Home page
Haber Menüsü


Güncelleme: 16:14 TS 16 Ağu., 2002
Mesut Yılmaz, Seçim Meydanı’nın konuğuydu

Ali Kırca: Mutlu akşamlar. Seçim Meydanı’na hoşgeldiniz. Seçim Meydanı’nın bu akşamki konuğu ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz. Hoşgeldiniz. Sayın Yılmaz, pek çok konu var, gündemde konuşulması gereken. O nedenle, daha güncel konularla başlayıp, sonra seçim sonrasına, Avrupa Birliği’ne, ANAP’ın yeni projelerine yeni programlarına geçeceğiz ama önce gündemden başlayalım. Daha doğrusu, bugünden, bu sabahın erken saatlerinden başlayalım. Seçim dönemine girilince, Ankara’da hareketlilik hızlandı. Beklenmedik şeyler de oluyor. Örneğin öğle saatlerinde Yaşar Okuyan’ın istifasını öğrendik. Önce bu istifanın gerekçesi, nedeni neydi? Bekliyor muydunuz?
       
       Mesut Yılmaz: Biliyorsunuz, şu anda meclis gündeminde iki tane konu var. İki kanun var. Bir tanesi ek bütçe kanunu. Seçimleri 3 Kasım’da yapabilmemiz için mutlaka bunu geçirmemiz lazım. İkincisi de iş güvencesi adı altında bilinen kanun düzenlemesi. Bunların ikisi de hükümet tasarısı. İş güvencesi konusunda... Aslında iş güvencesinin Türkiye için gerekli bir adım olduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerekir. Çünkü Türkiye, bu konuda bir ILO sözleşmesini kabul etmiş, meclisten geçirmiş. Daha 1994’te geçirmiş. Bugüne kadar onun gerektirdiği yasal düzenlemeyi yapmamış. Bu hükümet, 57. hükümet, Sayın Okuyan’ın bakanlığı döneminde SSK’da, diğer sosyal güvenlik kurumlarında, Türkiye İş Kurumu’nda, çok önemli reformları gerçekleştirirken, aynı zamanda yılların bu eksikliğini de gidermeyi hedefledi. Ve iş güvencesini öngören bir yasa tasarısını hazırlayıp, Meclise gönderdi. Çok uzun zamandan beri Meclis’te bekliyordu. Geçtiğimiz günlerde komisyonda ele alındı. Yarın da muhtemelen meclisin genel kuruluna gelecek. Ama bütün bu iş güvencesi tartışmaları sırasında benim de hem işveren temsilcilerine hem işçi temsilcilerine söylediğim bir şey vardır. Türkiye, bugün hala bir ekonomik kriz ortamında. İş güvencesi diye çağdaş ve doğru bir düzenlemeyi getirirken, tam tersine insanların işinden olmaması gerekir. Bunun için yapmaması gereken de basit aslında. İş kanununda da öngördüğümüz başka bir takım değişiklikler var. Kıdem tazminatıyla, ihbar tazimanıyla ilgili değişikler var. Bunlar aslında işçi sendikalarının karşı çıkmadığı, nitekim, oluşturulan bilimsel kurulda belli bir uzlaşmaya da varılan konular. Onun için ben istedim ki bu iki konu, yani iş güvencesi konusu ve iş kanununda yapılacak diğer temel değişiklikler tek bir paket halinde düzenlensin. Böylece iş hayatımız, özellikle bu kriz ortamında dengesiz bir düzenlemeye konu olmasın. Kriz içerisinde yeni bir krizle karşılaşmayalım. Aslında Çalışma bakanlığının da bu konularda iki taraf arasında daha uzlaştırıcı bir rol oynaması gerekir. Daha dengeli bir düzenlemeyi hedeflemesi gerekir. Ama Sayın Okuyan arkadaşımız biraz heyecanlı olduğu için bu konuda çok angaje oldu.
       
       Ali Kırca: İşçi kesimine mi angaje oldu?
       
       Mesut Yılmaz: Bu iş güvencesi yasasının herhalükarda çıkması konusunda ısrarlı oldu. Bugün sabahleyin Bakanlar Kurulu’ndan önce bu konuyu tekrar görüştük. Kendisine bu görüşlerimi tekrar dile getirdim. Ondan sonra bakanlık kuruluna girdikten sonra bana istifa dilekçesini gönderdi. Aslında bu konuyu daha yumuşak götürülmesi gereken bir uzlaşmayla sonuçlandırılması gereken bir konuydu. Onun için Sayın Okuyan’ın istifası bana o açıdan uygun geldi. Onun için kabul ettim. Önemli bir gerekçesi daha var. Sayın Okuyan, bizim partide bu propaganda çalışmaları, seçim çalışmaları konusunda en aktif arkadaşlarımızdan birisidir. Ben, zaten bugün parti başkanlık divanında da geniş kapsamlı bir değişiklik yaptım. Netice itibariyle seçim meydanı programı yaptığınıza göre...
       
       Ali Kırca: Onu da soracaktım. Çünkü ikinci bir gelişme de oldu, ANAP üst yönetiminde önemli değişiklikler gerçekleşti. İkisi birbirine bağlı gibi göründü.
       
       Mesut Yılmaz: Bazı bakan arkadaşlarımızı ve bakanlıktan ayrılan Rüştü Kazım Yücelen, eski içişlerimiz bakanımız. Bugüne kadar ki çalışma bakanımız Yaşar Okuyan gibi arkadaşlarımızı başkanlık divanına aldım. Çünkü bu başkanlık divanı ANAP’ı seçime taşıyacak olan başkanlık divanı. Bu seçimin ne kadar önemli bir seçim olduğunu tekrarlamaya gerek yok. ANAP olarak bu seçime oldukça zor koşullarda girdiğimizi zaten baştan kabul ediyoruz. Onun için en etkin kadroyla, en tecrübeli, yetenekli kadroyla bu seçimi götürmek zorundayız.
  Liderler Seçim Meydanı'nda
YTP lideri İsmail Cem
AKP lideri Tayyip Erdoğan
ANAP lideri Mesut Yılmaz
DTP lideri Mehmet Ali Bayar
SP lideri Recai Kutan
DSP lideri Bülent Ecevit
CHP lideri Deniz Baykal
DYP Lideri Tansu Çiller
CHP'li Kemal Derviş
MHP Lideri Devlet Bahçeli
Böyle bir değişiklik aslında biraz egoistçe bir değişiklik olabilir. Çünkü Yaşar Okuyan arkadaşım, hakikaten üç senelik bakanlık döneminde devrim niteliğinde bir takım yenilikleri gerçekleştirdi. Sosyal güvenlik kurumlarının reformunu gerçekleştirdi. Hakikaten SSK hastanelerinin, çalışma şartlarını fevkalade iyileştirdi. SSK’nın açıklarını, önemli ölçüde aşağıya çekti. Bu kadar başarılı bir icraat döneminden sonra onu böyle bir parti çalışması için hükümetten çekmek belki biraz...
       
       Ali Kırca: Kendisiyle kişisel itilafınız yok... Yolunuza birlikte devam edeceksiniz.
       
       Mesut Yılmaz: Herkesin en yararlı olacağı konumda olması gereken bir dönemdeyiz.
       
       Ali Kırca: Sayın Okuyan’ın angaje olduğu bir konuda onun istifa etmesi, seçim öncesinde çok da ihtiyacınız olan çalışan kesimin oyları açısından bir handikap teşkil edebilir mi?
       
       Mesut Yılmaz: Hayır, biz her konuda olduğu gibi bu konuda da görüşlerimizi açıkça söylemekten çekinmeyiz. Bu bize bazı kesimlerde sempati, bazı kesimlerde antipati getirebilir. Ama önemli olan partinin çizgi tutarlılığını korumaktır. Biz baştan beri iş güvencesine taraftar olduğumuzu söyledik. İş güvencesi düzenlemesini hazırlayıp, getiren bakanlık bizim bakanlığımız. Mecliste onu destekleyen bizim grubumuz. Ama dediğim gibi biz mutlaka bu meseleleere ve uzlaştırıcı bir anlayışla yaklaşmak zorundayız. Bu göreve yeni gelen arkadaşım Nejat Arseven, daha önce Anayasa değişikliklerinin çıkarılmasında partiler arası uyum komisyonu başkanı olarak çok başarılı bir sınav vermişti. Eminim ki çok kısa bir süre olmasına rağmen bu konuda da bir uzlaşmayı sağlayacaktır.
       
       Ali Kırca: Seçim öncesinde... Çünkü Avrupa Birliği uyum yasaları sırasında Türkiye’de bir uzlaşma ortamı çıktı ama hemen arkasından bu iş güvencesi yasası biraz rahatsızlık yarattı toplumda da. Yeniden bir gerginliğe mi sürükleniliyor diye ama çözüleceğinden umutlusunuz.
       
       Mesut Yılmaz: Umutluyum. Bugün Sayın Başbakan ile de konuyu görüştüm. O da bu konunun uzlaşmayla çözümlenmesinden yana. İnanıyorum yeni çalışma bakanı arkadaşımız kısa sürede bu uzlaşmayı sağlayacaktır.
       
       Ali Kırca: Genel sorular arasında da var. Parti içindeki durumla ilgili olarak sormadan geçmek istemiyorum. Parti Başkanlık Divanı’nda değişikliklere gittiniz. Bu arada Erkan Mumcu da ayrılmış oldu. Aslında sizinle daha önce bir eleştiri nedeniyle belki karşılıklı bir parti içerisinde, normal aile içerisinde olabilecek bir ihtilafa düştünüz ama Genel Başkan Yardımcılığı görevini Başkanlık divanındaki üyeliğini sürdürüyordu. Bugün ayrılmış oldu. Acaba Erkan Mumcu ile ANAP’ın yolları ayrıldı mı? Gördüğüm kadarıyla maillerden gelenlere baktığımda bek istemiyor, ANAP’liler belki de ya da başka partililer, onu anlamak mümkün değil tabi ama Erkan Mumcu’nun durumu ne olacak, diyorlar. ANAP içerisinde siyasete devam edecek mi? Aranızda bu anlamda derin bir ihtilaf var mı?
       
       Mesut Yılmaz: Dediğiniz gibi bu parti içi, aile içi mesele. Bugün başkanlık divanında yeni bir düzenlemeye giderken sadece şu kriteri koydum. Önümüzde 3 aydan kısa bir süre var. Bu süre zarfında bütün arkadaşlarım kendi seçim bölgeleriyle partinin bu seçim çalışması arasında bir tercih yapmak konumunda kalabilirler. Erkan Mumcu arkadaşımıza da Başkanlık Divanı’nda görev almasını teklif ettim. Fakat o seçim bölgesinde çalışmayı tercih etti. Biliyorsunuz o çok zorlu bir seçim bölgesinde. Sayın Süleyman Demirel’in seçim bölgesinde milletvekili oldu. Geçen dönemde de bu zor bölgede çok başarılı bir sonuç alıp, seçildi. Kabul ediyorum ki önünde zorlu bir kampanya çalışması olacak. Onun için seçim bölgesinde çalışmayı tercih etti. Bunun dışında henüz kendisiyle konuşma imkanı bulamadım. Ama dediğim gibi burada yaptığımız düzenlemenin bir tek kriteri vardır. O da arkadaşlarımızdan en fazla katkılarını sağlayacakları şekilde yararlanmaktır. İki tani seçim merkezi oluşturuyor. Birisi Ankara’da olacak, birisi İstanbul’da olacak. İstanbul’da olan daha çok medyaya yönelik olacak, propagandaya yönelik olacak. Ankara’da olan daha çok teşkilatlara yönelik olacak. Önümüzdeki bir hafta içerisinde bu görev dağılımını tamamlayacağız. Ondan sonra da MKYK’nu tekrar toplayıp, seçim stratejisini görüşeceğiz. Adayların değerlendirmesini yapacağız. 11 Eylül’de zannediyorum aday listelerini vermemiz gerekiyor. Ondan sonra da tamamen kampanyaya çıkacağız.
       
       Ali Kırca: Evet, ANAP içindeki bu aile içi meseleyi bu şekilde kapatıp, aslında seçimler açısından ve Türkiye’nin geleceği açısından da çok önemli olduğu anlaşılan ve bugünlerde sizin ve sayın Derviş’inyürüttüğü şu ittifak meselesine gelmek istiyorum. Herkes dikkatle bakıyor buraya. İttifak arayışının ya da ihtiyacının neden doğduğunu önce sizden de duymak istiyorum. Dün Sayın Cem’e de sormuştum. Çünkü iki ayrı farklı yaklaşım var. Birincisi Başbakan Bülent Ecevit’in yaklaşımı. Bir süre önce Sayın Ecevit, seçimlerin erkene alınmasıyla ilgili kaygılarını anlatırken demişti ki AKP ve HADEP’in seçim sonrasında kazanabilecekleri muhtemel başarılar Türkiye’de bir rejim sorununa yolaçar diye çok açık bir ifadede bulundu. Bunu bazıları, kendisine muhalif olanlar, demokrasiye bir şantaj gibi de suçladılar. Bu tartışmalar yaşandı. Ecevit’in kaygısı bu. Sayın Derviş’in kaygısı ise, seçim sonrasında sürdürülen ekonomik programın devam edebilmesi açısından, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı iç ve dış borç yükünün çevrilebilirliği açısından istikrarlı ve uyumlu bir hükümetin işbaşına gelmesi. Rejim konusundan daha çok buna bakıyor Sayın Derviş. Şimdi sizin ittifaka bakış açınız ve ittifak gereksinmeniz nereden kaynaklanıyor? Hangisine yakınsınız bu gerekçelerin?
       
       Mesut Yılmaz: İkisini de önemsiyorum. Ama bir faktör belki bunlara ilave etmek gerekir. Türkiye’nin önündeki 4 yıl bana göre çok kritik yıllardır. Sayın Derviş’in ekonomik programının hedefine ulaşması konusundaki duyarlılığı hiç şüphesiz ki paylaşılması, önemsenmesi gereken bir duyarlılıktır. Sayın Başbakan’ın yeni siyasi gerginlikler yaşanmaması, Türkiye’nin siyasi istikrarını koruması yine hiç küçümsenmeyecek bir endişedir. Bunlara ilave edeceğim bir faktör daha var. O da belki benim sorumluluk alanımdan geliyor. Birkaç gün önce aralıdığımız Avrupa Birliği kapısını önümüzdeki 4 yıl içinde ardına kadar açmamız lazım. Bunun içinde yalpalamamız lazım, geri adım atmamamız lazım. Yasal düzenlemeleri hayata geçirmemiz lazım. Bunları bu düzenlemeleri ancak benimsemiş, özümsemiş olan, bu düzenlemelerin Türkiye’de hayata geçirilmesi konusunda yeterli kararlılığa ve uyuma sahip olan bir hükümet gerçekleştirebilir. Niye ittifak? Ben ittifak meselesini aslında 1990’lı yılların ortasından beri dile getiriyorum. Çünkü Türkiye’de maalesef 1980’lerin sonlarından başlayarak, siyasi hayatımız hiç olmadığı ölçüde bölünmelere uğradı.
       
       Ali Kırca: Belki de gereksiz bölünmelere uğradı.
       
       Mesut Yılmaz: Olabilir. Merkez sağda birbirine rakip ve aşağı yukarı birbiriyle eş güçte partiler ortaya çıktı. ANAP ve DYP. Merkez solda yine birbiriyle yarış halinde olan CHP, SHP, DSP gibi partileşmeler oldu. Ama toplam olarak soluyla sağıyla merkez küçüldü. Ve radikal partiler aşırı partiler ilerleme kaydettiler. Türkiye’nin çok köklü bir değişim sürecinden geçtiği, toplumsal değişim sürecinden geçtiği... Hakikaten halkın büyük fedakarlığını gerektiren bir ekonomik programın uygulandığı dikkate alınırsa, marjinal akımların böyle dönemlerde nisbi olarak güç kazanmasını doğal karşılamak gerekir. Mesela uzun zaman hatırlayacaksınız, İtalya’da birinci parti komünist partisiydi. İtalyan Komünist Partisi. Ama İtalyan Komünist Partisi iktidar olamadı. Diğer partiler, hep İtalyan komünist partisinin karşısında bir ittifak oluşturdular. Seçim koalisyonları oluşturdular. Ve onu iktidara getirmediler. Zamanla İtalyan Komünist Partisi, dünyadaki komünizme paralel olarak zayıfladı, eridi, gitti. Şimdi Türkiye’de bu geçiş döneminde.
       
       Ali Kırca: O zaman da İtalya’da demokrasiye karşı bir hareket olarak da incelenmedi. Çünkü çoğunluk iktidar olmuştu.
       
       Mesut Yılmaz: Her partinin en doğal hakkıdır, işbirliği yapmak. Türkiye’de aslında, ben 1990’lı yıllarda bu bölünmeyi gördüğüm için önümüzdeki dönemin de bu bölünmelerin aşılmasında kritik bir dönem olduğunu düşündüğüm için, benzer tecrübeleri yaşamış olan İtalya, Fransa gibi ülkeleri örnek almamız gerektiğini söyledim. Fransa’da bu sistem çok uzun zamandır uygulanıyor ve bildiğiniz gibi Fransa’daki siyasi istikrarın en önemli nedenlerinden birisi. İtalya’da 1980’lerden beri uygulanıyor. Ve İtalya bu sistem sayesinde geçmişe göre daha istikrarlı bir siyasi yapıya kavuştu. Ama bununla da kalmadı. Çok partili demokrasiye yeni geçen, 1990’ların başında geçen orta ve doğu Avrupa ülkeleri de bakın, aşağı yukarı hepsinde, Bulgaristan’da demokratik güçler birliği, ulusal cephe, Polonya’da çeşitli adlar altında hep seçim ittifakları kuruyorlar.
       
       Ali Kırca: Yani, seçim sonrası koalisyonlar değil, seçim öncesi ittifaklarla bu tablolar oluştu.
       
       Mesut Yılmaz: Çünkü seçim öncesi kurulan ittifakların seçmen açısından büyük bir avantajı daha var. Bunlar bizim 1997’de yaşadığımız gibi sürpriz koalisyonları, yani seçmen iradesinin onay vermediği koalisyonları da önlüyor. Bir yerde seçmenin önüne gittiğiniz zaman kiminle koalisyon yapacağınızı, kiminle gücünüzü birleştireceğinizi seçmene karşı taahhüt etmiş oluyorsunuz. Tabi bu protokola bağlanıyor vs.. Bunun prosedürleri var.
       
       Ali Kırca: Zoraki evlilik doğdu. Halbuki siz diyorsunuz ki, önceden anlaşmalı evlilikler yapılsın.
       
       Mesut Yılmaz: Onun için ben bunu ilk aşağı yukarı Türkiye’de öneren politikacıyım. Ama bu maalesef çeşitli partilerde o zaman olumlu yankı bulmadı. Sayın Derviş, siyasete girmeye karar verme aşamasında bu görüşü kamuoyu önünde açıkça dile getirdi.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş’le bugün bir görüşmeniz oldu. O görüşmenin içeriğini ve ittifak konusunda gelinen noktayı, diğer partiler açısından alalım. Çünkü çok önemli bu. Kamuoyu da bu gelişmenin sonucunu bekliyor, en azından sizin partinin seçmenleri ve diğer bazı partilerin seçmenleri. İttifak denildiği zaman kamuoyunun belki bunu bilmesi bir kere daha gerekiyor. Aynı doğrultuda, aynı görüşte olan ve belki seçimlerden sonra Avrupa Birliği, mevcut ekonomik program ve Türkiye’nin belli başlı projeleri konusunda ortak düşünen partilerin... Yani ANAP, DTP, DSP’ye de bu öneriyi götürdünüz. DYP ve yeni kurulan Yeni Türkiye partisi. Bunları kapsıyor. Dışarıda bıraktığı partiler ise MHP, Saadet Partisi ve AKP.. Tablo bu sanıyorum.
       
       Mesut Yılmaz: İttifaklar bu dediğiniz partiler arasında da yapılabilir. Bunun dışında partiler açısından da olabilir.
       
       Ali Kırca: Belki CHP katılabilir. Biraz sonra HADEP’i soracağım, o da olabilir. Ama önce bu ittifakın gerekçesi ne? Neden hayati önem taşıyor sizin için?
       
       Mesut Yılmaz: Çünkü biraz önce söylediğim gibi Türkiye’de şu anda siyasi tablo 90’lı yıllara göre daha da bölünmüş vaziyette. Türkiye’de devamlı partiler partileri doğuruyorlar. Hiziplerden partiler oluşuyor. Bu partiler de Türkiye’deki yüzde 10 barajı da dikkate alındığında ortaya son derece demokrasi bakımından eleştirilebilecek tabloların çıkmasına neden oluyor. Şöyle.... Bir an düşünün. Şu yapılan anketlere, o anketlerin seçim neticelerini yansıttığını kabul edin. Ne olabilir?Mesela bir parti yüzde 20 oy alabilir önümüzdeki seçimde. İki parti de yüzde 10 oy alabilir. Barajın üstünde ama yüzde 10 civarında oy alabilir. Diğer bütün partiler de baraja takılabilir. Yani, yüzde 10’un altında oy alabilir. Peki, böyle bir durumda nasıl bir milletvekili dağılımı ortaya çıkabilir. Yapılan çeşitli hesaplamalara göre, yüzde 20 oy alan parti, tek başına 300’ün üstünde milletvekili çıkarabilir. Buna mukabil yüzde 10 oy alan partiler de...
       
       Ali Kırca: Anayasa’yı bile değiştirebilecek durumda.
       
       Mesut Yılmaz: Evet. Yüzde 10 oy alan partiler ise, sadece 50, 60 civarında milletvekili çıkarabilir. Şimdi ittifaklar bizim önümüzü kesmek için yapılıyor,diyen olursa, ona şunu sormak lazım. Acaba dünyanın hangi demokratik ülkesinde oyların yüzde 20’siyle parlamentonun yüzde 60’ını, yüzde 70’ini ele geçirmek mümkün. Böyle bir tablonun demokratik meşruiyeti dahi tartışmaya açıktır.
       
       Ali Kırca: Bu Sayın Erdoğan’ın söylemine bir cevap oluyor. Çünkü önümüzü kesmek istiyorlar, demokrasi önümüzü kesme sanatı değildir, diyorlar.
       
       Mesut Yılmaz: Bizim açıkça savunmamız gereken husus, demokraside millet iradesinin en adil şekilde meclise yansıması beklenir. Seçim sistemlerinin bunu sağlanması beklenir. Bizde zaten yüzde 10’luk bir ülke barajı var. Ama buna ilaveten bir de aşırı bölünmüşlük sebebiyle, ortaya çıkacak olan seçim sonrası tablo, seçimin ertesi günü meşruiyeti tartışılmaya başlanan bir tablo olabilir. Sadece yurtiçinde değil yurt dışında da seçmen iradesi, belki seçmenlerin yarıdan fazlasının mecliste temsiline imkan vermediği için demokratik bakımdan tartışmaya açık bir tablo olur. Kaldı ki bizim oluşturmaya çalıştığımız ittifaklar netice itibirayle millet iradesini meclise yansıtacak olan ittifaklardır. Burada yine bu simülasyonlardan şöyle bir tablo çıkıyor.Yüzde 10’u geçen iki parti, eğer böyle bir ittifak içerisinde birleşirlerse, yüzde 20 ile 100 yerine 200 küsur milletvekili çıkarıyorlar. Eğer bu üç parti olursa ve yüzde 30’a ulaşırlarsa tek başına iktidar oluyorlar. Ama netice itibariyle arkalarında yüzde 20 değil, yüzde 30’un üstünde, belki yüzde 40 seçmen desteği söz konusu olur.
       
       Ali Kırca: Bunun gerçekleşmesi için önce TBMM’nden ittifaklara izin veren bir yasa, seçim yasasında değişiklik yapılması gerekiyor. Bunungerçekleşmesi için TBMM, bütçe için toplanacak, belki iş güvencesi yasasını da görüşecek ama bunun gündeme gelmesi şu anki meclis aritmetiği açısından mümkün mü? İkincisi, bunu sağlayabilecek, bu yasayı çıkarabilecek çoğunluğu mecliste sağlayabilir misiniz? Hangi partilerin desteği gerekiyor?
       
       Mesut Yılmaz: Ben bu konuyu önce koalisyon ortaklarımızla görüştüm. Bir kere MHP, buna karşı. Sayın Bahçeli, seçim kanunundaki bir değişikliğe kategorik olarak karşı olduğunu ifade etti. Sayın Ecevit’in bu konuda daha ılımlı bir yaklaşımı vardı. Son olarak kendisine bu seçim ittifakıyla ilgili öneriyi götürdüğüm zaman, bunu partide arkadaşlarıyla, kendi organlarıyla görüşeceğini söyledi. Ertesi gün de partisinin bu görüşünü benimsediğini bana ve kamuoyuna söyledi. Dolayısıyla Sayın Ecevit, DSP, böyle bir ittifak görüşünü benimsemiyor. Bunun dışında sizin saydığınız partiler içerisinde YTP, henüz daha bu konuda tam bir görüş belirlemiş değil. Ama benim bugün yaptığım görüşmede, Sayın Derviş, YTP’nin böyle bir şeye sıcak bakabileceğini ifade etti.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş, YTP adına konuşuyor mu?
       
       Mesut Yılmaz: Biliyorsunuz onlarla siyasi diyaloğu var, birlikte görüşüyorlar. YTP’nin benimseyebileceğini bana söyledi. Tabi bu resmi bir cevap değil. DYP ise zannediyorum bunu değerlendiriyor. Henüz daha bu konuda bir karar almış değiller. Ama DTP ile Sayın Bayar ile görüştüğümde bu konuya sıcak yaklaştığını bana ifade etti. Ama bu arada kamuoyu önünde bilhassa Sayın Çiller’in dile getirdiği bir görüş. O da diyor ki, ülke barajı yüzde 10, doğru bir barajdır.Ve bu baraj korunmalıdır. Seçim ittifakları yoluyla ülke barajının herhangi bir parti için aşağıya çekilmesi yanlıştır,diyor. Şimdi onun üzerine ben de Sayın Çiller’in de bu endişesini gidermek için şöyle bir değişiklik yaptım önerimde; diyorum ki, ittifaklar olsun, ama ittifaka dahil partilerin oylarının birleştirilebilmesi için her bir partinin ülke barajını aşması şartı konsun.
       
       Ali Kırca: Diyelim ki ANAP, ya da DYP ya da bir başka parti, yüzde 10’u geçmezse, onun oyları sayılmayacak.
       
       Mesut Yılmaz: İttifakın dışında kalacak. O ittifakın içindeki diğer partilerin oyları birleşecek. Tabi meclisten geçmesi sizin ifade ettiğiniz şey, ayrı bir sorun. Bir kere takvim olarak çok sıkışık bir tarihle karşı karşıyayız. Ayrıca Meclis’te bu konuda yeterli çoğunluğu sağlayıp sağlayamayacağımız belli değil. Eğer, DYP, YTP buna destek verirlerse, DSP açıkladıkları gibi buna karşı çıkarsa, AKP, açıkladığı gibi buna karşı çıkarsa, MHP karşı çıkacağına göre. SP’nin yaklaşımını ne olacağını biliyorum. Ama kılpayı meclisten geçebilir. Meclisten geçersek YSK Başkanı bunun seçim takvimini bozmayacağını dün ifade etti.
       
       Ali Kırca: Değişiklikler arasında da bir tek ittifak mümkün olabilir, dedi.
       
       Mesut Yılmaz: Çünkü bu neticede bir hesap tarzıyla ilgilidir. Ben bunun, hele son önerdiğim şekilde her parti için ittifaka dahil olan her parti için yüzde 10 ülke barajı şartıyla Anayasa’ya da seçim kanununa da aykırı olmayacağını düşünüyorum. Çok basit bir değişiklik olduğunu ama çok önemli sonuçlar doğurabileceğini düşünüyorum.
       
       Ali Kırca: Derviş’le görüşmenize geçmeden önce. Aslında biraz değinmiş oldunuz ama bu ittifak arayışınıza eleştiri olarak hem AKP’den hem belki DYP’den gelen kamuoyu anketlerinde ANAP, barajın altında kalacağını hissettiği için buna sarılıyor gibi bir görüş, düşünce var. Önce o anketlerle ilgili sizin bir tesbitiniz var mı? Anketlerle ilgili bugün YSK veRTÜK’ün karşılıklı bir uzlaşması oldu. Son haftaya kadar uzattılar, yorum yapılmamak kaydıyla. Yani, rakamları kamuoyu öğrenebilecek ama üzerinde fazla bir yorum yapılamayacak, kamuoyunu yönlendirmemek açısından. Size, bugüne kadar ulaşan anketlerde ANAP’ın durumu nedir? Ve temel endişeniz bu mudur?
       
       Mesut Yılmaz: Bir kere, Türkiye’de anketler ne kadar güvenilir bence tartışılmaya muhtaçtır. Son seçim sonuçlarını hatırlarsanız, hiçbir anket zannediyorum MHP’nin ikinci olacağını bilemiyordu. DSP’nin birinci parti olduğunu gösteren anketler vardı, ama MHP’nin yerini hiçbir anket doğru göremedi. Benim hatırladığım kadarıyla. Yine yakın zamanda yapılan iki tane belediye seçimi, mahalli seçim var. Bir tanesi İzmir’e bağlı Armutlu beldesi. Bir tanesi de Kocaeli’ne bağlı Ereğli beldesi. Şimdi bir beldede neticede 5000-10000 seçmen var: Türkiye gibi 40 milyon seçmen yok. Aynı buralar için de anketler yapıldı. Hiçbir ankette ANAP’ı birinci parti göstermediler, ikinci parti de göstermediler. Biz, Armutlu’da birinci parti olduk, Ereğli’de de üçüncü parti olduk. Her ikisinde de hükümet partileri içerisinde en yüksek oy oranını yakaladık, bir tanesinde de birinci olduk. Demek ki bir kere anketlerin hele geniş ölçekte yapılan anketlerin çok yanıltıcı olabileceğini kabul etmemiz lazım. İkinci bir şey daha var. Biz, Sayın Ecevit de söylüyor, biz, iktidar partileri olarak çok olumsuz bir konjonktürde seçime gidiyoruz. Ekonomik krize karşı uyguladığımız programın henüz daha hedefine ulaşmadığı, olumlu sonuçlarının vatandaş tarafından hissedilmeye başlanmadığı bir noktada seçime gideceğiz. Biliyorsunuz 1 Temmuz’da biz liderler toplantısından sonra 2004 Nisan’ına kadar seçime gitmeme kararı almıştık. Doğrusu da oydu. Ama bir takım senaryolar, komplo iddiaları yazıldı, çizildi, MHP, bundan etkilendi, erken seçim çağrısı yaptı. Tabi koalisyon ortaklarından birisi de bu mutabakattan çekilince, biz bir erken seçim olayıyla karşı karşıya kaldık. Bu olumsuz koşullarda seçime giderken, yapılan bütün anketlerin yanılma payıyla birlikte hepsinin bir ortak noktası var. Hepsinde hala çok önemli oranda bir kararsız seçmen var. Bir de ayrıca hiçbir partiye oy vermem diyenler var. Biliyorsunuz ki hiçbir partiye oy vermediğiniz zaman oyunuz iptal olur. Yani, böyle oy yok sayılır. Ayrıca, hiçbiri diye bir oy olmadığı gibi ben kararsızım diye bir oy da yok. Yani çekimser kalamıyorsunuz. Meclisteki oylama gibi çekimser oy veremiyorsunuz. Mutlaka bir partiye oy vereceksiniz. Çeşitli anketlerle hiçbir partiye veya kararsız gözüken seçmenlerin oranı bazen seçmenlerin yüzde 40’ına kadar ulaşıyor. Yani, hiçbirinde bir kere...
       
       Ali Kırca: İki-üç ay önce bu yüzde 60’lardaydı.
       
       Mesut Yılmaz: Ama şu anda bile hiçbirinde yüzde 25’in altında değil. Biz olumsuz koşullarda seçime gittiğimize göre, bizim seçmenlerimiz doğal olarak başka partilere oy vereceğini, muhalefet partilerine oy vereceğini açıkça ifade eden seçmenler kadar tepkili değiller. Onlar henüz daha kararsız seçmendir. Onlar, bize tepki duymakla birlikte henüz daha diğer partilere yönelmemiş olan seçmenlerdir. Ben inanıyorum ki, şimdiye kadar ve şu anda yapılan bütün anketlerin aksine bundan sonra seçimin neticesini belirleyecek o kitledir. O kararsız kitle, hangi partiye yönelirse, mevcut partiler içerisinde hangisine ağırlık verirse, destek verirse, seçimden o birinci parti çıkacaktır. Yine benim tahminime göre, şu anki anketlerin hepsinin tersine, bu seçimin birinci partisi AKP olmayacaktır.
       
       Ali Kırca: Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?
       
       Mesut Yılmaz: Bunu tamamen sezgime dayanarak ve bir tahmin olarak söylüyorum. Çünkü AKP’nin oyları tepkinin doruk noktasında oluşan ve şu anda belki belli ölçüde kemikleşmiş olan oylardır. Kararsızlardan buraya geçmek için önemli bir neden yoktur.
       
       Ali Kırca: Peki, neden AKP’ye? Tepki bir yere gidecekse, neden başka parti değil de AKP?
       
       Mesut Yılmaz: Çünkü AKP en azından kendisini destekleyen seçmenler nezdinde yeni bir partidir. Henüz denenmemiş. İcraatı görülmemiş olan bir partidir. AKP, bu özelliğiyle en fazla tepki oylarını kendine çekebilecek konumda olan partidir. Diğer partilerin hepsine bakın, şu veya bu tarihte, ama Türkiye’nin hep bu krizli döneminde, bu çalkantılı döneminde iktidara ortak olmuş partilerdir. DYP öyledir, ANAP öyledir, DSP öyledir, CHP öyledir. MHP öyledir. Velhasıl SP bir anlamda öyledir. Seçmen şu anda...
       
       Ali Kırca: AKP kadroları da aslında bir dönem iktidar sorumluluğunu üstlenmiş insanlardan oluşmuyor mu?
       
       Mesut Yılmaz: Geçmişin sorumluluğunu üstlenmiyorlar. Onlar yeni bir parti olduklarını söylüyorlar, devamı olduklarını da kabul etmiyorlar. Bu iddiayla çıkıyorlar.
       
       Ali Kırca: Bu iddia, mesajını yerine ulaştırdı diyorsunuz.
       
       Mesut Yılmaz: Aslında bu partinin şu ana kadar Türkiye’nin sorunlarına getirdiği hiçbir çözüm niteliğinde proje yok. Hatırlayın, Sayın Erdoğan’ın şu ana kadar iki tane kamuoyunda ses bulan önerisi oldu. Birisi çok çocuk yapmayla ilgiliydi, birisi de içki yasağıyla ilgiliydi. Veya içki serbestisinin referanduma götürülmesiyle ilgili. Bunlar Türkiye’nin sorunlarına çözüm olacak projeler değil. Ama şu anda seçmen kitlesinin büyük kısmının...
       
       Ali Kırca: 3 Kasım’a az bir zaman vardı. 3 Kasıma kadar bu tepkinin erimeye uğraması mümkün mü? Ya da neyi değiştirecek AKP’ye yönelen, eğer gerçekten anketler doğruysa, bu ilgiyi?
       
       Mesut Yılmaz: AKP’nin oylarında ciddi bir düşme olabileceğini söylemiyorum. Ama kararsız oyların yönelmesi nedeniyle AKP’nin geçilebileceğini söylüyorum. Bunu geçmeye en yakın parti de diğer partiler içerisinde geleceğe dönük vatandaşı en ikna edici parti olacaktır.
       
       Ali Kırca: Onun adı belli değil ama kim ikna ederse onun partisi.
       
       Mesut Yılmaz: Umarım ANAP olur.
       
       Ali Kırca: Ama başkası da olabilir diyorsunuz, ikna eden kim olursa o olur...Peki, bugün Sayın Derviş’le görüşmenizde, onun ittifak arayışlarından bir sonuç çıkmış mı? Ya da Kemal Derviş ile sadece solda değil bütün merkez ve solla birlikte mi ittifak arıyor? Onun ki de geniş cepheli bir ittifak arayışı mıdır?
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Kırca, siz profesyonel bir gazetecisiniz. Kabul ederseniz Sayın Derviş’in görüşlerini benim dile getirmem şık olmaz. Sayın Derviş, size gelir, onları anlatır veya başka programlarda anlatır. Ben sadece Sayın Derviş’in kamuoyuyla da paylaştığı, benimle görüşmede dile getirdiği birbiriyle örtüşen görüşlerini ifade edeceğim. Sayın Derviş, böyle bir seçim öncesi geniş tabanlı ittifakın mutlaka oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Hatta siyasete aktif olarak girip girmeme kararında dahi en önemli unsur zannediyorum bu olacak. Şu ana kadarki temaslarımda henüz daha olumlu bir sonuca ulaşmadığı ortaya çıkıyor. Ama bu çalışmalarını devam ettirecek. Umarım ki, bu çalışmalarından olumlu bir sonuca ulaşır.
       
       Ali Kırca: Söylediklerinizden genel izleniminiz şu mudur; sayın Derviş, böyle geniş cepheli bir ittifak yakalayamazsa, ya da bu şansı bulamazsa aktif siyasete de girmek düşüncesinde değil.
       
       Mesut Yılmaz: Tersinden söyleyelim, aktif siyasete katılma kararını fiiliyata dönüştürmek için böyle bir ittifakın oluşturulmasını en önemli unsur olarak görüyor.
       
       Ali Kırca: Umutlu mu?
       
       Mesut Yılmaz: Şu ana kadar olumlu bir sonuca ulaşmış değil ama umudunu yitirmiş değil, çabalarına devam edecek.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş, Yeni Türkiye adına size bir taahhütte bulunmuş. Yeni Türkiye adına ve konuştuğuna göre daha çok organik olarak oraya yakın...
       
       Mesut Yılmaz: Taahhütte bulunmadı. Yeni Türkiye Partisi’nin bu yaklaşımı kabuledebileceğini bana ifade etti.
       
       Ali Kırca: Dolayısıyla onlara yakın durduğu ortaya çıkıyor. Bakanlar Kurulu bu arada toplanmaya devam ediyor ara ara. Tabi ilginç bir durum da var. Bir taraftan Sayın Ecevit, en azından temsilcileri aracılığıyla Sayın Derviş’in çekilmesini istiyor. Sayın Derviş de, benim asli görevim hükümettedir,diyor. Adeta bunu duymazlıktan geliyor. Sonra Bakanlar Kurulu toplantıları oluyor. Bakanlar Kuruluna Sayın Ecevit de geliyor. Diğer bakanlar da geliyor. MHP’li bakanlar da geliyor. Sayın Derviş de geliyor. Bakanlar Kurulundaki hava nedir? Nasıl yürüyor işler? Çünkü, Sayın Derviş, gerçekten bu konumda tek üyeli dördüncü bir ortak gibi bakanlar kurulunda fiilen.. Sayın Ecevit ile ilişkileri nedir? Diğer bakanlarla ilişkileri nedir Sayın Derviş’in?
       
       Mesut Yılmaz: Bir kere Sayın Derviş, çok medeni, çok sabırlı bir insan. Çok da dayanıklı bir insan. Bazen eleştirilere maruz kaldığı doğru, ama bu eleştirileri hep olgunlukla karşılıyor. O öyle tek kaldığı doğru değil. Bazı fikirlerine bazı arkadaşlarımız katılıyor, biz katılıyoruz. Bazıları karşı çıkıyor. Ama Bakanlar Kurulu’ndaki tartışmalar her zaman düzeyli ve olgun bir havada yaşanıyor. Dışarıya yansıdığı gibi değil. Tabi, bizim koalisyon ortakları olarak, hem kamuoyuna, hem bize kredi veren IMF’ye yaptığımız ortak bir taahhüt var. Biz, seçim ekonomisi uygulamayacağımızı taahhüt ettik. Yani popülist tedbirler almayacağımızı taahhüt ettik. Sayın Derviş de ekonomik programın uygulamasında en fazla sorumluluk taşıyan kişi konumu itibariyle bu taahhüdü denetlemek durumunda olan kişi. Halbuki seçime giderken tabi şu kesimden, bu kesimden bir çok taleplerle karşılaşıyorsunuz. Üstelik maalesef Türkiye’de biliyorsunuz yine bir takım doğal afetler yaşadık. Bu afetlerin yaralarının sarılması için devletten bazı kaynakların ayrılması, o ödenek tahsisi gerekiyor. Oysa bütçemiz çok sıkı bir bütçedir. Hatta seçimi yapabilmek için bilerek bütçe getirdik meclise. Dolayasıyla burada zorluklarımız var. Eğer bütün talepleri karşılamaya kalkarsak, ekonomik programın hedeflerinden vazgeçmemiz lazım. Taahhütlerimizi çiğnememiz lazım. Bunu ancak bütçenin limitleri içerisinde kalarak, belki öncelikleri değiştirerek, ödenek aktarması yaparak da talepleri bir ölçüde karşılayabiliriz. Sayın Derviş, böyle bir arayışa hazır olduğunu ama programın uygulamasındaki tahhütlerden vazgeçilemeyeceğini, bu hedeflerin gözardı edilemeyeceğini bakanlar kurulunda da vurguladı. Ben de buna katıldığımı ifade ettim.
       
       Ali Kırca: Bu çerçevede de sanıyorum o seçim tarihine kadar da görevde kalmaya devam edecektir.
       
       Mesut Yılmaz: Onu bilmiyorum, kendi takdiri. Ben, daha önce de söylediğim gibi Sayın Derviş’in görevini sürdürmesinden şahsen memnuniyet duyuyorum.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş’in siyasetteki şansını nasıl görüyorsunuz? Türkiye’ye dışarıdan, Türk ekonomisine çok krizli çok acil dönemde bir kurtarıcı gibi geldi adeta ekonomik program açısından. Ve o programı da bugüne kadar ısrarla başındaki kişi olarak sürdürüyor. Ve geldiğinde kimse ondan siyasi bir misyon ya da bir siyasi gelecekte etkinlik beklemiyordu ama birdenbire onu siyaset sahnesinde görüyoruz. Tecrübeleri de yok. Ama son zamanlarda da görüyoruz ki, sanki 40 yıllık siyasetçi gibi manevralar yapıyor. Temaslar yapıyor, görüşmeler yapıyor. Siz siyaset şansını nasıl görüyorsunuz? Ve kamuoyunda bir güven de var. O nereden kaynaklanıyor? Çünkü mesela Yeni Türkiye hareketi için Derviş gelirse, Yeni Türkiye’nin oyları artar gibi genel bir görüş de var.
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Derviş, kendisi de henüz aktif siyaseti tam olarak bilmediğini, siyasetin acemisi olduğunu, doğrusu siyaseti de pek sevmediğini, siyasete ayak uydurmakta zorlandığını sanıyorum kamuoyuna da ifade etti. Sayın Derviş, bu hükümete nasıl dahil oldu, onu doğru tahlil etmek lazım. Biz, biliyorsunuz, daha önce uyguladığımız ekonomik program, belli bir noktada maalesef bir krizle karşılaştı. Ve o zaman üst bürokraside görev yapan arkadaşlarımız bunun sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu ifade ederek istifa ettiler, görevlerini bıraktılar. Biz siyasi kadro olarak IMF ile yeni bir anlaşma, siyasi programın o krize rağmen devam ettirilmesi için bir arayış içine giridğimiz zaman bence haklı olarak dış ekonomik çevrelerde bilinen, tanınan, onların güvenebileceği bir kişinin burada bize daha yararlı olabileceğini düşündük. Sayın Derviş’in ismi böyle gündeme geldi. İlk önce bürokraside bir görev için geldi. Merkez Bankası’nda veya Hazine Müsteşarlığı’nda. Ama daha sonra Sayın Başbakan, kendisiyle görüştükten sonra kendisinin Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev almasını uygun gördü. Ben de buna katıldım. Sayın Derviş’in doğru bir seçim olduğu, göreve başladığı tarihten itibaren IMF’ten sağlanan krediler, IMF ile yapılan kredi anlaşmalarında. Ama sadece bu değil, aynı zamanda uygulanan programın hedefleri itibarıyla başarılı bir şekilde devam etmesinde bence açıkça ortaya çıktı. Sayın Derviş, bir süreden beri sanıyorum geçtiğimiz Mayıs ayından beri ekonomide yaşanan özellikle faizlerin yükselmesi şeklinde ortaya çıkan olumsuzlukların aslında ekonomik program uygulanmasından değil, doğrudan doğruya ekonomi dışı faktörlerden, Avrupa Birliği ilişkilerimizin belirsizliği, sayın Başbakan’ın sağlığıyla ilgili basında yapılan spekülasyonlar gibi tamamen ekonomi dışı faktörlerden kaynaklandığı görüşünü dile getiriyordu. Bir de biliyorsunuz seçimlerle ilgili olarak bu belirsizlikler devam ettiği sürece, seçim tarihini her ne kadar biz 2004 Nisanını hedef almış olsak da bunun kamuoyunda ve piyasalarda gerçekçi bir tarih olarak algılanmadığını, dolayısıyla daha makul, daha erken öne çekilmiş bir seçim tarihinin açıklanmasının piyasalara tam tersine, belli bir güven getirebileceği görüşünü dile getiriyordu. Aslında hadiseler o yönde, 3 Kasım için bir seçim tarihinde mutabık kalındı. Sayın Derviş, şimdi daha çok 3 Kasım sonrasında Türkiye’deki yeni iktidar kompozisyonu ve bu iktidarın vizyon birliği konusunu gündeme taşıyor. Bence bu da belki Türkiye’de şimdiye kadar pek yaşanmamış olan ama batıda çok örneklerine rastlanan, netice itibariyle demokratik, meşru ve çağdaş bir yaklaşımdır. Ben bunu geçmişte yaptım, maalesef fazla müttefik bulamadım kendime. En azından Sayın Derviş’e ben şimdi tam destek veriyorum. Umuyorum ki başka desteklerle de bu seçim sonrasına ilişkin, 4 Kasım’a ilişkin belirsizliği, endişeleri, kaygıları, Sayın Başbakan’ın belki biraz abartarak dile getirdiği kaygıları giderecek ortak formüller üretebiliriz.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş bu arayışına bir isim de koydu. Ve bir sosyal liberal sentez aradığını söyledi. Bu yeni bir kavram. Gerçi biraz geçmişe gidersek, rahmetli Özal’ın o 4 eğilimine benziyor, eksikleri var ama sosyal liberal kesimiyle en azından onun yarısını tamamlıyor. Sosyal liberal kesimiyle, en azından onun yarısını tamamlıyor. Sosyal liberal dendiğine göre sizi ve kendi dünya görüşünü de kapsıyor. O zaman merkez sağ ve merkez soldaki partilerden herhangi birinde olabilir gibi geliyor, eğer sosyal liberal sentezi savunan bir kişiyse diye. Bunu şunun için soruyorum. Bugün sosyal demokrat partilerden birine yakın ya da Yeni Türkiye’ye yakın gibi duruyor ama ANAP ile de sanki yola devam edebilirmiş gibi görünüyor Sayın Derviş. Sizin Sayın Derviş’e geçmişte ya da yakın dönemde böyle bir davetiniz oldu mu? Ve Sayın Derviş’i siz kendi partinizde görmek ister misiniz?
       
       Mesut Yılmaz: Tabi. Ben bunu kamuoyundan da gizlemiyorum. Daha önce de yine bir TV programında söyledim. Sayın Derviş, bizim partimize katılmak isterse biz bundan memnun oluruz.
       
       Ali Kırca: Kendisine kişisel olarak mı bu daveti ilettiniz? Böyle bir görüşmeniz oldu mu?
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Derviş, kendi önceliklerini açıkladığı için ve kendi öncelikleri yönünde henüz daha temaslarını sürdürdüğü için bunu pek şık bulmuyorum. Ama kamuoyunda tekrar da söylüyorum. Sayın Derviş, bize katılırsa, biz bundan memnun oluruz. Ama biz, sayın Derviş, bize katılacak diye kendi kimliğimizde bir değişikliğe gitmeyiz. Biz, sadece sosyal adaletçi değil, sadece siyasi ve ekonomik anlamda liberal değil, aynı zamanda modern muhafazakar bir partiyiz. Ve bu bizim ANAP olarak önem verdiğimiz bir özelliğimiz. Biz, Sayın Derviş’in aradığı birleşimi aslında kendi içerisinde parti yapısında gerçekleştirmeyi hedefleyen bir partiyiz. Bizim gibi düşünen, bu unsurların çeşitli bölümlerine sahip olan partilerle işbirliğine gitmeyi baştan beri söylüyorum, bugünkü Türkiye ortamında hem yararlı hem gerekli görüyoruz. ANAP olarak gerek Sayın Derviş gibi gerekse daha önce bizim partimizde hizmet vermiş, devlete önemli hizmetlerde bulunmuş, ama kişisel bir takım çekişmeler, rekabetler sonucunda bizden ayrılan arkadaşlarımız dahil, herkesi aramızda görmekten memnunluk dtuyarız.
       
       Ali Kırca: Yine AKP ile ilgili Sayın Ecevit’in dile getirdiği endişeleri kısmen paylaştığınızı ifade ettiniz. O noktaya gelmek istiyorum. Eğer bu anket sonuçları, seçim sonucunda da böyle gerçekleşirse, Sayın Ecevit’in belirttiği endişeler, Türkiye siyasetine nasıl yansır. Türkiye’de yeni bir 28 Şubat sürecine benzer bir süreç yaşanır mı? Bunları şunun için soruyorum. Yarın da burada, bu koltukta Sayın Recep Tayyip Erdoğan konuğumuz olacak. Kuşkusuz onunla da konuşacağız. Dile getirdiğiniz eleştirileri kendisine yönelteceğim. Böyle bir endişe taşıyor musunuz? Yeniden Türkiye’nin 28 Şubat gibi bir süreci taşıması. Sayın Ecevit’in rejim tehlikesi dediği...
       
       Mesut Yılmaz: Böyle bir endişe taşıyorum. Bu endişeyi paylaşıyorum. Ama bu endişeyi söylemenin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bize düşen görev, eğer milletin yüzde 80’i bu endişe nedeniyle ama başka partilere bölündüğü için çaresiz kalıyorsa, bize düşen görev, bu endişeyi aşacak çözümler üretmektir. Sayın Ecevit, hem bu endişeyi dile getiriyor. Hem de bu endişeye karşı çözüm olacak önerilerimize karşı çıkıyor. Kendisinin başka bir önerisi olup olmadığını soruyorum. Bu konuda da herhangi bir öneri söylemiyor. Dolayısıyla burada sadece endişe etmek yetmez. Biz, demokratik sistemin bütün araçlarını, imkanlarını kullanarak bu endişeyi aşacak çözümler üretmememiz lazım. Biz silahlı kuvvetler değiliz. Bizim topumuz tüfeğimiz yok. Ama demokrasinin hele hele çağdaş demokratik ülkelerin kullandığı yöntemleri biz Türkiye gerçeğine uygulamak durumundayız.
       
       Ali Kırca: Ne olur, yani o güne kadar sizin bu girişimleriniz sonuç vermezse, başka bir şey olmazsa... Demin dediniz ki, bu seçim sisteminin azizliğinden 300 milletvekiline kadar çıkabilir. O gün ne olur Türkiye’de?
       
       Mesut Yılmaz: Yüzde 20 oyla 300 milletvekili çıkarılan bir ülkede bir kere seçimin ertesi günü, o seçimin meşruiyeti tartışılmaya başlanır. Demokrasi açısından bu tartışma bir süre sonra yeni seçimleri gündeme getirir. Yeni seçimler, siyasi istikrarsızlık demektir. Kısa aralarla yapılan yeni seçimler. Siyasi istikrarsızlık demektir. Siyasi istikrarsızlık, Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığı beraberinde getirir. Oysa Türkiye’nin bugünkü acil ihtiyacı, ekonomik istikrarsızlığın artması değil, siyasi istikrarsızlığın doğması değil, tam tersine bunları geride bırakıp, çağdaş hedeflere yönelmektir. Biraz önce söylediğim gibi Avrupa Birliği üyeliğinin şartlarını hazırlamaktır. Türkiye’yi Avrupa Birliği üyeliğine hazırlamaktır. Türkiye, mevcut sorunlarıyla boğuşan, yerinde sayan, hatta zaman zaman geriye doğru giden bir ülke durumuna gelir. Ama ben milli irade dediğimiz, toplum iradesinin seçime kadar bütün bu ihtimalleri, bütün bu endişeleri, gelecekle ilgili bütün bu olasılıkları, değerlendireceğini ve sonunda sağduyulu bir tercihe yöneleceğini düşünüyorum.
       
       Ali Kırca: Yani, ittifaklar gerçekleşmese bile sandıkta...
       
       Mesut Yılmaz: İttifakların gerçekleşmesini engelleyenler, bunun bedelini de ödeyecekler sanıyorum.
       
       Ali Kırca: Türkiye’nin önünde gerçekten çok önemli bir dönem var. Belki yaşamsal bir dönem. Türkiye’nin önündeki on yıllardaki geleceğini ilgilendiren. O da Avrupa Birliği ile ilgili. Önceki hafta meclisten sürpriz bir şekilde, herkesin de kabul ettiği gibi sizin de öncülük ettiğiniz çabalarla Avrupa Birliği diğer parti liderlerinin çabalarını siz de söylüyorsunuz. Ama sizin öne çıktığınız da doğru. O batılı basında da geçiyor. Şimdi, herkes tabi uyum yasaları çıkınca, işte Avrupa Birliği’nin kapıları açıldı, dendi. Oysa, diğer liderlerle de konuşuyoruz, gündemde de bu var. Henüz bitmiş bir şey yok. Daha yapılması gereken çok şey var. Öncelikle de bir kere bu yasaların hayata geçirilmesi var. Bu yasaların uygulanması var. Seçimlerden sonra Kopenhag zirvesine dar bir zaman var, 12 Aralık’a kadar. Öyle anlaşılıyor ki, bu seçimler aynı zamanda Avrupa Birliği ile ilgili bir referandum niteliğine de dönüşecek. Ya da siz ve benzer, sizin gibi düşünen partiler, bir referanduma da dönüştürecekler. Şimdi, seçimlerden sonra Avrupa Birliği yolunda eğer aynı görüşleri savunan bir iktidar çıkmazsa, Avrupa Birliği süreci öncelikle nasıl etkilenir? Siz bunun için seçmene ne söyleyeceksiniz?
       
       Mesut Yılmaz: Dışarıdan bir örnek vermek istiyorum. Avrupa Birliği Slovakya’yı bu kriterleri yerine getirdiği için tam üyelik müzakerelerine davet etti. Müzakere süreci başladı. Yani, şu anda bizim başlamayı hedeflediğimiz süreç. Ondan sonra Slovakya’da Avrupa Birliği fikrine karşı olan bir hükümet işbaşına geldi. Avrupa Birliği, Slovakya ile ilişkileri dondurdu. Ne zaman ki o hükümet gitti, seçimlerden sonra yeni bir hükümet geldi. Slovakya ile süreç yeniden başladı. Dolayısıyla Avrupa Birliği açısından bakıldığında eğer Türkiye’de iş başına gelecek iktidar, bu üyelik sürecinin gereklerini yerine getirme konusunda gerekli iradeyi ortaya koyamıyorsa, bu en azından beklemeye almak için, askıya almak için yeterli bir nedendir. Tam tersine benim devamlı söylediğim bir şey var. Biz, işin fazla ayrıntısına bakmadan, detayına girmeden, bu konudaki irademizi ortaya koyup, bu konuda geçmişteki ihmalimizi de telafi edecek şekilde süratli mesafe almamız lazım. Tabi bunun için de aldığımız mesafenin netice itibariyle ülkenin ve vatandaşımızın yararına olduğuna inanmamız lazım. Bizim bu konuda bir görüş ayrılığımız vardı. Bu konuda partiler arasında farklı görüşler vardı. Son çıkan paketle sizin ifade ettiğiniz uyum paketiyle bu tartışmaya büyük ölçüde aştık. Belki, bu seçimlerde bir daha bunu yaşayacağız. Seçim meydanlarında belki bu biraz dahaseçim malzemesi olarak istismar edilmeye çalışılacak. Ama buna da fazla önem vermiyorum. Eğer Türk halkı, aslında kendisine çok iyi anlatılamamış olmasına rağmen, yurtdışında yaşayan hemşehrilerine akrabalarına bakarak, televizyondan izleyerek ama daha çok sezgileriyle Avrupa Birliği üyesi bir Türkiye’nin kendisine neler getireceğini görüp, dörtte üç gibi çok büyük bir çoğunlukta, hiçbir Avrupa Birliği üyesinde rastlanmayan bir çoğunlukla Avrupa Birliği üyeliğine destek veriyorsa, o zaman bu istismar çabaları da sonuçsuz kalmaya mahkumdur.
       
       Ali Kırca: Bir tarafta evet gerçekten kamuoyu anketlerinde yüzde 60’tan yüzde 75’e varan bir Avrupa Birliği desteği var. Sizin de belirttiğiniz gibi tam olarak ne getireceğini bilmese de el yordamıyla ve gözlemleriyle daha iyi bir Türkiye hayalinin orada gerçekleşeceği beklentisi var. Burada bir destek var. Ama bir taraftan da başka bir gerçek var. Geçen 3-4 yıl içerisinde yaşanan ekonomik durum. O ekonomik krizlerin yolaçtığı işsizlik. Açlık, yoksulluk ve bunun yolaçtığı, hala da giderilememiş sorunlardan sizin de içinde bulunduğunuz hükümetin sorumlu tutulması var. Evet bu yasaları söylediniz, sonuçlarını alamadık diye, ama alamadan da seçime gidiyorsunuz. Şimdi hangisi bu seçimlerde belirleyici olacak? Geleceğe bakıp, evet biz Avrupa Birliği yönünde olan partilere oy verelim. Geleceğimiz daha güvenli olur. Yoksa, bu partileri cezalandıralım, bizi geçmiş dönemde ekonomik krizin acılarıyla, sancılarıyla başbaşa bıraktı. Bunlardan hangisi kazanacak? Hangisi ağır basacak? Ve bunu anlatabilecek misiniz Türkiye’ye? Mesela Alman gazetesi diyor ki, sizi 65 milyon Türkiye’nin temsilcisi olarak son yasalardaki tavrınızdan dolayı selamlıyor. Ama oyu Avrupalı seçmenler vermeyecekler. Türkiye’de yaşayan insanlar verecekler. Bu insanlara bunu anlatabilecek misiniz? Bu seçim dönemi, bunu anlatmak için sizin için yeterli olabilecek mi? Sizin gibi düşünen partiler açısından?
       
       Mesut Yılmaz: Benim siyasi tecrübeme göre seçimlerde geçmişe değil geleceğe oy verilir. Geçmişte başarılıysanız, bu başarınız da belli bir ölçüde seçim sandığına yansır. Başarısızsanız veya çok tepki çekmişseniz, o tepki oyları da sandığa yansır. Ama seçimde asıl neticeyi belirleyecek olan her zaman gelecekle ilgili verdiğiniz mesajdır. O mesajın inandırıcılığıdır. Hiç şüphesiz ki bu seçimde de tepkiyle oy verecek olan, cezalandırmak için oy verecek olan önemli bir kitle olacaktır. Onun için iktidar partileri için bu seçimin zamanlamasının iyi olmadığını söyledim. Ama biraz önce de söylediğim gibi bana göre sonunda sağduyu ağır basacak. Sağduyunun ağır basması demek, tepkiyle değil gelecek umuduyla oy verilmesi demektir. Geleceğe yönelik oy verilmesi demektir. Üstelik cezalandırmak için oy verirken kendi kendini cezalandırmak gibi de büyük bir tehlike vardır.
       
       Ali Kırca: Çok sorulan bir soru var. ANAP’ın bu seçimlerde eğer ittifak gerçekleşirse ya da başka bir biçimde HADEP’le ittifak yapacağı ve HADEP’i parlamentoya bu yolla taşıyacağı ve HADEP’in belki barajın altında kalacağı için yüzde 6-7’lik oy potansiyelinden ANAP’ın ortaklaşa yararlanacağı gibi. Böyle bir işbirliğiniz var mı? HADEP’le bir görüşmeniz oldu mu?
       
       Mesut Yılmaz: Böyle bir düşüncemiz hiçbir zaman olmadı. Bu konuda bana çok defa sorular soruldu. Hep aynı cevabı verdim. Böyle bir düşüncemiz olmadı. Böyle bir düşüncemiz de olmayacak. Çünkü, HADEP’i kötülemek için söylemiyorum. Bizim, kendi vicdanımız açısından kendi Türkiye hedefleri açısından HADEP’i şu anda işbirliği yapılabilecek ittifak yapılabilecek derecede olgunlaşmış bir parti olarak görmüyoruz. HADEP’i hala bir tepki partisi olarak, Türkiye’de belki bir takım yanlış uygulamalara tepki fikri üzerine kurulmuş ama sadece tepki partisi olmanın ötesine geçememiş, bizim ortak vizyonumuzda buluşamayacağımız bir parti olarak görüyoruz. Ama ileride HADEP, bu çemberi kırar, bir Türkiye partisi haline gelir, Türkiye’nin ulusal bütünlüğü konusunda bizim hassasiyetlerimizi, duyarlılığımızı paylaşan bir parti olursa, o zaman her parti gibi onunla da diyaloğa işbirliğine açık hale geliriz. Ama bugün böyle bir şey maalesef henüz varit değil. Onun için bizim bugün HADEP’le işbirliği yapmamız veya onun içinde yeraldığı bir işbirliğine bizim katılmamız hiçbir şekilde söz konusu değildir.
       
       Ali Kırca: Geçmişte bunu Erdal İnönü, SHP ile yapmıştı. Eleştiri almıştı ama kimi olumlu görüşler de vardı. Şimdi, HADEP’in güneydoğudaki oylarının yüksek olduğunu herkes biliyor. Türkiye genelinde de kamuoyu anketleri, hep konuşuyoruz, yüzde 6-7’lik bir oy potansiyelini gösteriyor. Ama özellikle Güneydoğu’daki oylar açısından neredeyse yüzde 20’ler, yüzde 30’lar, belki daha fazlası da görünüyor, şehir şehir. Böyle bir potansiyelin parlamento dışında bırakılması sizce doğru mu? Ya da bunun için ne yapılabilirdi? Ne yapılmalı?
       
       Mesut Yılmaz: Onun yolunu zannediyorum biraz önce söyledim, geçmişte HADEP’ten önceki partiler zamanında DEP zamanında beni ziyarete geldiklerinde kendilerine de söylemiştim. Ben inanıyorum ki, HADEP şu anki kabuğunu kırabilirlerse, Türkiye’nin partisi olabilirse, bizim kaygılarımızı, hedeflerimizi, endişelerimizi paylaşan bir parti haline gelebilirse, HADEP barajı aşabilir. HADEP, barajı aşarsa, o zaman ona oy veren çok önemli bir kitle de meclis temsil edilememe konumundan kurtulmuş olur.
       
       Ali Kırca: ANAP’ın vizyonuyla ilgili konuşalım. Bu vizyon Avrupa Birliği ile çok bütünleşti son birkaç aydır özellikle. Ama yine emaillerden gelen ortak bir görüş var. Deniyor ki, ANAP, son birkaç yıldır, belki 3-4 yıldır eski vizyonunu kaybetmişti. Özal’ın taşıdığı misyonu taşımadı. Türkiye’de Özal’dan sonra belki onu hayata geçirebilecek, o mirası taşıyabilecek tek partiyken, bunu yeterince yapmadı. Ancak son aylarda neredeyse yeniden kendine geldi, hatta uyandı, deniyor. Ve Avrupa Birliği ile ilgili çaba gösterdi. Özal’ın misyonuna ve vizyonuna uygun davrandı, deniyor. Böyle bir eleştiriye katılır mısınız? Yani, Özal’ı çok mu ihmal etti ANAP? Sonradan mı yeniden Özal misyonuyla birleşmek gibi. Çünkü bu birtakım ritüellerde de ortaya çıktı. Böyle bir şey oldu mu? ANAP’ta bir boşluk yaşandı mı?
       
       Mesut Yılmaz: Hayır. Zannediyorum geçmişteki olayların da destekleyeceği doğru bir izah şudur. ANAP, iki yönüyle Türk siyasi hayatında öne çıkan bir partiydi. Bunlardan birisi, birleştirici özelliğiydi. Biliyorsunuz ANAP, dört eğilimi birleştiren bir parti olarak tanımlandı. Rahmetli Özal’ın bu tanımı daha sonra ANAP için kamuoyunda da paylaşılan bir tanım oldu. Yani, ANAP, çeşitli eğilimlerden gelen insanları kendi bünyesinde birleştiren, kucaklayan bir partiydi. Birinci özelliği bu birleştirici özelliğiydi. Ama ANAP’ın 20 yıldan beri Türk siyasi hayatında kalıcı bir parti olmasını sağlayan ikinci bir özelliği var o da ANAP’ın bir vizyon partisi olmasıdır. Yani geleceğe ilişkin bir vizyonu ortaya koyan, o vizyon doğrultusunda faaliyet gösteren, icraat yapan. Türkiye’ye sürekli projeler sunan bir parti olmasıdır. ANAP’ın bir vizyon partisi olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmediğine inanıyorum. Ama ANAP’a oy veren insanlar sadece onu bir vizyon partisi olduğu için desteklemediler. Onu aynı zamanda o günkü siyasi koşullarda kendi partileri olmadığı için, kendi partileri barajı aşamayacağı için, kendi partilerinin mecliste temsil imkanı olamayacağı için bir nevi geçici barınak gibi gördüler. 83 ve 87 seçimlerinde bu barınaktan yararlananlar, ANAP’a büyük bir oy yüzdesiyle iktidar imkanını sağladı. Ama dikkat edin 1989’dan başlayarak, Rahmetli Özal’ın genelbaşkan olduğu 1989mahalli seçimlerinden başlayarak, artık ANAP’ın bu birleştirici özelliği zaman içinde erozyona uğradı. Yani, ANAP’ı kendilerine geçici bir barınak olarak gören kitleler, yavaş yavaş kendi partilerine yönelmeye başladılar.
       
       Ali Kırca: 4 eğilim yerlerine gitti.
       
       Mesut Yılmaz: Kendi yerlerine gitti. 3’ü gitti.
       
       Ali Kırca: Kim kaldı ANAP’ta?
       
       Mesut Yılmaz: ANAP’ı diğer hiçbir partinin bağlantısı olarak görmeyen, ANAP’ı geleceğin partisi olarak gören. ANAP’ı bu parti çekişmelerinin dışında Türkiye’yi geleceğe taşıyan bir parti olarak algılayan kitle kaldı. O kitlenin ANAP’ın genel oyu içerisindeki paylar olarak zaman içerisinde bazı dalgalanmalar oldu, oy oranlarımız değişti. Ama netice itibariyle unutmayın ki, bu kesim biraz önce sizin sorduğunuz geçmişi değil geleceği ön planda tutarak, tercihini en fazla mantık süzgecinden geçirip, sağduyulu bir biçimde oy veren kitledir. Yani bir yerde Türkiye’nin geleceğini belirleyen kitledir. Bütün ANAP’a oy verenler böyledir demiyorum. Ama ANAP’ın esas destek kitlesi... Bugün hala bütün bu partisel rekabete rağmen yaşadığımız bütün sıkıntılara rağmen, siyasi gerginliklere, kriz dönemlerine rağmen, ANAP’a ısrarla destek veren kitlenin en belirgin özellikleri bunlardır. Bu özelliklere sahip bir partinin siyasi bakımdan yok olması mümkün değildir. Siyaset hayatından silinmesi mümkün değildir. Onun için ANAP, mutlaka hayatiyetini sürdürecektir. Ama ANAP’tan beklenen sadece varlığını sürdürmek değildir. ANAP’dan beklenen son iktidar döneminde olduğu gibi küçük veya büyük ortak olarak içinde olduğu hükümetlere bu vizyonunu yansıtabilmesidir. Siz bugün üç seneden beri Türkiye’de yapılan işlerin ki, biz onların hepsini yeterli bulmuyoruz. Yani, bizim hazırladığımız, bizim savunduğumuz program aslında bu hükümetin icraatlarını...
       
       
       Ali Kırca: Neticede bu bir koalisyon ve uzlaşma programı.
       
       Mesut Yılmaz: Bu yapılanların dahi bizim ortaklarımız tarafından yapılabileceğine ihtimal verir miydiniz?
       
       Ali Kırca: Yani, sizin öncülük ettiğinizi mi söylüyorsunuz?
       
       Mesut Yılmaz: Hayır, sadece bizim görüşlerimizin zaman içerisinde iktidara taşınmasının kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldiğini. Artık geçmişte buna karşı çıkanların bile bu fikirleri daha fazla direnemediklerini söylüyorum. Eğer tarihin yönü buysa, eğer dünyanın yönü buysa, Türkiye, buna aykırı gidemez. Türkiye, buna aykırı gidemezse, ANAP, Türk siyasetinde kalıcı demektir.
       
       Ali Kırca: Aslında sorumun cevabını önceden vererek öne almış oldunuz. Yani ben ANAP’ın oylarında son 10 yılda giderek görülen azalmayı işaret edecek ve burada gelen maillerden bundan sizin belki yönetiminizin sorumlu olduğu yolunda eleştiriler vardı. Ona yanıt isteyecektim amasiz önceden dört eğilimin dağılmasının sebep olduğunu söyleyerek önünü kesmiş oldunuz ama ben yine de onu iletmiş olayım.
       
       Mesut Yılmaz: ANAP, Türkiye’de en büyük değişimi gerçekleştiren ama aynı zamanda en büyük siyasi bedeli ödeyen bir partidir. Şu 28 Şubat’ın bile bedelini biz ödedik parti olarak. 28 Şubat sonrasında kurulan hükümetlerin büyük ortağı olmamız, o hükümetler içerisinde gerçekleştirdiğimiz icraatlar dahi ANAP’a karşı bir koz olarak kullanıldı seçim meydanlarında. Ama bütün bunlardan dolayı ne seçmene karşı ne onun tercihlerine karşı en ufak bir alınganlığımız söz konusu değil. Ben inanıyorum ki bizim çizgimiz, 1983’ten bugüne gelen çizgimiz, Türkiye için doğru olan çizgidir. Türkiye, her seçimde farklı partilerde kurtuluş arayabilir, umudunu farklı partilere bağlayabilir. 1991’den beri bakın her seçimin birinci partisi farklı bir partidir. 1987’de birinci parti ANAP idi. 1991’de birinci parti DYP oldu. 1995 seçimlerinde 1999 seçimlerinde Refah Partisi. Daha doğrusu 1995’te RP.. 1999’da DSP. Yani, son yaşadığımız son seçimde 4 farklı parti birinci parti çıktı. Bu vatandaşın hala bir arayış içinde olduğunun ispatıdır. Vatandaşın arayışı devam edecektir. Türkiye, belli bir gelir düzeyine gelene kadar, Türkiye belli bir kültür düzeyine, eğitim düzeyine gelene kadar, Türkiye, ekonomik sıkıntılardan kurtulana kadar vatandaşın arayışı devam edecek. Ama ben inanıyorum ki, biz bu arayıştaki, bu dalgalanmalara rağmen eğer düz çizgimizi koruyabilirsek, en sonunda vatandaşın yeniden birleşeceği çizgi biz oluruz. Eğer biz dalgalanmalara paralel olarak kendi çizgimizi değiştirirsek, kendi doğrularımızı sorgulamaya başlarsak, sonunda bir parti olarak da geleceğimizi kaybederiz.
       
       Ali Kırca: Bu seçimler belki de geçmişin faturasının ya da geleceğe bakış olacak ama büyük ölçüde geçmişle ilgili konuların gündeme geleceği açık görünüyor. Tabi, alınan ekonomik kararların bir bedeli oldu. Toplumun ödediği ve hala ödemekte olduğu. Siz zaman olsaydı bu bedel aşılacak ve Türkiye, ekonomik kararların bu sefer pozitif sonuçlarını görmeye başlayacaktı. Ama ne yazık ki buna vakit kalmadı, seçimler erken dönemde, diyorsunuz. Ama onun öncesinde kararların alınmasına yolaçan bir başka süreç var. Yani, o ekonomik kararlar kendi kendine alınmadı. Bir özeleştiri yapmayı bu anlamda düşünüyor musunuz? ANAP tabi ki diğer iktidar ortaklarına bunu sormak gerekir. Daha önce bu ekonomik kararların alınmasına yolaçan ekonomik süreçle ilgili olarak özeleştiri, ya da başkalarını eleştiri. Toplum bunu da bekleyecek. Evet, geleceğe ilişkin güzel hayaller anlatın bize ama geçmişte neler olduğuna dair de kendi sorumluluk payımız varsa, bunu bize söyleyin diye bir beklentisi olacaktır. Bu seçim propagandasında herşey çok açık konuşulacak.
       
       Mesut Yılmaz: Daha önce yaptığım bir değerlendirmeyi tekrarlamak istiyorum. Aslında 1991’den beri bugüne kadar gelen geçen bütün hükümetlerin, o hükümetlerde yeralan bütün partilerin bu yaşadığımız ekonomik krizde derece derece payları vardır. Kimin daha çok payı var, kimin daha az payı var, o terazi çok zordur. Ama seçim tartışmalarında bunlar gündeme gelecektir. Mesela, 1992 yılında Türkiye, erken emeklilik diye bir uygulama başladı.
       
       Ali Kırca: DYP-SHP koalisyonuyla birlikte.
       
       Mesut Yılmaz: Biz o zaman muhalefet partisiydik. Muhalefet partisi olarak yapılmaması gereken, yapılması pek alışılmamış bir şeyi yaptık. Bu getirdiğiniz düzenleme yanlıştır,dedik. İnsanları erken emekli ederseniz, sistemi felç ederseniz. Sonunda bunun bedelini hepimiz öderiz, Türkiye öder,dedik. Bize kulak asmadılar. Bir yerde seçim bahşişi verdiler. İnsanları 30 küsur yaşında emekli ettiler. O birikti birikti yıllar içerisinde. 1997’de hükümete geldim. Maalesef dışarıdan destekli bir azınlık hükümeti olduğu için bu kanunları değiştirecek çoğunluğu bulamadım. CHP destek vermedi bize. Defalarca gittik, getirdik bu tasarıları, destek vermediler. Sonra bu hükümet zamanında, bu hükümet çoğunluğa sahip olduğu için sosyal güvenlik reformlarını hayata geçirdik. Bugün hala sosyal güvenlik sistemimiz çok büyük açık veriyor. Katrilyonlarca lira açık veriyor. Ama baktığınız zaman açıkların önemli ölçüde azaldığını görüyorsunuz. Yani, geçmişe göre bunun milli gelire oranının fevkalade düştüğünü görüyorsunuz. Peki, başka bir hesap... Buradan söylüyorum, bütün uzmanlara, bütün üniversitedeki bu işin uzmanlarına söylüyorum. Bir hesap yapsınlar bakalım. 1992’de o erken emeklilik denilen yanlış uygulamayı getirmenin yıllar içerisinde kümülatif olarak Türk ekonomisine maliyeti ne oldu? Bizim hesabımıza göre bu rakam 70 milyar doların üstündedir. 70 milyar dolar bizim şu anda bu krizden sonra IMF’ten Dünya Bankası’ndan aldığımız kaynakların üç katı kadar. Dolayısıyla burada eğer bir sorumluluk tartışması açılırsa, biz bundan memnun oluruz. Ama korkarım ki şu anda...
       
       Ali Kırca: İnsanların bunu duyunca...
       
       Mesut Yılmaz: Burnundan soluyan insanların, sen suçlusun, ben suçluyum tartışmasıyla kaybedecek zamanı yok. Onlar çözüm istiyorlar. Çözüm nerededir? Bu hükümet çözüm yolunda önemli adımlar atmıştır. Ama hala atılması gereken adımlar vardır. ANAP olarak biz hükümet içinde yeraldığımız hale atılması adımlar vardır. ANAP olarak abiz hükümet içinde yer aldığımız halde alternatif bir yeniden yapılanma programı açıkladık. Dekik ki yanlıştır, bu yapılanma yanlıştır. Devletin yapılanmasındaki yanlışlığı söyledik, merkez ağırlıklı yönetim anlayışının sakatlığını dile getirdik, bir çok devlet kurumlarının fuzuli olduklarını dile getirdik. Türkiye’de çok daha geniş kapsamlı çok daha radikal bir yeniden yapılanma programı önerdik. Ama bu hükümet koalisyon hükümeti olarak o kadarını gerçekleştiremedi. Yarın inşallah onu gerçekleştirebilecek hükümeti oluştururuz, inşallah tek başına geliriz biz onu gerçekleştiririz, inşallah uygulama konusunu anlaşabileceğimiz bir hükümet oluşturabiliriz. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki bu hükümet zamanında atılan adımlar ilerde daha iyi takdir edilecektir. Mesela bunlardan en önemlilerinden birisi siyasetle ekonomi ilişkisinin ortadan kaldırılmasıdır. Yani ekonominin işleyişindeki mekanizmaların siyasetle olan bağının koparılmasıdır. Bankacılık sistemi böyledir, ihale sistemi böyledir, ihale kurumunun kurulması böyledir, rekabet kurulu böyledir. Velhasıl bütün bunlar çok önemli adımlardır ama yeterli değildir.
       
       Ali Kırca: Şu günlerde Sayın Yılmaz bütün partilerin aday belirleme çalışmaları var, partilere adaylık için baş vuruluyor büyük ölçüde. O günlerin yaşandığı zaman; şimdi siz de bugün belki gideceksiniz. Özellikle birokraside yarın seçim istifaların son günü. Ama şunu öğrenmek istiyorum. Az önce dediğim o yasal değişiklikler nedeniyle yeni siyasetçi portresinde ve siyasete ilgi duyanlarda bir değişim var mı? Şunu hepimiz açıklıkla söyleyelim ve kabul edelim. Eskiden siyaset Türkiye’de ne yazık ki bir rant aracı olarak görünüyordu. Özellikle bankacılık sistemi ve o sistemin getirdiği rantlar nedeniyle siyasete girmek cazibe merkeziydi siyaset. Bu anlamda “siyasete girersem köşeyi dönerim, eşime dostuma kendime rant sağlarım” düşüncesi var idi. Belki de o sistem nedeniyle yolsuzlukların, usulsüzlüklerin kaynağı da bankacılık başta olmak üzere, ihale kanunları vs. bu geçmiş sistemdeki açık kapılardan yararlanıyor idi. Gördüğünüz nedir, yani sizin partinizde siyasete yönelenlere arasında bu kapı kapandığına göre yeni bir siyasetçi tipi Türkiye geliyor mu? Baş vuranlar arasında adaylık baş vurusunda bulunanlar, siyasete ilgi duyanlar arasında yeni tip bir siyasetçi portresiyle Türkiye karşılaşacak mı?
       
       Mesut Yılmaz: Anladım sorunuzu. Hemen böyle çabucak karşılaşacak diyemiyorum. Hiç şüphesiz ki bu süreç siyasete dediğiniz şekilde ilgi duyanların sayısını azaltacak, siyasete bu faktörler dışında gelenlerin sayısını artıracak. Ama bu değişimin olması için o kapanan kapıları sım sıkı kapalı tutmalıyız.
       
       Ali Kırca: Daha kapanmadı mı?
       
       Mesut Yılmaz: Hayır daha henüz kapanmadı. Bakın çok kabaca söylüyorum Rahmetli Özal’ın liderliğinde ANAP iktidarında Türkiye’de karaborsa, kota siyaset için bir rant aracı olmaktan çıkmıştı. Bundan dolayı da ANAP çok düşman kazandı çünkü bu çok yaygın bir şeydi Türkiye’de. Hatta telefon ticareti bile Türkiye’de başlı başlı bir ticareti. Gazatelerde sayafalarca ilan vardı telefon alınır satılır diye bunlar kalktı. Bu iktidar döneminde 57. Hükümette Sayın Ecevit’in Başbakanlığı dönemindeki bu hükümetimizde de Türkiye’De artık banka kredileri bir siyasi rant aracı olmaktan çıktı, siyaset için bir rant aracı olmaktan çıktı. Her zaman geriye dönüş tehlikesi vardır. Çünkü netice itibariyle sadece yasa açısından değil bugün devlet bankalarına getirdiğimiz statü bir geçici statüdür, bir geçiş dönemi statüsüdür. Yani tam özerk bankacılığa bir anlamda bir geçiş dönemidir. Biz bu geçiş döneminde şu anda bu hükümet olarak buna tamamen riayet ettik Sayın Derviş başta olmak üzere hükümetin bütün ortakları kamu bankalarının bir rant aracı olmaktan çıkarılmasında fevkalade disiplinli davrandılar, fevkalade kararlı davrandılar. Ama kararlılığın 3 Kasım’dan sonra da devam ettirmesi lazımdır. Bir iki sene içerisinde bu konudaki ön gördüğümüz yapısal düzenlemeler düzenlenirse bankacılık sektörünün tümüyle siyasetle olan göbek bağı koparılırsa işte o zaman o dediğiniz süreç hız kazanır.
       
       Ali Kırca: Umarız öyle olur çünkü Türkiye’nin belki krizler kadar yaşadığı en büyük sorun kaynakların da bu anlamda hoyratça kullanılması açısından yada başka yerlere topluma halka aktarılması yerine, halkın çıkarına aktarılması yerine belli gruplara, zümrelere ve yolsuzlukla usulsüzlükle iştidar edenlere aktarılmasından kaynaklandığını da biliyoruz. Umarız bunun önünü tümüyle kesmiş olur. Şimdi Avrupa Birliği ile ilgili konuya tekrar gelmek istiyorum. Evet bu yasalar çıkarıldı uygulamada bekleniyor seçimlerden sonraki hükümete ama bir başka sorun daha var. Dün biz burda beş yıl Dışişleri Bakanlığı yapmış Sayın Cem’le de bu konuyu konuştuk. Kıbrıs meselesi Türkiye’nin önünde hala çok ciddi ve yaşamsal bir sorun olarak duruyor. Belki de Avrupa Birliği’nin önündeki en önemli engellerden biri olarak, en az idam, en az Türkçe konusu kadar siyah, beyaz bir konu olarak duruyor. Şimdi ben bunu sordum Sayın Cem’e de dedim ki “Meclis bir süpriz yaptı, beklenmedik bir açılma gösterdi ve Türkiye için çok kritik konuda Türkiye’nin geleceğini düşünerek karar verdi. Kıbrıs konusunda Türkiye’nin ve TBMM’nin iradesine bakarak Sayın Denktaş’ın da böyle bir süpriz yapması beklenebilir mi? Bugün olduğundan uzlaşmacı bir tavırla görüşmelere yaklaştığını biliyoruz ama bugün olduğundan daha uzlaşmacı bir tavırla Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin geleceği açısından yeni bir yaklaşımda bulunabilir mi Denktaş, böyle bir tavır bekliyor musunuz, eğer kilitlenirse Türkiye’nin Avrupa Birliği macerası kesintiye uğrar mı.
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Denktaş fotoğraf çekmesini sever de süpriz yapmasını sever mi bilmiyorum. Sayın Denktaş’ın bugüne kadar yaptığı, attığı adımları ben şu sizin meclisin yaptığı süprizlerin ilk bölümüne benzetiyorum. Biz biliyorsunuz son pakketten önce önemli bir anayasa değişikliği gerçekleştirdik. Bana göre bu son çıkan paket o değişiklikten daha kapsamlı, daha ileri bir adımdı, daha radikal bir adımdır. Sayın Denktaş’la bizim daha önce yaptığımız anayasa değişikliklerine paralel bir adım attı aslında. Yine batı için süpriz olarak algılanan...
       
       Ali Kırca: Klarides’le görüşmeleri başlattı.
       
       Mesut Yılmaz: Evet Sayın Denktaş’ı çok uzlaşmaz bir lider olarak gördükleri için Sayın Denktaş’dan gelen bu insiyatifi süpriz olarak karşıladılar. Ama Sayın Denktaş hem bir öneri paketi ortaya koyarak hem de Klarides’le doğrudan görüşme sürecini başlatarak önemli bir adım attı. Çeşitli tepkiler var, bu adımı takdir etmekle birlikte bunu yeterli olmadığını söylüyorlar. Çözüm için Kıbrıs Türk tarafının daha fazla adım atması gerektiğini söylüyorlar. Bunu söyleyeceklerdir, bu doğaldır. Biz de buna karşılık Kıbrıs Rum tarafına tam üyelik güvencesi verdiğimiz zaman onun en ufak adımı atmasını bile engellemiş oluyorsunuz, çözümü engelliyorsunuz diyoruz Avrupa Birliği yetkililerine. Sanıyorum bizim bu yasa paketinin çıkmasından sonra aldığım ilk tepkiler onu gösteriyor. Başta İngiltere olmak üzere Hollanda gibi bazı ülkelerden Kıbrıs meselesi’ne de artık Avrupa Birliği’nin daha dengeli bir yaklaşım göstermesi gerektiği şeklindeki sesler yükselmeye başladı. Tabi buna paralel bir gelişme daha var o da Irak...
       
  Partilerin ekonomik hedefleri
SP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş
AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül
DYP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez
ANAP İstanbul Milletvekili Nesrin Nas
YTP Bilim Kurulu Üyesi Orhan Güvenen
MHP'li Sanayi ve Ticaret Bakanı Kenan Tanrıkulu
DSP'li Devlet Bakanı Masum Türker

       Ali Kırca: Irak konusuna gelmeden önce Kıbrıs’la ilgili bir şey daha söylüyecem. Kıbrıs konusunda acaba Sayın Denktaş gerçekten çok bilge bir devlet adamı, yılların tecrübesine de sahip. Bu meseleyi çözme yolunda istekli olduğunu da biliyoruz. Acaba Türkiye’nin zaman zaman daha radikal yada Türkiye’de Şahinler olarak bilinen kanadın Sayın Denktaş üzerinde görüşmelere giderken bir etkisi oluyor mu? Onu şunun için soruyorum çok küçük bir özel bir izlenimi izninizle ve seyircilerle paylaşmak istiyorum. Kış aylarında sener için Kıbrıs’daydık bir seminer için ve öyle yemeğinde de birlikte olmuştuk. Tesafdüfen o gün Sayın Denktaş’ın Klarides ile başlattığı görüşmelerin bir turu vardı. Sabahleyin Klarides’le görüştü, öğlenden sonra yeniden görüşmeye devam edecekti ve o iki görüşme arasında öyle yemeğinde bizle ve Türkiye’den gelen gazeteciler ve politikacılarla birlikte oldu. O yemek sırasında politikacılardan ismi gerekli değil şimdi bir sayın politikacımız çok heycanlı söylemde bulundu ve çok radikal işte “Kıbrıs’da hiç tavize gidilmemesi, Türkiye’nin Kıbrıs’ın arkasında olduğu” vs. gibi bilinen başta şahinler kanadının görüşlerini kanadını dile getiren bir nutuk irad etti diyelim. Sayın Dektaş o arada döndü kulağıma dedi ki “Ben ne yapayım? Biraz sonra Klarides’le görüşmeye gidicem, ben ne yapayım?” dedi. Bu bir şeyi anlatıyor, bir şeyi daha biliyorum Sayın Denktaş özellikle Kıbrıs Gençlerin son zamanlarda televizyonlarda ifade görüşlerine de son derece önem veriyor. Sonuçta elbette Kıbrıs davasını yıllarca savunmuş bir devlet adamı olarak ondan çok da fazla kendisinden belki taviz sayılabilecek adımların atılması adımların beklenmiyor ama uzlaşmaya yönelik bir tavır içerisinde olduğunu zaten görüşmeleri başlatmasından da biliyoruz. Bu küçük izlenimi aktardım parantezi kapattım. Buyrunuz.
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Kırca bana göre Sayın Denktaş Kıbrıs bağlamında Türkiye’nin çıkarlarını bazen ve bazı Türk yetkililerden daha iyi gözetiyor. Yani Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğe terk edilmesini, Türkiye’nin önünde nasıl bir engel oluşturabileceğini bazı anavatandakilerden daha iyi görüyor.
       
       Ali Kırca: Partinizden değil de Türkiye’dekilerden...
       
       Mesut Yılmaz: Elbette. Sayın Denktaş’ın son olarak yapmış olduğu bu öneriler bence son derece yapıcı önerilerdir. Siz futbolu seversiniz futbolda bir şey vardır en iyi savunma hücümdur derler. Kıbrıs meselesinde de en iyi savunma hücümdur. Biz ne kadar uzlaşmacı bir tavır takınırsak, ne kadar çözüm yolunda yapıcı öneri getirirsek hiç şüpheniz olmasın ki Kıbrıs meselesindeki konumumuzu da o kadar güçlendirmiş oluruz, o kadar takip etmiş oluruz. Ne kadar uzlaşmaz bir tavır takınırsak Kıbrıs meselesindeki konumumuz da o kadar zayıflar. Kıbrıs’da Türkiye’nin vazgeçilmezleri var, Türkiye’nin vazgeçmeyeceği bu hususlar aslında batıda da kabul gören hususlar. Bir tanesi Kıbrıs Türk toplumunun güvenliği meselesidir. Türkiye gibi altmış beş milyonluk güçlü bir ülkenin Kıbrıs’daki yaşayan soydaşlarını, oradaki Türk toplumunun güvenliğine kayıtsız kalmasını aklı başında hiç kimse kabul edemez, hiç bir devlet de bunu bizden bekleyemez. Burada çok önemli mesafeler aldık. Yani Klarides bu konuda, Kıbrıs Rum tarafı bu konuda bizim endişelerimizi önemli ölçüde olumlu adımlar attı. Dolayısıyla buradaki endişelerimiz büyük ölçüde karşılanmış durumda. Ama hala şu anda görüşmelerin sürümcemede kalmasının en önemli nedeni bizim için vazgeçilmez olan ikinci unsurdur. Yani oluşturulacak olan ortaklık devletinde adı şu olur, bu olur, şu terminolojiye girer buna girer o önemli değil. Ortaklık devletinde Kıbrıs Türk tarafının tıpkı Kıbrıs Rum tarafı gibi eşit ortaklık statüsünden vaz geçemez. Bu eşit ortak statüsü devleti işlemez hale getiren, harelize eden bir şey olmamalıdır, burda yapıcı olmamız gerekiyor. Ama netice itibariyle Rumların bizi sürüklemek istedikleri gibi orada Türk azınlığı yaşadığı bir Rum devleti’nin de kurulması da söz konusu olamaz. Ortaklık devletinin zaman içerisinde Rum çoğunluğa, Türk azınlığa sahip bir devlete yönelmesini Türkiye kabul edemez. Bunu önleyecek tedbirleri almak zorundayız. Burada Sayın Denktaş’ın yine attığı bazı adımlar var bunlar üzerinde henüz daha uzlaşma sağlanamamıştır. Bunlarda uzlaşma sağlanırsa Sayın Denktaş’ın toprak konusunda, dolaşım konusunda adımlar atacağını biliyoruz. Nitekim Avrupa Birliği yetkilileri de iki tarafın aralarında varacakları çözümün Avrupa Birliği normlarına uymasa bile, Avrupa Birliği müttesebatına uygun olmasa bile belli bir dönem için, bir geçiş dönemi için Avrupa Birliği tarafından da kabul edileceğimiz ifade ediliyor.
       
       Ali Kırca: Zaten bu kriterler arasında değil ama siyasal bir engel olarak Türkiye için görülüyor. Ama özetlemek gerekiyorsa sizin futbol değimini tekrar anlatalım. Artık top biraz da Rum kesimde ve Avrupalılarda. Ama bunun yine de Türkiye’nin ve Sayın Denktaş’ın uzlaşı tavrı nedeniyle Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinde müzarelere başlama süreci için engel olarak görülmeyeceği yolunda genel bir hava var onu hissediyorsunuz.
       
       Mesut Yılmaz: Müsade ederseniz son bir cümle de şahinlerle ilgili olarak söyleyeceğim. Uzlaşmak mevcut pazisyonunuzdan uzlaşmak demektir. Yani eğer karşınızdakiyle uzlaşmak istiyorsanız, bir çözümde buluşmak istiyorsanız siz hep mevcut olduğunuz yerde durursanız, hiç oynamazsanız, hiç taviz vermezseniz uzlaşma olmaz, çözüm olmaz. Kıbrıs meselesini adeta kutsal bir mesele olarak gören, Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin her yeni politik insiyatifini her yeni arayışını, her yeni önerisini bir geri adım, bir taviz, ulusal çıkarlara ihanet olarak gören Türkiye’de malesef yaygın bir anlayış var, bir zümre var. Bu anlayış Türkiye’ye hizmet eden bir anlayış değil, Türkiye’ye zarar veren bir anlayış. Çünkü Kıbrıs meselesi çözümsüz kalırsa bundan belki Yunanistan da zarar görür, Kıbrıs da zarar görür ama Türkiye daha çok zarar görür. Kıbrıs meselesinin adil bir çözüme kavuşması, az önce söylediğim Türkiye’nin vazgeçilmezlerine uygun bir çözüme kavuşturulması en fazla Türkiye’nin yararınadır.
       
       Ali Kırca: Irak konusuna değindikten sonra hep sona kalıyor ama partinizin önümüzdeki beş yıl içerisindeki vizyonu ve eğer iktidara gelirseniz yada ortak olursanız gerçekleştirmeyi düşündüğünüz ilk beş projeyi soracağım, genel bakışını soracağım partinizin Türkiye ne bekledinizi ama...
       
       Mesut Yılmaz: Ama beş dakikada yapamayız beni bir daha çağıracaksınız...
       
       Ali Kırca: Peki devam ederiz ama özetini alırız en azından. Az sonra diye televizyonda bir adet var biliyorsunuz. Peki Irak konusunda bir operasyon bekliyor musunuz, Türkiye’nin katkısı ne olur, Türkiye’den ne beklenir, seçimleri etkiler mi?
       
       Mesut Yılmaz: Ben ABD’nin çok çeşitli kanallardan, diplomatik kanallardan, medyatik kanallardan verdiği bütün sinyalleri topluca değerlendirdiğim zaman Irak’a bir müdahalenin kaçınılmaz olduğunu görüyorum. Bunu önleyebilecek tek kişinin Saddam olduğunu düşünüyorum.
       
       Ali Kırca: Çekilerek veya Birleşmiş Milletler gözlemcelerine izin vererek... Yani Amerika’nın bahanesi midir Birleşmiş Milletler gözlemcileri yoksa çok çeşitli komplo teorileri var. İşte Amerika’nın Ortadoğu’daki egemenliği, petrol sahalarını...
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Kırca biliyorsunuz ki 1991’deki Körfez operasyonun tersine olarak şu anda ABD Irak’a yönelik bir askeri müdhale için siyasi koalisyonu oluşturmakta büyük güçlükle karşılaşıyor.
       
       Ali Kırca: En büyük müttefikleri İngiltere dahil.
       
       Mesut Yılmaz: Bu hem Avrupa ülkeri için geçerli, hem Arap ülkeleri için geçerli. Ama ben buna rağmen böyle bir operasyonun kaçınılmaz düşünüyorum.
       
       Ali Kırca: Peki Türkiye destek verir mi operasyona?
       
       Mesut Yılmaz: Şimdi ona gelmeden az önceki soruya cevap vereyim. ABD’nin sudan nedenlerle yani Saddam’ın Birleşmiş Milletler’nin taleplerini tümüyle karşılaması halinde dahi bir takım sudan bahanelerle böyle bir operasyona yönelmesini caydıracak olan en önemli neden bu uluslararası destek eksikliğidir, uluslararası bir koalisyon oluşturmada karşılaşacağı zorluktur. Bu aynı zamanda bizim için de geçerlidir.
       
       Ali Kırca: Rahatlatacak olan budur diğer ülkeler de katılmadığı zaman Türkiye zaten böyle tek başına...
       
       Mesut Yılmaz: Ama Saddam mevzut tutumunu sürdürürse bu konuda tatmin edici bir işbirliğinden kaçınırsa böyle bir müdhale belki eski kadar, 91 kadar olmasada bir ölçüde uluslararası destek bulur ve ABD’nin gücü bunu gerçekleştirmeye yeter. Ama anladığım kadarıyla sizin sözlerinizden böyle bir şey olmasa iyi olur diyorsunuz.
       
       Mesut Yılmaz: Hiç şüphesiz onu her zaman söylüyoruz. Yani biz Saddam’ın tasvirci yönetiminin, Saddam’ın hatalarının, Saddam’ın komşuları için de tehdit oluşturan politikalarının Irak halkının sefaletine, Irak halkının yok olmasını istemiyoruz.
       
       Ali Kırca: Peki Sayın Yılmaz bu Irak konusunu da kapatalım. Arkadaşlarım son üç dakika yapıyorlar. Süre beş altı dakika bile yetmez dediniz ama ben son üç dakikada kamerayı, mikrofonu size bırakıyorum. ANAP’ın Yeni Türkiye’ye ilişkin projeksiyonu yeniden yapılanma, programı bu çerçevede bulur mı seçim sonrası ilgili?
       
       Mesut Yılmaz: Sayın Kırca belki iki saatte anlatmam gereken şeyi iki dakikada özetlememi istiyorsunuz.
       
       Ali Kırca: Zor olan da o.
       
       Mesut Yılmaz: Aslında Türkiye’nin meseleleri zor ama çözümü imkansız meseleler değil. Elbette ki bu sorunlar karmaşık iç içe geçmiş sorunlar. Bu sorunların ne olduğunu saymayacağım hepimiz biliyoruz işsizlik sorunumuz var, pahalılık sorunumuz var, Türkiye’de gelir dağılımında belki başka hiç bir ülkede olmayan bir eşitsizlik, adaletsizlik sorunumuz var. Türkiye’de girişimciler için elverişli bir yatırım ortamının olmaması sorunumuz var vs. ANAP olarak ne öneriyoruz. Bütün bunlara ortak çözümler olarak evvela daha küçük ama daha etkin daha dinamik bir devlet yapısı öneriyoruz. Yeniden yapılanma programımızın en önemli unsuru devletin daha seyyal, daha dinamik bir yapıya kavuşturulmasıdır. Bunun için de devletin klasik fonksiyonlarına çekilmesi lazım yani devletin bu güne kadar üstlendiği aslında bizim devletin görevi zannetiğimiz çağdaş dünyada devletlerin uğraşmadığı işleri terk etmesi lazım, özelleştirmeyi süratle tamamlamamız lazım. Ne yapmalı devlet? Devlet adalete yönelmeli, devlet eğtime yönelmeli, devlet güvenliğe yoğunlaşmalı, devlet büyük bayındırlık işlerine yönelmeli diğer bütün işleri üzerinden atmalı. Burada mesafe alıyoruz ama aldığımız mesafeyle mutabık değiliz, daha hızlı olmamız lazım, daha süratli etkin devlete geçmemiz lazım. İkinci olarak yapmamız gereken verimlilik ilkesini sadece devlette değil ekonominin tümünde hayata geçirmemiz lazım. Yani sadece üretim yapmanız yetmez. Yahut zararına üretim yapıyorsunuz milli geliriniz artmaz tersine azalır. O zaman kaynak israfı yapıyorsunuz demektir. Malesef Türkiye’de kaynaklarımız kıt olduğu halde önemli ölçüde kaynak israfı vardır. Onun için verimlilik ilkesi Türkiye’nin en önemli ilkelerinden biri olmalıdır. Verimliliği sağlayacak projeleri süratle hayata geçirmemiz lazım, verimlilik sadece devlet için geçerli değildir verimlilik aynı zamanda tüm ekonomi için, tüm toplum için geçerlidir. Üçüncü olarak önemli projemiz biz bugüne kadar bugün bakanlar kurulunda da görüştük biz bugüne kadar malesef tarım kesimini çok ihmal ettik. Bütün dünya hatta dünyanın en zengin ülkeleri en fazla tarım kesimini destekliyorlar. Bizde tarıma yapılan destek Avrupa Birliği ile karşılaştırırsanız komik ölçüdedir, Amerik aile karşılaştırırsanız daha komik ölçüdedir. Tarımı teşvik etmemiz lazım. Biz bugüne kadar çok çeşitli teşvik yöntemleri uyguladık, girdi teşvik ettik yanlış olduğunu gördük. Tarımdaki en çağdaş, en doğru destek bizim şimdi uyguladığımız doğrudan gelir desteğidir. Ama doğrudan gelir desteğini uygulamamızın önünde engeller var. Çünkü Türkiye’de bu toprak kanunu değiştirmemiz lazım. Toprağın yani ekilen arazilerin aşırı küçülmesine, üretim alanlarının parçalanmasına engel olmamız lazım. Türkiye’de bu düzenleme, bu alt yapı yapılmadan Türkiye’de malesef doğrudan gelir desteğinin verimli bir şekilde ve etkili bir şekilde uygulanabilmesi mümkün değil. Yatırım ortamını sağlamak için en fazla üzerinde durmamız şeylerden birisi de hukukun üstünlüğünü hukukun güvenirliğini tesis etmek lazım. Avrupa Birliği üyeliiği en önemli beklentilerimizden biri budur. İcra, iflas kanundan tutun, borçlar kanunumuza kadar, ticaret kanunumuza kadar çok ciddi değişiklikler yapmamız lazım. Çağdaş gelişmeleri karşılayacak değişiklikler yapmamız lazım. Bir de bugünkü gibi her alanı teşvik etmek yerine belli alanları teşvik etmemiz lazım. En fazla rekabetçi üstünlüğe sahip olduğumuz alanlara yoğunlaşmamız lazım. Bir anlamda teşvik mekanizmasını daha sellektif hale getirmemiz lazım.
       
       Ali Kırca: Daha konuşulacak çok şey var sizde söylediniz sığdıramadı ama seçim dönemine kadar. Önümüzde seçimlere kadar vaktimiz çok seçimlere kadar yeniden bütün siyasal parti genel başkanlarıyla birlikte olucağız, nasıl olsa bunları daha ayrıntılı konuşacağız. Bugün belki sorularla gitti. Ben kamuoyundan ve seyircilerimizden gelen sorulara ortak faydalarda birleştirip sormaya çalıştım. Programı bitirmeden önce deprem dedeyi de aranıza aldınız ki bundan sonra siyasal ve ekonomik depremleri de size önceden haber verse de Türkiye ekonomik krizlere böyle hazırlıksız yakalanmasın diye. Sayın Işıkara da hayırlı olsun diyelim.
       
       Mesut Yılmaz: Sağolun daha başka süprizlerimiz de var.
       
       Ali Kırca: Sayın Yılmaz’a çok teşekkür edioyruz. Sayın seyirciler yarın akşam bu stüdyoda bu saatlerde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bizlerle birlikte olacak. Cuma akşamı da Demokrat Türkiye Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Bayar bize katılacak. Önümüzdeki hafta siyasal parti genel başkanlarıyla seçim meydanları devam edecek ve daha sonra da 3 Kasım’a kadar geçecek süre içerisinde Türkiye’deki öteki siyasal partilerin genel başkanlarıyla, seçim meydanlarıyla değişik biçimlerde, değişik platformda birlikte olmayı sürdüreceğiz. NTV’nin seçim yayınları adil, tarafsız ve eşit bir biçimde seçimlere kadar devam edecek. Yarın akşam yine bu dakikalarda yine sizlerle birlikte olmak dileyi ile mutlu akşamlar.

 

 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları