Home page
Haber Menüsü


Güncelleme: 16:15 TS 16 Ağu., 2002
NTV
Cem, Seçim Meydanı’na konuk oldu

Ali Kırca: Mutlu akşamlar. Seçim meydanına hoşgeldiniz. 3 Kasım seçimlerine doğru NTV’de bu akşamdan itibaren seçim meydanı programlarına başlıyoruz. Evet, bir dizi seçim meydanı programıyla karşınızdayız. Ve bu akşamki programımızın ilk konuğu Yeni Türkiye Genel Başkanı İsmail Cem olacak. Sayın Cem, hoşgeldiniz. Partiniz yeni, ismi yeni... Programında neyin yeni, neyin eski olduğunu konuşacağız ama biz yenilerden başlayalım. Bir kere ismi yeni. Önce o ‘parti’sini pek kullanmıyorsunuz neden?
       
       İsmail Cem: Bütün yapılan kamu yoklamaları, toplumun yaklaşık yüzde 80-85’nin siyasi partilerden şikayetçi olduğunu gösteriyor. Parti imajı, olgusu bugünkü görünümüyle toplumda itibar görmüyor. Biz, elbette resmi ismimizde yazışmalarımızda, Yeni Türkiye Partisi. Ama biz o partisini pek kullanmıyoruz. Yeni Türkiye’nin kendi başına yapmak istediğimizi, hedefimizi ortaya koyduğu düşüncesindeyiz.
       
       Ali Kırca: Yeni Türkiye hedefini belki belleklere yerleştirmek, uygulamak istiyorsunuz. İsim yeni, amblem de yeni. Partinin ilk çıkışında başka bir amblem vardı. Kızına yol gösteren bir baba amblemi. Sanıyorum ondan vazgeçti.
       
       İsmail Cem: O bir taslaktı aslında. Çeşitli taslaklar içinde nihai tercihimizi yaptık. Zaten o ilk taslağı biraz aceleyle biz vermiştik, bizim partimiz hesabımızdan bir hafta önce resmen kurulması gerekti. Ne olur olmaz mecliste bir değişiklik yapılır yasada gibi düşünceyle. O nedenle de aceleey gelmişti. Şimdi zannediyorum artık.
       
       Ali Kırca: Yeni amblemde bir kırmızı gül. Kırmızı gülün yeşil yaprakları var. Ve altında da Yeni Türkiye yazısını. Yeni lacivet ve Türkiye de kırmızıyla yazılmış. Sanıyorum özelliği bu amblemi bize gösterirken, belirttiniz. Gülün dikensiz olması.
       
       İsmail Cem: Bunu temel Aksoy’un yönetimindeki bir grup hazırladı. Danışmanlık grubu. Ve onlar dikensiz olmasını tercihetmiş.
       
       Ali Kırca: Şimdi buradan belki de partinizin siyasal yelpazedeki yerini de geçebiliriz. Orada tartışmalar da var. Onu konuşacağız ama bu kırmızı gülü seçmek başlı başına bu tercihin ifadesi olur. Çünkü Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin çoğunun amblemi.
       
       İsmail Cem: Sosyal demokrat olmayan partilerden de bu amblemi kullanan var. Fakat bizim temel tecrih sebebimiz şu. Gül, özellikle kırmızı gül, bizim halkımızın, Anadolu’nun sözünde, sesinde, şiirinde, belki en önemlisi Anadolu insanının gönlünde bambaşka bir simgedir. Yüzlerce yıllık bir simgedir. Sevginin sembolüdür. Biz, öncelikle Türkiyemizin, Türk insanının güle verdiği önemi dikkate aldık. Ve o nedenle gülde karar kıldık.
       
       Ali Kırca: Partinizin siyasal yelpazedeki yeri. İlk çıkış açıklamasında sosyal demokrat çoğunluk eksende, ülkenin çağdaş çoğunluğunu biraraya getirmekten...
       
       İsmail Cem: Bütün çağdaş birikimlerini, bir çağdaş çoğunluğun iktidarına taşımak.
       
       Ali Kırca: Buradan şunu mu anlıyorduk. Evet, biz sosyal demokrat kökenlerden gelen bir partiyiz ama bu eksende sosyal demokrat olmayanları da kapsıyor.
       
       İsmail Cem: Elbette. Çünkü birincisi bu yaklaşım ilk defa bizim gündeme getirdiğimiz bir yaklaşım değil. Fakat Türkiyemizde özellikle bugünkü Türkiye’de toplumda bir ittifak kurulmazsa. Yani, önemli olan toplum kesitlerinin insanların ittifakı. Tek başına çok dar kapsamlı bir siyasi hareket bugünün Türkiye’sinin sorunlarını çözemez. Bir defa biz bu bilinçle yola çıkmaktayız. Ve biz ittifakı, sağdan oy alacağım, soldan oy alacağım, merkezi gözeteceğim diye görmemekteyiz.
  Liderler Seçim Meydanı'nda
YTP lideri İsmail Cem
AKP lideri Tayyip Erdoğan
ANAP lideri Mesut Yılmaz
DTP lideri Mehmet Ali Bayar
SP lideri Recai Kutan
DSP lideri Bülent Ecevit
CHP lideri Deniz Baykal
DYP Lideri Tansu Çiller
CHP'li Kemal Derviş
MHP Lideri Devlet Bahçeli
Çünkü Türkiye’de bu tanımlar ki, ben bunu çok önceleri de yazmıştım. Hep yanlış kullanılagelmiştir. Yani, Türkiye’de sağ, sol, merkez gibi siyasal tanımlar, hele hele şu partinin seçmeni, öteki partinin seçmeni diye yaklaşımlar tümüyle yanlıştır: Biz, bu konuya esnafımızın, girişimcinin, ihracatçının, işçinin, köylünün, çiftçinin, emeklinin, memurun ittifakı, mühendisin ittifakı. Yani, toplumu sosyolojik tanımlarla belirleyip, o sosyolojik ya da toplumsal tanımlar, kullandığım tanımlar. Ve onun ittifakını gerçekleştirmeye yönelik bir partiyiz. Bir bakıma aslı varken, suretiyle uğraşmamak bize göre daha doğru. Asılla, yani insanla, yani toplum kesitleriyle birlikte olmak. Bütün Türkiye’yi kucaklamak. Bu yaklaşımı getirdik. Ve bunun da bir elbette omurgasız bir hareketle bunu yapmak mümkün değildir. Ve bunda da zannediyorum, tabi çok erken konuşmak için. Bizim daha ismimizi alalı 10 gün oluyor. Mesajlarımızın yüzde 1’ini henüz verebilmiş değiliz. Buna rağmen toplum bu çıkışımızı, bu anlayışımızı benimsemiş gözüküyor.
       
       Ali Kırca: Yani, omurgasız olmasın derken, biz merkezdeyiz, bizim bir çizgimiz yoktur anlayışının yanlış olduğunu, onun için ilk günden bunu çizdiniz. Bunu eleştirenler de oldu.
       
       İsmail Cem: Tabi ki olabilir. Bu köşeli bir anlayış değil. Yani, bundan 30 sene önceki parti anlayışı değil bizimki. Çağ değişiyor. Bilgi çağı, çok önemli. Şimdi dünya bilgi çağına geçti. Küreselleşme diye bir olgu yaşamaktayız. Bütün güzellikleri ve bütün çirkinlikleriyle... Biz bunları dikkate alan bir siyaset anlayışı getirmeye çalışıyoruz. Belki onların detayına gireriz. Türkiye’yi yönetme anlayışı mesela eski zihniyetle olmaz artık. Çünkü çağ başka bir şey istiyor. Yeni bir çağdayız, yeni bir dünyadayız. Veya eğitim sistemi. Örnek olarak söylüyorum. Artık biz sadece Türkiye’nin içinde iş yapacak insanlar, gençler yetiştirmekle yetinemeyiz. Yani, biz dünyayla yarışacak insanlar, gençler yetiştirmemiz lazım. Veya eski hükümet etme modelleriyle olmaz, yani. Geçmişte hükümet, işte gayet siyasal bir kurumdur. Şimdi olmuyor. O tarz hükümetle bu çağın ihtiyaçları cevaplanmıyor. Ve bundan ötürü biz, mesela hükümet etme anlayışında, sadece nicel bir değişimi öngörmemekteyiz. Nicel değişim dediğim, 36’yız galiba, 18 bakana inelim. İyi güzel. Tabi çok doğru ben bunu hep savundum. Ama bu yetmez. Nitelik değişimi lazım. Yani, bir hükümet etme olgusunda çağın ihtiyacı, başbakanın değil fakat bakanların mümkün olduğunca organizasyon becerisine sahip olması lazım. Yani, hükümet teknik bir olaya dönüşüyor dünyada. Çünkü ancak öyle çağla başedebiliyorsunuz. Bizim de hükümet önereceğimiz, şimdi ayrıntılarıyla tabi önereceğiz. Bizim hükümet anlayışımızda da ilke olarak siyaset, mecliste daha ağırlıklı olacak. Meclis komisyonları siyasette daha etkili olacak. Milletvekili daha etkili olacak. Hükümet bakanları itibariyle, bakanlıkları itibariyle teknik bir göreve doğru dönüşecek. Bunu da biz böyle, çok iyi düşündük, teorik düşündük değil. İhtiyaç o. Ve hükümet olduğuysa elbette daha etkili, daha güçlü, fakat daha esnek yaklaşabilen, daha hızlı karar verebilen, uygulayabilen bir yapı olması lazım. Bunun gibi.
       
       Ali Kırca: O sol meselesini ya da partinin siyasal yelpazedeki yerini kapatmadan, sormadan edemem. Siz, sosyal demokrat eksene vurgu yaptınız. Sosyal demokrat eksende çağdaş çoğunluğa. Sayın İstemihan Talay, sol parti değiliz, dedi. Sonra sizin galibe demokratik sol gibi bir tanımlamanız oldu.
       
       İsmail Cem: Sayın Talay, o konuşmasında 70’lerin particiliğinden bahsederken, bunu söylüyor. Sorun da getirdiği bir çerçevede konuşuyor. Ve o anlamda bir sol parti ki onu ben de söylüyorum. Gelelim o galibaya. Siz benim basın toplantımı izlemiş miydiniz? Dikkat ettinizse orada cümle şöyle geldi. Maalesef yanlış anlamalar oluyor. Ben ondan kimseyi değil, kendimi daha dikkatli davranmaya yönlendiriyorum. Ama, oradaki cümlem aynen şöyleydi. Dedim ki, böyle soru geldiğinde, ben ilk konuşmamda, bütün bu hareketi başlattığım konuşmada dedim ki, sosyal demokrasi ekseninde çağdaş birikimlerin ittifakı. Yani, bütün Türkiye’yi kucaklayan, bütün toplum kesitlerini ki.. Bence mesela sanayici sağcı mıdır, hayır.Çok yanlıştır Türkiye’deki tanımlar. Efendim geçen seçimde Türkiye’nin işçisi ağırlıklı olarak MHP’ye ve Fazilet’e oy kullanmıştır. Bundan dolayı işçi sağcı mı oldu Türkiye’de? Ya da Türkiye’nin unutulmuş insanları dediğim insanları... En zor koşullarda yaşayan insanları.. Muhafazakar, şimdi öyle geçiyor. İşte muhafazakar oylar, muhafazakar kitle. Nerede? Değişime, yenileşmeye en fazla ihtiyaç duyan kitle onlar. Demek istediğim bu tanımlar yanlış kullanılıyor. Şimdi, bu çerçevede konuşuyorum. Ve ben şunu dedim basın toplantısında. Konuşmamda sosyal demokrasi ekseninde çağdaş çoğunluk dedim. Parti programında, orada şundan tereddüt ettim. Tereddüdüm tanımda değil aslında. Çünkü parti programında arkadaşlarımızın da önerisiyle biz, sosyal demokrasi ekseninde demedik, demokratik sol eksende dedik, ya da demokratik solun ekseninde dedik. Orada ben bir an için acaba bunu yapmış mıydık, yapmamış mıydık gibi bir tereddüt geçirdim. Acaba parti programında da sosyal demokrasiyi mi kullandık gibi bir tereddüt geçirdim ben. Galiba orada demokratik solu kullandık dedim. İnsanların kişiliği, kimliği, düşüncesi bellidir. Bizim toplumla bu konuda hiç meselemiz yok. Hiç başımıza da böyle teorik tartışmalar da açmak istemiyoruz.
       
       Ali Kırca: 30 yıl önceki ayrımlara takılıp kalmadığınızı ve yeni anlayışlar içerisinde sosyal demokrasi...
       
       İsmail Cem: Toplumun anladığı da bütün ilk aldığımız işaretlerden belli oluyor.
       
       Ali Kırca: Ama sizin ağzınızdan yeniden konuşulması gerekiyordu. Şimdi ben seçim sonrasında herkesin merak ettiği, elbette Türkiye, 4 Kasım sabahına nasıl uyanacak? Nasıl bir Türkiye bekliyor? Ona geleceğim ama ona gelmeden elbette gündemde güncel olan konular var. O iki konu özellikle mutlaka konuşulmalı diye düşünüyorum. Birincisi ittifaklar konusu. İkincisi de herkesin merak ettiği Kemal Derviş konusu. Önce Derviş’le başlayalım. İlk yaptığınız açıklamada onu net olarak söylemiştiniz.. Biz Sayın Derviş ve Sayın Özkan ile bir hareketi başlattık diye bir ifadeniz vardı. Şu anda Sayın Derviş, ne içinizde, ne dışınızda. Şu anda tam olarak konumu nedir? Ve ne zaman hareketinize fiilen katılacaktır?
       
       İsmail Cem: Her iki konuda bu ilkine ben de açıklık getirebilirim. Biz, Sayın Derviş’le, Sayın Özkan’la birlikte bu hareketi öngördüğümüzde, birlikte yola çıkmayı öngördüğümüzde, hem Sayın Özkan, hem ben, Sayın Derviş’e dedik ki, siz hükümet üyesisiniz. Türkiye’nin güncel meselelerini doğrudan etkileyen bir bakanlıktasınız. Dolayısıyla Bakanlıktan ayrılıp, hareketimize, partimize katılma tarihini siz kendiniz belirleyin. Ve bu çok doğruydu, bizim açımızdan Sayın Özkan’ın ve benim açımdan. Gerçekten güzel bir yaklaşımdı Sayın Derviş’e. Ve o konu bu şekilde belirlendi. Şimdi içinde dışında meselesinde de..: Ben bunda pek fazla konuşmuyorum. Çünkü Sayın Derviş, zaten kendisi hem bizlere hem de topluma çeşitli açıklamalarda bulundu. Artık bunun üzerine yeni bir tarif yapmak bana doğru gibi gözükmüyor. Hatta Sayın Derviş’e belki saygısızlık gibi görmekteyim. O açıdan kendisi zaten düşüncelerini, yaklaşımlarını söylüyorum. Beraberliklerini söylüyor. Kiminle birlikte olacağını, hangi parti içinde olacağını da söylüyor.
       
       Ali Kırca: Sizin partinizde mi olacağını söylüyor?
       
       İsmail Cem: Bugünkü gazetelerde vardı mesela. Ben artık buna bir ek getirmek istemiyorum.
       
       Ali Kırca: Partinizin Sayın Derviş’siz devam etmesi gibi bir olasılık söz konusu olabilir mi?
       
       İsmail Cem: Ben bunu genel bir şekilde cevaplayabilirim. Yeni Türkiye gerçekten güçlü bir şekilde yola başladı. Ve şimdi benim gazetecilikten gelme bir alışkanlığım var. Bakanlığımda da aynı şey devam etti. Ben hep ihtiyatlı konuşurum. Şu anda da bazı işaretlere bakıp, bütün meseleler çözüldü tamam, biz bu işi aldık, bitirdik gibi kesinlikle yaklaşmıyorum. Daha göreceğiz. Önümüzde zaman var. Fakat ilk işaretler şunu gösteriyor. Yeni Türkiye toplumda yer edinmeye başladı. Bu çok önemli. Dediğim gibi, benim rakibim genel başkanlar, televizyonlarda 500 defa genel başkan olarak çıkmışsa, bu benim daha altıncı yedinci televizyona çıkışım. Yani biz çok başlangıçtayız. Buna rağmen örneğin Ege’de ve İzmir’de iki tane somut anket çalışması var. Mesela bir tanesinde Yeni Türkiye, Ege’de birinci parti olarak gözüküyor. Gayet ciddi gazeteler. İkincisi bugün büyük bir İstanbul gazetesinde yayınlandı. Sadece İzmir’i dikkate alıyor. Ve baktığımızda görüyoruz ki, mesela onun rakamlarını vereyim. Sadece İzmir’de YTP 22.59.. CHP 18.99. AKP 15.16... Yani, birinci gözüküyoruz. İstanbul için üç ayrı kaynaktan bizim yaptırdığımız araştırma. İstanbul’da biz ikinci parti olarak görünmekteyiz. Bunları büyütmüyorum. Bunlar yanlış olabilir. Onu da biliyorum. Fakat Yeni Türkiye, allah razı olsun, halkımızdan büyük bir hüsnü kabul görerek yola çıkıyor.
       
       Ali Kırca: Neden bu hüsnü kabul? Ya da Yeni Türkiye’nin gördüğü bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz? Daha çıkışının ertesi günü Türkiye’de büyük bir ilgi uyandırdı. En azından kamuoyundaki, medyadaki yansımasıyla öyle görünüyor. Neden?
       
       İsmail Cem: Çünkü bugün Türkiyemizde yenileşme ihtiyacı var. Biz bu yenileşmeyi başaramazsak, işte o bilgi çağını paylaşamayacağız. İnsanlar bunu görüyor. Bir yenileşme ihtiyacı. Yenileşme sadece ben çok yeniyim, yenileşeceğiz filan demekle olmaz. Neyi nasıl yapacağınızı da söylemeniz lazım. Ve ben Türkiye’de bu yenileşmeyi, Türkiye’nin zihniyetiyle, algılamalarıyla, müesseseleriyle, Türkiye’nin siyaset üslubuyla, Türkiye’nin akılcılık, verimlilik, duyarlılık ihtiyacıyla, Türkiye’nin kendi insanıyla gönül bağlarını tazelemek ihtiyacıyla.. Bir yenilenme ihtiyacı. Yine Türkiyemizde eskiyle bağlar kopmuş. Bu çok mutlu bir gelişme. Ve Türkiyemiz artık, eğer çağı paylaşacaksa, eğer bilgi çağına, küreselleşen dünyaya bir aktör olarak girecekse, etkili olacaksa, eğer Türkiyemizin Mustafa Kemal Atatürk’ün çizgisinde, bu yeni çağı, yenileştirip, güçlendirerek taşıyacaksa, ciddi bir yenileşmeye ihtiyacı var. Ve biz bunu temsil etmekteyiz. Bunu temsil ettiğimiz için halkımızından bu hüsnü kabulü gördük. İkinci bir sebep, yani bu daha çok yorumcuların bileceği bir iş ama şimdi yeni olanın, bir güven vermesi lazım. Yani, sadece yenilik te yetmez. Zannediyorum, bizim arkadaşlarımız ve belli ölçüde ben o güveni vermekteyiz. Ben, mesela çok sınanmış bir kişiyim. Toplum beni tanıyor. 13 tane kitabım hala kitapçılarda yeni baskılarıyla. Beni TRT genel müdürlüğünden biliyor. Benim kendi meslek camiam, beni gazeteciler sendikası başkanlığımdan biliyor. Yazılarımdan... Bir ara hesap ettim, 3000’e yakın yazı yazmışım. Gazete makalesi yazmışım Türkiye’de. Oradan tanıyor. 5 sene dışişleri bakanı olarak hergün toplumun önündeyim, toplumla birlikte bir görev yapmaktayım. Bütün bunların da yarattığı bir birikim. Bu birikimden dolayı da güveniyor. Diyor ki, tamam her insan gibi, onun da yanlışı olabilir, olmaz mı, elbette olur. Fakat...
       
       Ali Kırca: Talep ve güven ihtiyacı..
       
       İsmail Cem: Güveniyor. Diyor ki, en iyisini yapmak için nasıl bakanlığında uğraştıysa, gecesini gündüzüne kattıysa, en iyisini ve en doğrusunu yapmak için elinden gelen herşeyi, ortaya koyar. Bu da müthiş bir güven ilişkisi kuruyor. Zannediyorum ondan oluyor.
       
       Ali Kırca: 4 kasım sabahına yavaş yavaş geleceğim. Çünkü Avrupa Birliği; özellikle çok önemli. Herşey bitmiş değil, asıl belki ondan sonra... Yani seçim sabahıyla birlikte Aralık’a o Kopenhag zirvesine geçecek süreçte Türkiye’nin ne yapacağı çok önemli. Orada hangi hükümetin ve o hükümetin hangi kararlar alacağı önemli. 4 Kasım sabahının önce bir siyasi tablosuna bakmak lazım. O siyasi tablo konusunda Türkiye’de en azından bugünlerde kimi endişeler var. Ki o endişelere dayalı arayışlar var. İttifak arayışları var. O endişelere katılıp katılmadığınızı soracağım ama, o endişeleri başlatan, sanıyorum, Sayın Başbakan oldu. Sayın Ecevit, bir süre önce dedi ki, seçimlerin erken yapılmasına karşı çıkarken, gerekçe olarak, hatta örnekleme de yaptı. AKP gibi HADEP gibi partilerin rejim tehlikesi yaratabileceği iddiasını öne sürdü. Ve seçimlerin bu ortamda yapılmasının yanlış olacağını söyledi. Böyle bir argümanı anlaşılan Sayın Ecevit, kullanacak. Birincisi siz buna katılır mısınız? Böyle bir argümanı seçim kamyanyanızda kullanacak mısınız? İkincisi, şu aralar yürütülen ittifaklar, bunu önlemeye yönelik midir? Siz bu ittifaklar içinde yeralacak mısınız?
       
       İsmail Cem: Biz şöyle görmekteyiz. Siyasette hesaplaşma sandıkta olur. Ve bir seçime giderken, biz bütün partilerle, sandıkta hesaplaşacağız. Peki, hukuk. Hukuk herşeyin üstünde. Eğer hukukun diyeceği bir şey varsa, biz ona elbette müdahale etmeyiz. Ve sanki kendimiz hakimiymişiz gibi de hukuk konusunda bir karar vermeyiz. Böyle bir şeye kalkışmayız. Bizim açımızdan hangi parti olursa olsun bu bir er meydanı, seçim. Ve biz kendimize güvenmekteyiz. Yani biz Yeni Türkiye’nin, dediğim gibi şimdiden büyük konuşmuyorum. Tamam bitti filan demiyorum. Ama inşallah, biz şu başlattığımız tempoyu devam ettirebilirsek, tabi ki bir çok güçlüğümüz oldu, halen mevcut. Bunları aşarsak, ki aşacağız. Kesinlikle biz, o er meydanından baş pehlivan olarak ayrılacağımızı düşünmekteyiz. Dolayısıyla bizim için mesele bir yarışmadır. Bir seçimdir. Bu inançla gidiyoruz. İttifaklar konusuna gelince. Bu önerileri duymaktayız. Bunlar siyasal kaygılarla da yapılıyor olabilir. İyi niyetle de yapılıyor olabilir. Henüz böyle bir öneri de bizim önümüze gelmiş değil. Ancak tekrar ediyorum, bizim için esas olan bu konunun 3 Kasım seçimlerinde halk tarafından çözülmesidir, seçmen tarafından çözülmesidir. Dolayısıyla böyle ittifaklar içinde bizim yerimiz gibi bir konu şu an için bize göre halkın çözeceği bir meseleye başka boyut getirmektir. Bakalım göreceğiz.
       
       Ali Kırca: Yani, AKP, HADEP, eğer hukuk Türkiye’de varsa ve hukuk bu partiler seçime girebiliyor diyorsa, elbette demokrasinin gerekleri içerisinde bu partiler seçime girerler.
       
       İsmail Cem: Biz onlarla mücadele ederiz. Biz hiç kimseyle mücadele etmekten korkmuyoruz. Biz Yeni Türkiye, bugün Türkiye’de güçlü gözüken parti ya da partilerle dişe diş başa baş mücadele etmenin azmiyle oluşmuş bir partidir. Ve bizim bunu başaracağımıza inanıyorum. Ayrıca bazı siyasal teknik, siyaset sosyolojisine dönük şeyleri de var. Yani neden nasıl onu da tartışmaya hazırım.
       
       Ali Kırca: Sayın Ecevit, bunu söylerken sadece seçimlerin ertelenmesine gerekçe olarak söylemişti. Sayın Derviş’in ittifak arayışları içerisinde, seçimden sonra Türkiye’yi çok önemlerin sınavların beklediğini, o nedenle Avrupa Birliği konusunda ortak paydalarda düşünen bir çoğunluğun iktidar olmasının Türkiye’nin yakın vadede siyasi geleceği açısından doğru olacağını ve ekonomik programın devamı açısından doğru olacağını, ittifak arayışlarının altında da bu var. Yani, aynı düşünen partileri biraraya getirip seçime gidebilmek ya da seçimden sonra o çoğunluğu iktidar yapabilmek.
       
       İsmail Cem: Bu çok ayrıntılı bir tartışma konusu belki de. Fakat değişik partilerin biraraya gelip de bir tek parti gibi seçime katılmasıyla daha çok oy alacakları varsayımı, Türkiye’nin geçmişinde de örnek mevcut. Çok tartışmalı bir varsayım. İlk bakışta zannediliyor ki, üç, beş, sekiz biraraya geldi. Üç beş sekiz onaltı olacak. Her zaman onaltı etmiyor. Bu konular hakikaten çok ayrıntılı, biraz da siyaset bilimi, siyaset sosyolojisi konusu.
       
       Ali Kırca: Peki, 4 Kasım’ın sabahı gerçekten de Türikye’nin önünde önemli bir dönemeç başlıyor. Şimdi, geçen hafta, TBMM, bir sürpriz yaptı. Avrupa Birliği yasalarını geçirdi. Kabul etti. Ama bu bitmiyor. Avrupa Birliği komisyonu üyesinin açıklaması var. Diyor ki, evet, bu yasaların geçmesi çok önemli bir adımdır. Ama bunların uygulamalarını görmek lazım. Türkiye’nin müzakere sürecine, yani Kopenhag zirvesinde Türkiye’nin bu sürece dahil edilmesi için uygulamayı görmek istiyoruz, diyor. Oysa uygulama için de çok fazla vakit de yok. 3 Kasım’da seçim yapılacak. 4 kasım Yüksek Seçim Kurulundan mazbataların alınması ve seçimlerin resmen ilan edilmesi, meclisin toplanması. Bilemiyoruz kolaylıkla bir hükümet kurulabilecek mi? Koalisyon mu olur? Uzun zaman alacak bir hükümetleşme süreci ve o hükümetin Kopenhag zirvesne kadar bu yasaların uygulamasının en azından bir bölümünü Avrupa Birliği’ne gösterebilmesi. Nasıl gerçekleşecek?
       
       İsmail Cem: Nelerin yapılması gerektiğinin cevabını bence siz çok güzel verdiniz. Hayata geçmesi, hayata geçmeye başlaması lazım. Birincisi bu. Avrupa Birliği siyah-beyaz olayı değildir. Siyah-beyaz tek olay, idam cezasının kalkmasıydı. Diğerlerinde eğer biz iyi niyetle, eğer siz gerekli bilgi ve beceriyle gereken diyalogla, kendimizi anlatarak, karşımızdakini anlayarak hareket ederseniz, biz edeceğiz. O takdirde Aralık ayının zirvesinde olabilecek en iyi sonucu alırız. Ben, bunu bilerek söylüyorum. Bir başka vesileyle baktım. Son beş yıl içinde Avrupa Birliği bakanlarıyla değişik ülkelerden, 128 defa biraraya gelmişim, şahsen, dışişleri bakanı olarak. Türkiye’nin içinde veya Avrupa Birliği ülkelerinde 128 defa konuşmuşuz bu bakanlarla. Genişlemeden sorumlu Verhaugen ile herhalde bir 35 civarında. Solana ile 35-40 civarında görüşmem olmuş. Dolayısıyla iyi biliyorum. Çok yakın ilişkim var. Yedi tane Avrupa Birliği zirvesine katıldım. Ve şunu görebiliyorum. Eğer hakikaten bu seçim sonucunda örneğin, bizim iktidar olmamız halinde benim bu insanlarla diyaloğum,diyalog da kesilmiş değil. Hepsiyle ilişkim devam ediyor. Beş sene arkadaşlık ettiğiniz, tanıdığınız insanları, bakanlıktan ayrılınca unutmuyorsunuz. Ben, bunun en iyi şekilde sonuçlanabileceğine ve Kopenhag zirvesinden üstelik Kopenhag’ın müthiş bir dışişleri bakanı var, kendisi yeni sayılabilir. Bir yıl kadar oluyor Danimarka’nın dönem başkanı, dışişleri bakanı. Fevkalade Türkiye’ye dönük düşünen bir insan. Danimarka’nın Başbakan’ı Türkiye’deydi ve o da aynı şekilde olumlu yaklaşan bir insan, yani ben bunu çözerim ve Aralık ayındaki zirveden Türkiyemiz için olabilecek en iyi sonucu alırım buna güveniyorum.
       
       Ali Kırca: O zaman şöyle görünüyor. Avrupa Birliği konusunu seçim malzemesi olacağı hep söylenmişti. Şöyle olmayacak mı yani “biz Avrupa Birliği yasalarının çıkması için çaba gösterdik” propagandasından çok bizi iktidara getirirseniz biz Türkiye’yi Avrupa Birliği sürecine sokarız yada kapmanya bu...
       
       İsmail Cem: Burada iki şeye bakmak lazım. Bizim yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır. Herkes istediğini söyler. Şimdi burada Avrupa Birliği konusunda bir hususu daha dikkatten kaçırmamak lazım. Bizim Avrupa Birliği içindeki gelişmemiz, adaylık özellikle dönüm noktası 30 yıllık çaba nihayet 99’da biz aday olarak ettirtebildik. Bu tek başına Avrupa Birliği ilişkisi olayı değildir bu Türkiye’nin dünya ile olan ilişkisinin de aynı zamanda sonucudur. Yani Avrupa Birliği olayına tek başına Avrupa Birliği diye almamak lazım. ABD ile ilişkiler fevkalade önemli bir etkendir. Türkiye’nin Ortadoğu’daki Avrasya’daki benim ısrarla altını çizdiğim konumu, Ortaasya’sı, Türkiye’nin bir Bakü - Ceyhan projesini nihayet gerçekleştiriyor olması, Türkiye’nin balkanlardaki etkinliği bütün bunlar Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerindeki belirleyici etken konumundadır ve biz Avrupa Birliği olayına bakarken elbette az önce söylediğim gibi yüz yirmi sekiz defa görüştüğümüz bakanlar fevkalade önemlidir. Ama emin olun onun kadar önemli olan Avrupa Birliği İslam Konferasındaki ilişkilere Türkiye’nin katkısıdır. ABD ile Türkiye ilişkilerinin gelişimidir, Orta Asya’daki varlığımız, Balkanlar yani bir bütündür olay.
       
       Ali Kırca: Yani siz Dışişleri Bakanlığı deneyimininizin Türkiye’nin önündeki dönem içindeki pozitif enerjiye dönüşeceğini ve o anlamda da iktidar talebinizin haklı karşılanması gerektiğini söylüyorsunuz. Ben çözerim çünkü bakanlarla böyle ilişkiler kurdum diyorsunuz.
       
       İsmail Cem: Bir de yaptıklarımız diye bakıyorum, geçmiş diye bakıyorum. Fakat bizim iktidar iddiamız, YTP’nin tek başına bir Avrupa Birliği olayı değildir. Yani bizim iktidar iddiamız öncelikle üç tane beladan Türkiye’yi kurtarmanın iddiasıdır.
       
       Ali Kırca: Peki ona gelicem o basın toplantısının da altını çizicem. Elbette şu anda Türkiye’de milyonlarca insan yığın var, özellikle ekonomik sıkıntılardan kurtulmak için çözüm önerilerini bekliyorlar. Ama bu Avrupa Birliği meselesinde Türkiye’nin önünde bir başka önemli sınav daha var, yasaların uygulanması, hayata geçirilmesi kadar belki siyah beyaz konulardan biri ve o da sizin ilgi, bilgi ve yetki alanınızı ilgilendiriyor geçmişteki Kıbrıs meselesi. Kıbrıs meselesi Kophenag zirvesine kadar Avrupa Birliği tarafından Türkiye’nin gündemine getirilecek. Çünkü geçmişte sizin Kıbrıs meselesinde Kıbrıs ve Avrupa konusunda bir ara bayağı bir sert çıkışınız olmuştu.
       
       İsmail Cem: Her zaman bazı noktalarda köşeli yaklaştım ve hala da öyle yaklaşmaktayım. Yani köşeli yaklaştığımdan maksadım şu. Şimdi Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türklüğü hiç bir zaman Kıbrıstaki Türklerin can güvenliğini tehlikeye atacak, atabilecek oluşumları benimsemez, benimseyemez. Biz Kıbrıs’da çözüm olacak diye yetersiz bir çözüm ve bunun sonucunda o sözde çözümü uygulamaya girdikten üç, beş ay sonra Kıbrıs’da büyük hadiselerin çıkması riskini alamayız. Dolayısıyla çok güvenlikli bir uzlaşma modeli olmalıdır. Türkiye hiç bir zaman kendi güvenliğini de doğrudan ilgilendiren Doğu Akdeniz dengelerinde Lozan’dan beri devam ede gelen dengenin bozulması riskini göze alamaz. Ordadoğu hemen orada, Bakü - Ceyhan’dan Tiflis - Ceyhan’dan petrol akmaya başlıyacak. Sadece Bakü - Tiflis - Ceyhan değil Kerkük - Yumurtalık petrol hattı belki de önümüzdeki dönemde çalışmaya başlayacak. Yani biz bu bölgedeki Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atamayız. Burda ben Avrupa Birliği’ndeki üye ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da çok açık ve net konuştum ve bunun da hep faydasını gördüm. Türkiye olarak biz uzlaşmadan yanayız bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bir başka konu zaman zaman “ayın Denktaş’la bu olur mu, Cumhurbaşkanı Denktaş çok mu köşeli?” kesinlikle hayır. Bizim Kıbrıstaki uzlaşma yaklaşımımızın en önemli kararlarını Sayın Denktaş evet bize de danışarak fakat tek başına almıştır.
       
  Partilerin ekonomik hedefleri
SP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş
AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül
DYP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez
ANAP İstanbul Milletvekili Nesrin Nas
YTP Bilim Kurulu Üyesi Orhan Güvenen
MHP'li Sanayi ve Ticaret Bakanı Kenan Tanrıkulu
DSP'li Devlet Bakanı Masum Türker

       Ali Kırca: Son görüşme turlarını da başlatan kendisi.
       
       İsmail Cem: Hemde esas bizim bence çok önemli olan konfederasyon önerisidir Cumhur Başkanı Denktaş’ın yaptığı. Bu önerisinde Cumhurbaşkanı Denktaş bir uzlaşma modeli koymuştur ortaya ve olaylarda o model üzerinden gelişmiştir.
       
       Ali Kırca: Kıbrıs meselesi çok detaylı ve geniş ama TBMM burda bir süpriz yaptı Avrupa Birliği kapısını açtı. Sayın Denktaş da böyle bir süpriz yapabilir mi Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda ve elbette Kıbrıs’ın da Avrupa Birliği yolunda kendilerinin de kaderini belirleyecek olan bu adımın atılması yönünde önümüzdeki günlerde daha uzlaşmacı tavırla Sayın Denktaş’da böyle bir süpriz adım atabilir mi?
       
       İsmail Cem: Sayın Kırca! Sayın Denktaş’ın 7 - 8 Nisan tarihli bir önerisi var, bu öneri de gerçekten Kıbrıs’da uzlaşmanın bütün yollarını açtı Denktaş. Önerinin ayrıntıları tartışmaya açık, bunu kendisi de söyledi, ortaya koyduğu modeldeki yetki paylaşımı biraz daha farklılaşabilir dedi veya başka özellikler alabilir. Ankcak planı ortaya koydu, yaklaşımı ortaya koydu Denktaş. Ve ben bundan daha uzlaşmacı ne olur, merkezi devlet üç tane devletten oluşan bir ülke. Merkezi devleti devletin yetkileri diğer iki devletin egemenliği çerçevesinde merkezi devlete ki o da bir ayrıca egemen bir birim. Bu yetkilerin paylaşımında yetkilerin arasında bir azaltma, çoğaltma olabilir. Çok fazla da radikal yapılacak bir şey kalmadı.
       
       Ali Kırca: Peki bu tablo Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine engel değil mi?
       
       İsmail Cem: Burada benim hep yapmaya çalıştığım ve belli ölçüde de başardığım umarım benden sonra da başarılmaya devam eder. Şu olmuştur: ben Avrupa Birliği’ndeki muğatablarıma Türk tarafının aklı başında ciddi bir uzlaşma planı ortaya koyduklarına inandırmaya başladım. İlk başta müthiş bir şüphecilik vardı, “Cumhurbaşkanı Denktaş istemez, Türkler yanaşmıyor, Türkler işi bozmak istiyor” hayır! Ben onlara bu Denktaş’ın ortaya koyduğu özellikle 28’nde ayın ortaya koyduğu planın uzlaşmaya çok yakın bir plan olduğunu ve bizim üzerimize düşeni bizim yaptığımızı, bunu da sadece ben söylemiyorum Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan; Kofi Annan’ın kamuya açık olmayan demeçleri.
       
       Ali Kırca: Sizin bu çabalarınız bir sonuç verir mi ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda yada müzakere sürecine başlamasını Kıbrıs engel olmaktan çıkar mı, çıkarabilir misiniz?
       
       İsmail Cem: eğer bir uzlaşma olursa ki ben bu konuda çok tarafsız objektif olma iddiasında değilim. Elbette ben Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olarak geçmişte ve şimdi Türkiye’nin bir genel başkanı olarak konuşmaktayım ve çok da objektivim diyemem. Fakat bana göre artık Rum Kesimi’nin adım atma zamanı gelmiştir. Rum Kesimi çok ilginçtir Kofi Annan’dan duyduklarımız, Rum Kesimi ile konuşan Birleşmiş Milletler Temsilcisinin işte “Rum kesimi şöyle, şöyle düşünüyor” diye resmen naklettikleri not alınan toplantılarda. Hatta North Henin’in İngiliz Temsilci gelip Türkiyemizde anlattıkları bir şey koyuyor ortaya, bir çerçeve koyuyor. Fakat bunu Rum Kesimi hiç bir zaman evet biz böyle düşünüyoruz demiyor. İşin bir sıkıntı noktası bu.
       
       Ali Kırca: Bu sıkıntı nasıl aşılacak?
       
       İsmail Cem: Rum Kesimi’nin bunlara sahip çıkması lazım. Onlar da diyor ki:Türk tarafı Rumların bir iki tane genel kaygısı var toprak! Yani biraz toprak alış verişi olması lazım görüşü var. Bizim taraf bunu kabul ediyor ilke olarak ama öteki meseleler çözülsün ondan sonra bunu da yapalım deniliyor. Her halde bir çözüm yoluna giderse her ikisi birlikte olacak gibi bir izlenim ben almaktayım zaman zaman. Ama Rum tarafı samiyetle bu işe evet dese bizim tarafımızdan bu evet gelicektir.
       
       Ali Kırca: Kophenag Zirvesi Aralık’ta ve Aralık’a kadar şunu yapmamız lazım, gerekiyor mu, gerekmiyor mu? Bu kadar meseleyi TBMM’de halletikten sonra orada takılır mı Türkiye?
       
       İsmail Cem: Yani dediğim gibi onun hesabını kimse veremez. Biz hadi Avrupa Birliği diye Kıbrıs’da tehlikeli bir çözüme evet dememiz halinde...
       
       Ali Kırca: Tehlikeli bir çözüm değilde bir uzlaşma sağlanmaz mı?
       
       İsmail Cem: Yani onu da koyduk ortaya büyük ölçüde. Şimdi bir şey daha yapmamız lazım. Bizim bütün bu çalışmamalarımız bütün bu çalışmalarımız havaya mı gidecek, boşa mı gitti? Hayır. Şimdi eğer bir uzlaşma olmazsa bu iki millet Kıbrıs’da birlikte yaşamaya devam edecek. Ve bunun uzlaşmasızlığının Avrupa Birliği yolunda bir engel olmaması için biz kendi doğrularımızı, kendi samimi yaklaşımlarımızı anlatmak ve demek durumundayız. Bakın,Gelin,Görün! Biz bunları, bunları yaptık ve karşı taraf da pek yaklaşmıyor. Bunu kim söylüyor De Seto söylüyor... bunu koyacağız ortaya ve biz burada ne kadar mesafe alıp, ortaya ne kadar sağlam bir şekilde koyarsak Kıbrıs konusu Avrupa Birliği ilişkilerimizde bir; zaten hukuken engel değil ama siyasal bir engel olmaktan uzaklaşacak.
       
       Ali Kırca: Şu anda siyasal engel, kriterlerde tabi ki böyle bir şeyin olması söz konusu değil fakat siyasal engel...
       
       İsmail Cem: Bu engeli azaltacağız, azı bile tabi Türkiye dediğimiz vakit Türkiye Allah’a şükür bu son beş senenin de özel gayretiyle Türkiye bugün çok önemli bir yer tutuyor dünyada. Afganistan’da öncü ülke Türkiye, efendim Ortadoğu...
       
       Ali Kırca: 11 Eylül’den sonra özellikle.
       
       İsmail Cem: Yani kolay değil, Türkiye’nin göz ardı edilmesi kolay değil. Yeter ki biz Türkiye’nin kimliğinin, kişiliğinin gücünün bilincinde olalım.
       
       Ali Kırca: Şu ana kadar varolan bölümde Sayın Cem hem yeni olmanın, hem topluma güven vermenin önemli mesajlar olduğunu söyledi, daha doğrusu yenileşme mesajlarının topluma güven verdiğini söyledi ve Avrupa Birliği konusunda da çok kendisine güvenen sözlerde bulundu “Ben bu işi hallederim, Türkiye’yi sokarız” diye. Ama Avrupa Birliği kadar tabi Türkiye’nin aslında onunla birlikte onunla da çok bağlı ekonomik bir krizden, ağır bir krizden geçtiği, geçiyor Türkiye. Milyonlarca insan sadece sizden değil 4 Kasım sonrasında işte TBMM’de çoğunluk olacak iktidarlardan ne yapacağını bekliyor, bu krizi, bu işsizliği bu ekonomik zorlukları ve sorunları aşmak için. Somut öneriler nerdedir?
       
       İsmail Cem: Bir defa önce meseleyi tanımlamak istiyorum. Türkiye’nin başında üç tane bela var birincisi üretimsizlik, ikincisi işsizlik, üçüncüsü eşitsizlik. Üretimsizlik yani bizim ekonomimiz yeterince üretmiyor, yatırım yapılmıyor, fabrikalar kapandı iş yerleri kapandı. Büyük bir işsizlik var ve nihayet eşitsizlik. Bu üçlüyü çözmenin ilk ve en önemli adımı üretimi artırmak Türkiye’de bu çok önemli üretimi artıracağız. Peki üretimi artıracağızda eğer biz Türkiye’de üretimi yatırımı zorlaştırmaktaysak, cezalandırmaktaysak o zaman üretimin artmasını beklemek hayalden öteye gidemez. Peki hakikaten üretimi zorlaştırıyor muyuz? İnanılmaz ölçüde. Bir defa zihinlerimizde bir üretim, ihtistam buna karşı bizi tutan adeta sınırlar söz konusu. Üretimi artıracağız ama biz insanımızı, tücarı, esnafı, küçük esnafı biz üretim faktörlerini sanayiciyi, ihracatçıyı bir vergi matrahı gibi görmekteyiz. Yani insana üretim faktörü, üretime katkı getiren bir birim gibi değil ben ne yapayım bunun öncelikli işleri bana vergi sağlamaktır yaklaşımıyla bakmaktayız. Biz bu üretim konusunda bütün dünyanın uyguladığı üretimi artırıcı, yatırımı artırıcı önlemleri uygulamamaktayız. Kırtasiyecilikten bahsetmeyicem yani çeşitli şekillerde zorlaştırıyoruz ama...
       
       Ali Kırca: Esas olarak vergi meselesinde üretim....
       
       İsmail Cem: Vergi de aynı zamanda öyle fakat onu ben çok açık söylüyorum,Türkiye’de yatırıma, yeni yatırıma her türlü destek ve sınırsız destek. Ancak, ama, gibi bağlantısı olmayan bir destek. Ve biz Türkiye’de üretime ve yatırıma bir Polonya’da ne yapılıyorsa, Macaristan’da yapılıyorsa, Bir Romanya’da, Bulgaristan’da yeni yatırıma ne sağlanıyorsa ve hatta Suriye’de ne sağlanıyorsa onlardan daha eksiğini değil mümkünse daha fazlasını yapacağız ama geri kalmayacağız. Oysa bugün baktığımızda inanılmaz zor koşullarda üreten; bunu bir defa yapıcaz bunun aması, ancakı falan yok. Yeni yatırıma her türlü istisna, işçi haklarına, sendikal haklara saygılı koşuluyla her türlü istisnayı desteği sonuna kadar hiç bir kompleksimiz olmaksızın. Hatta şunu da söyleyim yabancı sermaye de belli özellikler taşıması koşuluyla yani yabancı sermaye diye bizim kobileri ezecek, luzumsuz alanlara yatırım yapacak yabancı sermayeyi söylemiyorum. Ciddi yabancı sermaye de aynen bizim milli sermayemiz gibi bu yatırım konusunda önceliklerden yararlanıcak. Bu başka türlü olmaz zaten burda biz çok açığız, çok netiz. İkincisi şimdi bakıyorsunuz bir şey üreticez, dünya ile yarışacağız ihracat yapacağız. Peki bu koşullardamı mı? Koşullara baktığınız vakit bugün bir Avrupa Birliği ortalaması yaklaşık diyelim iki yüz milyon lira net ücret ödenen bir işçi için Avrupalı iş veren yüzde otuz beş fazlasını öder, işte vergi sigorta vs. demek ki ne oluyor iki yüz yetmiş beş milyon lira çıkar Avrupalı iş verenden. Türkiye’de yüzde doksan beş, yani Türkiye’de iki yüz milyon lira net ücret alan bir işçi için işveren demek ki üç yüz seksen milyon lira ediyor bizim iş verenemiz. Yani bu çok zor bir iş. Enerjiye baktığınızda yüzde kırk, yüzde otuz daha fazla bizim yatırımcımız ödüyor. Bankadan aldığımız kredi üretimin çok önemli bir faktörü, işte bizimkiler alıyor yüzde yetmiş, altmış, seksen. Yurtdışındaki iş veren aynı ürünü bizim rekabet ettiğimizi üretmek için yüzde on falan ödüyor veyahut daha eksiğini ödüyor.
       
       Ali Kırca: Yani Türkiye’de yatırımın çok fazla girişimci için, yatırımcı için.
       
       İsmail Cem: Şimdi burada biz iktidar olacağız, bir ay, üç ay geçecek, Avrupa Birliği düzeyine indireceğiz. Hayır onu söylemiyorum ama hedefin ne olduğunu, hedefi koyuyorum. Avrupa Birliği elbette öncelikle demokrasidir, öncelikle insan haklarıdır. Ama Avrupa Birliği bir ekonomi birliğidir. Avrupa’nın bu ekonomik özellikleridir Türkiyemizle bizim gerçekleştirmeyi hedeflediklerimiz. Yahut bunu mesela tarımdan da söyleyebilirim biz hep böyle bir şey içindeyiz. Tarımda bakıyorsunuz pamuk; pamuğun kilosuna üretimde ne kadar teşvik veriliyor. Şunu söyleğim Amerika’yı hiç katmıyorum çünkü Amerika kendi çiftçisine en fazla sürvansiyon veren, en fazla destek veren ülkedir. Mesela pamuk örneğinde Yunanistan 35 cent veriyor biz 6 sent veriyoruz. Şimdi Türkiye’de pamuk üretimi nasıl Yunanistan’la rekabet edecek. Bu meseleler pek yeterince tartışılmıyor. Kobi diyoruz küçük esnaf, zanatker hani hep övünüyoruz bizim kobilerimiz; hakikaten öyle fevkalade iş yapıyorlar. Ama kobilerimize ve küçük esnaf, zanatkara yaklaşık Türkiye’de yüzde seksen beşi bunlar gerçekleştiriliyor. Peki Türkiye’deki banka kredisinin yüzde beşi altısı. Yüzde seksen beşini üretimini gerçekleştiren bir kesim banka kredisinin yüzde beşini, altısını alıyor. Bunlarla olmaz, bunları değiştiricem, buna mutlaka çözüm bulacağız. Yani Türkiye’de insan ekonomiyi böyle bir rakkam, sadece istatistik gibi göremeyiz.
       
       Ali Kırca: Peki Türkiye’de iki yıldır Türkiye’de iki yıldır ekonomik krizden dolayı uygulanan bir ekonomik program var ve bu programın hedefleriyle, gerçekleriyle bu hedefleriniz örtüşüyor mu, çelişiyor mu?
       
       İsmail Cem: Bu programın çerçevesindeki, programın iki yıllık bu uygulaması akıllıca kullanırsa benim söz ettiğim bütün alanlarda belli açılım imkanları sağlıyor. Bir de yine biz Türkiyemizde o alışkanlığımız var ya düşmandır, ya dostur, ya iyidir, çok iyidir yada çok kötüdür. Avrupa Birliği’de öyle görünüyor Avrupa Birliği sanki Türkiye’deki bütün sıkıntıların kaynağı veyahut Avrupa Birliği Türkiye’de sanki bütün umutların tek cevabı gibi gösterildi ve aynı şey IMF için de geçerlidir. Yani IMF bizim hasmamız falan değildir. IMF ile de oturulur, konuşulur ve IMF ile de programa elbette uygulamaya devam ederken bazı şeyler yaparsınız ama bunların bazıları için de IMF programı engel değildir. Yani Türkiye bakın bazı ilkelliklerden kurtulmamız lazım. Düşünebiliyor musunuz bugün bizim köylümüz çiftçimiz aldığı devletten bankadan krediği ödemeyediği için hapse giriyor. Şimdi çek de bunu yaptık çeki karşılamayana hapis cezası kaldırıldı. Peki fukara köylünün günahı ne, onu neden cezalandırıyoruz veya bütün dünyada haphis meselesi; bilirsiniz Dickenson romanlarıyla falan değişmiştir Avrupa’da. Öyle uygulamalar var ki köylünün tarlasına, köylünün traktörüne haciz koyuyoruz ve sonra diyoruz ki “borcunu ödemedin, haciz koyduk hadi gel şu borcunu öde” bu kadar akıl dışı, bu kadar insanı görmeyen anlayışlarla Türkiye bir noktaya varamaz. Bunu mutlaka yapmamız lazım eğer biz üretimi o bağlarından kurtarabilirsek, üretimin zincirlerinden kurtarabilirsek. Türkiye’de çok şey var, insanı çok dinamik, girişimcisi çok dinamik. Bir defa ben şuna inanıyorum bizim iktidarımız güven veren iktidar olacaktır. Yani güven veren iktidarla Türkiye’nin ekonomik kaynakları harekete geçecektir, insanlar önünü görecektir, kendileriyle doğruyu konuşan bir, her konuda doğruyu konuşan bir muatap bulacaktır, şefhaf, dürüstlüğü tartışılamayacak bir bir yönetim bulacaktır, esnek bir hükümet yapısı, daha teknik özellikli, daha etkili, güçlü bir devlet bulacaktır. Yapılacak hakikaten çok şey var Türkiye’de. İnsan bazen düşününce sinirleniyor niye yapılmıyor diye. Örneğin Tarım köylüden söz ettim.
       
       Ali Kırca: Peki hiç sinirlenmediniz mi geçen beş yıl içerisinde. Şimdi herkesin aklına bunlar geliyordur.
       
       İsmail Cem: Evet ama benim çok basit doğrudan bir cevabım var. Ben yirmi dört saatlik günün on altı saatini Türkiye bir dünya devleti olsun onun için kullandım. Türkiye daha büyüsün, Türkiye’nin etkinliği, güvenliği daha ciddi bir şekilde sağlansın diye. Suriye’den bütün terörün bütün alt yapısını kazmak için kullandım, terör başının Avrupa’da barınamaması için kullandım, Avrupa Birliği’ne adaylık için kullandım, bütün bunları yaptım.
       
       Ali Kırca: İsmail Cem olarak ben bunlarla uğraştım...
       
       İsmail Cem: On altı saatin belki daha üstüne çıkabilseydim çalışma günü olarak bunlara da daha fazla zamanım olabilirdi.
       
       Ali Kırca: Yani hükümetin öteki kararları yada icratlarine bir dolaylı eleştiri mi oluyor?
       
       İsmail Cem: hepimiz aynı sorumluluğu paylaşıyoruz böyle bir şey değil ama ben gerçekçi olarak sonuna kadar, mübala etmiyorum hakikaten öyle çalıştım. Şimdi Türkiye’nin müthiş bir imkanı var, bir tarım memleketi, kırsal kesim hala yüzde elliye yakın. Türkiye tarıma dayalı sanayi konusunda dünyada Allah’ın en fazla nimet verdiği, niğmet dağıttığı bir ülke şimdi bunu kullanamıyoruz. Bu öyle bir alan ki müthiş bir olay efendim buğdayın şeyine bakıyorsunuz kaç dolar tonu ona bakıyorsunuz, makarnanın tonuna baktığınızda bin dolar fark ediyor ve buğday ve makarna. Burada şunu sistemlerini koysak ki bunların hepsi mümkün, buna dış kredi bulmak mümkün. Bizim işimiz değil biz bakanlık olarak deprem olayında çok kredi bulduk İspanya’dan ki bu bizim esas işimiz değil. Ben Kuveyt’e gittim ordan sağlandı, İspanyol’lar özellike kredi verdi ne oldu kullanmadık o kredileri. Kullanmadık çok ilginçtir ve ben son toplantılarda bayağı bir sıkılıyordum. Özellikle şeyden Kuveytlilerin katkısıyla onların bir şeyi var konsorsyum gibi değişik ülkelerin bulunduğu onlardan gittim katkılar aldım ve sonuç itibariyle bunları kullanmadık. Neden? proje yapamadık. Şimdi bu tarıma dayalı sanayi mesela zeytinyağında öyle, Türkiye zeytinyağı üretimi bakıyorsunuz Yunanistan bizden nerdeyse dört kat fazla üretiyor, İtalya altı kat fazla zeytinyağı üretiyor. Dünyanın en mühim zeytinlikleri bizde biz elli hektar bir şey yapsak, bir genişleyebilsek kendi üretimimizi iki katına çıkarmamız mümkün. Bunlar yapılmıyor, bunlar üstelik tarım sanayinin bir özelliği var aile işletmesi kobi, çok büyük yatırım istemiyor ve yatırdığınız para en kısa zamanda dönebilen sermaye olabiliyor tarım sanayinde. Bütün etrafımız bizim bu ürünlerimizin doğal pazarı. Ukrayna, Rusya doğudaki, güneydoğudaki komşularımız, Orta Asya. Hadi organize edelim finansman; bunun finansmanını dünya bankasından nasıl alırız, başka yerden nasıl alırız bir türlü hareket edemiyoruz. Zaten ben bu 3 Kasım seçimini belli tercihler olarak görmekteyim. Yani 3 Kasım’da biz eski ile yeni arasında bir tercih yapacağız, halkımız yapacak bu tercihi. 3 Kasım atalet ile dinamizm hareketlilik arasında bir tercih olacak. 3 Kasım Türkiye’nin kendi korkularının esiri mi olacağı yoksa cesaretle korkularından başka korkacak hiç bir şeyin bulunmadığını görmesi mi olacak. Biz bütün bunları yapabilirsek Türkiyemizde çok mesafe alırız. Yani bu tarıma dayalı sanayiyi oturalım organize edelim. Türkiye’nin başka birikimleri var, Türkiye’nin unutulmuş insanları var ben onları çok önemsiyorum.
       
       Ali Kırca Peki unutulmuş insanlara gelicez, kim unuttu, ne zaman unuttu, neden unutuldular? ve unutulmuş insanları nasıl hatırlayacağız. Yine Türkiye bütün bu söylediklerimizi siz Dışişleri Bakanlığı döneminde daha çok kendi bakanlığınıza yönelik çalışmalarla yoğunlaştığınız için belki bu konulara eğilmediğinizi söylediniz. Ama sizin başınızda olduğunuz bir hükümetin çözeceğini söylüyorsunuz. Bu bir iddiadır. İddiayı temellendirmenin bir başka zemini olacak o zemini soracağız, kadrolarınız. Bunu kimlerle, hangi kadrolarla gerçekleştirecek Yeni Türkiye?
       
       İsmail Cem: Birincisi elbette partimize katılmakta olan ve bir bölümü bizim millet vekili adayımız, başkanlarımız olacak insanlar var. Şu anda gerçekten nitelikli; ben isim isim sayarsam ben yanlış yapabilirim ama gerçekten nitelikli, toplumu çok iyi bilen, çok iyi tanıyan ve toplumda pozitif imajı olansiyaseti ve siyaseti çok iyi bilen, aynı zamanda gençlerden biz oluşmaktayız. O gençlik faktörü çok önemli. Zaten kadro dediğiniz vakit gençlik, gençler, gençlerin dinamizmi. Çünkü gençler bu çağın içine doğdu, bizden farklı. Sizi şimdi görüyorum böyle bilgisayarınızı önünüze açtınız, siz bu aletin ve bu teknolojinin içine doğmadınız siz bunu daha sonradan öğrendiniz aynen benim gibi. Ama bugünün gençleri bu dönemin içinde gelişti, büyüdü bunu bilerek eğtim gördü. Gençlerin dinamizmi, Türkiye’de gençlerin daha iyi eğtim görmesi, daha imkanlı olması ve geleceğe dünya ile yarışmaya daha birikimli olması. Bir defa gençlik var. Türkiye’de kadro diye bir sıkıntı hiç bir zaman olmadı, devlette kadro yok boş laf. Türkiye’nin girişimcimiz de var, öğretmen de var, hukukçu da var, hoca da var, işçimizle, teknisyemizle, avukatımızla, mühendisimizle ve bakıyoruz bunlar biraz imkan tanındığında dünya ile yarışıyor; doktorumuz da var. Ben böyle bir kadro, insan birikiminden şansız değil çok şanslı olduğumuz kanatindeyim.
       
       Ali Kırca: Peki şu ana kadar ki Yeni Türkiye’nin kadrolarına katılım konusunda kamuoyuna yansımalar olmadı...
       
       İsmail Cem: Olmadı olur mu?
       
       Ali Kırca: Şöyle söyleyeceğim isimler derken, özellikle isimler dedim.
       
       İsmail Cem: Dünya çapında bazı isimler var çünkü.
       
       Ali Kırca: Onları sayabilir misiniz? Kamuoyu bekliyor çünkü, kamuoyu Yeni Türkiye’nin DSP’den ayrılan isimlerden ibaret kalıp kalmadığını öğrenmek istiyor.
       
       İsmail Cem: Müsadenizle bir kaç isim sadece vereyim. Arkadaşlarım arasında bir ayrım da yapmak istiyorum. Daha çok bilim alanından bir kaç isim vereyim mesela Avrupa Kalkınma Yatırıp Bankası Yönetim Kurulu Başkanı, Roma Klubü Yönetim Kurulu üyesi, Devlet İstatistik Enstütüsü’nün Eski Başkanı Orhan Güvenen. Orhan Güven’en dünya çapında bir isim mesela. Bu onun diğer arkadaşlarından daha değerli olduğu anlama gelmez. İsim sordunuz onun için söyledim.
       
       Ali Kırca: Demin başka bir şeyden söz ettiniz yani bize genç katılımlar var. Şu anda bu bilinen isimlerin dışında, kamuoyunun bildiği popüler isimlerin dışında...
       
       İsmail Cem: Popüler isim yok bizde.
       
       Ali Kırca: Onu anlamak isitoyrum. Yani Yeni Türkiye tabanda siyasete yeni giren insanlarla mı şu anda kadrolarını zenginleştiriyor?
       
       İsmail Cem: Zenginleştirmeye başlıyor. Biz şimdi siyasi örgütlenmemize başladık ve geç falan da kalmadık. Çünkü seçim yarışması seçime otuz gün, bilemediniz kırk gün önce başlar ve biz bu örgütlenmeyi falan tamamlıyoruz. Bir şey de daha henüz onu açıklamıyorum çünkü bütün ipleri bir biriyle henüz bağlayamadım. Biz Türkiye’ye farklı örgütlenmenin, siyasal örgütlenmenin dışında da bir örgütlenme modeli getireceğiz. Yeni Türkiye’nin örgütlenmesi ve onun da hazırlıklarını yapmaktayız onu da açıklayacam. Bizim partimizin farklılığını bu yenileşme olgusunu şurda görmekteyim. Birincisi Türkiye’de kendini geliştirmek isteyen insana destek anlayışı, kendini geliştirmek isteyen insan işini büşütmek isteyendir, ilmini geliştirmek isteyendir, kendi yaptığı işi işçidir tezgahındadır, doktordur; daha iyi yapmak isteyen insandır. Bu bizim açımızdan çok önemli ve Türk insanın dinamizmi burdadır ve bunu daha ileri götürmek istiyoruz. Bunu yaparken de toplumun daha büyümek isteyen kesitleri; ben mesela iki dönem Kadıköy’den milletvekili seçildim, Kadıköy’ün bu özelliği vardır bir kesimi daha üst gelir grubudur, bir başka çok geniş kesintide orta gelirin üst düzeyi. Bunlar ne yapıp, edip çalışan, çocuklarına üniverste tahsili yaptırtan, biraz daha iyi yaşayan, çağı daha fazla paylaşmaya çalışan, sanata ve sanatçıya büyük kıymet veren insanlar. Bu insanların istediği bir çağı paylaşmaktır, Türkiye’nin dünyaya açılımıdır, güvenliktir, çocuklarını daha iyi yetiştirmektedir. Bu kesitin ihtiyaçları bizim için çok önemlidir. Ama bir de unutulmuş olanlar var ve bunu ben çok sık kullanacam. Unutulmuş olan kimdir Türkiye’de? Türkiye’de unutulmuş olan işte kırsal kesimde kendisine borcunu ödemedi diye haciz olayını layik gördümüz insanlar. Onları unutuyoruz, onlarla konuşmuyoruz. Türkiye’nin balıkçı aileleri, ben biraz tanıyorum onalrı. Yani ekmeğini ağından, oltasından kazanan insanları. Hiç onun meseleleri konuşulmuyor Türkiye’de. Türkiye’de büyükşehirlerin geç yerleşim merkezleri, mahilleri; şehirde nüfusunun yüzde ellisi, fazlası...
       
       Ali Kırca: Varoşlarda yaşayanlar. Demiyorsunuz farkındayım...
       
       İsmail Cem: Demiyorum o haksız bir dışlama gibi geliyor varoş, göçmen, gecekondu gibi laflar. O insanlar da saymıyor bu sıfatları. Bakınız! Yüzde elli işsizlik oralarda, oralarda bebek ölümleri Türkiye’nin en yüksek düzeylerinde, umutsuzluk en yüksek düzeyde, öfke en yüksek düzeyde ve biz onları unutmuşuz ve biz onlarla ilgilenmiyoruz. Bu olabilir mi böyle bir şeye nasıl tahamül etmekteyiz. Kimi parti bunu öfke birikimi, tepki oyu birikimi diye alıyor ve kullanıyor. Yeni Türkiye ki başladık onun çalışmalarına ve ben bunları belli çalışmalara dayanarak söylemekteyim. Yeni Türkiye öyle öfke birimini, tepki birikimine ben nasıl oya tahvil ederim diye yaklaşmıyor, çözümle yaklaşıyor, çözüm getirmekle yaklaşıyor. Rakamlara baktığınızda inanamıyorsunuz, çok da iyi işler yapılmış ben yapılan işleri kattiyen yatsımıyorum. Mesela bir toplum merkezi diye bir şey uygulamışız on bir tane varmış Türkiyemizde son üç yılda elli dört oldu on birden elli dörde çıktı. O kadar başarılı ki o bölgelere o insanlara o kadar çok şey getiriyor ki; işte sanat öğretiyor, dil öğretiyor. Bir çeşit Amerika’da var Unite Center denilen işlevi görüyor, sosyal iş görüyor. Özellikle Hasan Gemici’nin özel gayretleriyle on birden elli dörde çıktı. Bu UNESCO bunu örnek model diye aldı. Neden elli dörde çıktı? Büyük sözüme tövbe bir yıl içinde bin rakkamını bulacağız biz ve biz bu bin rakkamını sadece İstanbul’da değil bin rakkamını İzmir’de yani toplam bin rakkamını bu kentlerimizde, Orta Anadolu’nun küçük kasabalarında. “Peki Sayın Genel Başkan bin rakkamı nerden çıktı, maliyet ne olacak?” efendim bunlardan her birinin maliyeti otuz bin dolar, bunun binle çarptığınız da otuz milyon dolar eder. Türkiye bu parayı ayıramıyor mu? Türkiye’nin parası varda Türkiye’nin hasasiyeti körleşmiş bütün mesele orda. Yani bir birimize karşı hasasiyetimiz kalmamış, acısını paylaşmıyoruz kimsenin, şefkat duygumuz yok, unutmuşuz. Orta Anadoluda Doğuda, Güney Doğuda, Karadeniz sahillerinde insanlarımızı kendi başlarına bırakmışız, hiç bir yardım eli, şevkat eli hiç bir siyasal kaygı bunu götürmemişiz. Ondan sonra “ne yapalım işsiz” neden işsilik? Onun araştırması da var çünkü hiç bir eğtim vermiyoruz, o dediğim büyük kitleye eğitim vermiyorsun ve buna karşılık üretim teknikleri her yıl biraz daha eğtimli işçiye, eğtimli emeğe ihtiyaç duyuyor. Bunları neden kimse düşünmüyor? Hani solculuk, sağcılıklar işte bu; insanı seveceksin, insanın acısını paylaşacaksın. Ama sadece acıyı derdi paylaşmayacaksın derdin çözümünü de çaresini de getireceksin. Çok basit bir örnek bir başka şey bugün üniverstelerimiz. Üniversteye girmek için üniverseteye giriş kurslarından geçmek lazım. Bakıyorsunuz kazanan öğrencilere yüzde doksan beşi, doksan sekizi üniversteye giriş kursunda eğtim alıyor. Efendim bizim toplumumuzda da yüzde kaçınız acaba bir farz çocuğunu o noktaya getirebilmişse özel eğtim dershanesinde üniversteye giriş sınavına hazırlık kursu verebiliyor? Peki devletin görevi değil mi bu? Devlet eğtim anlayışına bir üniversteye hazırlık neden bahsettiğimiz unutulmuşların çocukları bin bir zorlukla aralarında çok küçük bir yüzdesi üniverste imtanına girebilecekse onların hakkı yok mu, onları biz cezalandırıyoruz annelerinin parası yeterli değil diye. Türkiye’de işte unutulmuş onlar ve onların meselesine. Bütün dünya yapıyor, Amerika yapıyor dünyanın en zengin ülkesi Amerika’da bakıyorsun child get network oluşturmuş, onların iç şehir dedikleri ekonomik en alt düzeydeki yaşadığı bölgelerde özel sağlık ağı kuruyor, özel eğtim; sıfır altı yaşta çocuğun kimliği, kişiliği oluşuyor. Nerde o çocuklara dönük? Zaten Türkiye’nin bütününde bakıyorsunuz yüzde on ve bu Avrupa’da yüzde altmış, yüzde yetmiş. O yüzde on da bu dediğim bu dediğim unutulmuş insanlarda yok. Yani kırsal kesimin çocuğuna biz özel bir çaba göstermiş miyiz? Hayır, kentlerin unutulmuşlarına? Hayır. Peki bütün bunlar para işi mi? Emin olun bu o kadar da para işi değil. Biz bütün bunları bütün bu projeleri dünya bankasından, Avrupa Kalkınma Bankası’ndan; Avrupa Konseyi ile ilgilidir bu banka. Projelerimizin dünya bankasında bizim Türkiye’mizin kullanmadığı rakkamda fazla söylemeyim diye eksik söylüyorum iki buçuk, üç milyar dolarlık kredi bekliyor. Dünya Bankası’na iki sene önce gittiğimizde veya üç sene önce Clinton dedi ki bize “anlamıyorum, Türkiye’nin kredisi için ayrılmış kaynağımız var bu kaynak için Türkiye çok küçük ama bir faiz ödüyor o kaynakları da dursun diye ve proje üretip gelmiyorsunuz” dedi. Bunlar para işi de değil, bunlar iraz da gönül, vicdan işidir. Türkiye’de dediğim bu sistemlerin Türkiye’de çok büyük bir gücümüz daha var sivil toplum örgütleri. Bu müthiş bir patlama içinde. Yani ben inanamıyorum öyle örnekleri biliyorum ki; ya bizim toplum neler yapıyor. Bakıyorsunuz mesela Uşak’da özürlü çocuklar içinde bir araya gelmişler iki tane birisi hastaneye dönük bir çalışma başlamış, bir tanesi öğretmeye eğtime yönelik çalışma onu da yapıyor ve yürüyor. Bu sivil toplumla yapılır. Türkiye’de şunu bileceğiz artık ülke yönetimi tek başına siyasetçiye terk edilen bir olay değil. Çağımızın siyaseti toplumla birlikte yapılıyor. Türkiye’de de bu gelişen sivil toplum örgütleri bizim en büyük gücümüz, bu bir organizasyon meselesi, bu bir inanç meselesi. Türkiyemiz gibi ülkede insanların ülkenin geleceğinden ümidi kesmeye hakkı yoktur aslında. Biz yavaş yavaş bakıyoruz gençlerimiz bile ülkenin geleceğinden ümidi kesmiş. Bir inançtır siyaset, ülke yönetimi bir imandır, bir iddiadır. Biz Türkiye’de buna sahip olmamız halinde çok şeyi değiştiririz. Çünkü Türkiye’de hakikaten ekonomik birikim de vardır, insan birikimi de vardır “bunu kullanamıyoruz” kullanamazsak böyle olur. Bunu yapacağımıza güveniyorum. Kadınlar; olacak şey değil ben on uda kısaca gündeme getirdim. Biz ne diyoruz? Kadınlarımız eşit, hukuk, yasalar aman ne güzel iftihar ediyoruz, Türkiye herkesten önce bunu yapmış. Ama daha fazlasını yapmamız lazım. Kadınlarımızın hayatı paylaşması lazım, belki kendi ailelerimizde dahi hayatı paylaştırmadığımızı da belki bilmlek lazım. Şimdi kadınlarımızın bütün dünyada olduğu gibi en etkili olduğu en fazla iş sahibi olduğu alan ilköğretim öğretmenliği. Şimdi biz şunu yapmışız bizim genç kızlarımız, bizim kadınlarımız öğretmen olmak isterlerse dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan bir sistem getirmişiz hayatlarını zindan etmek için, hayatlarını zorlaştırmak için, öğretmenliklerini perişan etmek için ve biz diyoruz ki genç kızlarımıza “gel kızım sen şu ilçede öğretmenliğe başla iki üç yıl neyse çalış, ben seni tayin ettiğim o ilçeden alıcam bir başkasına verecem. Üç dört yıl orda ol oradan alıcam başkasına verecem” böyle bir şey kalmamış dünyada. Dünyadaki sistem bilakis teşvik ediyor, diyor ki genç kıza “bak kızım senin annen, baban burda, sen burdan evlenecen. Burda öğretmen olabiliyorsan öğretmen ol ben seni bu okulda işini yaptığın sürece öğretmenliğe başladığın okulda öğretmen kal, çocuğun olduğunda anen baban yardımcı olsun, kocan da bu çevreden, bu köyden bu ilçeden bu şehirdense onun da işi burda olacaktır” Böyle yaklaşıyor. Biz ne yapıyoruz “seni oraya tain ettim, sonra buraya tain ettim” bize en fazla talip öğretmenlerden geliyor ve ailelerin parçalanmaması için. Der ki o kızlar o hanımlar bize “milletvekili olarak ne olur kocam şurada ben buraya tain oldum ailemizi birleştirin” biz bunu dahi düşünmemişiz, bunu dahi yapmamışız. Yani Ali Bey Türkiye’de...
       
       Ali Kırca: Hala bütün öğretmenler Çalıkuşu Feride yani.
       
       İsmail Cem: Evet bütün öğretmenler öyle. Ben bu konuda çok iddialıyım Türkiye’de söylenecek çok söz var, Türkiye’de yapılacak çok iş var ve biz bu yeniliği temsil ettiğimiz için abartmıyorum daha çok başındayız ama o hüsnü kabul dediğimiz olayı yaşıyoruz. Bir noktaya daha siz demin bir iki kere değindiniz elbette ben Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye’nin güvenliği, çocuklarımızın ekmeği; ben hep dış politikayı öyle gördüm yani Türkiye’nin güvenliği, çocukalrımızın geleceği olarak baktım. Ben şu konuştuklarımı yirmi günlük; Genel Başkanım da yirmi günde konuşuyor değilim. Ben yıllarca bu konulara çalıştım, bu konuların kitaplarını yazdım ve o birikimi buraya taşımaktayım. Yani o şekilde bütün bu konuları kısa kısa bitirelim işi elbette değil.
       
       Ali Kırca: Ben özellikel sizin projelerinisi, hayallerinizi, programınızı anlatmanız için o süreyi verdik, pek de karışmadık. Çünkü bu seçim meydanı ve diğer liderlerde öyle olacak. Kamuoyu da, seçmen de, toplum da sizin neler yapacağınızı bekliyor ve onları duymak istiyor. Ama ona tekrar sonuna doğru gelicem özellikle ilk hükümet olduğunuz, eğer hükümet olursan öncelikli beş projenizi ve Türkiye’nin on yıl içindeki vizyonunu sizden almaya çalışacağım ama biraz yine iç politikaya dönelim. Bugün 9. Cumhur Başkanı Süleyman Demirel’le bir görüşme yaptınız. Sayın Demirel’in size bir tavsiyesi oldumu? Örneğin bu ittifaklar konusunda, merkez sağla, merkezdeki partilerde daha yakın bir ilişki yada dirsek temasına geçmeniz konusunda bir tavsiyesi oldu mu, size görüşleri oldu mu ilettiği?
       
       İsmail Cem: Tabi çok zor bir sual çünkü ben kendimi Sayın Demirel’in söylediklerini nakletmekte yetkili görmüyorum. Şunu belki belirtebilirim...
       
       Ali Kırca: Görüşme talebi önce sizden mi geldi, yoksa sizden mi geldi?
       
       İsmail Cem: Benden geldi fakat ben Sayın Demirel’le çok sık görüşen bir kişiyim özellikle ayrıldıktan sonra da aynı. Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldıktan sonra zaman zaman ziyaretler yaptım. Daha çok iç, daha az dış konuları konuştuk yani fek fazla bir şey söyleyemem çünkü anlarsınız söylemem... Sayın Demirel Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı döneminde çok bilgi bir insan, ben bilge olarak görüyorum. Türkiye’yi çok iyi tanıyan bir insan, siyaseti çok iyi bilen bir insan ve gerçekten kendi birikimini, kendi bilgeliğini, kendi siyaset hünerini zaman zaman benle paylaşmak büyüklüğünü gösteren bir kişi. O nedenle ben kendisiyle bu görüşmelerimizde bu sözünü ettiğim konularda çok şey de öğrenmekteyim. Çok sayıyorum Sayın Cumhurbaşkanı’nı görüşmemiz de bu çervedeydi. Ama Sayın Demirel nasıl bakıyor siyasete tabi ki...
       
       Ali Kırca: Yeni Türkiye’ye nasıl bakıyor Sayın Demirel?
       
       İsmail Cem: Zannediyorum iyi bakıyor, öyle gözüküyor.
       
       Ali Kırca: Peki mesela DTP ile yakınlık...
       
       İsmail Cem: DTP partisine de iyi baktığı görüşündeyim.
       
       Ali Kırca: Peki iyi baktığı partinin bir iş birliğine gidebileceğini...
       
       İsmail Cem: Onu fazla şey yapmıyorum. Bu DTP’ye iyi baktığını da görmekteyim. Bu buydu yoksa çok siyasal...
       
       Ali Kırca: Tavsiyelerine uyacak mısınız? Öyle sorayım. Bilge adamın tavsiyelerine uyacakmısınız?
       
       İsmail Cem: Sayın Demirel’in genellikle tavsiyeleri çok isabetlidir, çok birikimlidir.
       
       Ali Kırca: Önümüzdeki günlerde Sayın Demirel’le görüşmeniz doğrutulsunda...
       
       İsmail Cem: Böyle bir dar anlamda iç siyaset adımları falan değil, genelde Türkiye’ye bakış olarak o açıdan fevkalade kıymetli bulmaktayım.
       
       Ali Kırca: Şimdi yine iç politikaya gelelim. En başka sormuştum bu harekete başlarken sizin açıklamanız da vardı. Sayın Derviş, Sayın Özkan ve ben bu hareketi başlatmaya karar verdik dediniz. Yani ortak bir kararın sonucunda bu hareket başlamıştı. Az önce söylediniz Sayın Derviş Yeni Türkiye’ye ilgisini devam ettiriyor açıklamaları da bu yönde partisinin Yeni Türkiye olduğunu söylüyor dediniz.
       
       İsmail Cem: Aslında da bunlar çıkıyor, kendi beyanları. Kendi beyanları bana söylemişti...
       
       Ali Kırca: En son ne zaman görüştünüz kendisiyle?
       
       İsmail Cem: Telefonda bugün görüştüm galiba.
       
       Ali Kırca: Her şey yolunda mı? Onu sorayım.
       
       İsmail Cem: Benim açımdan problem gözükmüyor.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş açısından olur mu?
       
       İsmail Cem: Zannetmiyorum kendisinin açıklamaları da o doğrultuda.
       
       Ali Kırca: Peki Sayın Özkan nerelerde? Onu hiç göremiyorum.
       
       İsmail Cem: Seyın Özkan’ın bence güzel tarafı var o böyle öne çıkmak, önde gözükmek, televizyon kameralar, spotlar falan bu tarafıyla hiç ilgili olmayan ve kendi emeğinin bir büyük bütünün içine katmaktan çok haz duyan bir insan. Bu çok güzel. Ben Sayın Özkan’ı çok eskiden tanırım da bu özelliklerini şimdi daha yakından görmekteyim ve onun kadar birlikte çalışmaya dönük, o güzel bütünün içinde kendi katkısının bulunmasıyla mutlu olmaya yönelik az politikacı gördüm. Şimdi Sayın Özkan’ın son beş yıldaki katkılarını daha iyi değerlendirmekteyim. Belki ön planda gözükmeyen ama bütün iyi işlerin içinde olan bir arkadaşımız. Yoksa Sayın Özkan en az Derviş kadar, en az benim kadar konuşur da. Meclis’de bir kaç defa konuşmuştur hayli de başarılıydı.
       
       Ali Kırca: Şu anda kadro genişletilmesi, yeni kadroların katılması parti teşkilatlanmasıyla mı uğraşıyor?
       
       İsmail Cem: İsmail Cem hepsiyle uğraşıyor, bende uğraşıyorum, Sayın Özkan’da uğraşıyor elbette.
       
       Ali Kırca: Peki Sayın Derviş Partiye geldiğinde görevi ne olacak.
       
       İsmail Cem: O da uğraşacak.
       
       Ali Kırca: Sıfat olarak Genel Başkanı Yardımcısı mı?
       
       İsmail Cem: Zannediyorum Genel Başkan Yardımcısı olacak.
       
       Ali Kırca: Şimdi bu bir yeni oluşum olarak ortaya çıktı Sayın Derviş’in aradığı başka bir oluşummudur, değilmidir bilemiyoruz ortaya çıkacak ama. Şimdi troyka ilk günlerde çok kullanılan bir değimdi.
       
       İsmail Cem: Benden başka herkes kullandı. Ben kullanmadım
       
       Ali Kırca: Siz kullanmadınız ama kötü de bir değim değildi.
       
       İsmail Cem: Ben yabancı kelimeleri sevmiyorum.
       
       Ali Kırca: Peki anlamını da sevmiyorsunuz o zaman?
       
       İsmail Cem: Hayır.
       
       Ali Kırca: Eşitler arası bir birliktelikte.
       
       İsmail Cem: Eşitler arası birliktelik bütün kadro için geçerli, yani bütün milletvekilleri için geçerli. Az önce bir iki isimden bahsettim bütün o arkadaşlarımız. Yani Prof. Hüsrev Hatemi üye ise bu partiye elbette ben yani kendisine eşit olmaktan ancak gurur duyarım. Elbette eşitler arasındadır. Yoksa üç kişinin bir birinin eşitliği anlamına değil. Bütün bu kadronun bir biriyle eşit olmasıdır.
       
       Ali Kırca: Sayın Derviş öyle anlaşılıyor ki DSP’den gelen bütün eleştirilere rağmen seçimlere kadar hükümette kalıcak?
       
       İsmail Cem: Bunu konuşmadım ben Sayın Derviş’le doğrusu.
       
       Ali Kırca: Hükümetteki görevi devam ederken de belki partinize bir noktada katılacak ve Genel Başkan Yardımcısı olarak görevini sürdürecek, öyle anlaşılıyor. Bir sorun yok yani bu konuda?
       
       İsmail Cem: Yok yani. Sonuçta ben de sorun olduğuna inanıcam.
       
       Ali Kırca: Hayır o anlamda söylemiyorum, kamu oyu bunun cevabını sizin net olarak sizin ağzınızdan da duymak istiyor...
       
       İsmail Cem: Biraz bu konu zannediyorum kamuoyunda artık siyaset magazinine dönüştürülmeye başlandı. Yok böyle bir şey yani bilebildiğim bir sıkıntı ve sorun yok onu söyleyebilirim sadece.
       
       Ali Kırca: Şu anda Yeni Türkiye’nin az önce bazı kamuoyu araştırmalarını gösterdim. Sizin yaptırdığınız bir araştırma yok, sizin dışınızda yapılmış anketler, çeşitli tespitler var, değerlendirmeler var. Derviş’in fiilen katılmasından sonra bu oylarda yada kamuoyu yoklamalarındaki bu oranda artış bekliyor musunuz?
       
       İsmail Cem: Evet bekliyorum. Elbette Sayın Derviş son derece değerli bir insanımızdır. Mutlaka onun da daha somut katkısı ve katılımıyla bizim yükselmekte olan çizgimiz daha hızlı yükselecektir.
       
       Ali Kırca: Peki şu anda bu ittifaklar konusu sanıyorum TBMM çalışmalarına ara verdi eğer bu çalışma güvenliği, iş güvenliği meselesi nedeniyle tekrar gündeme gelecek ama öyle anlaşılıyor ki yasal zemini kalmadı seçim yapmanın yada seçimlerde çeşitli partilerde...
       
       İsmail Cem: Zaten yoktu.
       
       Ali Kırca: Yani yasal bir değişiklik yapılması ihtimali de...
       
       İsmail Cem: O kadar kesin konuşmuyorum. Fakat öyle bir ihtimalde meclis mutlaka toplanır. Çünkü Seçim için bütçe ayırmamız lazım. Yani bunu bazı partilerin seçimden kaçmak için kullanıcaklarına ihtimal vermek istemiyorum. Çünkü bazı partiler biraz kaygılı bu seçim olayından. Dolayısıyla mutlaka toplanacak ve o bütçe gerçekleştirilecek.
       
       Ali Kırca: Bu arada onu da öğrenmiş olalım. Yani seçim bütçesi için Meclis toplanmazsa seçimlerin yapılması...
       
       İsmail Cem: Zannediyorum sıkıntı oluyor.
       
       Ali Kırca: Mutlaka toplanması lazım bir bütçe çıkarması lazım.
       
       İsmail Cem: Bunu bir seçimden kaçmak için kullanılmaması lazım.
       
       Ali Kırca: Peki arada eğer bu toplantı sırasında seçim yasasının değişilmesi, en azından ittifaklar konusunda bir yasa önergesi gelirse?
       
       İsmail Cem: Biraz zor gözüküyor.
       
       Ali Kırca: Yeni Türkiye’nin tavrı ne olur?
       
       İsmail Cem: Görmedik daha bakalım kim ne düşünüyor ne yapıyor.
       
       Ali Kırca: Ama sizden böyle bir girişim gelmez.
       
       İsmail Cem: Hayır bizden böyle bir girişim gelmedi.
       
       Ali Kırca: Şu anda ittifak yapmak gibi bir düşünceniz yok her hangi bir partiyle.
       
       İsmail Cem: Şu anda böyle bir ihtiyaç hissetmiyoruzfakat bir görelim bu düşüncede olanlar da ne diyor, ne düşünüyor. Yoksa bizim öyle bir şeyimiz yok. Biz kendi işimizi iyi yapmaya çalışıyoruz. Benim tek meselem o az önce konuştuğumuz gibi Türkiye’de, yani benim meselem şu: ben Türkiye’de insanın Türkiye’nin birikimine inanıyorum, Türkiye’de müthiş bir girişimcilik var, Türkiye’de sanatçı var, Türkiye’de yazar, gazeteci yani Türkiye’de her şey var ve Türkiye’de güzellikler var. Ama bütün bunlar çimize hapsedilmiş ve bunları ortaya koymamıza, özgürce bunları böyle bir dünyaya ve kendi insanımıza ulaştırmamıza bir takım gizli eller mani olmuş ben bunu görüyorum. Çünkü çok örnek verdim ekonomide kalkıpta yatırımı istihtamı cezalandırmaya devam edersek o zaman yatırım olmaz, işsizlik ortadan hiç bir zaman kalkmayacak da işsizlik makul düzeylere bugünün çok çok altına inmez, eşitsizlik işsizlik bu ölçüdeyse eşitsizlik aynen bu büyüklükte devam eder. Ama biz onu kullanmıyoruz bir türlü. Aynı şey insanımıza sahip çıkmakta doğru, aynı şey özgürlüklerimizde geçerli. Dolayısıyla ben Türk insanında var olan dinamizmi, Türk insanında var olan güzellikleri özgürlükleştirmek ve ortaya çıkarmak onu serbest bırakmak, hadi kardeşim demek, hadi Türkiye demek. Ve bunun olabileceğine inanıyorum. Unutmadan size bir teşekkürüm var onu...
       
       Ali Kırca: Peki o daha devam edecek kısa bir aradan sonra birlikte olacağız. Ben bu arada bir iki soru aktarıp ondan sonra bu proje ve sizin belki Türkiye vizyonuna dair kısaca bir kaç cümlenizi alacağım ama gelen e-postardan bir kaç en azından soruyu gerçi çoğunu konuşmuş olduk ama Zaim Hasan Göncü diyor ki: Parti kuruluşunuzu açıkladığınızda bir ay içinde örgütleneceğinizi söylemiştiniz şu ana kadar kaç ilde örgütlendiniz?
       
       İsmail Cem: 22 Ağustos demiştim. 22 Ağustos’da örgütlerin büyük bölümü tamamlanacak demiştim. Şimdi kaç ilde örgütlendiğiniz dediniz bu aşama aşama gidiyor. Şimdi biz illerde kime görev vereceğimizin çalışmasını bitirmek üzereyiz. Kime görev vereceğimizin çalışması bitince tabi çok dikkatle yapılan bir iş yanliş yapmamak lazım. Mutlaka yanlış yaparız da öyle büyük yanlış, çok yanlış yapmamak lazım. Ve o isimler ortaya çıkacak o günlerde. Kendilerine görev vereceğiz ve kendilerinin ilçelerini örgütlemeye başlayacak.
       
       Ali Kırca: Yani taban örgütlenmesinde bir sorununuz var mı?
       
       İsmail Cem: Yok hayir. Yüzlerce isim geliyor.
       
       Ali Kırca: Yeni insanlardan geliyor, çünkü şöyle bir şey söyleniyordu: DSP’den ayrılan milletvekillerinin fazla tabanı yoktu farti teşkilatlanması açısından...
       
       İsmail Cem: Doğru değil bu doğru değil. Çünkü hem değişik partilerin teşkilatlarından geliyor hem de çok sayıda yeni talep geliyor. Genç insanlardan geliyor.
       
       Ali Kırca: Yani bu Yeni Türkiye Yeni bir parti, yeniden örgütleniyor diyorsunuz.
       
       İsmail Cem: Elbette.
       
       Ali Kırca: Örgütleniyor diyorsunuz peki. TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Yardımcısı diyor ki: Yeni oluşumun kuruluşunda geliş yelpazeli bir yaklaşımından bahsettiniz ancak partinizde eski DSP’lilerin yoğun olduğunu görüyoruz ama bunun cevabını şimdi bu soruyla...
       
       İsmail Cem: Her gün yeni insanlar katılıyor. Mesela çok ilginç bir örnek bakın onu önemsediğim için bir örnek vereğim. İstanbul Kapalıçarşı ki Türkiye’nin dünyaya açılan önemli bir penceresidir Kapalıçarşı. Kuyumcular Derneği, Esnaf Derneği Başkanı ve Yönetim Kurulu geldi partimize üye oldu. Mücheverciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı geldi üye oldu, Kapalıçarşı Esnaf Derneği’nin yani bütün Kapalıçarşı’nın Esnaf Derneğinin Başkanı geldi ve partimize üye oldu. Şimdi neden bu insanlar gelip bize üye oluyorlar. Bu çok önemli bir şey. Basınımızda da gerçi çıktı da bazı gazetelerde de işte Yeni Türkiye bu! Yeni insanımız, çünkü o insanlarımız bizde neyi görüyor, birincisi bir samimiyet görüyor, bir içtenlik görüyor ve bir güven duyuyor. İkincisi diyor ki bu Yeni Türkiye Türkiyemizi dünyay açacaktır Türkiyemizi daha fazla tanıtacaktır. Benim imkanım daha da genişleyecektir bunu görüyor. Dolayısıyla o eski insanlar; yani insan yapısıyla yenilik düşüncededir, yenilik vizyondadır, yenilik yaptığınız iştedir. Yoksa benim arkadaşlarımın çoğu ben hepsinin eskililiği ile ve geçmişi ile de iftihar ediyorum. Bu bizim milletvekilleri kendi illirendi büyük işler yapmış insanlardır ve bu bizim millet vekilleri son üç yılda bütün üç buçuk yılda bütün olumlu yasalar en fazla devam ederek meclise, bu yasaların gerçekleşmesini sağlayan insanlardır “neden bu insanlar geçmişinden dolayı böyle hafif yukarda?” Yok böyle bir şey bu haksızlıktır ve doğru değildir.
       
       Ali Kırca bu sorunun cevabı olarak söylediğiniz şu: aslında kamuoyu belki de yanlış bir bakış açısıyla daha çok popüler insanların hatta belki sanatçıların falan katılımını bekliyor onlar olmayınca da ama siz tabandan yeni insanlarla altan alta bu çalışmanın çok hızlı gittiğini söylüyorsunuz çünkü görünmüyor bu.
       
       İsmail Cem: Görünmez zaten...
       
       Ali Kırca: Ama bu devam ediyor.
       
       İsmail Cem: Biz de ona benziyoruz. Yavaş yavaş şimdi onu dedim ben Türkiye’ye söyleyeceklerimin yirmide birini konuşmadım daha.
       
       Ali Kırca: Peki hassas konulardan biri üniverstelerdeki başörtüsü yasağı hakkında ne düşünüyorsunuz, eğer iktidar olursanız tavrınız ne olucak? Diyior Fatma Ayaz.
       
       İsmail Cem: Buna iki boyutta cevap vermek isetrim. Bir tanesi bizim öteden beri anlayışımız bu konuda ki bu doğru anlayıştır. Yani bizim inançlara saygılı laiklik anlayışımız ve baş örtüsü konusunda ben onu bir yerde daha konuştum; benim büyükannem de başörtüsü kullanırdı. Çoğumuzun annesi...
       
       Ali Kırca: O soru Üniverstelerdeki yasak
       
       İsmail Cem: Şöyle bakmaktayım. Malesef bu konu bir siyasi istismar konusu yapılmıştır Türkiye’de ve bütün istismar olaylarında olduğu gibi o istismar o etki tepki çekmiştir. Bu istemediğimiz, istenmeyecek bir durum bir zıtlaşma olmuştur. Bu istismarın yavaş yavaş ortadan kalkması ve dolayısıyla da yaptırımlarında anlamını yitirmesinden yanayım. İnançlar, özgürlükler konusunda bir şey söylemek isitoyrum. Bir yerde siyaset çizgimizin genel yaklaşımıdır, yeni Türkiye’nin de yaklaşımı odur. Biz özgürlükleri; yani özgürlükler dediğim vakit bireysel özgürlükler, düşünce özgürlüğü inanç özgürlüğü, sendikal özgürlükler ve bunları kategori, kategori ayırmıyoruz, sınıflandırmıyoruz. Bir başka değişle sendikal özgürlükler benim siyasi partimin veya benim anlayışımla özgürlüğüdür, ben buna sahip çıkarım eh inanç özgürlüğüne da başka sahip çıksın da saygılı olurum değil. Özgürlükler bir bütündür ve biz aynı şekilde inanç özgürlüğü bir başkasının özgürlüğü değildir, benim özgürlüğümdür inanç özgürlü veya sendikal özgürlüklükler bizim anlayışımızla tek başına işçinin özgürlüğü değildir demokrat olan işverenin de özgürlüğüdür sendikal özgürlükler. Bu bizim zaten siyaset çizgimizin bütün dünyadaki yaklaşımıdır ve Türkiye’de bizim yaklaşımımızdır.
       
       Ali Kırca: Peki ünlü müzik adamı Kerem Görsay’ın bir soruksu var, aslında onun sorusuna siz cevap vermiş oldunuz. O da diyor ki çıkışınızda sadece sosyal demokratlardan öyle bir çıkışınız yoktu...
       
       İsmail Cem: Tam aksine.
       
       Ali Kırca: Oysa zaten o da öyle idyor muhafazakarlardan sağ partilerden o tabandan da oy bekliyor musunuz diye?
       
       İsmail Cem: Ama bakın ben mufazakar diye o fukara köylünün nesi muhafazakar. Doğru dürüst okutmamışız, çalışma imkanı vermemişiz, çocuğunu yetiştirmesi için imkan sağlamamaşız, hiç bir gelişme imkanı vermediğimiz insan “efendim o muhafazakar, o bizim uzağımızda dursun” yok böyle şey. Veya o sağ sol az önce bir örnek verdim dedim ki bazı partilere oy verdi diye işçi oyları sağ oymu oluyor Türkiye’de bu ne biçim yaklaşım. Bu sağ sol meselesi hep yanlış kullanılmıştır. Sağ ve sol veya ilericilik, gericilik aslında üretim güçlerine, emeği, fabrikaları, sanayi, ticareti büyüten, geliştiren ilericidir ve bu da bir siyasal sosyolojik tanımdır ve ben de öyle görmekteyim. Yani ben kalkıpta bir iş verene, bir sanayiciye, hakikaten büyüten, yaratan ihtististam bu adama ben ne diyecem? “muhafazakar sağcı” bunlar yanlıştır, hele partiler açısından tamamen yanlıştır. Az önce de söylediğim gibi surete değil, esasa asla bakmak gerekir. Biz bunların ötesinde bakıyoruz. Ama işte o siyasal omurgamızın olması sayesinde doğru bakmaktayız ve böyle bir bütünlüğü Türkiye’nin bütün çağdaş birikimlerini bir araya getirebiliyoruz.
       
       Ali Kırca: Peki kısa bir ara vereceğiz ondan sonra bir kaç dakikayla son sözü alacağız Sayın Cem. Yeni Türkiye Genel Başkanı İsmail Cem ile birlikte ilk Seçim Meydanı’nın sonuna geldik. İsmail Cem Yeni Türkiye olarak projelerini, 4 Kasım sonrasındaki Türkiye’ye ilişkin beklentilerini daha doğrusu toplumun beklentilerine olan yanıtlarını anlattı. Bu akşam bizde sanıyoruz bu mesajlar konusunda bilgi sahibi olduk. Yarından itibaren öteki liderle de aynı şekilde Türkiye’ye anlatacakları, verecekleri mesajları onlardan almaya çalışacağız ve son bir dakika içinde Sayın Cem’e sözü bırakırken şunu da belirtmeden edemeyecem Türkiye’de çok şey değişti, az önce de kendilerinin de belirtiği gibi sağ sol kavramalrı değişti, Türkiye otuz yılda başka yerlere geldi. Artık daha uzlaşma kültürü içerisinde, daha barışçı, daha hoşgörülü bir topluma doğru gidiyor. En büyük örneği de aslında iznleriyle onu söylemek istiyorum az önce Süleyman Demirel’den Bilge adam diye söz ettiler. Oysa bilge adam Süleyman Demirel otuz yıl kadar önce İsmail Cem’i TRT Genel Müdürlüğü’nden almaya çalışan hükümetin başındaki başbakandı. Ama Türkiye’de gerçekten çok şey değişti ve bu çok olumlu gelişmeleri de Türkiye adına selamlamak gerekiyor. Son sözü de yine bitirmesi için Sayın Cem’e bırakıyorum.
       
       İsmail Cem: Efendim ben sözü müsadenizi bir dilekle cevaplamak isityorum. Eksik olmasın Ali Kırca tabi benim çok eski arkadaşım habersiz türküler diye bir çalışması var, bir müzik çalışması onu bana armağan etti ve üzerine de müsadesiyle tekrarlayacağım kısa bir kaç şey yazmış. Diyor ki Sayın Kırca: “Sayın Cem’e Yeni Türkiye’de yeni türküler söylenmesi dileyi ile” benim de dileğim o. Umuyorum 3 Kasım’ın ardından Türkiye’de hep beraber yeni Türküler söylenecek ve bu program nedeniyle size teşekkür ediyorum çalışan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Çok teşekkürler.
       
       Ali Kırca: Kolay gelsin diyoruz. Evet yarın akşam bu dakikalarda, bu saatlerde bu stüdyoda ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz olucak. Seçim meydanlarında görüşmek üzere hoşçakalın.

 

 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları