstergesidir. Ve anketleri o ilgili gazetelerin internet sitelerine bakıldığı zaman yaklaşım görülür. Onun için sizin bu sorunuza teşekkür ediyorum. Yalnız DSP için değil, Türkiyedeki bütün partiler için öncelikli sektör enerji sektörüdür. Enerji sektörü hem yatırım açısından hem de şu anda diğer bütün sektörlerin faaliyetlerini enerji maliyeti dolayısıyla olumsuz etkileme noktasında olduğu için öncelikli ele alınması, değerlendirilmesi ve buna göre serbest piyasa koşulları içinde bir fiyat yarışmasının oluşabildiği ortamın hazırlanması gerekir. Zaten biz bu dönemde 57. Hükümetin ortağı olarak enerji sektörünün serbestleşmesi ve bir bağımsız kurul tarafından düzenlemesiyle ilgili kararlarımızı almıştık. Şimdi istenen yap-işlet-devret ya da doğrudan doğruya kendi yatırımları ya da başka şekilde ortaya konulması gereken enerji yatırımlarının mevcut enerji maliyetlerini düşürecek şekilde değerlendirilip buna göre gözetilmesi gerekir. Bu arada mevcut enerji maliyetlerin de ve belirli bir yerde mevcut şirketlerle gözden geçirilmesinde de yarar vardır. Çünkü Türkiyede biz enerji maliyetlerini düşürecek bir yöntemi bulmadığımız sürece sanayicimizin, ihracatçımızın, aklınıza gelebilecek üretim aşamasındaki her kesimin, uluslararası piyasalarda bırakın rekabet etmeyi, uluslararası piyasalardan ülkemize ithal edilecek mallarla ülkemizde rekabet etme olanağı bulamayız. Öncelikli sektör enerjidir. Kaynaklarla ilgili bölüme gelelim. Çeşitli şekillerde yansıyor, memurlar ilk defa Türkiyede toplu görüşme hakkını kullanıyorlar. Bu toplu görüşme hakkının da 29 Ağustosa kadar tamamlanması gerekiyor. Bu konuda talepler var. Bu konuda da IMF programının uygulanması açısından kabul edilmiş büyüklükler var. Kabul edilmiş büyüklük nedir? Hedeflenmiş enflasyon, yani enflasyon hedeflemesi olarak kabul edilmiş hedef kabul edilmiş, yüzde 20 oranındaki büyüklükler içinde hareket etmektedir. Şimdi bütçemizin yüzde 20 büyüklükler içinde hareket etmesi ve yine faiz dışı GSMHye borcun oranını gözeterek faiz dışı bütçe fazlasının da benzer şekilde tutturulabilmesi için memurlara gözetilmiş ulusal ekonomik programımızın dışına çıkmamız düşünülemez. Ama bu gelişmeler, memurlarla yapılanlar yalnızca ücretle ilgili değil. Eşit işe eşit ücret anlayışından kaynaklanan mevcut yıl bütçemizde ödeneği mevcut olan ve kademeli olarak kararnameyle yapılan düzeltmelerin de tamamlanması gerekiyordu. Zaten bu düzeltmeler alındığı zaman önümüzdeki yılda mevcut olanakların dışında bir bedel ödememiz, bir ücret ödememiz, bizim bunu yapmamız mümkün değil. Bunu yaptığımız zaman, bundan etkilenecek ilk kesim memurların kendisidir. Gelelim kaynaklara. Yeni bir kaynak, programdaki değerler, ya da bütçeyle ilgili ödenekler dışında bir Türk lirası eklemek mümkün değil. Ben bu ekonomik programın siyasi sahipliğini, hükümetimiz adına üstlenmiş kişi olarak müsade etmem. Zaten yapma da imkânımız yok. Ne Maliye Bakanlığı böyle bir talepte bulunabilir ne de yönetimimdeki Hazine Müsteşarlığı bünyesinde böyle bir ödeme yapılabilir. Peki biz ne yapıyoruz? Bir hatırlatma yapmak istiyorum, 1990da, 2000de hatta 2001in kriz dönemine geldiğimiz zaman, esnaf ve zanaatkara ayrılmış, kullanılan ve bunun farkı da bütçede yer alan bir kredi limiti var. Bu kredi limiti 420 trilyon. Bu ayrılmış kredi limiti bütçelerde 2 yıldır aynı, 420 trilyon. Ancak 2001 Şubat ayında kullanılmış olan bu 420 trilyon ödendikten sonra o tarihlerdeki faiz yüksekliğindeki belirsizlik nedeniyle vazgeçilmiş olan, kullanılmayan miktarları dolayısıyla kullanılan miktar ne kadar biliyor musunuz? 143 trilyon. Yani biz krize girdiğimiz zaman zaten mevcut olan, kullanmakta olduğu bu 420 trilyondan 143 trilyon... Peki ne olmuş? Şimdi normalde Hazineden sorumlu bakan olsam benim bununla ilgilenmemem gerekir. Ama ben Hazineden sorumlu bir bakan değilim. Ekonomiden sorumlu bir bakanım ve orada atıl duran, kullanılmayan eğer her bir lirayı, diyelim ki atıl durduğu için bir lira getirisi varken, o yüz lirayı biz harekete geçirip de 10 getirisi olacaksa hem ekonomide beklenen şeyin elde edilmesine katkısı olur, hem önemli kesimlerin, işsizliğin, istihdamın artırılarak işsizliğin giderilmesinde çok hızlı bir şekilde, yaratıcılığın oluşmasına imkân verir. Bu atıl kaynağı niye kullanamıyoruz? Onun sorununa indik. Atıl kaynağı kullanamama nedeni, koopetariflerin diyelim ki 150 ortağı var. 30 ortak borcunu ödememişse 120 ortak borcunu ödediği halde tekrar kredi kullanma imkânına sahip olmuyor. Bu 1163 sayılı koopetarifler kanunu mevzuatında... Şimdi 15 güne kadar süre verdik. Bunun rehabilitasyonu yapılacak, o firmalar bulunacak. Eğer onlar almıyorsa ayıplanacak. Ama alabilir durumda olan, bir kredi derdi olan esnaf sanatkar alınacak. Bu arada ne olmuş? Kredi nasılsa kullanılmıyor diye, kredi limiti 5 milyarken 10 milyara çıkarılıyor. Ama aynı kişi kooperatif olmadan aynı faiz oranıyla şahsen gidip almak istese, şu anda Halk Bankasında, Halkişlem adı altında 7 milyara kadar alma hakkı var. Bizim yaptığımız kendisine tahsis edilmiş ama bankada şey durumda duran şu anda 7.2 katrilyondur Merkez Bankasında ve kamu bankalarına ait, talep olmadığı için kullanılmayan kredi.
CNBC-e: Biraz evvel enerjiyle ilgili konuşurken bir mail geldi; Sayın Bakan, DSP olarak gerek parti programında, gerekse birçok defa yaptığınız açıklamalarda yerli doğal kaynaklarla elektrik üretimini ve özellikle de rüzgâr enerjisini desteklediğinizi, özellikle 29 proje için, rüzgâr enerjilerinin yapılması gereğinin yapılacağı deklere edildiğini ifade ediyor izleyicimiz. Bırakın yatırımların başlaması için gereğinin yapılmasını, yatırımların durdurulması için elden gelen yapıldı. Buna DSP olarak neden engel olunmadı? diye sormuş izleyicimiz...
Masum Türker: Biliyorsunuz Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı DSPli bir milletvekilinin yönetimine daha yeni girdi. Bugüne kadar bunun neden ertelendiği, ne amaçla ertelendiği konusunu irdelemek yerine bugünden sonrasına bakmak gerekir. Eğer dikkat edildiyse daha geçen hafta Enerji Bakanımızın izin vermesiyle birlikte bugüne kadar yapılmayan bir şeyi gerçekleştirdik. Ben ekonomideki koordinasyonu da sağlıyorum. Yani birilerinin çıkıp da illa ekonomiden sorumlu bir tek kişinin denetiminde beklemeye gerek yok. Sayın Bakanla konuştum, bütün ekibi geldi, bütün genel müdürlükleriyle, yatırımcılarıyla konuşuldu. Bakın bu projeler hariç, geri kalan bütün sorunları... Şimdi o projelerle ilgili hazırlık yapılıyor. Bunlar gözden geçirilecek. Ama burada bir şey var. Bu projeler gözden geçirilirken enerjiye önem verirken Türkiyenin maliyetini artıracak, garanti adı altında bizim kullandığımız enerjinin üstüne yük getirecek olgulardan kaçınmak zorundayız. Enerji önceliklidir dememizin nedeni o. Şimdi Enerji Bakanı çok mutlu şu anda, çünkü bir diyalog içinde. Eskiden meselelere bir ekonomi koordinasyonu içinde değil, salt Hazine ilişkileri içinde baktığınız zaman bu işe ayrılan vakit, bu işle ilgili tartışmalar bir noktada tıkanıyor. Hatta bakın bu konunun çok önemli olduğunu, belki de bugünden sonra düne kadar Hazineden sorumlu olan, ekonomiden sorumlu olan Sayın Bakanımız, yeni siyasi kimliği altında bunu gündeme getirmeye çalışacaktır. DSP yalnız doğal kaynaklardan elde edilen enerji için değil, bu ülkenin enerjisinin ucuz maliyette oluşup hem diğer sektörlerin maliyet girdilerinde önemli bir indirim sağlayabilmek için hem de bizatihi enerji yatırımlarının yatırım olduğunu dikkate alıp gerekli katkıyı verecektir. Ama bu katkı bütçe ve program içinde yer almayan, belli kaynakları getirip har vurup harman savurmak değil. Belirli program ve bütçe disiplini içinde verilebilecek değerleri, ama gelecekte çocuklarımıza ve torunlarımıza kadar uzanabilecek bir yolda yükümlülüklerin de o dönemleri gözeterek anlaşılması yolunda olacaktır.
CNBC-e: Özellikle memur ve işçi arasındaki ücret uçurumunu nasıl kapatmayı düşünüyorsunuz? şeklinde bir soru var. Bu arada öğretmenlerden, Erdal Aydının ve Sayın Aktaşın soruları geliyor. Özellikle memurlara gelince mi bütçe deliniyor diye soruyorlar. 400 milyonluk bir maaşla geçinmenin mümkün olmadığını ifade ediyorlar. Yani bir ivedilik istiyorlar burada sorunların çözümü için. Bu arada direkt bir soru var; Devlet memuruyum, Eylül ayında maaşlara zam gelecek mi? diye bir soru geldi. Bu arada çok da farklı bir mail aldık. Buna da belki çok kısa bir yorum getirirsiniz; Memurlara yöneltilen seçim yatırımlarına esnaf arkadaşlar karşıyız diye bir mail geldi. Burada da bir tezat oluşturuyor. Nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Masum Türker: Bir kere bazı yaygın organlarında bazı yorumcular işin derinine girmeden bunu malesef memurlara müjde, memurlara seçim yatırımı gibi sunuyorlar... Bu konuda böyle bir şey yoktur. Hatta dün bizimle birlikte toplu görüşmeye katılan KESKin Genel Başkanı Sayın Sami Evren bize seçim yatırımı gibi, müjde gibi yapılan yakıştırmalardan rahatsızız diye dile getirmiştir. Şimdi memurlara yapılan bir şey yok. Memurlarla ilk defa toplu görüşme yapılıp bütçe hazırlanacak. Ve bu hazırlanacak bütçe bu yılla ilgili değil, 2003 yılının bütçesinin hazırlığıdır. Şimdi tabi burada sorun, bazı arkadaşlarımız işin gerçeğini bilmeden, haberin içeriğine bakmadan atılan başlığa ya da hemen suçlama amacıyla yapılan yoruma baktıkları için, memurlar kayrılıyor diyor.. Hayır. Memurlar ama bu ülkede mağdur edilmiş kesimlerdir. Devletin bütün hizmetlerini memurlarımız yapıyor. Eğer biz memurlarımızın mağdur edildiğini, bizi koruyan polisin, çocuğumuzu okutan öğretmenin, bize hastalandığımızda bakan sağlık mensuplarının önemli hizmetler yapmalarına rağmen, özel sektörde çalışsalardı, daha iyi ücret alma olanakları varken bu kamu hizmeti yaptıklarını kabul etmezsek, bir kere bütün bu kesime, 2 milyonu aşkın kesime haksızlık etmiş oluruz. Bu memurların mağdur olmaları bu dönemde olmamıştır. Yılların birikimiyle öyle mağdur olmuşlardır ki ilk sorunuz bunu ortaya koyuyor. Aynı yerde çalışan mühendislik yapan bir memurun, bir şube müdürünün aldığı maaşla, aynı DSİde bu olur, köy hizmetlerinde, karayollarında, aklınıza gelebilecek devletin hangi kesiminde olursa olsun, bu memurun yanında çalışan, işçi olan, sendikal hakları dolayısıyla toplu sözleşme olanağına sahip olan bir şoförün ordaki bir mühendisten, bir işçinin oradaki bir teknisyen memurdan ya da başka bir idareciden daha fazla maaş aldığını biliyoruz. Bizim bu Eylül ayı diye bahsedilen ve kanun hükmünde kararnameyle kademe kademe uygulanan uygulamada iki amaç var. Birisi; memurla işçi arasındaki makası daraltmak. Tümünü daraltalım, kapatalım derseniz mümkün değil. Bu ülkede, bütçede böyle bir olanak yok, böyle bir kaynak ayrılmamış. İkincisi, aynı işi yapmasına rağmen biri DSİde mühendis, diğeri köy hizmetlerinde mühendis, farklı ücret alıyorlarsa, ya da iki yerde şube müdürü farklı ücret alıyorsa bu ücretler arasındaki farklılığı giderme amacı vardır. Bu amaç 2002 yılında tamamlanmalıydı. Hatta bu Haziran ayında yapılmalıydı, Haziran ayında hükümet bu işi Eylül ayından sonra yapma kararı almış. O tarihlerde seçim yok ortada, bu kanun hükmünde kararname çıktığı zaman da yoktu. Şimdi bu işleri şu aşamada bir seçim ulufesi gibi yapmak, bana göre DSPli olan herkese göre Türkiyenin tüm hizmetlerini getiren, tüm memur camiasına haksızlık etmektir. Mağdur olduğunu bildiğimizi söyleyerek imkânları kendilerine tanınan noktasında kullanılacağını söylüyoruz.
CNBC-e: Şimdi her gelen parti kendi ekonomik programını bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Ancak şöyle de bir durum var. Örneğin zannediyorum Sayın Dervişin DSPye girmesini parti olarak çok isterdiniz değil mi?
Masum Türker: Sayın Derviş bizim arkadaşımız. Sayın Dervişi Türkiyeye davet eden bizim partimiz. Sayın Derviş, hâlâ bir partinin üyesi olmasına rağmen, dün ve evvelki gün açıklama yaparken CHPyle DSP arasındaki farkı açıkça ortaya koyan demokratik sol kavramdan da ayrılamadığını ortaya koyan bir arkadaş. Kendisinin o tarihte girmesini istiyorduk, yolunu başka yerde seçti. Biz artık şu saatten itibaren Sayın Dervişe siyasi hayatta başarılar dilemekten başka bir şey düşünmüyoruz.
CNBC-e: Yani şunu anlıyorum; daha önce girseydi, bu kararı vermeden önce, bunu memnuniyetle kabul ederdik diyorsunuz.
Masum Türker: Sayın Genel Başkanımız önermişti.
CNBC-e: Sayın Derviş bakıldığında, ANAP istiyor, DYP bilmiyorum, belki DYP de isterdi, DTP, Yeni Türkiye Partisine girecekti, DTP bunlarla ittifak, CHPye girdi. Şimdi bakıyorsunuz, bir kişilik ve bir sürü ekonomik program. Ben diyorum ki bir kişilik ve bir ekonomik program var. Ne fark var ki herkes ayrı olduğunu anlatmaya çalışıyor?
Masum Türker: Mevcut ekonomik program Sayın Derviş tarafından hazırlanmış bir program değil. Arzu ederseniz sizi ben Ankaraya davet edeyim. 1999 yılında dönemin Devlet Bakanı Sayın Hikmet Uluğbay tarafından başlatılan ve Aralıkta kabul edilen programdır. O program kabul edildiği zaman başlarken de söyledim, DSPnin benimsediği ve seçim bildirgesinde yer alan programdır. Nitekim biz o zaman itiraz ettik. DSP bünyesinde ekonomiyi izlemekle görevli olan 6 kişilik gruptuk. İtiraz ettiğimiz konu şu; bu programın finans kesiminde, yani bizim seçim bildirgesinde yer alan finans kesiminin ve bankacılığın rehabilitasyonu eksiktir dedik. Bu itirazımız haklı çıktı. 2001 yılında kriz yaşanırken Sayın Dervişe geldikten sonra yapılan şey de, DSPnin seçime giderken tespit ettiği sorundu. Hatta ben size bir hatırlatma yapmak istiyorum. Devlet arşivleri ortada, o tarihlerdeki televizyon filmleri de ilgili yerlerden görülebilir. 56ncı hükümet döneminde Sayın Ecevitin Başbakanlığındaki azınlık hükümetinde, DSPli hükümet bütün partilerden tek bir şey talep etti; bankacılık ve finans sektörüyle ilgili yasal düzenleme. Bu konuda Sayın Hikmet Uluğbay, Sayın Zekeriya Temizel ve Sayın Nami Çağan, çalmadıkları kapı kalmadı. Gazeteler ortada. Şimdi Sayın Derviş gelirken mevcut olan bir programın disiplin içinde uygulanmasında çok büyük rol oynamıştır. Çok yetenekli ve uluslararası ilişkilerinden dolayı, Sayın Derviş bu konuda herkesin hazır olduğu programı uygulamıştır. Şimdi Sayın Dervişin bu programına bakın, biz Sayın Dervişin hazırladığı programı değil, o zaman Hazinede çalışan, bu programı daha gelmeden önce tamamlayan onlarca, yüzlerce arkadaşımıza haksızlık ederiz. Ve bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Sayın Dervişin geldiği gün, gündeme getirdiği meşhur 15 yasa vardır. Sayın Dervişin geldiği gün, krize giderken, o 15 yasanın 8 yasası benim içinde görev aldığım Plan Bütçe Komisyonu tarafından tamamlamış, Genel Kurulda geliştirilmek üzere sevkedilmiştir. Yani burada olgu Sayın Dervişin yalnız programla bağlantısı değil, Sayın Dervişin kimliği, saygıdeğer kişiliği, bilgisi ve meselelere yaklaşım tarzıdır. O konuda kendisinin bizde olmasını arzu ederdik. Ama kendisi farklı bir yol seçmiştir. O konuyu da artık hep beraber belki bir masanın etrafında oturup ülke meselelerine ortak akıl bulmak açısından tartışacağız. Sayın Dervişi bırakın, ben biraz evvel ara verirken, Ünsal Beye, örneğin İsmet Hanım için söyledim. Öyle bir soru soruyor ki, keşke milletvekili adayı olsa dedim. Yani eğer bir değeri görüyorsak, tespit ediyorsak, bakın Ünsal Bey de gülümsüyor, çünkü bu teklifi yaptım, kendisine de söyledim. O kadar güzel soru soruyor ki, yani keşke milletvekili adayı olsa, keşke bizim partiden olsa. Niye bunu söylüyorum, çünkü eğer biz bu değerleri alıp yeni yüz diye koymazsak, sahiplenmezsek... Sayın Ecevit, Sayın Dervişi eski çalışma arkadaşı olarak arayıp çağırmasaydı acaba Türkiye Sayın Kemal Dervişi tanıyacak mıydı..
CNBC-e: Özellikle son günlerde Pamukbank olayıyla birlikte spekülasyonlar da arttı. Türk bankacılık sistemi için şu anda herhangi tedirgin edici bir sorun var mı? Herkes, uzunca bir süre bunu bekledik biliyorsunuz. Tasarruf mevduat sigorta fonuna bankalar alındı. Tedirginlik yaşandı. Şu an için böyle bir durum yaşanıyor mu?
Masum Türker: Böyle bir durum söz konusu değil. Herhangi bir banka için değil, olamaz da zaten. Çünkü bankalarla ilgili gerekli bilançolar alındı, sermaye yapılarına bakıldı, kredi yapıları ona göre değerlendirildi ve şu anda bir yapılandırma söz konusu. Önümüzdeki günlerde bu iş için bulunmuş krediyi kullanma noktasında Dünya Bankasından yetkililer gelecek. Kesinlikle bankacılık sektöründe şu anda artık tereddüte mahal bırakacak bir şey yoktur.
CNBC-e: Hemen izleyici sorularına dönelim. Devlet memurlarının zor koşulda olduklarından bahsediyorsunuz. Hükümetin yanlış politikaları yüzünden bizim gibi işsiz kalmış 1.5 milyar üniversiteli için ne yapalım? Özel sektördekiler zor durumda değil mi? demiş Serhat Güneş. Hemen bir başka maille bağlamak istiyorum bunu; 18 sene eğitim görmüş, iki yabancı dil bilen ve iş hayatına adım attığından beri iki kriz, tasfiye gibi üzücü kavramlarla karşı karşıya kalmış ve hâlâ işsiz biri olarak bundan sonra geçimimi nasıl sağlayacağım? diye sorular geliyor. Bu soruyu da Özlem Demirel sormuş. Dolayısıyla özel sektörde, özellikle tabi finans kesiminde çok arkadaşımız işsiz kaldı, ben de finans sektöründen bir birey olarak bunlara çok yakınen tanık oldum. Bu konuda neler söylemek istersiniz Sayın Bakanım?
Masum Türker: Bazı şeyler yapmaya çalışıyoruz ve bu yaptıklarımız bu sefer eleştiriliyor. Ne yapmaya çalışıyoruz? Geldiğim günden beri reel ekonomiye ağırlık verilecek, üretim artırılacak deniyor. Eğer reel ekonomiye ağırlık verilip üretim artırılmazsa, Türkiyede örneğin borsada işlem görecek şirket sayısı artmazsa, şimdiki aynı sığlıkla devam ederse, bundan sonra borsanın çevresinde yeni eleman istihdamı mümkün olabilir mi? Olamaz. Burada şu anda benim bakan olduktan sonra özellikle üzerinde durduğum, Hazinenin içinde yer alan, programda var olan, reel sektöre ilişkin olguları devreye geçirdiğimiz zaman beraberinde istihdamı, istihdam beraberinde işsizliğin azalmasını, bu sefer ortaya çıkan ekonomik çevrim dolayısıyla yavaş yavaş daralmış olan diğer kesimlerin tekrar genişlemesi gündeme gelecektir. Biz bırakın bugün işsiz kalanları, şu anda DSP olarak her yıl üniversiteden mezun olan kişilere, Sayın Milli Eğitim Bakanıyla birlikte bir çalışma yapıyoruz, nasıl mezun olduğu gün gencimiz çalışacağı yeri bulsun... Ama ondan sonra da kendi iş çizgisine göre kararını versin. Şimdi bu noktada ekonomik programın ve Türkiyede uygulanan politikaların müsebbibi bu hükümet ve bu dönem değildir. Yıllarca halının altına süpürülmüş olan sorunlar, Türkiyenin ekonomisini çıkmaza sokmuştur. Şimdi bu arkadaşların bir kısmı finans sektöründeydi, biliyorlardı. Bu kriz öncesi ve rehabilitasyon yapılmadan evvel, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve kapatılan Emlak Bankası, piyasaya çıktığı zaman günlük fonlaması, verdiği kredilerin, yaptığı harcamanın, maliyetinin çok üstündeydi. Zaten kriz günü bazı bankaların faizinin 7 bin küsurları aşmasının nedeni buydu. Oysa bugün bu durum tam tersine dönmüştür. Şimdi geçmiş yıl sorunlarını aynen yürütseydik ve bunlar kontrol edilemeyecek noktaya gelseydi, değil yalnız bu arkadaşlarımızın işsiz kalması, bu sektörlerin tamamen ortadan kalkması söz konusu olacaktı. Oysa şimdi biz belirli bir sıkıntı yaşandı ve diyoruz ki bu konuda çalışan işçi, memur, bırakın onu, yönetici, finans kesiminde daha üst düzeyde imkân elde eden sanayici, esnaf, herkes bunun bedelini ödedi. Şimdi bu bedeli ödenmiş ve artık sona doğru reel sektöre ve sosyal politikalara da yönlenmiş olan bir programın kuşkusuz herkes devamından yana olmak zorundadır. Bakın biraz evvel bir değerli parti genel başkanı bizim şuna ihtiyacımız yoktur, ekonomi politikaları kendine özgü olduğunu söyledi. Bu bile doğru değildir. Zaten kendisi iktidara gelse başka seçeneği olamaz. Türkiye şu anda mevcut olan programı uygulamak ve bu 3.5 yıl boyunca soru yönelten, işsiz duruma kalmış arkadaşlarımız dahi, yeni iş olanakları yaratarak, aynı makro ekonomik dengenin gerektirdiği göstergeler içinde kalan bir yapıya gitmek zorundadır. Bizim anlayışımız, kamu kesiminin yanı sıra, şu anda çalışanlar ve işsiz kalan, özel sektör dahi tüm çalışan kesimlerin iyi yerlere kavuşmasıdır.
CNBC-e: Vakit kaybetmeden diğer sorularla devam edeyim. Bugün yazılı basında Sayın Türkerin kobiler için yatırım kredilerini yüzde 100 artırdığını okudum. Sormak istiyorum, kobilerin makinelerinin çalışmadığını ve kapasite kullanım oranını yüzde 40 olarak ifade etti ama bugün açıklandı yüzde 77.5. Hâlâ kobilere ulaşmayacak kredileri gündeme getirip popülizm yaparlar diyor. Yani bir soru işareti var kafalarında. Bu kredilerin bir şekilde kobilere akmayacağı, kobilere verilmeyeceği şeklinde bir görüş var. Bir önyargı var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Masum Türker: Artırılan kobi kredisi değil. Kobilerle ilgili ölçülerdir. Bundan 2 sene önce bir şirketin kobi sayılabilmesi için 250 işçi çalıştırılması ve sabit aktiflerinin maksimum 400 milyar olması söz konusuydu.Şimdi düşünün, o tarihte kobi kredisi alan ve teşvik edilen bir firmanın, iki yıllık enflasyon dolayısıyla en azından öz varlıkları 700-800 milyar civarında gelmiştir. Bizim yaptığımız yeniden değerlemeyle ilgili, zaten bunu hesaplama imkânı vardır. Bu rakamları sanayi kesiminin talebi üzerine bugünkü koşullara getirdik. Yani esasında zaten bu rakam yeniden değerleme katsayısıyla çarpılsa, 600 milyara ulaşacaktır. Biz 800 milyarda tuttuk. Burada tutulan ölçü şirketlerin ölçüsüdür, kullanılan kredi değil. Krediyi kullanabilmek için, diyelim ki sabit kıymetleriniz 400 milyarken krediyi kullanıyorsunuz, sonra yeni bir yatırım oldu, enflasyon dolayısıyla yeniden değerleme yaptınız. Sabit değerleriniz 420 milyara geçtiği zaman artık siz kobi olma özelliğini kaybediyordunuz. Bizim getirdiğimiz reel olarak kobi özelliğini koruyan şirketlere ait nominal değeri değiştirmektir.
CNBC-e: Geçen sene krizden etkilenen firma ve şahıslara vergi borçlarını ödemede kolaylık sağlanacak mı? Sağlanacaksa bu kolaylıklar ne şekilde olacaktır? şeklinde bir soru var Semih Karlıoğlu tarafından gönderilmiş...
Masum Türker: Vergi borçlarının, sigorta borçlarının affedilmemesi, bırakın Türkiyede kamu vicdanı açısından, IMFle olan ilişkilerde de artık kamu alacaklarının geciktirilmemesi yönünde bir anlaşma var. Şimdi önce şunu sormak lazım, biz bu programa uyacak mıyız uymayacak mıyız?.. Eğer programa uyacaksak, bu tür afları gündeme getirmek mümkün değildir. Ama bu borçların problem olduğu yerler var. Nerede problem oluyor? Örneğin şu anda İstanbul yaklaşımını uyguluyoruz. İstanbul yaklaşımında anlaşma yapılıyor, protokol imzalanıyor ya da kredi talep ediyor... Ama bu işletmeye hemen vergi ve sosyal sigortalar kurumu gelip alacağını almaya çalışıyor. Zaten bu firmanın ödeme kabiliyeti olsaydı ne İstanbul yaklaşımına girmeye ihtiyacı olurdu ne de bu borçları öderdi. Bu konu bize üretim ve finansman danışman komitesinde Türkiye Odalar Birliği Başkanı Sayın Hisarcıklıoğlu ve beraberindeki sanayiciler tarafından getirildi. Bu konuda en azından İstanbul yaklaşımı, ya da esnaf ve sanatkarların rehabilitasyonu anında nasıl kredilendirmeyle ilişkilendirilmeyecek konuda çalışma yapıyoruz. Ama vergi ve sigortayla ilgili işlemleri biliyorsunuz. Vergi Sayın Maliye Bakanına, sigorta da Sayın Çalışma Bakanına bağlı olduğu için bu konuda benim bir görüş belirtmem mümkün değil. Ama Hazine yönetimi açısından bizim programa sadakat ve bağlılık yönünde programı aşan değişiklikleri yapmamızın mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
CNBC-e: Bir izleyici sorusu; Reel sektörün desteklenmesiyle yapılacak memur zammı ilişkisi nedir? Programımızı izleyip sizin söylediklerinizin içerisinden çıkarttıkları bir soru bu ve Yapılacak zamla reel sektöre aktarılacak kaynakları azaltmıyor musunuz? Kendinizle bir çelişkiye düşmüyor musunuz? diye sormuş Serhat Güneş.
Masum Türker: Serhat Bey herhalde benim anlattıklarımı birbirine karıştırmış. Bir kere reel sektöre aktarılacak kaynakların bizim bütçeyle ve program çerçevesiyle ilişkisi yok. Reel sektörün biz ancak önünü açıyoruz. Türkiyede serbest piyasa ekonomisine geçmişiz ve artık devlet ekonomiden elini çeksin demişiz. Böyle çeksin dediğimiz yerde özel kesimin çalışması gerekir. Biz devlet olarak özel kesimin çalışabilmesi için gerekli ortamı, gerekli iklimi yaratmak zorundayız. Şu ana kadar benim bakan olarak reel sektör adına yaptıklarımın tümü onların kredi alabilme olanaklarını sağlamak. Onların değerlerini artırmak, hatta mümkünse önem verdiğimiz enerji gibi, istihdam üzerindeki bazı yükkler gibi maliyetlerini artırıcı unsurların azaltılması yönünde çalışmalar yapmaktır. Bu reel sektöre devletin ayıracağı bir kaynak yok. Hiçbir yerde yok. Ama reel sektörün özendirilmesi, reel sektörün sisteme sokulmasıyla ilgili devletin düzenleyici olarak görev... Memur zammı ise, memura ödenen ücretler, maaşlar devletin harcama kalemlerini oluştururlar. Ve 2003 yılına hazırlanacak bütçeye hazırlık yapmak üzere çalışmalar yapılıyor. Yani sanıyorum soruyu soran arkadaşımız, benim reel sektörle ilgili söylemek istediklerimle bir harcama kalemi olan memurlar arasında bir bağlantı kurdu. Ama bir gerçek de var. Memur eğer ücret alıyorsa, eğer memurun gelirini, refah düzeyini düşürmeyecek şekilde işçinin gelirini yapabilirsek zaten reel sektörün sorununu da çözmüş oluruz. Çünkü kazanan, çalışan yaşayabilmek için, iyi hayat standardı için reel sektörün ürettiği mallara da talip olacaktır. Aslında bu döngüyü oluşturabilmek için normal sistemlilik içinde Türkiyede yaratılan katmadeğerin çeşitli kesimler arasında, adil dağılımıyla ilgili rolümüzü devletin sorumluluğu içinde fonksiyonumuzu yerine getirmek zorundayız. |
|