|
Güncelleme: 16:14 TS 16 Ağu., 2002
|
| |
| NTV |
Recai Kutan Seçim Meydanının konuğuydu
|
|
|
|
|
|
Ali Kırca: Efendim Seçim Meydanına hoşgeldiniz. Seçim Meydanı programlarımız devam ediyor Ankarada yine TESK binasında yine TBMMnin tam karşısında seçim meydanlarına devem ediyoruz seçimlere seksen gün kala. Bu akşam konuğumuz Sadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan. Dört günlük bir aradan sonra birlikteyiz. Aslında dün akşam DYP Genel Başkanı Sayın Tansu Çillerle birlikte olacaktık ama o programı bir hafta erteledik çünkü dün gece Türkiyede seçim heycanın yerini bir akşamlığına da olsa futbol heycanı aldı. Yine Türkiye siyaset ve seçim heycanın içerisinde. Sayın Kutan ile devam edeceğiz dizi programlarımıza ve Sayın Çiller yine gelecek hafta Salı akşamı burada canlı yayında konuğumuz olucak Seçim Meydanında. Ben önce Sayın Kutana hoşgeldiniz diyorum.
Recai Kutan: Hoşbulduk.
Ali Kırca: Efendim tam da bugün aynı bünyeden kopup gelen bir başka partinin AKPnin birinci yıl dönümü. Onlar birinci yıl dönümlerini gerçekten de birinci yaşları olarak kutluyorlar. Siz de 20 Temmuzda Sadet Partisinin kuruluşunun birinci yıldönümünü kutladınız. Ama siz ede sormak istiyorum gerçekten sizin de birinci yaş gününüz müydü? Yoksa siz o birinci yaş gününden daha mı yaşlısınız, kökleriniz daha mı eskilere gidiyor, gerçekte sizin partiniz kaş yaşında?
Recai Kutan: Biz siyaset sahnesine 1971de çıktık ve geçmişimizle övünüyoruz.
Ali Kırca: Milli Nizam Partisi olarak?
Recai Kutan: Milli Nizam Partisi olarak. Dolayısla 71den şimdi hesaplarsanız otuz bir yıllık bir mazimiz var. Dolayısıyla biz kendimizi bir yaşında bir parti olarak görmüyoruz, otuz bir yaşında bir siyasi hareket. Her ne kadar partilerin ismi değişse de bunları hep biz milli görüş hareketi olarak isimlendirdik. Dolayısyla milli görüş şu anda otuz bir yaşındadır.
Ali Kırca: Ama aynı milli görüş hareketi içerisinden kopup gelen öteki kanat diyelim AKP milli görüş hareketinden geldiğini, en azından o görüşün mirasçısı olduğunu bugün kabul etmiyor. Bunu geçen hafta Sayın Erdoğana burda sizin koltuğunuzda konuk ettiğimizde açık ve net olarak kendilerini ifade ettiler. Red-i miras mı ediyorsunuz dedik, evet dediler. Siz red-i miras etmiyorsunuz, mirasınıza sahip çıkıyorsunuz.
Recai Kutan: Biz biraz evvel de ifade ettiğim gibi geçmişimiz sadece bu aziz millete ve bu güzel ülkeye hizmetle geçmiştir ve dolayısıyla mazimizden sadece uyuşmuyoruz. Bu itimanla red-i miras etmemiz için her hangi bir sebep yok.
Ali Kırca: Onu sormak zorundayım, ona da sanıyorum cevap vereceksiniz çünkü neticede artık seçim halindeyiz. Hani başka partilerin politikası bizi ilgilendirmez diyemezsiniz her tabana seslendiğinize göre mutlaka karşı tarafa eleştiri getireceksiniz ki farklılığınız ortaya çıksın ve sizin yanınızda da yer alanlar da o farklılığı görebilsinler. O anlamda AKPye ve Sayın Erdoğana bu red-i miras nedeniyle bir eleştiri yöneltiyor musunuz? Kamu önünde veya kişisel olarak.
Recai Kutan: Tabi karar kendilerinindir. Demokratik haklarını kullanarak yeni bir parti kurdular ve kurarken de dediler ki biz artık milli görüşçü değiliz yani dolayısıyla red-i miras etiler. Şimdi biz şunu ifade ediyoruz: bu arkadaşlarımız aşağı yukarı yirmi, yirmi beş, bazıları otuz sene milli görüşçü olarak bu ülkeye hizmet etme gayreti içinde oldular. Şimdi diyorlar ki biz sıfır kilometre bir partiyiz. En yetkili ağızlardan ifadele ediliyor ki biz değiştik hatta bu son zamanlarda her halde değiştik sözü pek hoşlarına gitmedi ki geliştik tabirini kullanmaya başladılar.
Ali Kırca: Sayın Erdoğan geliştik dedi sonra da biraz daha ileri götürdü yada ikisini birleştirdi gelişme yönünde değişikliğe bir tanımlama kullandılar.
Recai Kutan: Tabi hatırlar pek çok kimse işin başında biz değiştik şeklinde ifade ediyorlardı. Haklı olarak soruyor milletimiz peki değiştiniz ne oldunuz siz? hakikaten şu anda hangi görüşü, hangi fikriyatı temsil ediyorlar doğrusu milletimiz bu hususta net bir fikir sahibi değil. Neden bir fikir sahibi değil? Çünkü onlar ne olduklarını değil de şu anda bazı mercilere mesaj vermek bakımından ne olmadıklarını hep ifade ediyorlar.
Ali Kırca: Hangi mercilere?
Recai Kutan: Diyelim ki vatandaşların bir bölümüne, özellikle bir kısım basının laikçi kesim dediği kesime o istekametli bir mesaj.
Ali Kırca: Ve mesela silahlı kuvvetlere belki.
Recai Kutan: O istikamette bir beyanım yok. Öyle de olabilir. Biz de samimi olarak inanıyoruz ki her ne kadar ne olduklarını net bir şekilde ifade etmemiş olmalarına rağmen bu arada yaptıkları çeşitli beyanlar var. O beyanlara bakınca hakikaten samimiyetle inanıyoruz ki artık bu arkadaşların milli görüş çizgisi ile ilişkileri yok. Şimdi biz milli görüşçü değiliz diyorlar. O zaman haklı olarak soruyorum bizim anlayışımıza göre milli görüş bu ülkede evrensel standartlara uygun, demokratik bir tatbikat, insan hakları, özgürlükler olsun bir görüş. Milli görüş aynı zamanda bir avuç mutlu azınlığın değil yetmiş milyon insanımızın hepsinin refah içerisinde olmasını arzu eden bir görüş. Aynı şekilde milli görüş şahsiyetli ve milli bir dış politika tatbikatı olsun, bunu savunan bir görüş. Biz milli görüşe karşıyız dedikleri zaman acaba bizim altını çizerek belirtiğimiz bu görüşlerimize de karşılar mı, değiller mi? Bunun netliğe kavuşmasında zaruret var. Bu arada mesela yine tipik örnekler vermek durumundayım. Her halde biraz sonra Türkiyenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan bahsedeceğiz. Biz diyoruz ki özellikle IMF politikaları ve aşağı yukarı neredeyse on altı, on yedi aydır bu politikayı böyle bir büyük bir samimiyetle uygulayan Kemal Derviş Beyin uygulamaları Türkiye ekonomisini gerçek anlamda batırmıştır. Ancak bu arkadaşlarımız diyorlar ki biz Kemal Dervişi partimize davet ediyoruz ve bu arada diyorlar ki biz iktidara gelirsek bizim ekonomi politikamız şu anda Kemal Derviş Beyin uyguladığı ekonomik politika üzerine bina edilecek demek ki ekonomik görüşlerimizde de ciddi anlamda bir farklılık meydana gelmiş durumdadır. Biz özellikle çevremizdeki ülkelerde ceryan etmekte olan bize göre insanlık dışı olaylar. Bunlar arasında mesela Filistin var. Yine Türkiyenin geleceği bakımından fevkalade büyük önem taşıyan Irakda muhtemel bazı gelişmeler. Bu konularda biz çok net açık görüşler ifade ediyoruz. Bu arkadaşlardan öyle bu netlikte her hangi bir beyan gelmiyor. Muhtemeldir ki dış politika konusunda da görüşlerimiz arasında ciddi farklılıklar vardır. Yani dolayısıyla arkadaşlarımızın iddiaları doğrudur. Milli görüşçü değildirler ve eskiden her yönüyle benimsedikleri ve savundukları milli görüş çizgisinden tamamen ayrılmış durumundadırlar.
Ali Kırca: Peki bunun gerekçesini size sormak isterim. Neden ayrılmışlardır yada siz geçmişe yönelik olarak milli görüş hareketine baktığızda hem eleştiri hem de öz eleştiri anlamında geçmişler yanlışlar yapılmamış mıdır? Örneğin red-i miras yaparken AKP hareketi ve Sayın Erdoğan ve arkadaşları acaba geçmişteki yanlışlar yapıldığını da bir anlamda ön kabulunu yapmış olmuyorlar mı? Siz geçmişte hatalar yapıldığını milli görüş hareketi içerisinde kabul eder misiniz?
Recai Kutan: Bir defa şunu ifade edeyim. Ben kapatilan Fazilet Partisinin de Genel Başkanıydım. O dönemin yönetim kadrosuna bakınız yönetim kadrosunun yüzde yetmişi bu arkadaşlardı. Eğer hakikaten şikayet ettikleri her hangi bir durum varsa bunun sorumlusu sadece Recai Kutan değil. Aynı şekilde nitekim ben Fazilet Partisi kurulduğu anda açıkça deklere ettim vatandaşlara ki biz takım oynu oynayan bir partiyiz. Yani parti öyle tek adam oyunu değil takım halinde bir çalışma. Yani bu da gösteriyor ki şunu söylemeleri mümkün değil efendim bizim söylediklerimiz dinlenmedi, bize laik olduğumuz değer verilmedi Refah Partisi döneminde Erbakan hükümeti içerisinde bakan olarak kimlerin görev aldığına bir bakınız. Meclis Grup Başkan Vekili olarak kimlerin görev aldığına bakınız bu arkadaşlarımız hep bu parti içerisinde en ön sıralarda yer almış kimselerdir. Yani onlara verilmeyen sadece parti genel başkanlığıdır. Şimdi her hangi bir hata olmadı mı? En azından benim inancımda olan bir insan açıkça ifade ederki kul hatasız olmaz. Elbette hatalarımız olmuştur. Ancak bizim temel prensiplerimize aykırı her hangi bir önemli yanlışımızın olduğunu kesin olarak kabul etmiyorum.
Ali Kırca: Peki ama o dönemde ki belki AKPlilerin red-i mirası içinde kısmen o da vardır; Türkiyeyi gerginliğe sürükleyen, hatta zaman zaman rejim bunalımına sürükleyen davranışlar, söylemler vardı. Sayın Erbakanın işte meclisdeki ünlü kanlı mı olucak, kansız mı olucak sözleri. Yine o zaman partinizin kimi sözcülerinin devamı olduğunuzu söylediğinize göre bunu söylemekte sakınca yok. O zaman ki partinizin sözcüleri meclis kürsülerinde yada başka platformlarda kameralar önünde kamuoyuna açıkça toplumu gerginliğe sürükleyecek ve o zaman da bunların sonucunda bir rejim bunalımının belki sebebi olacak söylem ve eylemlerde bulunmuştur ve nitekim onun sonucunda da hepimizin bildiği gibi 28 Şubat süreci olarak bir süreç yaşandı. Bu sürecin meydana gelmesinde hiç mi sorumluluğu yoktu o zamanki parti yönetiminin? Sizin de diyelim hatta öz eleştiri yapmak anlamında.
Recai Kutan: Bunu sorduğunuz için özellikle teşekkür ediyorum. Bazı gerçeklerin ortaya çıkması bakımından ne dediniz Türkiyede gerginlik getirecek, hatta rejim bunalımına gidecek bazı söylemler oldu.Bunlardan bir tanesi de eski genel başkanınız kanlı mı, kansız mı gibi biz söyledi Eğer bu meselenin aslını bilmezseniz ya bu kandan ne diyo bahsediliyor? Refah Partisi olarak seçimi kazandık ve bu arada yerel yönetimlerde adeta bütünüyle iktidara geldik. Ankara Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir, Kayseri, Konya vs. belli merkezlerden düzenlendiği anlaşılan bir yığın fakslar gelmeye başladı. Aşağı yukarı aynı tabirler kanımız aksada biz Ankarayı size teslim etmeyeceğiz diye. Erbakanın yaptığı konuşma tamamen bu kan lafı üzerine ikaz ediyor Türkiye gelişecek, belli noktalara gidecek bu işler kanlı mı olacak, kansız mı olacak. Elbette barış içinde olması lazım. Öyle bir cümleyi çarpıtarak Erbakanın binlerce konuşması var bu konuşmalarda hep barıştan, sevgiden, şevkatten bahsetmiştir.
Ali Kırca: Kanlı mı olucak, kansız mı olucak, görceksiniz! şekilnde ifade edildi ama siz diyorsunuz ki başkaları kan lafını telafuz edilince...
Recai Kutan: Yani biz kan dökeceğiz anlamında değil. Türkiye kanlı mı, kansız mı gidecek. Diğer ileri sürülen iddialardan birisi Erbakan Başbakan olarak Başbakanlık Konutunda tarikat şeyhlerine iftar yemeği verdi. O iftar yemeğinde bende vardım ve aşağı yukarı yüz yirmi kişi vardı. Kimler vardı? Dinayet İşleri Başkanı, bütün Diyanet kadrosu, İlahiyat Fakültesi Dekanı, İlahiyat profesörlerin tamamı ve Türkiyenin önde gelen din alimleri denilen kimsler. Şimdi Doğu ve Güney Doğu Anadoluya gidin orada din alimi diye halkın çok itibar ettiği kimseler bunlar mahali kıyafetlerle geziyorlar ve bunların yüzde doksanı da devletin memuru imam olarak. Şimdi bunlardan da diyelim dört tane, beş tane, altı tanesi bu yemeğe iştirak etmiş mahali kıyafetleriyle. Vay tarikat şeyhleri geldi nerden tarikat şeyhi. Bana sordular siz başbakan olsanız bu anlamda bir iftar yemeği verir misiniz ve ben evet veririm dedim. Yine Sayın Erbakan için söylenen şeylerden biri Sayın Erbakan neden Libyaya gitti, bu Kaddafi ile neden bu olaylar ceryan etti? yani bir batı ülkesine seyhat etmeden evvel neden Libya gibi yere gitti onu da çok açık bir şekilde ifade ediyorum sorumlusu benim bunun. Neydi sorumluluk? Biliyorsunuz belki de Türkiyenin geleceği bakımında fevkalade bir D-8 projesi vardı. Yani nüfusu elli milyonu aşan sekiz tane müslüman ülke gerek siyasi alanda, ekonomik alanda ve diğer dış politika alanında iş birliği haline geçecekler. Bunlar İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya. Şimdi bu seyhatleri yaptık tabi şu da dedikodu edildi hemen efendim Erbakan neden önce İrana gitti ya düzergah öyle gösteriyor. İlk gidilecek yer İran ondan sonra Pakistana gidilecek. Evet Mısıra kadar geldik.
Ali Kırca: Batı Avrupa ülkesini başbakanlığı sırasında ziyaret etti mi Erbakan?
Recai Kutan: Hayır.
Ali Kırca: Neden?
Recai Kutan: Öncelik D-8 projesiydi. Yani batının karşısına altı yüz milyon...
Ali Kırca: Ama Türkiyenin aşağı yukarı Rahmetli Zorlu, Polatlar idam sehbasına götürülürken bile Avrupa Birliği sürecini konuşuyorlardı.
Recai Kutan: Avrupa Birliği ile ilgili olmak öbürleriyle ilgili olmamak anlamına gelir mi?
Ali Kırca: Öncelik konusu...
Recai Kutan: Bunun öncelikle alakası yok. Ben birileriyle iş birliği içerisine gireceğim. Zayıf olarak onların karşısına gitmek ayrı şey yanına altı yüz milyon müslüman nüfusunu alarak, yedi devletin de desteği ile onların karşısına geçmek...
Ali Kırca: Yani önce Türkiyenin elini güçlendirmek ve sonra Avrupanın karşısına çıkam vardır diyorsunuz.
Recai Kutan: Esas anlatmak istediğim de şu: bu sıra bitti derken Libyada iş yapan Müthaitler Birliği bana geldiler ve dediler ki bizim Libyadan üç yüz milyon dolar alacağımız var ve bunu alsa alsa ancak Erbakan alır. Hazır Mısırdan Nijeryaya gidiyorsunuz ne olur önce Libyaya bir uğrayın ondan sonra Nijeryaya gidin işte bu üç yüz milyon dolar; biliyorsunuz yüz milyon dolar için Dünya Bankasının kapısında ne kadar bekleniliyor Sayın Erbakana götürdüm bu teklifi Hayır programı bozmayalım dedi. Ardından daha iki gün evvel resepsiyonların birinde oranın müthaitlerinden birisi anlatıyor diyor ki on beş gün yalvardık diyor ya ne olur diye bu ısrarlar üzerine ben tekrar gittim Sayın Erbakana. Dedim ki efendim üç yüz milyon dolar iyi para ve peki dedi Oraya gittik üç yüz milyon dolar da alındı bundan hiç kimse bahsettiği yok. Ancak Kaddafinin kendi uslubuna uygun olarak söylediği bir sürü lafalar...
Ali Kırca: Bu laflar karşısında bir tavır takınılmamış olması zaten eleştiri oklarını hedef yapmıştı Sayın Erbakana. Yoksa her devlet başkanı, Türkiyenin her cumhurbaşkanı, her başbakanı Libyaya da gidebilir, İrana da gidebilir. Sadece ordaki belki tavır ve Sayın Kaddafinin sözleri karşısındaki sesizliği.
Recai Kutan: Gerekli cevapların hepsi de verilmiştir. Ben de vardım bunların hepsinin cevabı verilmiştir. Ancak Türkiyede istendiği an meseleler o şekilde yansıtılabiliyor ki bunun dışında Sayın Erbakanla ilgili olarak söyleyebileceğiniz efendim gerilim oldu, rejim bunalımı hangi rejim bunalımı? Şunu da ifade edeyim bunlar geldiler fevkalade tehlikeli şekilde devlette kadrolaşmaya gittiler işte şurada istatistik var. Bizden evvel devlet kadrolarında kaç memur var? 1997de biz giderken kaç memur?
Ali Kırca: Kaç?
Recai Kutan: Aşağı yukarı seksen bin eksiği ile devretmişiz. En tipik örneğini ben vereyim. Enerji Bakanı oldum. Benden evvel ANAPlı bir arkadaşımız Enerji Bakanı idi müsteşarını tain etmiş, altı tane genel müdürünü tain etmiş, ben geldim ve malum siyasette herkes bir iktidar değişikliğinde efendim şunlar gitsin biz gelelim derler. Bunlardan bir tekini değiştirmedim. Bunlarla beraber fevkalade faydalı hizmetler yaptık ve biz ayrıldık tekrar ANAP geldi müsteşar da dahil altı genel müdürün hepsini onlar değiştirdiler. Yani bize efendim bunlar devlette kadrolaşma yaptılar bu kesin olarak iddia edilemeyecek bir husustur. Bu itibarla, bu anlamda rejim bunalıma gidiyor bunlar tamamen abartılarak ortaya konulan şeydir. Efendim teşkilat içersinde yanlış sözler söylemiş olanlar olmaz mı? Elbette olur. Bizim o zaman dört milyon kayıtlı üyemiz vardı. Bizim Ağrıdaki adamı kontrol etmemiz mümkün mü?
Ali Kırca: Ağrıdaki adam değil ama milletvekillerini, o zamana göre önde gelen milletvekilerini...
Recai Kutan: Olabilir.
Ali Kırca: Zaten sonra bunlar partiden icra edildi ama neticede sizin partinizin sizin milletvekili olarak seçilip meclis kürsüsü ve başka platformlarda parti adına konuşmuşlardı. Bu gerginliğe yol açmış nedeniyle belki ondan parti olarak yada neticede meydana gelebilecek rejim bunalımdan partinizin geleceği etkilenebileceği endişesiyle ihrac edildiler.
Recai Kutan: Ben bir konuda fevkalade iddialıyım. Tarafsız bir yazar bir kitapçık hazırlamıştı Hizmete Adanmış Bir Hayat diye, benden bahsediyor. Şu anda Türkiyeyi benden daha iyi bilen kimsenin olduğuna inanmıyorum. Nerede bir su kaynağı var, nerede bir ova var bunları adım adım gezmişim. Ondan sonra fevkalade büyük bir mühendislik firmasının genel müdürü olarak petrol sahasında, rafineri sahasında, kimya sahasında, tekstil sahasında, gida sahasında bir yığın projeyi gerçekleştirmişim, ömrüm tamamen hizmetle geçmiş aşkla. Eğer birisi gelir de derse ki ey Recai Kutan, Sadet Partisi Genel Başkanı siz şu duygular içindesiniz kimse gelip de bana vatanperverlik dersi vermesin, veremez. Açıkça ifade ediyorumki herkesten en az onlar kadar vatanperverim. Bu yaşa gelmişim hala benim derdim bu aziz millete hizmet etmek.
Ali Kırca: Benim söylemem belki bunu gerekirdi ama kendiniz kendini ifade etmek durumdaydınız. Ben de tam onu söyleyecektim o sözlere başlamasaydınız ben size Recai Kutan olarak size parantez açacaktım. Sadet Partisi Genel Başkanı veya geçmiş Fazilet ve Refah dönemlerinde milletvekilliği ve bakanlık yapmış bir kişi olarak değil Recai Kutan olarak. Gerçekten de onu Türkiyenin son otuz yıllık siyasi tarihini inceleyen herkez de biliyor ki Recai Kutanın farklı bir kimliği ve kişiliği vardır. Recai Kutan aslında Türk siyasetinde aranan, ılımlı, son derece yapıcı, herkezle diyaloğu iyi olan ve Türkiyenin meselelerine de, çevresine de, ilişkilerine de iyimserlikle bakan bir politikacı tipidir. Dolayısıyla bu eleştirileri size yaptığımız zaman, size sorduğumuz zaman bunun kişisel olarak sizinle bütünleşmesi çok da yan yana iyi durmuyor. Çünkü gerçekten siz belki bu eleştirilen dönemlerde de farklı siyasetler izlediniz, yada farklı tavırlar ortaya koydunuz. Uzun yıllara dayanan bir devlet hizmte geçmişliğiniz var ve ilişkide bulunduğunuz partiler ve liderle de son derece bugün hatırlandığında Recai Kutan hakkında olumsuz söz söyleyebilecek Demiralle başlayarak; onunla da yakın mesai arkadaşlığınız vardır, kimsenin olduğunu düşünmüyoruz. Ama bütün bu eleştiriler Recai Kutan olarak kişisel olarak size değil. Temsil ettiğiniz yada içinde bulunduğunuz hareketin geçmişi ile ilgili ve bugünkü hedefleriyle ilgili belki. Bu anlamda geçmişe bakıldığında belki Sayın Recep Tayyip Erdoğan sizden daha radikal söylemler içinde bulundu, zaman zaman sert mizaçda olabiliyor. Ama sizin o dönemde de şimdi de daha farklı ve ılımlı bir kişilik anlaşılıyor ve görülüyor da. Buna rağmen siz yenilikçi hareketin yani miras red eden yapan hareketin yanında değilsiniz. Siz hala Erbakanla gönül birliği içindesiniz, parti birliği içinde olmasanız da. Burda belki kamuoyu bunu anlamakta güçlük çekiyor. Sayın Recai Kutanı belki başka bir yerde görmek isterdi kamuoyu. Sizin açınızdan böyle bir düşünce var mı?
Recai Kutan: Benim yapım neyse, Sayın Erbakanın yapısı da aynı. Benim Sayın Erbakanla olan hukukum...
Ali Kırca: Ama kamuoyu sizden bu uslubu hiç duymadı. Yani siz gerekçeler söylediniz, Sayın Erbakanın yada diğer partilerin sözcülerinin hangi ortamlarda bunu söylemişti ama siz hiç bir ortamda, hiç bir şart içinde Türkiyeyi gerginliğe sokacak bir uslubun sahibi olmadınız ama yanında oldunuz Sayın Erbakanın.
Recai Kutan: Dediğim gibi 1948den beri tanıyorum. Erbakanın hakikaten Türkiyenin yetiştirdiği en büyük beyinlerden biri olduğuna inanıyorum ve iç alemini en iyi bilenlerden birisiyim. Belki meseleleri anlatışında uslup farklarımız olabilir, zaten bir insan diğer insana benzemez. Ancak niyeti nedir? Tamamen sevgi ve şefkatle dolu olan bir insandır ve bütün gayesi bu yaşa gelmiş hala ne için çırpınıyor? Aman şu Türkiye bu bataktan nasıl kurtulacak yoksa kendisi vaktiyle dünya çapında bilim adamıydı. Yan gelir yatardı üniverstede. Belki şimdikinden çok daha mutlu olabilirdi; o manada demiyorum ama huzur içerisinde rahat olabilirdi. Ama zoru seçti, niçin? Bu ülkeye hizmet etmek için. Ben bunları en yakından bildiğim için yani Erbakanla bir arada olmam gayet normaldir.
Ali Kırca: Ama siz Sayın Demirelle de bir arada olabilirdiniz. Mesela siz geçmişte Adalet Partisi hareketi ve sonraki merkez sağın içinde de yer alabilirdiniz Recai Kutan olarak ve bu Recai Kutan açısından hiç de şaşırtıcı olmazdı.
Recai Kutan: Ben talebik döneminden itibaren siyasetin içinde oldum. Çok yadırganan bir durumum vardı; Malatyalıydım ve o dönemde de Malatyalıların da nerdeyse sekseni al partili. Buna mukabil Recai Kutan Demokrat Partiden yana. Sen hem Malatyalı olacaksın hem Demokrat Partiden. Altmış ihtilali oldu gayet tabi bu sefer Adalet Partisini tutuk o şartlar içerisinde ve Adalet Partisinde de Sayın Demirel sadece değil onun dışında en yakınında olanlar benim en yakın arkadaşlarımdı. Bir Mehmet Turgut mehtem arkadaşım, Sadet Tekeli, Sadık Sühpan, Feruh Bozbeyli talebelik döneminde yine yakın arkadaşlarım. O dönemde Adalet Partisini tutuyor idik. Ondan sonra derken 69, 70li yıllar geldi ben tercihimi niçin Erbakandan yana koydum? Çünkü iki tecrübe beni fevkalade üzdü. Bunlardan bir tanesi Demokrat Parti hareketi ilk çıktığı günlerin çizgisine bakınız, aradan altı yedi sene geçtikten sonra bakınız çizgisine bakın değişiyor. Kadro olarak da çizgi olarak da. Aynı şekilde Adalet Partisi de baştan ortaya çıkışı zamanındaki çizgisine, kadrolarına bakın ve ondan sonra diyelim ki 1968, 69 yıllarındaki çizgisinde önemli bir kırılma var.
Ali Kırca: Nereye doğru kırılma var, nerden sapma ve nereye doğru?
Recai Kutan: Daha fazla kozmopolit bir yapıya gidiyor. Başlangıçta bütün bunların çıkışı milli ve muhafazakar çizgide ancak zaman içinde de...
Ali Kırca: Hem Demokrat Parti hem de Adalet Parti bütün Türkiyede hatta merkezde ve liberal çizgileri temsil ediyor. Yani esas çıkışları o. Dolayısla o dönemde aslında merkez sağ ve ve liberal çizgiden ayrıldığını mı söylüyor musunuz? Kendi olarak kalsaydı devam eder miydiniz?
Recai Kutan: Ederdim tabi.
Ali Kırca: Sizin asıl çizginiz orası o zaman.
Recai Kutan: Hayır. Asıl çizgi şimdi. Merkez sağ diyorsun, merkez sağ tabirini kabul etmiyorum. Merkezde olan kimdir? Şu anda merkezde olan parti Sadet Partisidir. Neden diyeceksiniz? Merkez tarifini yapmak lazım. Eylimlerini bu milletin değerlerine en yakındır o en merkezdedir. Kim ki milletin değerlerlerinden, milletin eğlimlerinden adım adım uzaklaşıyor onlar yavaş yavaş uca giden partilerdir. Milletin eğlimlerini, milletin değerlerini en iyi temsil ettiğimiz inancındayım. Dolayısıyla şu anda Türkiyede merkez parti Sadet Partisidir. Solda olanlar milletin bazı değerlerinden, eğlimlerinden epey uzaklaşmıştır. Efendim biz sağcıyız, bilmem ne diyenlere de bakıyorsunuz ve onlarda gitmiştir. Dolayısıyla benim arzu ettiğim talebelik dönemimden beri bu çizgidir. Yani merkezde, yani...
Ali Kırca: Siz Demokrat Partinin çıkışındaki çizgisindesiniz.
Recai Kutan: Evet.
Ali Kırca: Evet ben Sayın Erbakanla birlikteliğinizi, yol arkadaşlığınızı olup bitenleri anlattınız. Ama Türkiyede sonuçta bir rejim bunalımı yaşandı, sonuçta bu partiler hep kapanıyorlar. Yani partiyi kapatanların suçu varda partiyi kapattıranların hiç mi suçu yok? Siz geriye dönük bir öz eleştiri yaptığınızda samimi olarak çok açık ve çok şefaf olarak herşeyi kamuoyuna anlatan bir kişisiniz, dürüst bir kimliğiniz ve kişiliğiniz var ve bütün diğer politikacılar da kabul ediyor. Samimi olarak milli görüş hareketi içindeki insanlar nerde hata yaptı?
Recai Kutan: Efendim elbette bir hata yaptık. Yaptığımız hatta Türkiyenin içerisinde bulunduğu sistem, biz bunu yeterince algılayamamışız. Biz düşündük ki Anayasanın ikinci maddesinde Türkiye demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Burda ifade edilen hususlar Anayasa emri gereyince hayata aynen uygulanır. Biz hep o anlayış içerisinde, böyle bir yanlışlığın içerisine düştük. Bilmedi ki Türkiye gerçek anlamda demokrat bir ülke değil, gerçek anlamda laik bir ülke değil, sosyal bir devlet yok ve bir hukuk devleti yok.
Ali Kırca: Ben size öz geliştiri dedim siz yine sisteme yönelik eleştirilerde bulunyorsunuz. Onları biliyoruz. Sadece siz değiliz başka partiler de bunu dile getiriyor. Sizi kapattıranlardan yada kapattıran sistemden şikayet ediyorsunuz. Ben parti yönetiminin hiç bir suçu yok mu diye sordum.
Recai Kutan: Fazilet Genel Başkanı olarak parti kapatıldı. Ondan sonra bir basın toplantısı yaptım. Fazilet Partisinin kapatılmasının tam yirmi iki noktada neden Anayasaya aykırı olduğunu ifade ettim. Bu ifade edişime gerçek hukuk otoriteleri yüzde yüz doğrudur dediler ve buna itiraz eden hiç kimse de çıkmadı, cevap veren de kimse çıkmadı. Ben hala samimiyetle inanıyorum ki Fazilet Partisinin kapanışı hukuk bir karar değil siyasi bir karardır.
Ali Kırca: Daha önce Refah Partisi, daha önce Milli Selamet Partisi. Yani hiç sorumluluğu yok mu bu partili yönetimin?
Recai Kutan: Neden sadece Fazilet Partisi? Elbette her partinin ufak defek hatası olur, mensuplarının ufak defek söyledikleri olur. Şimdi bunların hiç birisi gündeme gelimiyor. Neden? Deniliyor ki bunlar düzenin partileri halbuki bunlar aykırı, bunlar sistemi yargılıyorlar. Biraz evvel bahsettim Rahmetli Edebiyat Hocam Arif Nihat Asya şöyle diyordu bir şiirinde: bir gün söylemek istedim içimdekini, niçin diye açılırken ağzım lugatlardan çıkardılar niçini. Dediler nene lazım işte biz nene lazım demedik. Lugatımızda niçin kelimesini de çıkarmadık ve Türkiyedeki yanlışlıkları hep sorguladık.
Ali Kırca: Ama kendi yanlışlarınızı sorgulamamakta en azından konuşmamakta hala ısrarlısınız. Çünkü hep eleştiri yapıyorsunuz. O zaman belki öz eleştiri yapacak bir durumumuz yoktur.
Recai Kutan: Elbette var. Şu kapatılmaya sebebiyet verecek her hangi bir yanlışımız olduğuna kesin olarak inanmıyorum ve inanmadığımın en bariz işaretlerinden birini izin verirseniz anlatayım. Bundan iki veya üç ay evel Budapeştede bir toplantım var. Buraya İngiltereden, İspanyadan, İtalyadan, Macaristandan ve Norveçden hukuk otoriteleri geldiler. Türkiyeden de davet edilmiş devleti temsil eden bazı kimseler oldu ve biz bundan haberdar olunca biz de bir arkadaşımızı yolladık. Bunu Refah Partisinin kapatılması meselesi ve bu arada da Refah Partisinin kapatılması bazı üniverstelerde doktora tezi olarak verilmiş. Doktorasını tamamlamış genç ilim adamları da orada. Tabi orada söylenenler Türkiyenin bu meselede böyle bir karar vermiş olmasının ne acı bir şekilde tenkid edildiği emin olarak bir Türk olarak fevkalade büyük üzüntü duydum ben bundan.
Ali Kırca: Partilerin kapatılmış olması demokrasi için hoş karşılanacak bir durum değil elbette. Ama sonuçta o partileri yönetenlerinin bir sorumluluğunun olup olmadığı da kamuoyu tarafından tartışılıyor. Ben sadece o anlamda sizin bu konudaki öz eleştirilerinizi almak istedim. Ama takdiriniz böyleyse biz o zaman ikinci bölümde size gelen özellikle neden AKP ile yollarınızı ayrıldığına ilişkin ve bu konudaki belki kendi kitlenizden gelen eleştirileri ileticem ve onun cevabını almaya çalışacağız. Ve tabi mesela Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile hiç yakınlarda görüştünüz mü, Sayın Erbakanla görüştünüz mü görüşüyor musunuz, diyaloğunuz var mı? Onların cevaplarını alacağız ama biraz sonra. Sayın Recai Kutanla söyleyişimiz devam ediyor. Sayın Kutan bugünlerde herkes ittifak yapmaya çalışıyor, merkez sağda ittifak arayışları var, merkez solda ittifak arayışları var. Hatta merkez sağ ve merkez sol arasında dirsek temasları var. Ama aynı kökenden gelen iki parti AKP ile Sadet Partisi arasında hiç bir temas yok. Kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki AKP çok önlerde görünürken, birinci parti olarak görünürken sizin barajı aşmanız da zor görünüyor. Tabi siz o kamuoyu yoklamalarıyla görüşlerinizi söylersiniz ama şu ana kadar medyanın önüne gelen rakamları söylüyorum. Peki böyle bir ittifak ihtimali, yada her hangi bir görüşmeniz oldu mu bu kondua?
Recai Kutan: Hayır.
Ali Kırca: Neden?
Recai Kutan: Yani böyle bir ittifak ihtiyacı içerisinde olmadık da ondan.
Ali Kırca: Peki partinizin barajın altında kalma ihtimali sizce var mı?
Recai Kutan: Hayır.
Ali Kırca: Barajı geçeceğinize inanıyorsunuz?
Recai Kutan: Yani bizim özel olarak yaptırdığımız en son kamuoyu yoklamasında partimizin oy nispeti yüzde on bir buçuk çivarındadır. Dolayısıyla biz bu gazetelerde, diğer kamuoyu yoklamalarını daha çok yönlendirici olduğu inancındayız. İkincisi Sayın Demirelin klasik hale gelmiş olan bir sözü vardır siyasette birgün bile çok önemli önümüzde seksen gün var. Bizim en büyük gücümüz teşkilatımızdır. Şimdi AKPden arkadaşların bir kısmı ayrıldı. En güç ayrılış da grubumuzdan, meclis grubundan oldu. Ama bizim teşkilatımız yüzde doksan sapasağlam duruyor. Biz öyle güçlü teşkilatız ki en uç noktaya kadar teşkilatımız tamamdır. Yani il, ilçe, belde ve mahale temsilcileri ve sandık baş müşaidi ve her sandığın başında dört tane müşait. Bu şu anda bile yüzde doksan...
Ali Kırca: Yani şunu mu söylüyorsunuz Fazilet Partisinden zadece milletvekilleri AKPye geçtiler ama ana gövde bizde duruyor.
Recai Kutan: Bizdedir, evet. Bu arada hiç bir partide bulunmayacak ölçüde bizim hanımlarımızın organizasyonu, o sapasağlam duruyor. Her halde bu geçmiş seçimlerde müşade etmişsinizdir. Özellikle milli görüşçü hanımların nasıl ev, ev ellerinde karanfiller kapıyı çaldıklarını ve mesajımızı verdiği ve aynı şekilde gençlik çabanımız bütünüyle yerindedir. Şu anda gençlerimiz adeta böyle koşmak için, zaten başladılar koşmaya gayret içinde. Dolayısıyla biz bu seksen gün içerisinde şimdikinden çok daha ileri noktalara gideceğimiz inancındayız. Çünkü neticeyi teşkilat alıyor. Gayet tabi belli bir netice almak için o partinin arkasından espiriler, rüzgarın bir tesiri var. Ancak sandığa yaklaştıkca esas etkili olan teşkilatın gayretidir, teşkilatın çalışması, teşkilatın etkinliğidir.
Ali Kırca: Asıl teşkilat sizde duruyorsa bugün AKPnin teşkilatını oluşturan insanlar, kişiler, bireyler nerden biliyorlar?
Recai Kutan: Muhtemeldir ki bizim teşkilatımızdan yüzde yirmi civarında bir kopma olmuştur. Onun dışında bizim tahminimiz, müşadelerimiz çeşitli partilerden, MHPden, ANAPdan, kısmet DYPden ve eskiden beri bilinen gezer yüzer oylar vardır ve onlardan bir kısmı oraya gitmektedir. Yani dolayısıyla şu anda AKPnin tabanını bizim tabanımız teşkil etmiyor. Belki yüzde yirmi civarındadır. Özellikle bu aday tespitlerinde de göreceksiniz bu aday tespiti sırasında milli görüş kökenliler yer alacak değiller.
Ali Kırca: Sizin yanınızda yer alacaklar onlar?
Recai Kutan: Şimdi halen orda görünüyorlar ancak onlara listelerde fazlaca yer verileceği kanatinde değilim.
Ali Kırca: Sayın Recep Tayyip Erdoğan dişardaki ittifak gerekçe olarak diyor ki bizim önümüzü kesmek istiyorlar. Bizim önümüzü kesmek istiyorlar AKPnin önünü. Peki sizin önünüzü kesmek isteyen yok mu?
Recai Kutan: Elbette olabilir. Bu bizim bir avantajımız, aslında bir avantajımız. Hep şu örneği veriyorum arkadaşlarımıza biz ilk MSPyi kurduk kimse bizi ciddiye almadı. Dolayısıyla biz rahat rahat çalıştık, her yere ulaştık. Birden bire baktılar ki kırk sekiz milletvekili, dört tane senatör çıkardık yep yeni bir parti. Ondan sonra bütün dikkatler bize döndü ondan sonra ki seçimde yirmi dörde düştük. Yani bu sefer herkesin hedefi...
Ali Kırca: Sessiz ve derinden gidiyorsunuz. O zaman AKPnin önünü asıl kesecek olan merkez sağ veya merkez sol ittifaklar değil siz olacaksınız öyle anlaşılıyor.
Recai Kutan: Asıl belki de endişe içerisinde olanlar tabanlarında büyük ölçüde oyları öbür tarafa gitmiş olan partiler esas hedef alınaacak. MHP bir numaralı hedef olucak, ANAPın, DYPnin belki CHPnin hepsinin hedefi onlar olucak ve biz rahat rahat...
Ali Kırca: Gelecekte bir işbirliği olabilir mi ona gidicem ama bir şey galiba sormak durumundayım geçmişe yönelik olarak. Tam olarak kırılma ne zaman başladı Sayın Erdoğan ve arkadaşlarıyla. Örneğin Fazilet Partisi süresince her hangi bir görüş ayrılığı ortaya çıkmış, su üzerine çıkmış bir görüş ayrılığı varmıydı kapatılma sürecinden önce?
Recai Kutan: Doğrusu benim için süpriz oldu bu. Bizim geleneğimizde iki partiyle bir kongreye hiç gittiğimiz hiç olmamıştı. Ancak bu arada iki arkadaşımız genel başkan olacaklarını ve kendi listeleriyle seçime gideceklerini ifade ettiler. O gün eski DSPli şimdi DSPden ayrılmış birisi uçakta beraberdik ve dedi ki milli görüşçüleri biz fevkalade otoriter, parti içi demokrasi öyle çok da fazla olmayan bir olarak düşünürdük ve sonra bir kongre yaptınız gazeteciler size sordular bak bu iki arkadaş genelbaşkan oluyor, ne diyorsunuz siz dediniz ki bu bizim partimizin zenginliğidir bu iki arkadaş...
Ali Kıraca: Hangi iki arkadaş?
Recai Kutan: Birisi Abdullah Güldü öbürü de Bülent Arınçdı onlar aday oldular ve sonra Abdullah Gül üzerinde anlaştılar onlar, Bülent Arınç adaylığını geri çekti ve ondan sonra kongre oldu. Diyor ki mesela bizim partide birisi kazara aday oldu neredeyse dayak da yedi diyor. Bundan evvel diğer bazı partilerde sandalyeler koltuklar havalarda uçtu. Halbuki orada gayet olumlu, bir birine saygılı nitekim kongrenin sonunda siz çağırdınız, el ele tutuştunuz böyle bir şey.
Ali Kırca: Böyle bir ayrılık siz beklemiyordunuz?
Recai Kutan: Hayır, kesin olarak beklemiyordum.
Ali Kırca: Neden ayrıldılar, neden ayrıldı bu hareket.
Recai Kutan: Tabi bunun izahı fevkalade zor. Yani bazı arkadaşlarımızın kanati bu arkadaşların yeni bir parti içerisinde teşkilatlanmak arzusunu partinin kapatılmasına yakın bir dönemde olmadığını, belki ondan bir buçuk iki yıl evvelden başlayan bir niyetin adım adım...
Ali Kırca: Daha önce vardı ama siz fark etmeştiniz.
Recai Kutan: Arkadaşlar hep onu söylüyorlar, diyorlar ki siz o kadar safsınız ki yani insanların böyle bir niyet içerisinde olabileceğini. Düşünün bir rekabete girmişiz bir kongrede adaylar konuşuyor Abdullah Gül arkadaşımız çıktı konuştu; ben genel başkan olarak önceden tamamen parti faliyetleriyle ilgili açıklama, adalık sırası gelince hiç gerek yok ne luzum var diyecek bir anlayış içerisinde. Ancak bundan sonra gelişmeler benim için şaşırtıcı olmuştu.
Ali Kırca: Peki bu kadar yıl kader birliği yaptınız Refah - Yolda aynı bakanlık sıralarını paylaştınız, parti yönetiminde aynı sıraları paylaştınız ve sonra birden yollar ayrıldı. Hiç görüştünüz mü o günden sonra?
Recai Kutan: Yani özellikle bazen çeşitli düğünlerde, resepsiyonlarda yine yan yana geliyoruz veya bazı kongroler oluyor, sendika kongroleri.
Ali Kırca: Dostluklar devam ediyor yani?
Recai Kutan: Devam ediyor, gayet tabi.
Ali Kırca: Sayın Erdoğan ile görüştünüz mü yakın zamanda, en son ne zaman görüştünüz?
Recai Kutan: Zannediyorum bir hafta evvel yada on gün evvel bizim Eski İstanbul Milletvekilimiz Azmi Ateşin kızının düğünü. Azmi Ateş ısrarla rica edelim sizi nikah şahidi yapacağız diye, öbür tarafın nikah şaidi Tayyip Erdoğandı. Dolayısyla yine karşılıklı konuştuk.
Ali Kırca: Medeni ilişkileriniz devam ediyor karşılıklı olarak. Peki Sayın Erbakanla görüşüyor musunuz?
Recai Kutan: Sayın Erbakan tatildeydi, zannediyorum evvelsi gün döndü benim haberim olmadı. Ziyaretine gittim, görüştük. Yani zaman zaman...
Ali Kırca: Tavsiyelerini alıyorsunuz, görüşlerini...
Recai Kutan: Gayet tabi ki
Ali Kırca: Saklanacak, gizlenecek bir yeri yok bunun.
Recai Kutan: Hayır. Yalnız benim bir özelliğim var her halde insan olarak istişareye en çok önem verenlerden birisiydim. Ben her vesileyle anlatıyorum bizim Malatyada mehşur mahalledir Sancaktar Mahallesi. Rahmetli Turgut Özalın, Korkut Özalın da mahallesi ve zaten evlerimiz karşı karşıyayıdır. Bir yakın payımız vardı, at arabacısıydı. O dönemin insanları Ömer Seyfettinin bir hikayesi vardır alim değil ama arif diye. Arif insanlardan biri okuması pek yoktu ve bana derdi ki yeğen Türkiyede en kolay, en rahat temin edeceğiniz şey akıl danışma, kime gitsen hiç üşenmez sana bir saat akıl verir ne biliyorsa bu itibarla ben o tavsiyeden beri belki bana çok etki yapmamış da olabilir mutlaka danışırım. Kim? Erbakan da tabi danıştığım kimselerden biridir. O rahmetli komşumuzun da tavsiye ettiği gibi Sayın Erbakana cömerçe bütün fikirlerini söyler.
Ali Kırca: Sayın Erbakanın siyasi planları şu aralar?
Recai Kutan: Efendim ben kendisine sordum ne düşünüyorsunuz diye dedi ki: hukukçularımızın bana yaptığı açıklamaya göre benim bağımsız aday olmama engel herhangi bir husus yok. Dolayısıyla bağımsız aday olmak üzere müracet edeceğim. Tabi buna nihayi olarak karar verecek olan Yüksek Seçim Kuruludur ve onun tahmini bunda da her hangi bir engel olmayacak. Ondan sonra oturup düşüneceğim, istişare edeceğim bir ilden de bağımsız olarak adaylığımı koyacağım.
Ali Kırca: Peki seçimlerden sonra her hangi değişiklik veya...
Recai Kutan: O tip her hangi bir görüşme olmadı. Yani umumiyetle Erbakanın yapısı şöyledir yani ilerde olması muhtemel şeyleri pek şey etmez. Hele olalım, biz görelim ondan sonrası hiç o konulara girmedi.
Ali Kırca: Peki deneyimli bir politikacı olarak ve Türkiye şartlarını da bilen bur ve yakından gözleyen bir insan olarak sormak istiyorum. Son zamanlarda Türkiyede sağda solda bütün kanatlarda, bütün taraflarda her tarafta bir yenileşme ihtiyacı var. Bunu siz de söyleyeceksiniz ben yaşlıyım ama partim genç diyeceksiniz. Biliyorum o açıklamaları söyleyeceksiniz. Yasaklı olsun yada olmasın Türkiyede Sayın Erbakanın artık kendiliğinden emekliliğe gelmedi mi? Sayın Erbakan ve o kuşağın. Başkalarının emekliliğe ayrılmasına gerek yok, yeni genç kuşakların arkadan gelenlerin önünü açması açısından hala siyasette ısrar etmenin nedeni nedir?
Recai Kutan: Efendim ben meseleye şöyle bakıyorum. Sayın Erbakanı öne çıkarmayayım da kendimi öne çıkarayım. Ben hissetsem ki gerek fiziki olarak, gerek zihni bakımdan performansımda bir düşme başlamıştır hiç gözümü kırpmadan ayrılırım. Yani bazı liderleri görünce fevkalade üzülüyorum ve diyor um ki keşke hiç kimse böyle bunu bir dedikodu haline getirmeden ayrılınsa diye. Benim gördüğüm Sayın Erbakanın hala pırıl, pırıl bir zeka, pırıl pırıl bir hafıza.
Ali Kırca: Sizin de yararlanmaktan mutlulukla söz ettiğiniz istişarelerde kullansa. Kuşkusuz eğer zihni çalışıyorsa bu birikimleri ve deneyimleri insanların başkalarına aktarmalarının pek çok yolu vardır. ABDde de iki dönem başkanlık yapılıyor, üçüncüsü yok yasalarla sınırlanmış. Ama başkanlığı bırakan kimse de kendisini eğer sağlığı ve zihni merekeleri yerindeyse evine hapsetmiyor. Danışman olarak, hem yeni yönetimlere, hem başkanlara, hem başka alanlarda fikirlerini veriyor, onlarla istişarelerde bulunuyor ve birikimlerinden insanlara sonuna kadar ömrü ve sağlığı yettiğince yararlandırmaya devam ediyor. Ama aktif siyasetin içinde olmak başka bir şey değil mi?
Recai Kutan: Ben meseleye şöyle bakıyorum. Bir adamın sağlığı yerindeyse, zihni merekeleri yerindeyse ne mahsuru var? Yani diyelim ki nüfus kağıdındaki yaşı yetmiş beş olacağına elli beş yaşında eğer hakikatten performansları bir birinin aynı ise arkadaş senin nüfus kağıdanda şu yazıyor ayrıl doğrusu ben bu mantığı anlamıyorum.
Ali Kırca: Bu mantığı ben kendi görüşüm olarak öne sürmüyorum elbette. Toplumda en başta da onu söyledim böyle bir beklenti var. Yeni kuşaklara, gençlere, arkadan gelenlerin önünün açılması açısından. Bu sadece sizin hareketiniz, milli görüş hareketi yada partiniz için söylenmiyor. Merkez sağda da, merkez solda da herkesçe söylenen bir söz. İsimler de veririm Sayın Ecevite söyleniyor, Sayın Demirel için söyleniyor, Sayın Erbakan için söyleniyor. Bunun genel toplumdaki bir ifadesi olarak söyleniyor. Anlayamadığınız o neden Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının ayrılma nedeni de Sayın Erbakanın belki önlerini tıkadığı yolunda bir hissiyat da olabilir.
Recai Kutan: Yani bunun anlamı biz neden genel başkanı olmuyoruz. Yani genel başkanlığın dışında her kademeye gelmişiz.
Ali Kırca: O şekilde düşünmüş olabilirler.
Recai Kutan: Düşünebilir gayet tabi. Herkesin o şekilde düşünmeye hakkı, ona göre hareket etme hakkı da var.
Ali Kırca: Seçimler sonarasını konuşalım ondan sonra ben sizin Türkiyenin sorunlarına ilişkin görüşlerinizi özellikle ekonmiyle ilgili almak istiyorum ama seçim sonrası için biz kendi yaptırdığımız kamuoyu yoklamalarında iyi gidiyoruz dediniz. Öyle olduğunu varsayalım mutlaka siz diyorsanız öyledir ona inanmak zorundayız sizin tespitlerinize. Ama bir ihtimal olarak söylüyorum eğer barajın altında kalırsanız siyaseti bırakacak mısınız?
Recai Kutan: Hayır.
Ali Kırca: Devam edeceksiniz?
Recai Kutan: Şu anlamda söylüyorum yani benim siyasete devam etmem için illa genel başkan olmam şart değil.
Ali Kırca: Genel Başkanlığı bırakabilirsiniz o zaman?
Recai Kutan: Gayet tabi bu benim kendi kararım olacak değil arkadaşlarımızla beraber, camiyamızla verilecek bir karardır.
Ali Kırca: AKP gerçekten şimdi kamuoyu yoklamalarında görüldüğü gibi seçimleri önde tamamlar ise ve siz barajı geçemezseniz Sadet Partisinin siyasi geleceği açısından durum ne olur?
Recai Kutan: Bundan evvelki partiler döneminde 80 ihtilalinden sonra yüzde üçlerden başladık.
Ali Kıraca: Yolumuza devam ederiz diyorsunuz?
Recai Kutan: Gayet tabi bizim bir idealimiz var. Bizim parti anlayışımız emin olun diğer siyasi partilerin çoğundan farklı yani biz elimizden gelen gayreti gösteririz ve kesin olarak hiç bir şekilde yılgınlığın içerisine de girmeyiz. Yüzde üçle başlarız adım, adım işte Refah Partisinde olduğu gibi yüzde yirmilerin üstüne çıkarız. Dolayısıyla şu cevabı vereyim, bir defa sağlığım müsade ettiği sürece ben bu hareketin içerisinde hizmet veririm. İlla genel başkan olmam lazım değil. Haber Türk programında çıktığımda önceden bazı kimselere mükrofon uzatmışlar Recai Kutan programımıza çıkacak kendisine ne sorarsınız diye. Şimdi AKPde olan bir Bursa Milletvekiline sormuşlar ne zaman emekli olmayı düşünyor diye sormuş. Bana sordular ne zaman emekli olmayı düşünüyorsunuz diye. Hala milli görüş anlayışını benimseyememiş. Benim illa genel başkan olarak bu hizmete devam edecek diye bir şeyim yok. Şunu açık olarak ifade edeyim biz de emeklilik kabirde başlar dedim. Dolayısıyla ne kadar çalışma imkanı var, illa genel başkan olmaz, biraz evvel bahsettiğiniz gibi fikirlerinden yararlanıcak bir insan olarak ama o çizgimden ayrılmak veya evinde otur torunlarıyla oynayan bir ihtiyar rolü oynamam.
Ali Kırca: Barajın altında kalmayı söyledim şimdi de barajı geçip TBMMye belli bir sayıyla milletvekili gönderirseniz ve şartlar Türkiyede ki öyle olacağı anlaşılıyor, yeni koalisyonları gerektirirse önce AKP ile bir koalisyonda yer alır mısınız? İkincisi diğer partiler arasında sizin de koalisyon yapabiliriz yada hiç yapmayız dediğiniz partiler var mıdır?
Recai Kutan: Bir defa şunu peşinen belirteyim biz siyasi anlayışımız itibariyle Anayasaya göre kurulmuş ve şu anda legal olmadığı yetkili mercilerce belirlenmemiş ki yetkili merci de tamamen hukuktur, hukuk kurumları. Bu durumdaki hiç bir partiye onunla bir arada olmayız, onu dışlarız öyle bir anlayış içerisinde değiliz. Dolayısıyla şu sıralarda bazılarının efendim şu parti, şu parti mesela bir süre önce gerek AKP için, gerek HADEP için buna benzer beyanlar oldu. Biz bunu siyasi ahlakımız yönünden uygun görmüyoruz. Ondan sonrasına geleyim. Biz siyasi partiler arasında ayrım yapmayız. Şu anda AKPnin bize göre olan durumu parlementoda temsil edilen bir ANAP, bir DYP, bir CHPden farkı yok. Dolayısıyla şartlar uygun gelmek, bizim prensiplerimizde bu koalisyonda elbette ağırlıklı olarak temsil edilme kaydıyla biz her partiyle koalisyon yaparız.
Ali Kırca: Peki son günlerde söylenti olarak çıkmıştı ama ona net bir cevap alayım. Bu ittifak arayışları içerisinde Sadet Partisinin HADEPle ittifak yapabileceği yada birlikte seçime gidebileceği yolunda haberler çıkmıştı. Böyle bir şey söz konusu oldu mu, hiç görüşmeniz oldu mu, yada yapar mısınız, gider misiniz?
Recai Kutan: Bir defa HADEPle bu istikamette bir görüşmemiz olmadı. Bu iddia benim beyanımdan kaynaklandı. Biraz evvel size ifade ettiğim bir prensip ortaya koydum. Hukuk bir karar vermediği sürece bizim ölçülerimize göre her parti legal bir partidir. Dolayısıyla hiç bir partiyi biz dışlamayız. Bu bir prensiptir. Bu demek değil ki biz HADEPle bir ittifak içine gireceğiz. Şu anda biz hiç bir siyasi partiyle bir ittifak teması içerisinde olmadık. Bu demek değil ki bazı partilerle ittifak temesı içerisinde olmayız.
Ali Kırca: HADEP de buna dahilmidir?
Recai Kutan: Şu anda HADEP gündemde değil.
Ali Kırca: Ama bir çekinceniz de yoktur bu konuda?
Recai Kutan: Hayır.
Ali Kırca: Bu eleştiriler SHPye yöneltilmişse, HADEPi parlementoya taşımak tabanınızdan gelecektir, eleştiri...
Recai Kutan: Şunu herkez kabul etsin ki HADEP parlementoya girecektir.
Ali Kırca: Barajı aşacaktır diyorsunuz?
Recai Kutan: Hayır illa barajı aşması şartdeğil. Tabi onların hesabına konuşacak durumunda değilim. Yani eğer HADEP barajı aşacağına inanmıyor ise o vakit özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadoluda bağımsız adaylar koyacaktır ve bağımsız adayların şansı da fevkalade yüksektir. Dolayısıyla parlementoda her halükarda HADEP temsil edilecektir benim kanatim o. Yani dolayısıyla falanca parti HADEPi parlementoya taşıdı, onlar taşımasa bile kendileri de geleceklerdir, onlarda o istikamette bir kanatim var. Şimdi biz şunu arzu ediyorduk. Seçim kanunda ciddi anlamda bazı değişiklikler yapılsın. Dikkat ettiyseniz bir seçim kararından evvel siyasi partiler kanunda ve seçim kanunda da değişiklikler yapalım, önceden bunları yapalım çünkü eğer seçim kararı alınırsa bunların çıkma şansı olmaz diye. Bütün siyasi partilerin de vatandaşa tahadütü vardı evet biz yeni bir seçime yeni bir seçim kanunuyla ve yeni bir siyasi partiler kanunuyla gideceğiz diye ama olmadı. Eğer o seçim kanunu çıkabilseydi partilerin ittifak yapması kolaylaşabilecekti. O zaman çok daha müsait şartlarda bunlar yapılabilirdi olmadı. Yani biz şunu da içimize sindiremiyoruz. Yani bir partiye gidip ya sen seçime girme işte adaylarını getir benim listem, amblemin altına getir yani bu biraz hoşta olmayan bir şey. Yani biraz da bu çekingenlik içerisinde bugüne kadar kimseyle görüşmedik. Ama bu demek değil ki bundan sonra görüşebiliriz. Yani biz hiç bir şekilde ittifak yapmayacağız böyle bir kararımız yok.
Ali Kırca: Buna HADEP de dahil, çekinceniz yok?
Recai Kutan: HADEP de olabilir, olmayabilir de. Ama HADEPle şu anda hiç bir temasımız yok.
Ali Kırca: Bu bölümde Sadet Partisinin ekonomi politikalarını konuşacağız. Sayın Kutan herkes merak ediyor elbette. Milli görüş elçisi olarak daha önce farklı söylenimlerde bulunuldu ama Türkiye şu anda IMFnin belirlediği bir ekonomik programı üç dört yıldır yürütyor ve ekonomik krizden sonra da Sayın Dervişin başında olduğu bir politika yürütülüyor. Türkiyenin mevcut borçları nedeniyle iki yüz milyar dolarlık bir borç yükü nedeniyle bu programın yürütülmesi hangi parti gelirse gelsin zorunlu gibi de görünüyor. Sizin IMFye bakışınız nedir ve bu programla ilgili bu programı devam ettirecek mi Sadet Partisi?
Recai Kutan: Sayın Derviş Türkiyeye geldiğinde uygulayacağı ekonomik politika ki bu bir IMF politikası özellikle 17. Stand by anlaşmasında tahadüt edilen hususları da içeren bir politika. Onu geldi bize anlattı. Onun üzerine biz bize geleceğini bildiğimiz için biz bu politikanın başarılı olayamayacağını, özellikle 54. Erbakan hükümeti döneminde uygulamızlardan da istifade ederek nasıl bir politika uygulanması icap ettiğini kendisine kriz ve çözüm önerileri adı altında kapsamları rapor halinde görüşmede verdik. Ancak bu tavsiyelerimizden hiç birisi uygulanmadı. Şimdi önce IMF nedir buna bakmata fayda var. IMF 1944 yılında kurulmuş. Özellikle dış ödemeler bakımından problemli olan ülkelere nispeten kısa vadeli bazı krediler vermek üzere ayarlanmış milletler arası bir kuruluş. İncelediğinizde bakıyorsunuz ki seksen altı devlet IMF ile ilişkiye girmiş ve bunlardan kırk üç tanesi IMF politikalarını, IMF programlarını uyguladıktan sonra yarı yarıya geçmişler.. Geriye kalan 40 ilde de çok ciddi anlamda sosyal problemler meydana gelmiş. Belki, Arjantin ölçeğinde değil, özelliklerde bu son yıllarda, gerek Brezilyada, gerek Arjantinde ortaya çıkan olaylar. Şimdi bunu şu anda IMF politikaları bizzat Amerikanın içerisinde münakaşa edilmektedir. Bu Mart ayı içerisinde BBCde bir program vardı. Bu programda bu ekonomi nobel ödüllü ve Dünya Bankası eski danışmanlarından bir zat, IMFyi değerlendirdi. Dedi ki, IMFnin uygulamaları şudur. IMF, politikalarının uygulanabilmesi için IMF kendi anlayışlarına uygun bir hükümetin iş başında olmasını arzu eder. Ve ondan sonra tatbikatlarına bir bakınız. O ülkede üretimi büyük ölçüde kısıtlayacak bir uygulamanın içerisine girer. Tarımsal ürünler büyük ölçüde kısıtlanır. O arada özellikle sanatkarlar vs. faaliyeti, yine o programın gereğinde büyük sıkıntıların içerisine girer. Onun ardından büyük sanayi kuruluşlarında kapasite kullanımı, yüzde 80lerden yüzde 30lara düşer. Neticede bir bakarsınız ki, bu özellikle büyük sanayi kuruluşları, yabancılaşmaya başlar. Bunu tek tek sayıyor ve ondan sonra da şöyle bir enteresan tahmini iddiada bulundu. Dedi ki, eğer, IMFnin bu uygulamalarına karşı çıkan bir yönetim olursa, o ahvalde, o ülkede bazı karışıklıklar da olur. Mesela tahmin ediyorum ki, üç ay içerisinde Venezüalada ciddi anlamda bir olay olacak diye. Bu konuşma marttaydı. Nisan sonlarına doğru Venezüellada öyle bir olay oldu. Şimdi Türkiyede özellikle 1994den itibaren cereyan eden olaylara bakınız. 5 Nisan 1994te Sayın Çillerin Başbakan olduğu dönemde bir ekonomik kriz yaşadık. Neredeyse yüzde 100e varan bir devalüasyon oldu. Ondan sonra 1999 ve 2000 yıllarında kasım ve şubat krizleri oldu. Ne oldu peki, neticede? Neticede halkın çok büyük bir bölümü açlık sınırına geldi. Memur perişan, aç. Emekli perişan, işçi perişan, çiftçi perişan. Bu arada esnaf fevkalade perişan. Çünkü bu programın hedefi talebi kısarak enflasyonu kontrol etmek. Bu hazırlanan programın içerisinde insan yok. Bu programın içerisinde memur yok, emekli yok, işçi yok, çiftçi yok, esnaf yok. Kim var? Sadece finans sektörü var. Efendim biz finans sektörünü ayağa kaldıracağız. Enflasyonu da düşüreceğiz. Ondan sonra eğer ölmezlerse biz onlara da gideceğiz gibi fevkalade yanlış bir uygulama. Şimdi bu uygulamanın böyle bir yanlışlık olarak da yapıldığına da kani değilim. Amerikada ekonomik bir sıkıntı meydana gelse. İşte 11 Eylülde geldi. Ve dolayısıyla Amerika ekonomisi ciddi anlamda sarsıldı. Ne yaptı Amerika yönetimi. Derhal piyasaya neredeyse yüz milyar dolarlara varan para enjekte etti. Faizi düşürdü. Kredileri arttırdı. Ve dolayısıyla piyasada bir canlılık olsun. Yani, o arada da ücretleri, büyük ölçüde arttırdı. Hedef ne? Talep olsun. Talebe bağlı olarak üretim olsun, ve ekonomide bir canlılık meydana gelsin. Böyle olmasına rağmen Türkiyede uygulanan tamamen tersinedir. Şimdi şu Türkiyenin tarımına bir bakın.
Ali Kırca: Tarıma gelmeden önce, bunlar IMF programına ve 94ten beri yaşananlara getirdiğiniz eleştiriler. Peki,siz ne yapacaksınız? Diyelim ki 4 Kasım sabahı iktidar oldunuz. IMF ile önünüzde bu ilişkiler var. 207 milyar dolarlık, bunun 127 katrilyonu iç borç, geriye kalanı dış borç. Ve bir borç yükü var. Bu program devam eden bir program. Yani, bir yerde kesintiye uğradığı zaman onun yerine yeni bir şey konması lazım. Ya da IMF ile herşeyin yeni baştan konuşulması lazım. Ne yapacaksınız 4 Kasım sabahı?
Recai Kutan: Şunun altını kalın kalın çizerek ifade edeyim. Şu seçim Türkiye için fevkalade büyük bir şanstır. Eğer bu seçim olmasaydı ve ekonomik politikalar iki sene daha uygulansaydı, Türkiye ekonomik bakımdan o noktaya gelecekti ki, hangi iktidar gelirse gelsin, düzeltme şansı olmayacaktı. Türkiyenin gideceği yer moratoryumdur. Dolayısıyla biz temenni ediyoruz ki, bu seçimden iyi neticeler çıksın. Ve bizim milli görüş olarak benimsediğimiz ekonomik politikalar uygulanmaya başlansın. Ve biz bu bataktan kurtulalım. Peki nasıl yapacaksınız? Bunun lafını etmek kolay. Diyorum ki, bakın 54. hükümet, işte 1994 krizinden sonraki şartları aldı. Ne oldu. Olay şu. Bir defa o dönemde dışarıdan adeta borç alınmadı. Ufak tefek vergiler oldu, vergi de olmadı. Ancak, öyle bir uygulama oldu ki, bir defa herkese hakkı verildi. Memura, işçiye, çiftçiye. Ve talep arttı. Talep artınca herkes esnafa gitti. Esnaf bu sefer üreticiden talepte bulundu. Dolayısıyla canlı bir ekonomik hayat meydana getirildi.
Ali Kırca: Refah-Yol, yani 54. hükümet döneminde IMF ile ilişkiler kesintiye uğramadı.
Recai Kutan: Uğramadı da, herhangi bir kredi almadı.
Ali Kırca: Niyet mektubu da verilmedi.
Recai Kutan: Hayır verilmedi. Bizi, seyreden vatandaşlarımız meseleyi iyi anlayabilsinler ben şöyle bir benzetmeyle Türkiyenin durumunu anlatmak istiyorum. Ve tıbbi bir örnek vermek istiyorum. Bir kişi bir kazaya uğradı. Damarlarından birisi kesildi. Devamlı olarak o kesilen damardan kan fışkırıyor dışarıya. Hemen hastanede ne yaparlar. Bu kaybolan kanın yerine ilave kan verirler. Ancak siz verdikçe öbür taraftan gidiyor. O halde yapılacak şey, derhal damarı dikmektir, kanın akışını önlemektir.
|
| Partilerin ekonomik hedefleri |
| | | | |
|
| |
|
| | |
| |
Ali Kırca: Nasıl dikeceksiniz?
Recai Kutan: Bu da yetmez. Ondan sonra vücudu öyle bir hale getireceksiniz ki, vücut kendisi kan üretmeye başlayacak. Yani, devamlı olarak dışarıdan kan verme. İşte bu misalde olduğu gibi devamlı olarak dışarıdan borç aldınız. Şimdi, bir an için düşünün, aldığınız borç. Borç artıyor, faizi artıyor. Dolayısıyla siz bir nevi borç alabilmenin telaşı içindesiniz. Ancak bir çözüm getirmiyor bu. Ne oluyor, her geçen gün adeta dağdan yuvarlanan kartopu gibi büyüyerek gidiyor. Onun için iki sene, üç sene sonra, Türkiye, artık bu meselelere çözemez noktaya gelebilir. 54. hükümet döneminde...
Ali Kırca: Şimdi 54. hükümet değil. Yeni koşullar var. Rakamlar çok büyüdü.
Recai Kutan: Bir kere yapılacak işlerden bir tanesi şudur. Bakın ben size bazı örnekler göstermek istiyorum. Eğer şuradan da... Şimdi Türkiyenin şu anda iç borcu var, dış borcu var. Uzmanlarımız bunu çok enine boyuna incelediler. İç borcun bir kısmı kamu borcudur. Yani, Ziraat Bankasına borç, filancaya borç. Yani, niye seçime gittiler, onu anlamadım. Çünkü gerek bu yılın, gerek 2003 yılına kamu borcu neredeyse kabili ihmal mertebede koyulmuş. Ve aşağı yukarı iç borcun yarısı kamuyadır. Tabi o borç da nasıl teşekkül etmiş, o da ayrı bir mesele. Şöyle ifade edeyim. Pamuk alımı için Ziraat Bankası 300 milyon dolar vermiş. Hazinenin bunu ödemesi lazım. Ödememiş. 5 yıl içerisinde 700 milyon dolar ödenmiş. Ve sonunda önümüze çıkan fatura 7 milyar dolar. Borç dediğin de böyle teşekkül etmiş. Bunlar birike birike ve fevkalade yüksek faizlerle. Şimdi, şurada iç borç stoku... Bizim hükümette olduğumuz dönemde, iç borç stoku 30.69 milyar dolar. 2001 yılında 92 milyar dolara çıkmış. Şimdi Bu arada iç borç faiz ödemeleri, bizim hükümette olduğumuz dönemde birdenbire faiz miktarı düşmüş. 9.66ya... Oradan önemli bir düşüş var. Şimdiye kadar 30 milyar dolar. Alınan tedbirlerle, borç faiz ödemelerinin bütçedeki payı, yüzde 38 imişq, yüzde 28e düşürmüşüz. Şimdi çıkmış yüzde 53e. Peki, topladığımız vergiler içerisinde ne kadarı bizim hükümet zamanında yüzde 48i gidiyor toplanan vergilerin. Şimdi yüzde 112si... Yani topladığın vergiler, borcun faizini ödemeye yetmiyor.
Ali Kırca: Sayın Çiller de bu rakamları gösteriyor. Aynı istatistikleri gösteriyor. Ve diyor ki, benim hükümetim zamanında başlatılan, daha önce 1994te alınan ekonomik önlemler sayesinde bu tablo yaşandı diye. Aynı şeyi eğer bir kredi varsa, o kredinin bir miktarını da büyükçe bir miktarını Sayın Çiller de kendi hanesine yazıyor.
Recai Kutan: Şurada çok enteresan bir şey var. Şimdi borç faizi hükümetimiz zamanında yüzde 28e düşmüş. Bu arada personel ve sosyal güvenlik için harcanan paralar artmış. Demek ki biz faizden kazanılanı götürmüşüz, memura vermişiz, işçiye vermişiz, çiftçiye vermişiz. Ve dolayısıyla orada ciddi anlamda bir.. O dönemde asgari ücret 210 dolarmış. Şimdi düştü 110 dolara, maalesef. Bu arada bütçeden yatırıma ayrılan pay, 1997de müthiş bir şekilde artmış. Ve o arada biz çok enteresan bir tatbikat yapmışız. İç borç vadeleri. Şimdi şunlara bakınız. Şuradan birdenbire 700 bine çıkmış vadeler. Ve ödeme kolaylığı çıkmış odönemde. Ne yolla olmuş bu? Anlaşmalarla olmuş. Ve o arada da iç borç faiz oranları başlangıçta yüzde 200lerdeyken, 97de en düşük seviyeye gelmiş. O tedbirler... Şimdi şurada da diğer bir tablo. Kaynak paketleri denilen paket. Ocak 1997de 11.78 milyar dolar kaynak paketlerinden gelmiş. Nisan 1997de 13 milyar dolar gelmiş kaynak paketlerinden. Şimdi biz ne yapacağız. Uzmanlarımız enine boyuna bunun üzerinde çalıştılar. Mutlaka bizim milli imkanlarımızı harekete geçirmemiz lazım. Milli imkanlarımız nasıl harekete geçecek. Mutlaka bizim bazı kaynaklar temin etmemiz lazım. 2002 bütçe rakamları içerisinde 55 katrilyon kadar çıkması öngörülen faiz giderlerinden düşme olacak. Nasıl olacak? Faiz nispeti... Şimdi, borcun ne kadarı deseniz, bunu tahmin etmek mümkün değil. Çünkü dolar ne kadar? Dolar aşağıya düşünce, sizin TL olarak borcunuz azalıyor. Artınca artıyor. O halde bizim uygulayacağımız aynen 54. hükümet döneminde olduğu gibi faizler aşağıya gitmeye başladı. O halde buradan bir kazancımız olacak.
Ali Kırca: Nasıl düşüreceksiniz faizleri? Herkes düşürmek istiyor. Şu hükümet programın hedeflerinden bir tanesi faizleri düşürmek..
Reca Kutan: Çünkü, yapılan hatalar nedir? Yapılan hatalar şunlar: Bir defa ekonominin sahibi yok. Sayın Derviş, bu işin başında görünüyor. Ancak ekonominin mutlaka bir koordinasyona ihtiyacı var. Sayın Derviş, hazineden sorumlu. Peki, Devlet Planlama Teşkilatı nereye bağlı. Sayın Bahçeliye bağlı. Dış ticaret kime bağlı, Sayın Bahçeliye bağlı. Maliye kime bağlı. ANAPA bağlı. O halde bunu koordine edecek olan kademe başbakandır. Bugün Sayın Başbakanın da böyle ekonomiyle vs ile alakası yok.
Ali Kırca: Niye yok, pardon, böyle bir eleştiriyi getirirken, neden yok?
Recai Kutan: İyi bilemiyor. Yani, bizim hükümet zamanını hatırlıyorum. 22 gün 22 gece Sayın Erbakan, bütün bürokratlarıyla oturdu. Koordinasyonu bizzat.
Ali Kırca: DYP-MSP hükümeti zamanını mı söylüyor musunuz?
Recai Kutan: Refah-Yol hükümeti zamanını..
Ali Kırca: Başbakan ilgilenmiyor diyorsunuz. Eleştiri Sayın Ecevite mi?
Recai Kutan: Evet, sayın Ecevit, bir bütçe hazırlandığında kaç gününü vermiştir. Bilemediniz iki gününü. Halbuki Sayın Erbakan, o bütçeyi kalem kalem takip ederdi, bizzat yol gösterirdi. 22 gün 22 gece acaba biz bu ekonomik sıkıntılardan nasıl çıkacağız, nereden kaynak temin edeceğiz. Bürokratlarla oturdu müzakere oturdu. Tabi ortağımız da bu işin içerisinde. Dolayısıyla öyle bir güven verildi ki.. Şimdi bu dönemde koordinasyon yok. İkincisi, güven yok. Yani işadamları meselelerini gidip anlatıp, çözüm bulmaları mümkün değil.
Ali Kırca: Faizleri düşürecek olan, dolayısıyla borç yükünü azaltacak olan esas olarak koordinasyon ve güven midir? Yani, onun dışında alınacak daha somut tedbirler,kararlar var mıdır?
Recai Kutan: Tabi...
Ali Kırca: Hangi ekonomik kararları alarak faizleri aşağı çekmeyi düşünüyorsunuz?
Recai Kutan: Kamu tek hesabı, havuz sistemi tekrar ihya edilecek. Ve bununla en kısa zamanda 7 milyar dolar kazanılacak. Bundan önceki dönemlerde aşağı yukarı.. Kamu tek dediğimiz sayı sistemi şu. Öylesine çarpık bir düzen var ki, halen de uygulanıyor. Şimdi Türkiyede çeşitli kamu kuruluşları var, KİTler var. Bunlardan bir kısmı para kazanıyor. Bir kısmı da zarar ediyor. Krediye ihtiyacı var, zarar ediyor. Şimdi, KİT kanununa göre, yöneticiler tüccar hareket etme mecburiyetinde. Öyle yorumlanıyor. Götürüyor parasını bir özel bankaya en yüksek faiz alacak yere götürüp, yatırıyor. Ondan sonra krediye ihtiyacı olan adam, kamu kurumu, o bankaya gidiyor, diyor, arkadaş bana kredi verir misin? Tabi veririm, diyor. Kimin parasını veriyor. Devletin parasını... Dolayısıyla üzerinden dünyanın karını ederek oraya veriyor. O zaman biz dedik ki, kimin parası varsa, kaydı olarak bu havuza koyacak. Kimin paraya ihtiyacı varsa, makul bir faiz haddiyle oradan alacak. Ne oldu bu? Birdenbire kaydı olarak bir baktık ki 10 milyar dolara orada toplandı. Ondan sonra buradan paralar alınınca, ve finans yükü büyük ölçüde azalınca, KİTlerin yüzde 80i kar etmeye başladı. Nitekim, bizim 11 aylık dönem zarfında KİTlerin karı zararları düştükten sonra 3 milyar dolar idi.
Ali Kırca. Peki, neden terkedildi bu havuz sistemi.
Recai Kutan: Bilemiyorum. Bu sistem tabi bankacıların işine geliyor, Kayserililerin meşhur bir lafı vardır. Çayın taşı, çayın kuşu derler. Çayın taşıyla çayın kuşunu vuruyor. Devletin parasıyla para kazanmak. Fevkalade tatlı bir yoldur bu. Şimdi onun dışında şöyle bir tatbikat daha yaptık. Türkiyede yüksek enflasyon var. Bir de emisyonunuz var. Diyelim ki, emisyonunuz bin birim. Sizin enflasyonunuz eğer yüzde 60, yüzde 70 ise emisyonun erimesini önlemek bakımından siz, yüzde 70 arttırmanız lazım. Yani, aslında bu enflasyon arttıracak bir şey değil. Dengeliyorsunuz. Ne oluyor? Merkez Bankası, bastırıyor. Bastırdıktan sonra bankalara fonluyor. Bankalar, hazineye borç olarak veriyor bunu. Biz de diyoruz ki, bu akıl işi değil. Doğrudan niye hazineye? Hem de faizsiz olarak verin. Verdiğiniz an emin olun, buradan çok büyük rakamlar. Şimdi, işin en güzel tarafı da şu. Bir kaynak paketinden 10 milyar dolar mı aldınız. Aslında bu 20 milyar dolardır. Çünkü siz eğer o 10 milyar doları temin etmemiş olsaydınız, bir yerden 10 milyar dolar borç alacaktınız. Bir sene sonra bu aşağı yukarı yüzde 100 gelerek 20 milyar dolar borç haline gelecekti. Biz bütün bunları ayarladık. Bunun içerisinde yine düşünülecek hususlardan bir tanesi, vadesi dolmamış faiz borçlarının nakit imiş gibi hizmet görmesine engel olunarak elde edilecek meblağ. Bunun anlamı da şu. Hazineden kağıt alıyor. Ne kadarlık? 100 milyarlık. Ancak onun üzerinde bir defa faizle beraber 200 milyardır aslında. Piyasada bunu 200 milyar gibi kullanıyor adam. Dolayısıyla buradan da hazinenin üzerine bir sürü borç yükleri geliyor. Dolayısıyla arkadaşlarımızın bu mübalağa değil, gayet dikkatli yaptıkları çalışmalar itibariyle rahatlıkla belli tedbirler alarak bizim kendi imkanlarımızdan 80 ila 100 milyar doları temin etmek mümkündür.
Ali Kırca: Kendi kaynaklarımızdan bunu sağlayabiliriz, diyorsunuz.
Recai Kutan: Biraz önce verdiğim örnekte, dışarıdan kan da vereceksin. Belli bir süre. Nedir o? Dışarıdan alacağın kredilerdir.
Ali Kırca: Yani IMF ile ilişkiler devam edecek.
Recai Kutan: Ancak IMF ile şimdiki gibi gidecek değiliz. IMF ile oturulup konuşulacak. Bir defa verilen borcun vadesi ve en önemlisi de faiz haddi.
Ali Kırca: Bunun pazarlığını yapacağız diyorsunuz.
Recai Kutan: Dünyada şimdi libor kaç? Taş çatlasa yüzde 4. Dolayısıyla herhangi bir batılı ülke aşağı yukarı yüzde 6, yüzde 7 faiz haddiyle IMFden kredi alıyor. Bize kaçtan veriyor. Yüzde 3, yüzde 14 ile... Niye arkadaş. Türkiye devleti bugüne kadar borcunu ödememekte herhangi bir noksan oldu mu? Hayır... Dolayısıyla oturulacak konuşulacak.
Ali Kırca: Yani, iç faktörü vardı, yok diyorsunuz.
Recai Kutan: olsa olsa belli bir süre. Ondan sonra biz samimiyetle inanıyoruz ki, Türkiye kendi imkanlarını...
Ali Kırca: Kendi imkanlarıyla döndürmeye başlayacak. IMFye de ihtiyacı kalmayacka.
Recai Kutan: Kalmayacak evet.
Ali Kırca: Yani, IMFye meydan okuma, IMF ile ilişkileri kesme gibi bir şey değil ama zaman içerisinde kendi kaynaklarımıza dönerek IMFnin Türkiyenin ihtiyacı olmaktan çıkarmayı düşünüyorsunuz. Bu anlamda da belki AKP ile ayrıldığınız noktalardan biri. Onlar da gerçi programlarında bunu söylüyorlar ama.. Yani, Türkiyenin çıkarları doğrultusunda deyip, ama IMF ve Dünya Bankası ile ilişkilerin sistematik, kurumsal olarak devam edeceğini söylüyor.
Recai Kutan: Milletin büyük ölçüde umuda ihtiyacı var. Biz bu ihtiyacı hissettiğimiz için. Aşağı yukarı bundan altı-yedi ay öncesinden başlayarak, Saadet Partisi, ekonomi konferansları, çare var, konferansı. Burada gittik, vatandaşlara Türkiye, bu sıkıntılardan çıkar. Ekonomik çöküntüden çıkar, ancak şu metot uygulanmak kaydıyla diye. Onun için biz diyoruz ki milletimiz için büyük bir şanstır bu seçim. Bu seçimde temin ediyoruz ki, ortaya çıkacak tablo neticesinde bizim ortaya attığımız ekonomik politikalar uygulanır. Eğer uygulanmazsa, Türkiye fevkalade zor günlere hazır olmalıdır.
Ali Kırca: Seçimlerden sonra, demin, 2-3 yıl sonra, ki o çok tehlikeli bir sözcük ekonomi için, moratoryuma gidebilir, dediniz. Seçimlerden sonra böyle bir tehlike var mıdır?
Recai Kutan: Bizim tahminimiz. Bu en erken 2 yıldır. Çünkü borçların önemli bir kısmı iki seneden sonraya yığıldı.
Ali Kırca: Banka mevduatları üzerindeki devlet garantisinin kaldırılması konusunda sizin bir planınız var mı?
Recai Kutan: Acaba geçmişte tatbikatı neydi? Malum, 1994 krizi oldu. Ve banka mevduatına devlet garantisi 1994 krizinden sonra.. Ondan önceki dönemde böyle bir garanti yoktu. En azından tamamına garanti yoktu. Zannediyorum ki küçük dilimler için. Yani, bizim uygulayacağımız da budur. Böyle bütünü için, devlet garantisi.. Ticari faaliyet. Sen bunun karını aldığın zaman, iyi... Riskini devletin sırtına yükle.
Ali Kırca: Orada sanıyorum endişe şuydu. Bankalar, battığı zaman ya da mevduat sahiplerini güç durumda bıraktığı zaman bundan sadece o bankanın mudileri zarar görmüyor. Genel olarak ülke ekonomisi zarar görüyor. Ve bu bir çığ gibi büyüyerek bütün ekonomik sistemi, felç edebilecek bir noktaya gelebilir. Diğer bankalara da sirayet edebilir o nedenle böyle bir güvenceye alınıp, her banka krize girdiğinde diğer bankalar ve mevduat sahipleri için korkulacak bir şey yok, atmosferini yaratmak için sanıyorum.
Recai Kutan: Bizim iktidarımızda banka batmaz. Bir kere 94 yılları civarında aşırı derecede banka kurulmasına müsaade edildi. Ve bu bankalar maalesef yeteri ciddiyetle de kontrol edilmedi. Yani, orada hepimizin gözü önünde cereyan etti. Bir tabela bankası. İlan ediyor. En yüksek faizi ben veririm. En oturmuş, en ciddi bir banka bakıyorsunuz ki, belli bir rakam, öbürü anormal deredece. Kimse de gidip demiyor ki, arkadaş, sen bunun nasıl veriyorsun. Yani, aslında bunların kontrol edilmesi lazım.
Ali Kırca: Vatandaşın o riski almasından devletin onu engellemesi lazım.
Recai Kutan: O durumda zaten böyle bir devlet garantisine fazlaca bir ihtiyaç olmaz diye düşünüyorum. Biz, bir defa üretimi mutlaka arttıracağız.
Ali Kırca: Nasıl?
Recai Kutan: Önce gelelim, tarımsal üretime. Şimdi öyle bir politika uygulanıyor ki, aman üretmeyin, deniyor. Şimdi, bir tipik misal vereyim, pancar. Türkiye vaktinde 16 milyon ton pancar üretiyordu. Ve buradan da 2 milyon ton şeker elde ediyordu. Türkiye, bunu tüketiyordu, 2 milyonu. Bu anlaşmalar gereğince, IMF, dendi ki, 11.5. milyon ton. Peki, 1.5 milyon ton şeker elde edildi. Gerisi, 500 bin ton, çoğu yabancı sermayenin kontrolünde olan tatlandırıcılar. Tatlandırıcı neden yapılıyor? Mısırdan. Mısır nereden geliyor. Amerikadan... Peki, Fransanın toprağı bizden az. Nüfusu da bizden az. Fransa, 6 milyon ton şeker üretiyor. Fransızlar 2 milyon tonunu yiyor, 4 milyon tonunu hemen burnumuzun dibinde İrana ihraç ediyor. İyi ama arkadaş, şimdi şeker kamışıyla şeker pancarı, mukayese edilir mi?
Ali Kırca: Bu sınırlamaları kaldıracaksınız.
Recai Kutan: Evet. Diyoruz ki, üreten üretecek. Bakınız.
Ali Kırca: Sınai üretim de dahil mi?
Recai Kutan: Fındık için özel kararname çıkardılar. Dediler ki, fındık tarlalarını sökenlere biz dünya bankası kredisinden para vereceğiz. Bir yandan deniyor ki, aman ha fındık fazla üretmeyin. Öbür taraftan Amerika fındık plantasyonu yapıyor. İspanya, İtalya ve Fransız firmaları, Ermenistanda ve Gürcistanda fındık plantasyonu teşvik ediyorlar. Tütün, tam rezalet.
Ali Kırca: Tarımsal üretimde bütün bu sınırlamaları, kotaları kaldıracaksınız
Recai Kutan: Hayvancılığı arttıracağız. Tavukçuluğu öldürdüler. En meşhur tavuk firmalarımız iflas etti. Bir defa tarıma verdiğiniz girdiler, dünya fiyatlarıyla mukayese ettiğiniz de rezalet. Şimdi, çiftçinin en çok kullandığı girdilerden birisi mazot. Beş sene zarfında tam 85 defa zam gelmiş. Hatta beş seneden daha az zamanda.
Ali Kırca: Siz yapmayacak mısınız?
Recai Kutan: Hayır. Gayet tabi makul yapacağım da böyle yüzde 500 zammı ne diye yapayım. Amerika ile Türkiyeyi mukayese ettiğinizde Amerikada akaryakıt fiyatı Türkiyenin iki buçukta biri. Benzinin galonu 110 senttir, 120 senttir. Yani, bir galon dört litredir, 30 centtir.
Ali Kırca: Hem tarım hem sanayi için girdiler orada çok makul...
Recai Kutan: Sanayi için de öyle. Elektrik dünyanın en pahalı elektriği Türkiyede. Boyuna zam yapıyorsunuz. Yani, şimdi enflasyon nispetinde yapsanız bu rakamlara ulaşmanız mümkün değil. Yani, para toplamanız, dolaylı vergi olarak kurulan en kolay ne. Akaryakıta zam yap. Nasılsa peşin para geliyor.
Ali Kırca: Türkiyenin önünde seçimlerden sonra yine acil bir sorun olarak duracak. Avrupa Birliği konusu. Avrupa Birliği konusunda net olarak Saadet Partisinin tutumu ne olacak? Çünkü bu uyum yasalarının uygulanması da söz konusu. Kopenhag zirvesine kadar.
Recai Kutan: Meclis müzakerelerini takip ettiğinizde görmüşsünüzdür. Ta baştan beri, hatta meclise gelmeden Avrupa Birliği konusunda belki de en tutarlı bir çizgiyi sergiledik. Ve samimiyetle Avrupa Birliğine Türkiyenin girmesini temin edecek uyum yasalarını çıkarması hususuna gerekli desteği verdik. Şimdi bunlar siyasi kriterler. Asıl ondan sonra ekonomik kriterler var. Ondan sonra muktesebat denilen kriterler var. Şimdi bu maastricht kriterleri var. Avrupa Birliğine girebilmek için.
Ali Kırca: O konuda çok acil davranılmıyor.
Recai Kutan: Bunları da elbirliğiyle halledelim. Avrupa Birliğine gireceksek...
Ali Kırca: Kopenhag kriterleri, Kopenhag zirvesine kadar çıkarılan bu uyum yasalarının hayata geçirilmesi, gerçekleştirilmesi için, iktidar olursa ya da iktidar dışında kalırsa, SP, her türlü desteği vermeye devam edecek, diyorsunuz. Koşulsuz.
Recai Kutan: Evet.
Ali Kırca: Bir başka soru. Sayın Erdoğana da sormuştum. İslami duyarlılığa önem verenler partiler için bu konular kendi tabanınızda ve kitlenizde ve Türkiyenin önünde bir sorun olarak bir süredir var. Başörtüsü meselesi. Sayın Erdoğan, bizim öncelikli meselemiz değildir, biz Türkiyeyi bu konularda germek istemiyoruz, dedi. Öncelikle meselemiz, işsizlik, ekonomik meselelerdir, dedi. SPnin öncelikli meselesi midir başörtüsü?
Recai Kutan: Biz bir defa başörtüsü meselesine dini bir mesele olarak bakmıyoruz. Bir insan hakkı, özgürlük meselesi olarak bakıyoruz. Tabi o manada sormadınız ama ben öyle yorumlayayım. Siz, insan hakkı, özgürlüklerini bir tasnif edin. Birilerine birinci öncelik verin. Birilerini de geri plana. İnsan hakları, özgürlükler konusunda, her konu bizim birinci önceliğimizdir.Dolayısıyla başörtüsü de Türkiyenin ciddi problemlerinden birtanesi. Biz niçin siyaset yapıyoruz. Vatandaşın problemlerini mutlaka çözelim diye. Şu anda başörtüsü ciddi bir problem mi? Evet. O halde bu meselenin halledilmesi lazım. Dolayısıyla bütün, nasıl işkence bir suçsa, onu aynı ölçüler içerisinde mütalaa ediyoruz biz, özgürlükler konusunda hiçbir ayrım yapmayız.
Ali Kırca: Bursadan Vedat Kaplan, ilginç bir soru sormuş. Biraz geçmişle de ilgili. Erbakan, milli görüş popüler olduğu zamanda imam hatipler arka bahçemiz, dedi, imam hatipler kapandı. Dekanları kapalı öğrencilere selam durduracağız, dedi. Ve okula alınmadılar. Bu söylemleri kasıtlı mı? Tahrik etme olayı söz konusu bence...
Recai Kutan: Bir defa Sayın Erbakanın imam hatipliler bizim arka bahçemizdir, diye bir sözü kesin olarak yok. Bu tamamen uydurulmuş ve Sayın Erbakana yakıştırılmış olan bir şey. Şimdi biz imam hatip okullarına şöyle bakıyoruz.Türkiyede meslek okulları. Sırf imam hatip okullarının önünü kesmek için tamamen çağdışı bir uygulama olan sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitimi getirdiler.
Ali Kırca: Gelirseniz değiştirecek misiniz bunu?
Recai Kutan: Evet, biz mutlaka 5+3 sistemine belli bir zaman için. Ondan sonra da 5+3+3, 11 yıla. Ancak... Düşünün bundan zarar gören kim. Vaktiyle sanat enstitüleri vardı. Şimdi sanat okullarına nasıl gidecek çocuk. 8 yıl okuyacak. 15 yaşında sanat öğrenmeye gidecek. 15 yaşından sonra çocuğunun hedefi beyaz yakalı bir adam olmak. İşçi tulumu giymek değil. Aynı şekilde ticaret liseleri . Kız sanat okulları. Bu arada da en önemlisi çıraklık okulları. Bunların hepsi maalesef perişan hale getirildi. Ve bunun dünyada hiçbir uygulaması yok. Espri olsun diye bazen diyorlar ki, Ugandada var, buna benzer 8 yıllık kesintisiz. Bütün gelişmiş demokrasilerde, özellikle mesleğe yönlendirme bakımından, kimisi 4 yıldan sonra yönlendiriyor. Kimisi beş yıldan sonra. Dolayısıyla biz bu tatbikatı değiştireceğiz.
Ali Kırca: Bu da öncelikli meseleleriniz arasında.
Recai Kutan: Eğitimi, biz bütünüyle yeni baştan ele alacağız. Biz, istiyoruz ki, eğitim mutlaka milli, manevi ve ahlaki değerleri de ön plana çıkaran bir eğitim sistemi olsun. Ve bu arada da altını çizerek ifade ediyorum. İktidara geldiğimiz zaman ilk ortadan kaldıracağımız durumlardan birisi de YÖKtür.
Ali Kırca: Çok teşekkür ediyorum. Sayın Recai Kutan, merak etmeyin siyasi olmayan bir sorum var. Müzik çalışmalarınız devam ediyor mu? Şarkı söylüyor musunuz vakit buldukça?
Recai Kutan: Eskiden daha rahattık. Özellikle devlet su işlerinde çalıştığımda uzun seyahatlerimiz oluyordu. O vakit o şartlar kötüydü. Diyarbakırdan Vana 7 saatte giderdik. Arada giderken de söylerdik. Şimdi pek vaktimiz olmuyor. Ama müzik dinlemeyi seviyorum. Türk musikisini de iyice perişan ettiler...
Ali Kırca: Kim etti perişan?
Recai Kutan: Perişan edenler şunlar. Televizyon kanalları, hiçbir musiki kültürü olmayan, eğitim görmemiş, bazı hanımları çıkarıyorlar. Beş tane şarkı öğrenmiş. Yani, o şarkı söylemekten daha çok dansediyor orada. Musikiyi TRTde zevkle dinliyorum.
Ali Kırca: Dans eden hanımları seyrediyor musunuz?
Recai Kutan: Bizim musikimizi katlediyorlar.
Ali Kırca: Seyrediyorsunuz o tarz programları zaman zaman.
Recai Kutan: Bakıyorum ama katlediyorlar tabi, o zaman başka bir kanala geçiyorum. Allahtan TRT 3. kanalında neredeyse sürekli olarak Türk musikisi banttan yayınlıyor. Kaliteli müzik...
Ali Kırca: Sayın Kutan, çok teşekkür ediyorum. Size kolaylıklar diliyorum.
Recai Kutan: Ben de çok teşekkür ediyorum. Öncelikle şundan dolayı teşekkür ediyorum. Lütfettiniz beni çok sevdiğim vatandaşlarımızın evine misafir ettiniz. Bu vesileyle vatandaşlarıma en iyi dileklerimi, saygılarımı sunuyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum. |
|