|
Güncelleme: 16:15 TS 16 Ağu., 2002
|
| |
| NTV |
M.A. Bayar, Seçim Meydanının konuğuydu
|
|
|
|
|
|
Ali Kırca: Mutlu akşamlar efendim, Seçim Meydanına hoşgeldiniz. Sayın seyirciler bu akşamki konuğu Demokrat Türkiye Partisi Başkanı Mehmet Ali Bayar. Sayın Bayar hoşgeldiniz.
Mehmet Ali Bayar: Hoşbulduk, iyi akşamlar.
Ali Kırca: Yine Ankarada, yine başkente TBMMnin karşısında Ankarayı belki de bu anlamda en güzel gören yerlerden birindeyiz. Sayın Bayar da parlementoyu arkasına aldı daha önce hiç içinde bulunmadığı parlementoyu hedefleyerek bu akşam DTPyi anlatacak bize ve elbette son siyasal gelişmeleri. Her zaman olduğu gibi öncelikle gündeme bakıyoruz. Gündem konusunda neler düşünüyorlar ya da gündemi çözmeye çalışıyoruz. Ordan başlayalım, hatta bugün de değil dün geceden başlayacağım. Çünkü biz de yayındayken o haber benim kulaklığıma iletildi Ankarada önemli bir toplantı var diye. Biz de heycanlandık yeni bir siyasal gelişme, yeni bir siyasal oluşumun temelleri mi atılıyor diye. Bir resturanda, Ankarada bir buluşma olmuş ama galiba raslantısal bir buluşma, öyle anlaşılıyor. Ama yine de sizden dinleyelim olup bitenleri. Siz önce mi gittiniz, siz girdiğinizde kim vardı, onlar sonra mı geldiler?
Mehmet Ali Bayar: Ben girdiğimde Derviş arkadaşlarıyla yemek yiyiyordu. Bir ara Sayın Cem de geldi lokantaya. Tamamen bir birimizden ayrı gittik. Bir de Ankara hakkında size fikir veriyor her halde? İstanbulda olsanız binlerce lokanta. Ankarada çok az daha kaliteli sayıda ama sınırlı sayıda lokantı var.
Ali Kırca: Az raslatanan...
Mehmet Ali Bayar: Böyle bir günde gittik ayrı, ayrı. Tabi bir anda sizin arkaşlarınız bütün medya ordalardı. Çıkışta da bir açıklama yapmaya gerek yok ki, her sosyal faliyeten sonra da bir açıklama yapmamak lazım. Ama merhabalaştık tabi.
Ali Kırca: Onu sorucam çünkü öyle bir şey yazıldı, mesela siz girdiğniz Sayın Dervişle merhabalaştınız.
Mehmet Ali Bayar: Zaten ufak bir bahçe merhabalaştık nasılsınız, ne var ne yok, görüşelim görüşelim dedik oturduk, yemeğimizi yedik.
Ali Kırca: Sonra Sayın Cem geldi.
Mehmet Ali Bayar: Sayın Cem başka bir masadaydı.
Ali Kırca: Onunla da merhabalaştınız?
Mehmet Ali Bayar: Tabi canım.
Ali Kırca: Asıl sormak istediğim sormak istediğim mutlaka tanık olmuşunuzdur, Sayın Cem ile Sayın Derviş merhabalaşmazlar mı?
Mehmet Ali Bayar: Hayır merhabalaştılar.
Ali Kırca: Örneğin sırt sırta oturdular ama hiç merhaba demeden geldiler ve gittiler denildi, bizim haberimiz yok filan gibi açıklamalar yapıldı. Yani onlar adına değil tabi.
Mehmet Ali Bayar: Yok canım onlar merhabalaştılar. Tabi ki konuştular.
Ali Kırca: Ama neticede bu yemekti...
Mehmet Ali Bayar: Zaten yani medeni düşünce bunu gerektirmiyor.
Ali Kırca: Görmemiş olabilirler, bahçe girişi olabilir vs. zaten şaşırtıcı olan şuydu eğer çok önemli bir ittifak toplantısı yapılacaksa her restourant yemek masaları...
Mehmet Ali Bayar: Hayır aslında neden olmasın? Çünkü gizli örgüt kurulmuş veya çete kurulmuyor.
Ali Kırca: O anlamda değil ama tabak, çatal şıkırtıları arasında...
Mehmet Ali Bayar: O daha da güzelleştirior herhalde. Yani bizim orda bulunmamızın sebebi bu değil herkes ayrı ayrı bir akşam yemeğiydi. Ama dediğim gibi eğer Türkiyenin önüne açak, Türkiyeye mutlu, umutlu, aydın, güzel, bugün ve yarınlar yaratacak gelişmeler oluyorsa bunu ortalıkta lokantada da konuşabilirsiniz veya halkın gözü önünde. Zaten herşeyi demokraside, açık rejimde, halkın gözünün önünde şefaf olması lazım. Bakın karamsarlıkların içinden geçiyor Türkiye, karamsar dönemden yarınlara umutla bakabileceğimiz bir döneme gidiyoruz. Bu konuda bizim üzerimize düşen, benim üzerime düşen, benim partimin üzerine düşen DTPnin ki Türkiyenin kendisene en süratle girmiş, en dinamik şekilde Türkiyenin siyaset gündemine girmiş, kendine gayet güvenle seçimlere hazırlanan bir parti olan Demokrat Türkiye Partisinin üzerine eğer demokrasinin önünü açmak, halkımızın önüne gönül huzuruyla, iç huzuruyla oy verebileceği, kendisi ve çocuklarının yarını için güvenebileceğim bir parti koymak. Bir oluşum koymak eğer mümkün olabiliyorsa siyasi liderlerin üzerine düşen bu imkanı değerlendirmektir, bu ülkenin önünü açmaktır. Ben bir siyasetçi olarak bu görevin sorumlu düşünce olduğuna inanıyorum.
Ali Kırca: Peki önününüzü, yani Türkiyenin önünü nasıl açacağınıza bakalim. Tabi sizin burda olmanız bizim için önemli. Bu ilk dizisine sizi aldık çünkü hem yeni partisiniz hem tanınmayan birilerisiniz ama aynı zamanda Türkiyede son bir aydır üzerine en çok konuşulan liderlerden birisiniz. Partinizin ağırlığı nedir, kamuoyu yoklamalarından ne çıkar? Ama o boyutun ötesinde ilgi var partinize en azından medyada var, kamuoyunda da var dolayısıyla. Bütün gelişmelerin de odağında görünüyorsunuz. Onun için Seçim Meydanı programında liderleri konuk etmenin de görüşlerini, projelerini aktarmanın ötesinde haber veri de taşıyor bizim açımızdan sizinle burada konuşmak ve konuk etmek. Alacağımız şeyler olup bitenleri de bir ölçüde eşit tutuyor. O anlamda hemen son ittifak görüşmelerinden ve gelişmelerden başlamak istiyorum. Sayın Cemle bir araya geldiniz ve bir işbirliği en azından sonucu konuşuldu, karşılıklı aynı görüşleri ifade ettiniz. Ama biraz öncesine gitmek istiyorum, daha doğrusu Yeni Türkiye Partisinin kurulma aşamasındaki ilk günlere. Aslında görüşmeler o zaman başlamıştı. Sayın Cem size geldi, sizle görüştü; daha parti kurulmadan, parti oluşmadan. Bütün zihinlerde o zaman daha sizin iş birliği yapacağınız yolunda bir izlenim doğdu kamuoyunda ama öyle olmadı. Neden o zaman olmadı?
Mehmet Ali Bayar: Deminki sözlerinize teşekkür ederim. Haber değeri olması da hoş benim için doğrudur DTP kökenleri olan Türk siyasetine yeni girmiş, son beş senenin partisi son derece dinamik bir parti. Boyunun üzerinde belki kamuoyunda birden bire gündeme geldi. Bunda tabi şu var: siyaset sadece aritmatik meselesi değil. Bir defa bu parti son derece güçlü ve sağlam bir teşkilata sahip, gayet onurlu, gayet fedakar, gayet heycanlı, inançlı insanların başka bir partilerde olmamak için siyaseti erdemli ve inandıkları şekilde yapmak için burda duran, bu partide duran, bu partiyi koruyan insanların partisi. Yani siyaset aritmatik meselesi değil bu moral meselesi siyaset. Yani siyasette yarattığınız hava, sizin verdiğiniz mesaj ve duruşunuz size ilgiyi birden bire yöneltiyor. Çünkü Türkiye yeni bir şeyler arıyor, yeni bir siyaset arıyor, yarınlarına yeni bir bakış açısı. Türkiyenin tıkanıklığının sebeplerinden bir tanesi hükümetin tıkanıklığıydı. Hükümetin aslında fiilen bitmiş olmasıydı. Bana göre Şubat 2001de bitmişti hükümet. Çünkü ekonomik hükümranlık haklarını devrettikten sonra, hükümetin hükmetme gibi bir bahsi kalmadı. Ama alternativsizlik denilen bizdeki klişelerden biriyle hükümet devam etti. Şimdi DSPnin dağılma süreciyle birlikte ben Türkiyede bir yeni yapılanmanın, yeni merkezin, bir makul çoğunluk siyasetinin benim tabirimle kurulabilip, kurulamayacağını anlamak istedim. Fakat o sırada görüşmelerimiz vardı Sayın Cemle, Sayın Dervişle. Tabi çok süratli gelişti, yani DSPden önemli sayıda milletvekili arkadaşımızın istifa etmek durumumda kalması onları bir partileşme sürecine itti. Partileşme ayrı hukuklar gerektiriyor, yani bir partisel kimliğiniz ortaya çıkıyor, paşka bir partinin kimliği, kişi varlığı var ve iki benzer görüşlere sahip, benzer vicdanlara sahip, Türkiyenin meseleleri ve çözümleri hakkında ortak faydalara sahip partiler arasında yeni bir parti hukuku çıktı. O yüzden belli bir zaman aldı. Belki de o arayışlar neticesinde doğru olanın ne olduğu konusunda bir ortak akıl yürütüldü. Şimdi bu gelinen aşamada...
Ali Kırca: Şimdi o ara sizin biraz hayal kırıklığınız da oldu galiba. Onu da ifade ettiniz. Yani ben daha çok merkezde bir makul çoğunluğu zin deyiminizle kapsayacak ve kucaklayacak bir oluşum bekliyordum ama çıkışları biraz faktsiyonel oldu. Solun yeni bir parçası gibi ilk izlenimleri doğdu. Onun için belki yanlış oldu diye çok net söylemediniz ama çok da istediğiniz gibi bir ortamın doğmadığı yanlış...
Mehmet Ali Bayar: Tabi ki yanlış. Çünkü bizim demokrasimizin en güzel tarafı siyasi parti kurmak serbest, otuz kişi bir araya gelir, bir beyanla siyasi bir parti kuruyor. Zaten demokrasinin gücü de burdan geliyor. kesinlikle hiç bir siyasi hareket yanlış oldu denilemez, kattiyen. Onlar, benim aradığım şuydu yani yeni bir parti kurmadan; zatendağılmış bir siyaset, bölünmüş bir siyaset yapımız var. Toplum da zaten siyaset anlamda bölünmüş vaziyette, daha doğrusu parçalanmış vaziyette. Acaba burda bir toparlanma olabilir miydi? Yani yeni bir parti olmadan, yeni bir yapı çıkabilir miydi? Mevcut siyasal kimliklerimizin üstünde, yeni bir üst kimlikle, bir demokrat kimlikle ülkenin meselelerine ortak çözümler, ortak akıllı, ortak çözümler üretilebilir miydi diye arayışım oldu. Ama neticede bir parti çıktı, ben başka sosyal demokrasi vurgusunu veya sol vurgusunu söylerken fikir sorunlarının artık dar anlamda sağ sol kalıplarının ötesinde yeni bir bakış açısıyla dediğim gibi ortak uzlaşmalarla, büyük uzlaşmalarda çözülebileceğine inanıyorum. Zaten gelinen noktada da kimse kimliklerimizi inkar etmiyor. Yani herkezin geçmişten getirdiği, taşıdığı ve taşıyacağı kimlikleri var. bunların üzerinde ısrarlı olunabilir. Bunların üzerinde ısrarlı olunabilir bana sorulduğunda ben demokratım diyorum bir demokrat kimliğim var, sıfatsız demokrat kendimi tanımlıyorum ama liberal demokrat, sosyal demokrat bunlar hep kökenlerimizden getirdiğimiz kimlikler. Şimdi geldiğimiz noktada bir kucaklama meselesi var. Sorunlarını da kucaklama, Türkiyeyi de kucaklama meselesi.
Ali Kırca: Eğrisi doğrusuna geldi, biraz geç de olsa bu oldu.
Mehmet Ali Bayar: Bu buluşma yani bizim başlattığımız mesele bir ilkesel zemini kurma meselesi. Seçim ittifakı veya ittifak ne derseniz deyin. Eğer birliktelikler, bir araya gelmeler siysi oportinizm gibi gözükürse ne halk buna inanır, ne kamuoyu bunu benimser ve ne de bunun tutarlılığı olur. Neyse bunun aksine bir ülkesel birlikteliği, ülkeler, prensipler, undeler ne derseniz; yaklaşımlar birlikteliği, ortak bir zemin inşası üzerinde mutabık kalınır ve adım adım gidiyoruz.
Öncelikle yetkili kurullarımızın bu ortaya çıkmış tabloyu benimsemesi ve bu konuda onay vermesi gerekir. Çünkü burda önemli olan şu var. iki parti bir birilerinin kurumsal kimliklerine saygı duymalılar. Birlikte getirdikleri birikimlerine, kim olduklarına, varlıklarına saygı duyuyorlar; bu önemli bir şey. Bunun üzerine bir şey bina edile bilir mi? Yani Türkiye baktığı zaman evet Türkiyenin yenileştirilmesi, Türkiyenin önünün açılması, Türkiyenin yeni bir gelecekle buluşturulması bu yapılabilir mi? Dışardaki heycanın sebebi bu, insanlarımızın bizi kucaklamasının sebebi de bu. Buradan nereye gidebiliriz görücez tavütlerimiz şu anda birlikte hareket etmek.
Ali Kırca: Ben o heycanın biraz daha altını çizmek ve vurgusunu daha iyi yapmak da isterim. Daha doğrusu sizin tekrarlamanızı yapmanızı istiyorum. Galiba mutlaka her siyasi parti bunu bir biçimde algılıyordur ama bu kadar net ifade edilmiyor. Bu heycanın, bu yönelimlerin mesela solda Ecevit hastaydı da onun için o hastalığa karşı daha genç insanlar yada yeni bir parti solda; o sol artık yürümüyordu sol dan kopmuştu solda yeni bir parti şeklinde değerlendirenler oldu. Yada AKPnin önünü keselim... Oysa o heycanın başka bir sebebi var bu heycanı sizin kadar, yani bu heycanın anlamını bu kadar net vurgulayan olmadı şu ana kadar. Onun için ben bir kere daha kamuoyu ile bunun paylaşılmasını istiyorum yani bütün bu kısır işte solda yeni bir parti arayışından yada AKPyi frenleyip önünü kesmeden farklı bir arayış. Toplum ilk çıktığında mesela bu beklentileri olduğunda mesela AKP falan konuşulmuyordu, yeni yeni konuşulur oldu. Başka bir heycan vardı, belki onu bir kere daha vurgulamak gerekiyor. Sizin açınızdan da sizin bakış açınızdan.
Mehmet Ali Bayar: Öyle, yani bugün yaşananı artık geride bırakma arzusu tuttu. Yani bakın toplum son on yıldır çok değişik etkilerin altında yorulmuş vaziyette, halkımız, şu bizi seyreden insanlar yorgun. Sorunları çığ gibi büyümüş, çözüm yok, çare yok. Çözüm ve çare arıyor, bir açılma arıyor, önün açılması bir rahat nefes alma imkanı arıyor. Yıllar sorunlarını bırakmak...
Ali Kırca: Daha da geleceğe bakmak istiyor ve unutmayacaksınız mutlaka ama Avrupa Birliği ekseninde düşünce...
Mehmet Ali Bayar: Oraya gelmeden evvel şunu söylemek istiyorum. Avrupaya gitmeden önce, yani sokağındaki, hayatındaki, evinin içindeki, okulundaki, iş yerindeki bütün yağılmış sorunlarının yumağının içerisinde bir de toplumun üzerine onun meselesi olmayan kavgaları siyaset taşıyor. Siyaset sürekli kavga gösteriyor, siyaset yüksekle konuşuyor, siyaset bağırıyor, siyaset bir birini itiyor, kakıyor ve neticede toplum siyasetten uzaklaşıyor. Şimdi bu noktada bugünü geride bırakma arzusu içinde Türk milleti. Yani bugün artık yaşanan yaşandı, bugünü kapatalım yarın yeni bir gün var. Peki yarın yeni gününe nasıl gidecek Türkiye. Herkes bu sizin bu ekranınıza şu koltuğa oturan herkes dikkat ettim günlerdir ve benden sonrakiler de aynı şeyi söyleyecekler. Efendim yeni bir siyaset yapma arayışı var. Bunu en iyi ifade eden insan ve onun görüşlerine de aynen katılıyorum Sayın Cem gayet güzel koydu. Ama hep genelde aynı şeyler söyleniyor biz yeni şeyleri söylerken, onları söyleme ihtiycı hissedenler diyorlar ki evet yeni bir siyaset yapma anlayışı. Her kes yeni siyaset yapma anlaşıyını söylüyor, hep eski siyasetçiler, daha doğrusu yıpranmış siyasetçiler. Yıpranmanın yorulmanın ve yılgınlığın ötesine Türkiye geçmek istiyor. İnsanlarımız yeter tamam, olan oldu yarına bakalım, biraz güler yüzle bakalım. Benim güler yüzlü demokrasi diye tanımladığım yeni bir demokrasi anlayışıyla demokrasiyi hakikaten aranılış ve manalı bir yaşam tarzı haline getirecek çünkü demokraside çözüm üretmesi lazım, bir siyaset anlayışı. Şimdi birden bire bu heycan dorukta yani tıkanmışlığın hiç bir şey olmadığı, hareketsizliğin oğduğu bir noktada bir takım insanlar kendilerini aşarak, kendi siyasal kimliklerini koruyarak ama onları bir kenarda bırakarak ama onun üzerine geçerek Türkiyenin meselelerini bir Türkiye buluşması halinde gidebiliyorlar. Biz bir adımı attık bu adım nihayetine erdirilir, burdan yeni bir oluşum çıkar veya çıkmaz neticede bu bizim ferasetimizdir, bizim sağduyumuzdur ve halkımızın bize göstereceği güvenin bir sonucu.
Ali Kırca: Peki şimdi teknik olarak ona bakalım o zaman. Gerçi yetkili kurullarımıza götürecez ve bu oluşumun şekli nasıl oluşacağı orada belirlenecek ve daha sonra çıkacak dediniz ama şimdi ilk planda YTP ve DSPnin iş birliği görünüyor. Belki buna başka partilerin katılması söz konusu olur. Ama önce kamuoyunda bugün gazetelerde de iki farklı haber vardı, çatının ne olacağı konusunda. Biri diyor ki YTP daha büyük bir parti mecliste milletvekilleri var toplumda da daha büyük desteği var, eski bir partinin devamı, ve tabanı var. Dolayısıyla Yeni Türkiyenin çatısı altında olacak. Bir başka haber diyor ki tamam öyle ama onların teşkilatı yok, oysa DTPnin sayısız ilde ve sayısız ilçede teşkilatlanmış bir parti. Dolayısıyla DTPnin çatısı altında birleşilecek. İkisi de söz konusu olabilir mi? Yeni Türkiyenin, Sayın Cemin arkadaşlarının sizin partinizin çatısı altına olabilir mi?
Mehmet Ali Bayar: Her şeyden önce şunu söyleyim ben de bugün bunları gazetelerden okudum bizim burada konuşmalarımız, görüşmelerimiz gayet şefaf, açık. İçeride ne konuştumuzsa dışarı da o söylenmiş. Biz bu noktada bunların hiç birini konuşmadık. Çünkü eğer bunları konuşarak başlarsanız işe sayılar, sen bana ne verirsin, ben sana veririm, kim nereye gidiyor bunları konuşmaya başlarsanız işin manasını birinci dakikada bitiriyorsunuz. Halk onlarla ilgilenmiyor, halk şununla ilgileniyor: acaba insanlar fedakarlıkta bulunabilecekler mi, acaba insanlar yaratıcı olup o adımı atabilecekler mi ve bu tıkanmışlığı aşabilcekler mi, farklılıklarını ortak bir zeminde buluşturabilecekler mi. Zaten farklılaşa, farklılaşa ayrışma noktalarına gelmiş, bir birinden kopuk, bir birine karşı karşıya gelmiş bir toplum o farklılıklardan bir ortaklık bir zenginlik çıkarma arayışı içinde, siyasette de bu arayış içinde. Şimdi biz önce temel prensibe baktık. Biz böyle bir şey gerçekleşebilir mi, böyle bir hava var mı, böyle bir güven varmı. Bir defa güven anahtar sözcüktür. Türk halkı siyasetçisine güvenmek istiyor, Türk halkı kendisini idare edecek olan insana güvenmek istiyor. Biz bir birimize güveniyorsak onu halka da verebiliriz, o sıcaklığı kurabiliriz. Biz bir birimize güveniyoruz. Fedakarlığı gördünüz, fedakarlığı gördük. Çünkü başka başka yollara gidebiliriz, başka başka şeyler denenebilir. Risk almadan karşısında eğer... Eğer sayın Kırca siyaset yoluyla büyük işler yapmaya talipseniz, siyaset yoluyla ülkenizi daha götürmeye talipseniz, Türkiyeyi yenilemeye talipseniz o zaman büyük düşünmek zorundasınız. Dar kalıpta, sayısal siyasetlerle ulaşamazsınız, siyasetin sayısal kombinozonlarıyla uğraşamazsınız. Bugün ipe sapa gelmez kombinozon arayışlarıyla uğraşanlar sandıklarda kalacaktır. Yani burada meseleyi öncelikle siyasi vijdan, hedef, gaye getirmek lazım. Gaye nedir? Yeni bir Türkiye yaratmak, Türk halkının sorunlarını akılla, bilgiyle, inançla çözmek, ona sahip çıkmak. Eğer bu böyle ise önce ilkeyi koyarsınız. Eğer biz çatıdan kim kimin içine girecekten, sayıdan, şundan bundan başlarsak inandırıcılığımız kalmaz.
Ali Kırca: Ama sonuçta bu çatı meselesine gelecek?
Mehmet Ali Bayar: Tabi tabi. Onun için iki taraflı öncelikle siyasi iradenin sahibi olan yetkili kurullarına gideceksiniz, yetkili kurullarından, yetki arayacak, yetkili kurullarının buna karar vermesini isteyecek. Çünkü yaptığımız pasif bir iş değil.
Ali Kırca: Şimdi kısa bir ara vereceğiz ama o kısa aradan sonra ben o sözcüğü yakaladım, fedakarlığa da herkez hazır diye. Fedakarlık herkezin bulunduğu erki yada siyasal gücü terk anlama da geliyor siyasette. Daha doğrusu siyasette sadece bu anlama geliyor. Dolayısıyla şunu öğrenmek istiyorum aradan sonra bunun cevabını sizden aracağım. Sayın Cem Yeni Türkiyenin başına geldi, örneğin Yeni Türkiye Genel Başkanlığı gibi bir sıfatı bırakıp başka bir oluşumda ikinci bir görev, ikinci kademede bir görev alabilir mi, siz aynı şeyi yapabilir misiniz, üçüncüsü de Sayın Dervişin bu oluşumdaki yeri ne olur?
Mehmet Ali Bayar: Bakın bu ülkenin çıkarları için, bu ülkenin çıkarları için, bizim kendi çıkarlarımız için değil, siyasetin dar anlamdaki çıkarları için değil bu ülkenin çıkarları için ne gerekiyorsa o yapılır. Eğer Türkiye milli mücadele anına gelmişse orda kimse ben nerdeyim, ordamıyım, değilmiyim diye düşünür mü. Kendimizi aşma meselesi zaten bu işin başlangıç noktasıdır. Tıkanmış kara basanlar altındaki bir ülkeyi sıkılmış, sıkışmış, bakın bugünkü gelişmelere bakın sabahtan beri yine bir sıkıntılı bir gün yaşadık. Bir Cuma günü bir haftasonuna giriyoruz insanlarımızın biraz nefes alma imkanı olacağı. Yine sıkıntılar içinde kendi araları çözüm üretemeyen bir günün neticesinde biraz rahat nefes alma ihtiyacı içinde. Sanki onun gibi ülkenin de yarınını, önünü açabilecek bir noktada
Ali Kırca: Her fedakarlığa hazırsınız.
Mehmet Ali Bayar: Ne gerekirse o yapılır.
Ali Kırca: Sayın Cem böyle bir yeni oluşum sadece seçimlerle ve seçim ittifakı ile bağlantılı bir oluşum için şu anda bulunduğu genel başkanlığından ayrılıp bir ikinci adam durumunda olmayı kabul eder mi?
Mehmet Ali Bayar: Kendisiyle bu konuyu koşmadım.
Ali Kırca: Fedakarlığın boyutları içerisinde var mı? öyle sorayım o zaman.
Mehmet Ali Bayar: Bakın o sorunun da muhatabı Sayın Cemdir. Ama ben şunu söyleyim Sayın Cemin siyasi hayatı son derece saygı duyduğum, gayet yakın dostluk kurduğum bir insan, Türkiyenin aradığı insanlardan, Türkiyenin aradığı yüzlerdendir Sayın Cem. Birikimi ile yetişmesi ile hizmetleriyle, siyaset anlaşı ile. Yani Sayın Cemin siyaseti ile mutabık olmayabilirsiniz, iddiasıyla da mutabık olmayabilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz. Ama Sayın Cemin kişilikliği hakkında bu ülkede hiç kimsenin teredütü olmayacaktır. Ama her zaman Sayın Cem kimliği ile varlığını, saygınlığını korumuş bir insan. Sayın Cemin ne yapacağına ben karar veremem, Sayın Cemin kararlarına da...
Ali Kırca: Türkiyenin sizin belirtiğiniz bu Kurtuluş Savaşı boyutlarındaki bir fedakarlık ölçeğinde böyle bir siyasal özveride mutlaka görüşüyorsunuzdur, o üzerine bulunabilecek adımına hazır mı?
Mehmet Ali Bayar: Sayın Kırca ben bu noktada adım adım gitmeyi ve her günü yaşayarak görmeyi tercih ediyorum. Çünkü bugün eğer bu meseleleri, tekniğini konuşmaya başlarsam kendi yetkili kurullarımın yetkilerini de üstüme almış olurum. Ama öncelikle ben oradan bir irade çıksın, sonra oturalım bu işin tekniğini konuşmaya başlayalım. Ama önemli olan şudur: bir birilerine güvenen, bir birirelirne inanların insanların Türkiye sunmaları gereken tablo bir güven tablosu ve bir çözüm tablosu. Eğer onu ortaya çıkartabilirsek gerisi teferuattır.
Ali Kırca: Bir ittifak olacak mı? Yani seçim öncesinde.
Mehmet Ali Bayar: Ben olmasını diliyorum ve o yönde benim üzerime düşen ne varsa onu yapmaya hazırım. Çünkü ben bir siyasi parti genel başkanıyım ama ülkemi kendi partimden daha çok seviyorum.
Ali Kırca: Peki üçüncü sorum. Sayın Kemal Derviş bu ittifakın neresinde ve neresinde olacak önümüzdeki günlerde.
Mehmet Ali Bayar: Sayın Derviş çok tartışılan bir insan. Sayın Dervişin gönlünün ve kafasının bu ittifakta olduğunu biliyorum veya bu oluşumun başarıya ulaşması yönünde olduğunu biliyorum. Ama Sayın Dervişin kendi arayışları saygı duyduğum arayışlar. Neticede kendi karar verecektir. Ama Sayın Derviş önemli bir insan, önemli bir iş yapıyor, Türk kamu oyunun kendisine saygı duyduğu bir insan. Sayın Derviş bugün istifa etti, etmedi gibi bir takım tartışmalar var. Ama bundan evvel istifa etti, zaten istifa etmiş adam. İstifası kabul olsaydı Yeni Türkiye Partisi Genel Başkan Yardımcısı olacaktı anladığım kadarıyla. Neticede bana göre olaylar tabi mecra bir bir seyrine girecek.
Ali Kırca: Sayın Dervişin gönlünde bu var ama hiç mi temas olmadı, yani kendisiyle doğrudan kimse konuşmuyor mu, Ankara küçük bir yer... en son ne zaman konuştunuz siz şahsen?
Mehmet Ali Bayar: Yani Sayın Dervişin bugünkü gelişmelerden sonra konuşmadım ne olduğunu bilmiyorum ama.
Ali Kırca: Ama dün ittifak konusunu konuştunuz.
Mehmet Ali Bayar: Gayet heycanlıydı tebrik için aradı zaten. Bakalım görelim diyorum. Burda önemli olan şu var Sayın Dervişin bu gelişmelerin başlangıç noktasında Türkiyenin önüne koyduğu tabloyla mütenasip uygun bir gelişme yaşanıyor. Sayın derviş Başka bir arayışın içindemidir olabilir yani onu da tartışmıyoruz.
Ali Kırca: Acaba şunu mu, nelerin olamayacağını göstermek için yada en azından denedik ama olmadı rahatlığına kavuşup ondan sonra; daha öcne zaten planlamış olduğu adımı mı atmak istiyor. Acaba böyle bir bakış açısında olabilir mi?
Mehmet Ali Bayar: O taraflarını bilmiyorum. Yani Sayın Dervişin arayışının ne olduğunu, neyi aradığını şu aşamada bilmiyorum çünkü çok değişik kombinozonlar çıkıyor. Hergün değişiyor, yeni bir takım fikirler geliyor. Ama neticede hem zaman daralıyor, hem de Türkiyede ortak aklın yani aklıselim eski tabiriyle yani sağ duyulu getirip çıkaracağı bir tane tablo var ve oda Türkiyenin önünü açacak ve çok geniş toplum kesimlerinin siyasal görüşleri ne olursa olsun farklılıkları ne olursa olsun bir arada destekleyebilecekleri arkasına düşebilecekleri yeni bir dinamizim, yeni bir enerji. Türkiyenin siyasetine bunu sokabiliyormuyuz, sokamıyormuyuz. Denemeye değer, çünkü Türkiye her şeyin denenmesi gereken bir durumda.
Ali Kırca: Peki pek de dinlendirilmeyen kulislerde dolaşan da bir söylenti vardı o da şu: şimdi Sayın Dervişin hep birinci adam olarak bazı çevreler tarafından da görüldüğü ve orda olmasını istedikleri falan da söyleniyor ama senaryoyu aktarmak istiyorum. Doğru dersiniz veya hayır dersiniz o şu: YTP oluşumunu sürdürüyor ve sürdürecek ki bu oluşumla devam edecek çünkü kendi kimliklerini geçmişten gelen o sosyal demokrat kimliklerini bir kere kamuoyuna gösterep başka bir çatı altına girselerdi biz zaten o omurgasız bir hareket değildi kanıtlamak istiyorlar. Bu hareketin yeni Türkiyenin kurulmasının ve şu aşamada devam etmesinin nedeni bu. Ama şöle bir şey söyleniyor. Bütün bu ittifak çabalarının sonunda daha hazır olan teşkilatlanmış bir DTP partisi çatısı altına YTPnin katılması, seçimlere o çervede girmesi o noktada Sayın Dervişin bu oluşumun başına geçmesi ve o başına geçtiği günle birlikte Türkiyeden herkesi kucaklayan o çok geniş kadrolu bir hareketin yada büyük kadroların, herkezin sözünü ettiği ortak isimlerin, ortak aklın hep düşündüğü isimlerin aynı gün büyük bir gövde gösterisi ile adeta harekete katılması ve DTP çatısı altında asıl yeni oluşumun seçimlere gireceği yolunda bir rivayet var. Demin dediğim Sayın Cemin özveri fedakarlık meseleleri de oydu. Böyle bir senaryo konuşuldu mu, konuşuluyor mu, mümkünmüdür?
Mehmet Ali Bayar: Sizin için neden çok iyi bir habercidir, çok iyi bir televizyoncudur denmesini anlıyorum çünkü o kadar güzel bir şekilde sıraladınız ki bende sizden öğreniyorum bunları. Bunların hepsi yazılan, söylenen spekilasyon olabilir bir kısmı, bir kısmı rivayet, bir kısmı arzu, dilek. Ama söze şunu söyleyim bizim Sayın Cemle ve arkadaşlarıyla konuşmalarımız şu aşamada ilkelerimizin, ortak faydalarımızın, ortak bakış açımızın, ortak değerlendirilmelerimizin ortaya konulması. Bunun ötesinde hiçbir noktaya konuşmuş değiliz. Çünkü bu karşılıklı bir saygının da bir gereyidir, demokratik kamillere olan saygımızın da bir gereği. Ama bu söylediğiniz hususların konuşulma ve düşünülme noktasına gelebilmemiz için bu noktayı öncelikle geçmemiz gerekiyor. Bu işi gayet ciddi, gayet dikkatli, sabirla yapmak gerekiyor. Sayın Demirelin Türk siyasetine kazandırdığı çok önemli bir tanımlama vardır siyasette bir gün kısa, yedi gün uzun bir süredir.
Ali Kırca: Pası verdiniz ben şimdi golü atıcam zaten şutu vurmaya hazırlanıyordum, Demirel volesini çakmaya öyle diyelim. Demirel bu hareketin neresinde? Şunun için söylüyorum bu koltukta Salı akşamı Sayın Cem oturuyordu ve o gün tam da Sayın Demirelle bir görüşmesi olmuştu Sayın İsmail Cemin. Ben de ısrarla sordum ama ser verip sır vermedi. Ama tabi tutması bile bazı şeylerin hani sukut ikrardan gelir ifadesiyle anlatımı gibi. Yani Sayın Demirelin o gün Sayın Ceme bazı tavsiyelerde bulunup bulunmadığını sormuştuk bilge adamdır demişti. Tavsiyelerine uyacak mısınız dedik zaman gösterir elbette. Acaba bütün bu gelişimlerin altında Sayın Demirelin arabuluculuk çabaları dileyim, bilge adam kişiliğinden gelen kısa bir motivasyon katma yada ilk adımı, ilk vuruşu yapma gibi böyle bir şey var mı, Demirel arkasında bı bu ittifakın?
Mehmet Ali Bayar: Sayın Demirel Türkiyenin günlük siyasetinin içinde veya o pazarlıkların içinde olmaz Sayın Demirel günlük siyasetin çok üstünde...
Ali Kırca: Bu pazarlık değil ama iyi niyetli çaba...
Mehmet Ali Bayar: Ona gelicem şunu söyleyeceğim. Sayın Demirel bugün Türkiyenin dünyanın önüne çıkardığı en önemli referans noktalarından biridir, en önemli referans noktasıdır, en önemli varlıkların başında gelir. Dünya lideridir, Dünya ve Türkiye siyasetinin duayenidir ve Sayın Demirel bir çözüm adamıdır. Yani her meselede, şahsi meselemizde bile gidip bir şey sorduğunuzda bu kadar tecrübeli bir insan hayatın dairelerini görmeş, inişini, çıkışını görmüş siyasetin. Neticede bir büyüğüdür Türkiyedir: Siyasi görüşü ne olursa olsun, partisi ne olursa olsun, yaklaşımı ne olursa olsun herkese kapısı açıktır, herkesi dinler, telkinde bulunur, tavsiyede bulunur, dinlenir, dinlenmez. Ama Sayın Demirel o telkin ve tavsiyeleri o bilge kişiliği ile söyler ve kökene indiği gibi siyaset adamı.
Ali Kırca: Duayenidir Türk siyasetinin.
Mehmet Ali Bayar: Her türlü rakamına sahiptir, Türkiyede büyük hizmetler yapmıştır. Sayın Demirelin ne gibi telkinlerde Sayın Ceme bulunduğunu bilmiyorum, Sayın Cemin doğrusu ne sorduğunu bilmiyorum...
Ali Kırca: Peki size ne gibi telkinlerde bulunduğnu bilirsiniz.
Mehmet Ali Bayar: Bakın Sayın Demirel bu ülkenin menfati için, hayri için, bu ülkenin önünün açılması için ne yapılıyorsa, nerde yapılıyorsa ona hayırlı olsun der, tebrik eder, tavsiyesinde bulunur dinlenir dinlenmez. Sayın Demirel iyinin doğrunun yanında olur. Bu meselenin ortaya çıkışında günlük içine karışır, benim en azından tecrübem bu. Ben DTP Genel Başkanı olarak DSPdeki dağınıklık başladığı andan itibaren bana yönelmiş tevecühü, benim partime yönelmiş bilgiyi ve görüşme taleplerini kendi değerlendirmem çerçevesinde çevaplandırdım ve çözüm üretim sorun yaratmadım, çözüm ürettim insanların önüne opsiyonlar seçenekler koydum. Benim aradığım Türkiyede yeni bir çıkış noktası bulabilmek. O noktada başı sıkıştığında anda eğer birine danışabiliyorlarsa ki Sayın Demirele gidip danışan bir çok insan var ben de gidip her zaman kendisine danışıyorum, tavsiyelerini tutuyormuyum, tutmuyormuyum, iyi tutuyormuyum, yapabiliyormuyum, bana verdiği telkinleri nasıl değerlendiriyorum onlar benimle ilgili.
Ali Kırca: Size Amerikadan dön siyasete gir diyen Demirel mi?
Mehmet Ali Bayar: Hayır. Sayın Demirel kimseye...
Ali Kırca: Talimat gibi değil de, dönseniz gelseniz iyi olur anlamında söylüyorum.
Mehmet Ali Bayar: Şunu söyleyim bir kariyer değişikliği ile karşı karşıya kalsanız, Sayın Demirele gitseniz Ali Kırca olarak eminim ki size bir çok şey söyleyecektir. Onları değerlendirirsiniz veya değerlendirmezsiniz. Bir hesap, kitap adamıdır size değerlendireceğiniz doneleri gayet iyi koyar bunların arasından karar verme imkanları sizindir. Sayın Demirel günlük siyaste karışmaz. Çünkü günlük siyasete sığdırılamayacak kadar büyük bir figürüdür Türkiyenin. Dediğim gibi dünya siyaset sahnesinin önüne koyduğu. Bakın koskaca Amerikan Başkanı beş kişilik komite kuruyor, dünyanın en eski sorununa yani Hz. Musadan beri buraya gelen bir soruna bir çözüm bulacak beş kişilik komiteye Sayın Demireli davet etti ve o komite bir rapor üretti Mitchel raporu. Bugün dünyanın Ortadoğu sorununa çözüm meselesinde, çözüm konusunda kullandığı yol haritasıdır. Yani Sayın Demireli değerlendirirken onu günlük siyasete alet etmek isteyenler, Sayın Demirel üzerinden günlük siyasetin küçük çıkarlarını, kazanımlarını elde etmek isteyenler yanılıyorlar. Çünkü neticede gayet açıkta bir insan. Kendisine sorduğunuz zaman cevabını verecektir ne olduğunu. Ben yapılmış her iyi işin arkasında olduğunu biliyorum Sayın Demirelin. Nerde iki taş üst üste konulmuşsa bu memleketin hayrı için Sayın Demirel onun arkasındadır. Bütün mesele bu işlere giriişen insanlar bu işleri becerebilirler mi yapabilirler mi? Ona Sayın Demirel ne karışır. Yani beceriyorsak, becereceğiz, kendisi de bundan ülkenin önü açılırsa memnun olur, bir başka gelişim önünü açacaksa ondan da memnun olur onun için gayet açık ve gayet yalın koyuyorum bu mesele benim açımdan bundan ibaret.
Ali Kırca: Yani bunun için sordum. Yani Amerikadan gelişinizde her hangi bir başka bir partiye üye olmadınız, geçmediniz çünkü gelen sorular arasında o da var neden bir başka partiye üye olmadınız ve yeni bir partinin başına geçtiniz diye. İkincisi de bu partinin Sayın Demirelle yakınlığı biliniyordu. En azından bir gönül bağı olduğu, ikincisi kadrolarıyla.
Mehmet Ali Bayar: Bakın bu işin hiç gizli saklısı yok. Ben Demokrat Partili kökenden geliyorum ve bana...
Ali Kırca: Aile olarak?
Mehmet Ali Bayar: Sadece o değil kişi olarak, şahıs olarak da. Kırk yaşında bir insan olarak Türkiyenin yakın siyasi tarihine kendi siyasi felsefem ve Türkiyenin bugününe geçmişine, bugününe ve yarın da bakacam tanımları yaparken, kendimi tanımlarken şöyle tanımlarım: Ben Demokrat Partiliyim yani Celal Bayarın, Adnan Menderesin Şuaip Çöpçünün Vehbi Koraltının ki Vehbi Koraltı benim büyük dayımdı. Onların ortaya koyduğu duruşun, çok önemli tarihin en önemli demokrasi hareketlerinden birdir Demokrat Parti ve hazin bir sonu vardır. Demokrat Partiliyim, Adalet Partiliyim ve o kökenin üzerine DYPnin kurulmasının kararlaştırıldığı gün Zincirbozandan dönmekte olan insanların arasında babamla birlikteydim. O kadar ki DYPye Sayın Çilleri mesela yedi sene sonra misafir ettik, ordaydım, o siyasi çizgiden geliyorum.
Ali Kırca: Yani Sayın Çillerden önce siz vardınız.
Mehmet Ali Bayar: Yedi sene önce, DYPnin kurulduğu o günde o imkansız şartlarda yani Sayın Demirel ve arkadaşlarının CHPnin önünde gelen insanlarıyla birlikte haksız bir sürgüne gönderildikleri bir dönemde o gün o sürgünün kapısından onları uğurladıktan sonra dönen insanların arasında. DYP o gün kurulmuştur ve insanlar arasında varım. Sayın Çiller gibi pek çok kıymetli arkadaşımızı yedi sene sonra DYPye misafir ettik...
Ali Kırca: Siz o zaman kaç yaşındaydınız?
Mehmet Ali Bayar: Ben üniverste 1. sınıftaydım. Partinin kurucu değilim ama babamın yanında o insanların ortak kaderine, ondan çok daha önce 7 yaşımdan beri bu siyasi çizginin içerisinde o ruhu elimin içinde kendi maniviyatında yaşamış bir insanım. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve DYP çizgisi eğer laik olduğu yere getirilebilseydi eğer o muhteşem hikayenin o muhteşem siyasi tarihin laik olduğu ağırlıkta ve ciddiyette taşınabilseydi bugün başka başka partiler olmazdı, bu kadar dağınıklık olmazdı Türk siyasetinde. Bakın başka bir şey daha söyleyim, birliktelik, kader birlikleri Zincirbozanda sadece Adalet Partililer yada Büyük Türkiye Partililer yoktu. Zincirbozanda CHPliler vardı. Neticede eğer demokrasimiz kazaya uğruyorsa veya sıkıntıya düşüyorsa kader birliğimiz çıkıyor. Onun tıkandığı yerlerde nefesinin daraldığı yerlerde onu açıcak kader birliğini de yine kendisini aşan insanlar gerçekleştirebilir. Bugün belki o noktadayız. Bu tarihi fırsatı yakalamak noktasındayız. Şeye dönücem neden DTP partisi?
Ali Kırca: O sorunun cevabı için bir ara vereceğiz. Seyircilerimiz merakla bekliyorlar onun cevabını. Şimdi siz siyasal tarimizi anlattınız ama kamuoyu ne kadar tanıyor, tanımıyor bilmiyorum. Ben birazdan da doğumundan itibaren kendi azığından da tabi satır başlarıyla da öğrenmek istiyorum. Evet sevgili seyirciler Seçim Meydanı devam ediyor. Sayın Bayar neden DTPye geldiğini ve başına geldiğini bize anlatıcak. Bir başka merkez sağda kendisne hissidebileceği bir başka partiye.
Mehmet Ali Bayar: Katılacak başka bir parti yoktu. Çünkü kendisini Türkiyenin yenilenme, Türkiyenin değişim çağrısına uyarlamış bir parti yoktur. Bir ikincisi DTPnin kurulduğu şartları çok iyi biliyorum, o insanların hangi fedakarlıklarla o partiyi kurduklarını ve yaşattıklarını gayet iyi biliyorum. Çünkü bir ilke, bir demokrasi manifestosuydu DTPnin kuruluşu. Türkiyenin o talimatına biz 7 Ocak 1997 Refah-Yol hükümetinin Türkiyenin geleceğini karartığı, demokrasiyi kefil altına attığı bir dönemde siyasetin getirmiş olduğu noktayı red eden ve Türkiyenin önünü açmak isteyen demokrasiyi kurtarmak isteyen insanlar partilerinden ayrıldılar ve oluşumu seçtiler.
Ali Kırca: Peki neden rağbet görmedi?
Mehmet Ali Bayar: Gördü, gördü ve son derece başarılı bir girişti Türk siyaseti, Türkiyenin demokrasisini kurtardı. Yeni bir hükümet kuruldu ve o hükümet...
Ali Kırca: Seçimle seçildi.
Mehmet Ali Bayar: Çünkü Türkiye geçmiş seçimde başka şeyleri tartıştı şartlar oldu ve tabi birden bire siyasi konjonturün değişmesinde, Aponun yakalansında tabi onlar başka şeyler getirdi. Türk siyaseti ülkenin nasıl daha iyiye götürüleceğinin aranması yerine başka denklemler üzerine oturdu. Yani birilerinin önünün kesilmesi, kesilmemesi veya başka rüzgarlardan etkilendi o seçim. Özel şartları olan bir seçimdi. Tabi yüzde on barajları her zaman enteresan zorlamaları da beraberinde getirdi. DTP tarihiyle, kökeniyle, ve kendsiyle mütanasıp bir olaydı ama önemli olan şudur o günden bu güne varlılığını, canlılığını diriliğini, örgütünü, kimliğini, onurunu korudu.
Ali Kırca. Onu tabi önümüzdeki seçimlerde bugün geldiği noktayı daha rahat koşullarda sağlayabilecek mi sizin söylediğiniz başarıları ve desteği onu görücez yada belki de konuşuruz da. Ben bu ön kesme meselesine gelicektim aslında AKP meselesinde biraz açtık. Yalnız hazır gelmişken madem ki siyasi tarihinizin bir öz geçmişini burada açtınız ve sayaları birazda kişisel olarak çünkü dış işlerinde sizin gerçekten çok önemli çalışmalarınız oldu ve orada Sayın Cemle bugün ittifak yapmakta olduğunuz Sayın Cemle yolunuzun kesiştiği zamanlarda oldu. Onun için ne zaman doğduğunuzdan başlayarak tabi okul safhalarını falan atlarız ama çalışma hayatınıza ve özellikle diplomasi alanındaki biz biliyoruz Türki Cumhuriyetleriniz vs. kısaca bir geçermiyiz kim Mehmet Ali Bayar?
Mehmet Ali Bayar: 1962 doğumluyum. 40 yaşındayım. Adapazarlı bir ailenin oğluyum. Balkan göçmeni bir aile, baba tarafından. Anne tarafından Kuzey Kafkasya göçmeni... Sıvas Divriği... Baba tarafından Balkan göçmeni, Adapazarlı. Yani Türkiyedeki bir çok insanın kişisel tarihi gibi bir tarih var. Gayet mütevazi bir aileden geliyorum. Hayatımı, ömrümü bu ülkenin iyiliğine vakfetmiş bir insanın oğluyum. Babam Nuri Bayar, tıp doktoruyum. Uzun yıllar Türkiyede siyasetçi olarak değişik vesilerle hizmet etti. Diplomatım. Ekonomistim. Ekonomi okudum. Uluslararası ekonomide ihtisasım var. Sonra geldim diplomat oldum. Okulumu bitirdiğim gün, ülkeme gelip, devlet hizmetine girdim. Öyle alıştırıldık. Ülkemizi devlete hizmet etmeye alıştırıldık. Türkiye Büyükelçiliğinin açılış safhasında Büyükelçi Karamanoğlu ile beraber, sevgi saygıyla yadediyorum kendisini. Gittik 1991in sonbaharından itibaren tarihin değiştiği bir noktada, Sovyetler Birliği varken... Ama bütün yıkılma depremlerinin yaşandığı bir noktada Türkiyenin en önemli çevresel coğrafyalarından birinde... Baküde, Azerbaycanda görev yaptım. 1991 ile 1994 yılları arasında. İç savaşı, dış savaşı, Karabağ savaşını orada yaşadım. Bilahare New Yorkta Birleşmiş Milletlerde görev yaptım. Geldim. Sayın 9. Cumhurbaşkanı Demirelin dışişleri danışmanı olarak 4 sene Çankayada görev yaptım. Ve 2000 yılının Ağustosunda da ABD, Washingtondaki büyükelçiliğimize müsteşar olarak tayin oldum. Orada siyasi müsteşarken ayrıldım görevimden ve siyasete girdim.
Ali Kırca: Baküyü biraz açar mısınız? Baküde çok özel çalışmalarınızın olduğunu ve hala orada adınızın anıldığını söylüyorlar.
Mehmet Ali Bayar: Benim için de Bakü her zaman kalbimde, kafamda çok ayrı bir yeri olacaktır. Dediğim gibi tarih yıkılıyordu. Bir ülkenin, varlık, yokluk savaşını gözlerimle gördüm. İçinde yaşadım. Bizden olan insanlar, çok uzun ayrılıklardan sonra kavuştuk. Herşeyimizin ortak olduğunu görüyorsunuz. Bambaşka bir his bu. Unuttuğunuz, bilmediğiniz, size öğretilmeyen bir coğrafyada o insanların bağımsızlık, hürriyet mücadelelerine karınca kararınca katkım olduğuna inanıyorum. Ülkemi her yaptığım görevde, Türkiyenin yüksek menfaatlerini elimden geldiğince savunmaya ilerletmeye gayret ettim. İyi iş yaptığıma inanıyorum. Takdir gördü. Dışişleri Bakanlığı, Türkiyede hakkı ödenmeyecek insanların, büyük özveriyle görev yaptıkları bakanlıktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinden de sonra polisimizden sonra teröre en fazla şehit varmış bakanlık dışişleri bakanlığıdır. 40 arkadaşımızın bazılarını ellerimizle toprağa verdik, ermeni terörüne karşı. 1970li yıllarda 80li yıllarda. 90larda hatta. Hakkı ödenemeyecek insanların. Orada büyük onurla görev yaptım. Ve şimdi kamu devletime olan görevimi, ülkeme olan borcumu siyaset yoluyla daha da ilerletme gayesiyle siyasete girdim.
Ali Kırca: Diplomatlığınızın son beş yılında Sayın Cem ile bir ittifak girişimlerinde bulunuldu. Sayın Cem dışişleri bakanıydı, siz önemli bir diplomattınız. Birlikte geçirdiniz. Karşı karşıya geldiğiniz, görüştüğünüz, hem yurtdışında hem yurtiçinde temaslarınız olmuştur.
Mehmet Ali Bayar: Sayın Cem ile dışişleri bakanlığının ilk gününden itibaren, ben o zaman Çankayada görev yapıyordum. Çok yakın mesai içinde olduk. Birlikte gayet önemli işler yaptık. Türkiyenin çok sıkıntılı bir dönemiydi, Sayın Cemin dışişleri bakanlığı. Burada daha başlangıçtan itibaren ilk gittiğimiz görevi, Sayın Cemin ilk haftasıydı mesela Madritte Yunanistanla önemli bir Madrit mutabakatı meselesi vardır. Öyle sorunlarla karşılaştı Sayın Cem: Sonra, Türkiyenin dışarıda PKK terörüyle siyasal anlamda mücadelesi Türkiyenin Avrasyadaki sorunları, Balkanlardaki sorunları. Sayın Demirelin cumhurbaşkanlığının çok önemli boyutlarıdır bunlar. O sırada Sayın Cem, dışişleri bakanı olarak..
Ali Kırca: Yakın temaslarınız oldu yani.
Mehmet Ali Bayar: Evet. Çok yakın temaslarımız oldu.
Ali Kırca: Şu anda ittifakın sınırlarını sadece Yeni Türkiye ve DTP ile sınırlı kalacağı ve belki sonra kişisel olarak Dervişin Yeni Türkiye çatısı altında ya da bir yere katılacağı anlaşılıyor. Bir başka partiye açılım olacak mı?
Mehmet Ali Bayar: Geldiğimi aşamada bunları henüz konuşma durumunda değiliz. Ama bu bir Türkiye muhatabakatı, Türkiye koalisyonu, Türkiye buluşması.
Ali Kırca: Burada çok partinin olması diye bir yeni siyasetin...
Mehmet Ali Bayar: Yeni siyasetin olması, Türkiyenin yenileşmesini, yeni siyaset anlayışıyla yansıtacak.
Ali Kırca: Görüşmeler bu çerçevede yapılacak.
Mehmet Ali Bayar: Bir de başka bir şey var. Bu hareketin Türk kamuoyunun çok geniş kesimlerince kucaklanması da önemli. O heyecanı orada görmek zaten bizim için önemli bir itici güç. Ama dediğim gibi çok temkinli olmak da dikkatli olmakta, serinkanlı hareket etmekte fayda var. Yetkili kurullarımızın bize göstereceği istikametinde hareket edeceğiz.
Ali Kırca: Bütün Türkiyeyi de siz kucaklayacağınızı söylediniz. Biyografinizde eksik bıraktığınız bir şeyi tamamlayacağımız. Aynı zamanda koyu bir Fenerbahçe taraftarısınız. İttifak görüşmelerinde bulunduğunuz Sayın İsmail Cem, koyu bir Galatasaray taraftarı. Ve katıldığı zaman Sayın Derviş bir Beşiktaş taraftarı olarak aranıza katıldığı zaman Türkiye fotoğrafı tamamlanmış olacak. Bu işin rengi olsun diye söyledim.
Mehmet Ali Bayar: Koyu Fenerbahçeli taraftarlarına şunu söyleyeyim, heyecanlı bir taraftar. Ama şunu da itiraf edeyim, Galatasaray başta olmak üzere, Beşiktaş, Galatasaray, onların Avrupadaki başarılarını gıptayla takdir ediyorum.
Ali Kırca: Politikacı olarak konuşmakta haklısınız tabi.
Mehmet Ali Bayar: İnşallah benim takımımda bu sene olur.
Ali Kırca: Her politikacı böyle söyler.
Mehmet Ali Bayar: Ona inanarak söylüyorum. Fenerbahçe yöneticilerine de söylüyorum. Artık halledin şu işi de başımız eğik olmasın.
Ali Kırca: Şimdi, o biraz Türkiyeyi şaşırttı. Ve o günden bugüne tartışılıyor. Şaşırtan sizin Türkiyede çıkışınız ve gelişinizdi. Bugün Türkiyede insanlar, gazeteleri aştığı an ve bir büyük gazetenin birinci sayfasında sizin böyle çok sportif görüntünüzü gördüler. Bir fotoğraf, çok da net değil. Sahada yeni bir lider, Mehmet Ali Bayar diye bir isim birdenbire lanse edildi. O güne kadar kimse Bayar adını diplomasi çevrelerinde mutlaka biliniyordu, bilenler biliyordu ama geniş halk kesimleri açısından bilinmiyor. Birdenbire bir lider mi ortaya çıkarılıyor. Ve arkasında medya desteği mi vardır gibi görüşler. O günden beri de bu söyleniyor. Medya desteği almış bir politikacı ya da lider görüntüsü, mevzuhur lider görüntüsü sizi hiç rahatsız etti mi?
Mehmet Ali Bayar: Mevzuhur lider görüntüsü beni rahatsız etmedi. Çünkü şu anda partimin genel başkanıyım. Yani, demek ki bir başarıya ulaştı o çıkış. Medya desteği... Eğer sunacak bir şeyiniz yok. Ve halkınız size ilgi göstermiyorsa, inanmıyorsa, sevmiyorsa, istediğiniz kadar medya desteği olsun. İsterseniz bütün dünyanın medya desteği olsun hiçbir yere gitmez. Medya desteğini tümüyle arkasına almış insanların hiçbir yere gidemediğini gördük. Bazı insanların bazı yerlere geldiğini gördük. Demokrasi, eğer anlatacağınız bir şey varsa, kafanızda çözüm varsa, onu halkınıza anlatabiliyorsanız, halk size inanıyorsa... Sıcaklığı duyuyorsa. Ve size güven duyuyorsa. Sizin bu işi becereğinize olan inancı varsa, medya zaten size ilgi gösterecektir. Suni, arkası boş desteklerle hiçbir yere varamazsınız. Ben böyle öğrendim
Ali Kırca: Medyanın desteği de belki kamuoyunun sizin o başta söylediğiniz arayış, onu doldurabilecek bir isim. Birilerini arıyordu belki medya...
Mehmet Ali Bayar: Medya Türkiyenin arayışını yansıtıyordu. Türkiye, çok keskin bir şekilde bunalımından, tıkanıklığından çıkışı arıyordu. Hala arıyor. Tıkandı dediğimiz olay, hepimizin bir gerçeği. Türkiye bugün hala o çıkışı arıyor. İşte medya ona ilgi gösteriyordu. Yani, sokaktaki insan nasıl arıyorsa, medya sokağa bigane kalamaz. Sokaktan habersiz kalamaz. O insanların sesini yansıtıyordu medya. Medya konusunda çok büyük tartışmalar var. Türkiyede medya konusunda sağlıklı tartışma olduğuna inanmıyorum. Ama medya tartışılması gereken bir olay. Yanlışlar var, eksikler var, fazlalar var. Ama şunu söyleyeyim. Neticede ülkenizin gerçeğinden kaçamıyorsunuz. Neticede sonunda geliyorsunuz ve onu yansıtmak durumunda kalıyorsunuz.
Ali Kırca: Ön kesme meselesi. Yani AKP ya da Tayyip Erdoğanın önünün kesilmesi meselesi. Bütün bu ittifak gişirimlerinin de bu nedenle yapılıyor olduğu gibi kamuoyunda bir izlenimin olması. Zaten Sayın Erdoğanın dün burada, bu koltukta da ifade etti. Bir, gerçekten bu ittifaklar buna yönelik midir? İkincisi gerçekten de böyle bir endişeye sebep olacak bir durum söz konusu mudur? 4 Kasım sabahı Türkiye için... Sayın Ecevitin ifade ettiği gibi..
Mehmet Ali Bayar: Birincisi, Sayın Erdoğanın neden böyle bir kanıya kapıldığını anlamış değilim. Çünkü ne ben, ne de bu görüşmeleri yürüttüğüm Yeni Türkiye partisi yöneticileri hiçbirimiz bugüne kadar ne AKP hakkında ne Sayın Erdoğan hakkında aleyhte, onun önünü kesmek gibi bir beyanda bulunmadık: Böyle bir niyet de ortaya koymadık. Zaten ben buna inanan bir insan değilim. Yani birisinin önünü kesmek için siyasete çıkarsanız, o işler işlemiyor Türkiyede.
|
| Partilerin ekonomik hedefleri |
| | | | |
|
| |
|
| | |
| |
Ali Kırca: Geçen iki-üç seçimde de işlemediği anlaşıldı.
Mehmet Ali Bayar: Yakın siyaset tarihini de gayet iyi bilirim. Gayet iyi inceledim. İçinde yaşadım. Eğer sizin Türkiyenin önüne getirdiğiniz çözüm öneriniz varsa, çözümseniz halk da size inanacaktır. Anlatacak işiniz varsa, ortaya koyacak projeniz, vizyonunuz varsa... Ve o enerjiniz varsa. Sayın Erdoğan, eğer bu gelişmelerden kendisi rahatsız olmuşsa, o kendi bileceği meseledir. Yani bu bir siyasettir: Neticede kendisine rakip görüyor olabilir. Başka bir şey söyleyeyim. AKP, eğer bu kadar yol almışsa, ki kamuoyu yoklamalarında yolaldığı gözüküyor, karşısında kimsenin olmamasındandır. Karşısında böyle bir siyaset erbabı olunca, AKPnin yüzde 50lere,60lara nasıl gelmediğini zaten hayretle karşılıyorum. Alternatifi yok. AKPnin karşısına hayır, kardeşim, senin Türkiye vizyonuna karşıyız. Senin vizyonun Türkiyeyi bir yere götürmez. Bizim Türkiye vizyonumuz Türkiyeye bir yere götürür, bugü nden ileriye götürür diyenler yoksa, Ak Parti veya kara parti veya yeşil parti, mor parti, her neyse adı, onlar alır başını gider. Ve buna da saygı duymak lazım. Yani, AKP, ortaya çıktı. Siyasi parti olarak kuruldu. Partiler kanunu, anayasa çerçevesinde geldi, Türkiyenin gündeminde bir iş yapıyor. Beğenenleri var, beğenmeyenleri var. Şimdi Sayın Başbakan, bir takım partileri Türkiyede tehdit olarak gösterdi. Şimdi bir ülkenin başbakanı, çıkıyor diyor ki, bu partiler tehdittir. Ve bu arada mahkemeler var. Şimdi anayasal rejimimiz varsa, hukuk varsa, hukuk sisteminiz de çalışıyorsa, o zaman mahkemeye müdahale etme hakkınız yoktur. Eğer bir başbakan olarak durup dururken, bu kadar senedir başbakansınız, birdenbire... Anladınız gidiyorsunuz. Yani tarihin artık sizinle ilgili sayfasının geride kaldığını da hissediyorsunuz. Belki sayın Başbakan, siyasette bu seçime girecek mi girmeyecek mi bilmiyorum. Herhalde girecek ama artık...
Ali Kırca: Gireceğini, hatta kampanyalara katılacağını da söyledi.
Mehmet Ali Bayar: Kendilerine son derece saygı duyuyorum. Sayın Ecevit, ama birdenbire çıkıyor, şu parti, bu parti rejim için tehdittir... Bunu söyleyen başbakan olduğu zaman ortaya bir şey koyması gerekiyor. Yani, vatandaş da soracaktır. Hangi bilgi, hangi bulgu. Hangi istihbarat, ne var? Bunlar varsa, zaten mahkemelerde bu görülecektir. Bakın şunu söyleyeyim. Demokrasi son derece kırılgan bir rejimdir. Siyasi partilerin, demokrasinin nimetlerinden imkanlarından, hürriyetinden faydalanıp, demokrasiye karşı, demokrasiyi yıkacak bir niyet içinde olmalarına karşı her demokraside, dünyanın her demokrasisi tedbir alır. O tedbirini hukuk sistemi içinde alır. Anayasal çerçevede alır. Ama eğer hukukunuzun dışına çıkarak siyaseten beğenmeyebilirsiniz. Ama insanları tehdit diye gösterdiğiniz zaman ortaya bir şey koymak zorundasınız.
Ali Kırca: Belki şunu işaret etmek istedi. Eğer AKP, büyük bir çoğunlukla 4 Kasım sabahında ya da parlamentoda birinci parti olarak gelirse, kimi çevrelerin 28 şubat sürecinde olduğu gibi bu işi pek de memnunlukla karşılamayacağı ve Türkiyede yeni bir rejim sorunu yaşanabileceğine ilişkin kaygılara belki işaret etti, sanıyorum.
Mehmet Ali Bayar: Sokaktaki insandan başlayalım. Şu veya bu şekilde tehdit altında olduğuna haklı olarak inanan, yaşanan bir çok tecrübeyle haklı olarak inanan insanlar var. Yani, bir takım insanlar Türkiyede çıktılar. Türk demokrasisinin kendilerine verdiği imkanları kötüye kullanarak, bir demokrasiyi amaç değil araç olarak görüyoruz, kanlı mı olacak kansız mı olacak, dedi, zamanında bir takım siyasiler. E, bunlar söylendiği zaman tabi haklı olarak bir takım korkular, endişeler oluyor. Yani, neticede. Demokrasi tehdit altındadır, her zaman, her yerde. Bizim ülkemizde de tarihsel boyutta tehditler vardı, demokrasi üzerine. Ama bu da başka bir şeydir. Mesela, bundan önce Refah-Yol meselesini alırsanız, ki demokrasinin üzerinde çok ciddi tehditler çıktı o zaman. RefahYol Türkiyede iktidara geldi. Sayın Erbakan da başbakan oldu. Kimse gelme demedi. Kimse itiraz etmedi. Böyle bir imkanı sunabilmiş olması Türk demokrasisinin en önemli meziyetidir. Refah-Yolun o imkanı yanlış kullanmamları ve demokrasiyi o tehdidin altına atmaları, meseleyi başka bir yere getirdi. Demokrasinin sağladığı imkanlardan, hürriyetlerden demokrasiyi yıkmak için onu daha ilerletmek için faydalanmak durumundasınız. Ama buna karar verecek olan sizin hukuk sisteminizdir. Hukuk varsa bir ülkede, hukuka güvenmek zorundasınız. Mahkemelere müdahale... Türkiyede bölücülük çok önemli bir tehdit. 15 bu ülke bu etnik bölücülüğe karşı savaştı. Onlar savaştı, terör savaşı yönelttiler. Biz, bu ülke kendisinin toprak bütünlüğünü, birliğini korudu. Teröre karşı zaferde herkes mücadele etmek durumunda. Eğer bir siyasi parti gayesi ne olursa olsun, terörü yücelten veya terör yoluyla bir ülkenin bölünmesini, ülke birliğinin ortadan kaldırılmasını savunuyorsa, yine bu bir tehdittir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir ülke, hiçbir demokrasi, buna müsaade edemez. Burada önemli olan. Şiddet, nefret, ayrımcılık üzerine siyaset, etno milliyetçilik üzerine siyaset. Miloseviçin ülkesini getirdiği noktadır o. Eğer onu bir siyasi parti kendisine bir mücadele aracı olarak görüyorsa, demokrasi ona karşı tedbir alacaktır. Ama onun karar yeri mahkemedir. Mahkemeler işlesin: Boşyere insanları başka şeylerle suçlamayalım. Neticede 4 Kasım sabahı, felaket senaryolarından bahsediliyor. Ben, bu ülkenin demokrasimizin son derece olgun, son derece güçlü, son derece kendine güvenen bir ülke ve demokrasi olduğuna inanıyorum. Bu milletin büyük bir sağduyusu vardır. Halkımız her zaman doğruya karar verir. Yeter ki ona eşit rekabet şartlarında doğru değerlendirme yapma imnkanı verilsin.
Ali Kırca: AKP meselesi de açılmışken, siz Sayın Cemin ya da Yeni Türkiyenin çıkışında belki o sol vurgusunun yapılmasının pek de yerinde olmadığını söylemiştiniz. Türkiyede sanki geldiğinizde ilk söyleminiz, ilk verdiğiniz mesajlar, bayrak, kuran ve namaz üzerine olunca, tabi ki Türkiyenin çoğunluğu bütün bu duyguları, yaklaşımları, inancı ortak, büyük bir çoğunluk en azından aynı şeyleri paylaşıyor ama... Eski siyasetçilerin bu tür ritüelleri kullanmak, onun üzerinden siyaset yapmak gibi alışkanlıkları vardı ve Türkiye, bundan çok sıkılmıştı. Bunu istemiyordu. Herkesin önce kendine saklasın, ve siyasetini doğru mesajlarla yapsın anlayışı vardı. Yeni olma iddiasıyla Türkiyeye gelen bir yeni siyasetçinin de ilk yaptığı işin bu olması sanki yadırgandı biraz.
Mehmet Ali Bayar: Bir defa bunu siyaset için yapıyorsanız yadırganır. İlk yaptığım iş te değil, talip olduğum bir iş de değil. Bu benle ilgili bir şey. Eğer inançlarınızı kendinize saklama imkanını vermiyorsa kameralar ve sizin inancınızı, kendinizi ifade ederken, kamera sizi eğer adım adım takip ediyorsa, yapacak bir şey yok. Zaten Türkiye, makul çoğunluğu için bir mesele değil. Türkiye aştı bunu. Benim kim olduğumu gördüğünde, inancımı kendi bildiğim gibi yaşadığımı ve samimiyetimle yaşadığımı gördüğünde zaten bu meselenin peşini bıraktı. Bu da önemli bir olgunluktur. Bugün gelinen noktada, Türkiyenin bende merak ettiği şu. Bu adam, Türk vatandaşının sorunlarına hakim mi? Türk halkının yaşadığı dertlere hakim mi? Bugün işyerleri kapanmış, işinden olmuş, 400 bin işyeri, 15 bin fabrika kapanmış. 2 milyon ilave işsiz çıkmış. Bu insanların benim makul çoğunluğu tanımlarken kullandığım başka bir tanımlama daha var. Mağdur çoğunluk. Bu makul çoğunluk mağdur halde. Hak mağduru, gelir mağduru, kimi özgürlük mağduru, kimi fırsat mağduru. Kimi mutluluk, umut mağduru. Bu insanlar, hizmet mağduru. Bu insanlar, birilerinin allah rızası için bir çıkar beklemeden bu sorunların üzerine gitmesini ve bu mağduriyetlerinden kurtarılmasını istiyorlar. Aslında Türkiye, kurtarıcı aramıyor. Türkiye, kurtarıcı fikir arıyor. Ve o fikirlerle mağduriyetin üstüne gidebilecek, akılla gidecek, bilgiyle gidecek, hukukla gidecek. Zorbalıkla, hoyratlıkla değil. Akıl, hukuk ve bilgiyle gidecek. Ve çözüm üretecek kadrolar arıyor, insanlar arıyor. Yöneticiler arıyor. Zaten binyıllardır insanlığın sorunu bu. İyi yönetilmek, adil yönetilmek. Bakın Hz. Alinin bir sözü var. Zamanında tayin ettiği mısır valisine gönderdiği talimatnamesinde yazdığı. İnsanlarına merhametle yaklaş, insanlarını merhametle yönet. Onlara lütufla eğil ve sev. İşte aradığı mucize bu. Hz.Ömerin de böyle bir şeyi var. Bakın bunlardan örnek veriyorum. Çünkü bu insanlığın sorunu. Diclenin kıyısında kaybolan iki kuzu eğer ülkenin yöneticisine dert oluyorsa. Vatandaşımızın günlük sorunu size dert oluyorsa. Zaten yönetimin meselesi bu. Onun üzerine gitme, onu sahiplenme iradeniz varsa, çözümü de üreteceksiniz. Çözümü bulamıyorsanız, çekileceksiniz. Çözüm üretemiyorsanız, ülkeyi rahatlatacaksanız. Sıkmayacak, yormayacaksınız. Bu mağduriyetler topluluğunun üstesinden gelebilecek mi Türk ekonomisi, Türk demokrasisi... Bu vatandaşın benden beklediği bu. Halk diyor ki, bu arkadaş, geldi, Türk siyasetine girdi, bir şey yapmak için geldi. Bana bir şeyler söylüyor. Benim derdime sahip çıkacak mı? Ben onun derdine sahip çıkabilmek için onun önce derdini bilmek durumundayım. Evet, bu televizyonlarda bizi seyreden insanlar. Çok geniş kitleler. Bugün çok ciddi fakirlik, çaresizlik, eğitimsizlik... Fakirliktir bu seçimin platformu. 26 milyon insanın 500 doların altında gelirle yaşadığı.. Türkiyenin milli geliri 2500 dolarda gözüküyor ama 26 milyon insan 500 doların altında gelirle yaşadığı bir ülkede...
Ali Kırca: İşsizliğin yüzde 10u, bugün açıklanan DSE rakamlarına göre yüzde 9, yüzde 10. Açık işsizlik.
Mehmet Ali Bayar: Aynı DSE, tam bir yıl önce krizin ortasında tam bu ay yüzde 6.5 olarak açıklamıştı. Yani, resmi rakamlarla ikiye katlanmış. Nasıl iş üreteceksiniz bu ülkede? Bakın esnaf, sanatkar, bugün haksız yere devletin kendisini idare edenlerin yolaçtığı, kendisinin mesul olmadığı bir ekonomik sorun, ekonomik krizin faturasını ödemekle karşı karşıya bırakılmış olan, çiftçi, köylü, esnaf ve sanatkar, küçük ve orta ölçekte sanayici. Bu insanlar, mesela esnafın sorununa değineyim, burada. TESKteyiz. Burası TESK binası. Türkiyede işi yaratan, aşı yaratan istihdamın çok büyük bir bölümünün yüzde 75.6sını yaratan Türkiyenin esnaf, znatkarı, KOBİleri, küçük ve orta boyutta işletmeleri. Bu insanlar kendilerini yönetenlmerin açtığı bir krizin faturasını ödemekle karşı karşıya bırakılıyorlar. Kredilerini kapatamadıkları, sırayla hapse girmek için başvuruyorlar. Bu bir ülkenin demokrasisinin moral olarak iflasıdır. Krizin sorumlusu o değil ki, faturasını o ödesin. Krizin sorumlusu buradaki arkadaşlar. Bakın, şu TBMMnde görevlerini yapmayan, yapamayan ve ülkeyi bir krize sokan insanlar. Ülkeyi bu krizin içinden çıkarmaya çalışan insanlara destek olmak gerekiyor. Onların halka, halkın da onlara sahip çıkması gerekiyor.
Ali Kırca: Bütün diğer siyasetçilere, genel başkanlara soruyoruz. Bunlar söylendiği zaman herkes, sokaktaki adam, o krizden çıkmak isteyenler, nasıl sorusunun cevabını arıyorlar.
Mehmet Ali Bayar: Gayet basit. Şunu söyleyeyim. Devleti adam gibi idare ederek... Bir defa devlete yeniden itibarını kazandıracaksınız. Devlet vatandaşıyla kavga içindeyse, vergiden nüfus dairesine kadar.
Ali Kırca: Sizin dediğiniz soyut bir kavram değil ki. Devlet de o vatandaşlardan oluşuyor.
Mehmet Ali Bayar: Kamu yönetimi bütün dünyada bir sorun. Bütün dünyada, bürokrasi, kamu, bir sorun. Çünkü kamu verim prensibiyle çalışmıyor. Verimli çalışma ilkesi üzerine kurulmuş değil. Kar üzerine çalışılıyor. Daha fazla üretim üzerine çalışılıyor. Kamu, kaynak tüketiyor. Yanlış kaynak kullanan kamu, ekonomiye müdahalesiyle, ekonomideki varlığıyla, ticaretteki varlığıyla, hem ekonomiyi içinden çıkılmaz hale getiriyor. Hem yolsuzluğu yozlaşmayı, siyasal kirlenmeyi teşvik ediyor. Kamuyu kamu gibi idare etmek, devleti devlet gibi idare etmek gerekiyor. Devlete itibarını yeniden kazandırmak istiyorsanız, devleti asli fonksiyonlarına geri çekeceksiniz.
Ali Kırca: Devlet hangi fonksiyonlarda kalmalı sadece ve hangi alanlardan çekilmeli?
Mehmet Ali Bayar: Kalması gerektiği yerler şunlar. Birinicisi bu ülkenin adalet sisteminin tümüyle yeniden elden geçirilmesi gerekiyor. Devlet bir defa adaleti sağlamak ve dağıtmak durumunda. Bugün mahkemelerimiz merci olmaktan çıkmışsa... Bakın mağdur çoğunluk şundan rahatsız. Suç var cezası yok. Hesap sormak istiyor. Kendi hesabını da görmek istiyor. Merci yok. Mahkemeye gidiyor. 12 milyon dava dosyası birikmiş. Davası çözülemiyor. 17 yıldır, 23 yıldır, 25 yıldır süren toprak arazi davaları. Bu vatandaş hangi yaşta bu hakkını alacak. Adalet.. İkincisi sosyal güvenlik. Sosyal adaleti, sosyal güvenliği sağlamayan bir devlet bir defa devlet değildir. Devlet, vatandaşı için kara gününde lazımdır. Yani, kara gününde ona destek olmayan devlet, muhtaç durumdaki vatandaşına, sosyal adaleti, sağlığı, eğitimi ve sosyal güvenceyi, yarın güvencesini sağlamayan devlet devlet değildir. Tanımı itibariyle. Sosyal adaleti sağlayacak, sosyal güvenlik. Çağdaş eğitim. Türkiyede okul yılı yüzdesi 3.5 yıl. Ortalama. Yunanistanda 14 yıl. Eğitimi götüreceksiniz. Eğitimi bugün yapıldığından farklı bir eğitim modeliyle, insanlarınızı 21. yüzyılın gerçekleriyle, bilgisiyle donatacaksınız. Eğer bunu devlet kendisi yapamıyorsa, yapacak olanlara destek olacak. Eğitim gönüllüleri vakfı gibi Türkiyenin çok başarılı sivil toplum kuruluşları, devletten biraz daha destek alsalar Türkiyede eğitim sisteminde çok farklı yerlere gidecek. Dördüncü, sağlık. Bugün devlet hastaneleriyle içinden çıkılamaz bir duruma geldik. Devlet hastanelerini süratle özerkleştirerek... Mesela öncelikle şehirlerin malı haline getirecek devlet. Yani, bu şehrin sahibi olan insanlar, meslek kuruluşlarıyla, iş kuruluşlarıyla, özel idaresiyle ve belediyesiyle, belediyeleriyle. Yani, senin en önemli demokratik kurumlardan biri olan sivil bir kurum olan belediyesiyle bu şehrin insanları devletin hastanelerini üstlenecekler. Devlet o insanlara vergi yoluyla teşvikte bulunacak. Ve devlet çağdaş sağlığın getirilmesinde getirmek isteyenlerin önünde engel olmaktan çıkacak. Kendisini zaten doğru kaynak kullanır hale getirdiğinde devlet o kaynakların nereye harcanacağı konusunda iyi yönetiliyorsa daha sağlıklı karar verecek. Daha verimli karar verecek. Ve beşincisi çevre. Çevreyi koruyacak ama çevreyi Pazar ekonomisinin mantığıyla bağdaşır şekilde koruyacak. Yani çevre korunurken kalkınmadan vazgeçilmeyecek. Ne kalkınmadan vazgeçebilir bir ülke ne de çevrenin korunmasından vazgeçebilir. İşte sürdürülebilir kalkınma konsepti, ki bugün evrensel bir kavramdır. Ve dünya bunun formülünü arıyor. Bulabilen çok iyi buluyor. Bir de Avrupa Birliği meselesi.
Ali Kırca: Önce devletin hangi alanlarda kalması.
Mehmet Ali Bayar: Son alana, en önemli alana geleyim. Devlet huzur sağlayacak, yani güvenliğini sağlayacak. Bu güvenliği sağlarken modern bir ordu, daha mobil bir ordu. Ve bir taraftan da çok iyi donanımlı, daha iyi eğitilmiş bir polis gücü. Bunları yapabilmesi için devletin yanlış yerleri kullandığı kaynakları doğru yerlere sevketmesi gerekecek. Ama eğer devlet kendisini küçültmezse, bugünkünden çok daha etkin hareketli ve verimli hale gelmezse bunların hiçbirinin üstesinden gelemeyecek. Mağdur çoğunluk hizmet mağduru aynı zamanda. Hizmet alamıyor. Yani, çare bulamıyor, çözüm bulamıyor. Aldığı hizmetlerde kalite yok.
Ali Kırca: Devlet küçülmezse dediniz o alanlarda, ordunun da mı küçülmesi söz konusu? Yani, bütçe olarak ya da sayı olarak.
Mehmet Ali Bayar: TSK, zaten geçtiğimiz 10 yıl içerisinde dünyanın gelişen şartlarında, bölgenin gelişen şartlarında giderek küçüldü. Ve çok daha farklı yapılanmalara gitti. Bu son krizde de kendileri kendiliklerinden mesela bir takım savunma ihalelerinden vazgeçtiler. Ama daha yapılması gereken çok şey var.Savunma bütçelerinin belli noktalara indirilmesi, hem ülkemizin güvenlik algılamalarıyla, tehdit algılamalarıyla, doğru orantılı. Böyle bir coğrafyada yaşıyorsanız, her tarafınız patlayan bomba gibiyse belli bir noktadan daha öteye gidemiyorsunuz. Ama başka şeyler yapılabilir. Cari harcamalarında farklılıklar yapılabilir. TSK, tasarrufa önem verir. Yani devlet dediğimiz zaman silahlı kuvvetler bundan ayrı değil. Siviliyle askeriyle oturulup, daha yağlarını atmış, kondisyonlu, zayıflamış ama kaslasmış, hantallığından kurtulmuş bir kamu yönetimi nasıl sağlanır. Hep birlikte zaten. Aklın ve bilginin gereğiyle bulunur bu. Burada önemli olan devletin verim üretmesi. Yani, verimli çalışması. Ve devletin ticaret ve ekonomiden ve finanstan tümüyle çekilmesi.
Ali Kırca: Yani, sosyal güvenlik sağlık, çağdaş eğitim, çevre, ve güvenlik alanları dışında ve adalet, hukuk alanları dışında devletin bütün alanlardan çekilmesi..
Mehmet Ali Bayar: Devlet, hukuk düzenini koruyacak bir aygıt. Hukuku koruyacak. Hukuk da devleti ve demokrasiyi koruyacak bir olgu.
Ali Kırca: O demektir ki özelleştirmeye hız verilecek.
Mehmet Ali Bayar: Tavizsiz özelleştirmeye gitmek lazım. Bu ülkeye yabancı sermayeyi getirmek istiyorsanız zaten bunları yapmak zorundasınız. Yabancı sermayesiz kalkınma olmaz.
Ali Kırca: Nasıl gelecek yabancı sermaye?
Mehmet Ali Bayar: Yabancı sermaye, bürokrasimizi ortadan kaldırarak herşeyden önce gelecek. 144 imza gerektiren, 5 senede kararların çıktığı bir yabancı sermaye düzenlemesiyle Türkiyeye kimse gelmez. Verimli olmayan bir ülkeye kimse gelmez. Çağdaş bir ekonomi yönetimine sahip olmayan, ekonomik yapılarını modernleştirmemiş bir ülkeye kimse gelmez. Onun için 500 ile 800 milyon dolar arasında geliyor yabancı sermaye. Bizim partimizin şöyle bir taahhüdü var.Avrupa Birliğinin düzenlemesidir bu ve yaptılar. Biz de yapacağız, yapmak zorundayız. Yabancı sermayenin talebine en geç 48 saat içerisinde evet ya da hayır diye cevap verebilecek süratte bir yabancı sermaye ajansını yepyeni sıfırdan kurarak, doğrudan başbakana bağlayarak aradaki bürokrasiyi kaldıracaksınız. Bunu İrlanda yaptı, İspanya yaptı. Bunu bütün Avrupa Birliği ülkeleri yaptı. Yunanistan şimdi yapıyor. Biz niye yapamayız. Bizde bir yabancı sermaye yatırımı biliyorum, 144 imza gerektiriyor. Ve 16 ayrı kamu kuruluşundan. Böyle bir devleti idare etmeniz mümkün değil. Ve sonra böyle bir bakanlar kuruluyla Sayın Cem de burada söyledi, ben ondan daha ileri gidiyorum. O bakanlıkların sayısını azaltıyor. Ben işlevsel olarak da azaltılması ve farklılaştırılmasına kaniyim. 15 tane ayrı ekonomi bakanlığı olmaz. Yani, ekonominin 15 ayrı kısmına ayrı ayrı partilere ait bakanlıkların baktığı böyle bir ülke olmaz. Bir tane süper ekonomi yönetimi ve altında onunla ilgili bütün, maliye dahil hepsinin adeta birer müsteşarlık gibi çalıştığı daha süratli çalışan ve tek bir yönetim altında çalışan bir ekonomi yönetimi. Bir defa bunu yapacaksınız. 16-20 tane devlet bakanlığı. Sonra devlet bakanlıklarının icracı bakanlıkların önünde geldiği tek ülke biziz. İcracı bakanlıklardır asıl olan. 10-12 tane icracı bakanlık, çok gerekiyorsa, başbakan yardımcılıkları şeklinde düzenlenmiş bazı devlet bakanlıkları. Ama devlet bakanlıklarının sekretarya şekliyle, iki tane üç tane kullanacağınız. İcracı bakanlıkların dışındaki fonksiyonlarda kullanacağız bir yapılanma. 10-12 bakanlık. Amerikaya 15 bakanlık yetiyorsa herhalde bize de bir 10-12 bakanlık yetiyor demektir. Ve onların altındaki bütün yatay ve dikey, genel müdürlük, daire başkanlığı, müsteşarlık, bütün bunları bir anda ortadan kaldıracak. Gayet iddiayla söylüyorum, ama hepsinin fonksiyonlarını daha süratli yapar hale getirecek bir devlet yapılanması. Devlette yeniden yapılanma reformu diye benim partimin binlerce sayfadan, yüzlerce klasörden oluşmuş bir çalışması var. O çalışmayı, şuraya indirgedik. Ve burada devleti TBMMnin iç tüzüğünden en ücra beldedeki muhtarlığa kadar nasıl yeniden yapılandırmak gerektiğini nasıl gördüğümüzü en azından bir şablon olarak ortaya koyduk. Bunu yapmak durumundasınız. Bunu yapmadan ne yabancı sermayeyi çekmek konusunda herhangi bir şey yapabilirsiniz. Ne de ülkenizin insanının çağdaş, kaliteli hizmet almasını ve gerçek bir vatandaş olmasını sağlayabilirsiniz. İş Ankarada başlıyor. Eğer Türkiyeyi düzeltmek istiyorsanız, yenilemek istiyorsanız, Ankarayı düzeltip, yenilemek zorundasınız.
Ali Kırca: Ve belki de Türkiyenin önündeki en önemli konu Avrupa Birliğini konuşacağız. Gerçekten de Kıbrıs sorunu... uyum yasaları çıktı ama...
Mehmet Ali Bayar: Demin devletin asli fonksiyonlarını anlatırken, bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum. Çok önemli bir şeyi daha var devletin, vatandaşlık meselesi. Yani, bu ülkenin, benim siyasi felsefem, gayem de bu. Bu ülkenin vatandaşlarının, bu bölgenin ve dünyanın en imrenilen vatandaşlık standartlarına kavuşturmak. Devletin burada çok önemli bir fonksiyonu var. Kendi kendisini yenilerken, kendi anayasal yapısını, hukuk yapısını yenilerken hedefi de bu olmalı. Vatandaşın devleti, benim aradığım bu. Devletin vatandaşı veya milleti değil, vatandaşın devleti. Burada bir kadın erkek meselesine gelmek istiyorum. Kadının Türk toplumundaki gerçek işlevsel eşitliğini sağlayacak sadece kağıt üstündeki değil ama gerçek anlamda eşitliğini sağlayacak bir hukuk yapısının sağlanması, yasamadan başlayarak, uygulamaya kadar o da devletin bir sorumluluğu. Ve hem çocukları koruyacak bir yapılanma, sağlıktan başlayarak eğitime kadar. Ama bir de gençlerinin önünü açacak düzenlemeleri eğitim sisteminden başlamak üzerece sağlayacak bir devlet yapısı. Bunları da eklemek istedim.
Ali Kırca: Kıbrıs, Türkiyenin Avrupa Birliği yolunu engeller mi?
Mehmet Ali Bayar: Kıbrısın Avrupa Birliği yolunu engellememesi bizim elimizde. İki tane sorun var ki, bugün dünyanın önünde. Bu iki sorun, bizi de bir tanesi doğrudan ilgilendiriyor, bir tanesi de dolaylı. Aşılmadan bana göre 20. yüzyıl tam anlamıyla kapanmayacak. En azından bizim için. Biz 20. yüzyılı geride bırakamamış olacağız. Bir tanesi Kıbrıs sorunu. O hala 20. yüzyılın sorunudur. İkincisi Ortadoğu sorunu. O 19. yüzyılın sorunudur aslında. Şimdi Ortadoğu sorununa yapacak bir şeyimiz yok. Elimizden geleni yaptık ama Kıbrısta birşey yapabiliriz. Eğer Kıbrıs sorununu, Kıbrıs Türkünün ve Türkiyenin yüksek menfaatlerini, varlığını, eşit siyasi kurucu ortaklık zemininde koruyan bir çözümü çıkartabilirsek, biz işte 20. yüzyılı kapatıp, 21. yüzyılın eşiğinden içeri girmiş olacak. Çünkü sancılıdır bizim için. Kıbrıs Türkünün hakkını sadece görüşmeler, müzakereler yoluyla koruyabilirsiniz. Çünkü Kıbrıs Türkü, kazandığı her hakkı her statüyü görüşme masasında kazandı. Basın nereden nereye geldi. Bugün o masada oturanlar, karşılıklı, eşit statüde konuşuyorlar ve dünya bunları öyle görüyor. Sayın Cumhurbaşkanı Denktaş, çok üstün devlet adamlığı vasfıyla gayet dirayetli bir müzakere yürütüyor. Onun desteklenmesi lazım. Ama Sayın Denktaşın görüşmelere devam etmesinde büyük fayda var. Çünkü ne kazanmışsa o daha iyi biliyor, her şeyi masada kazanıyor. Zaten masadan kalktığınızda ne kazanıyorsunuz. Masada kalarak ne kaybediyorsunuz, onun hesabına bakmak lazmı.
Ali K ırca: Türkiyede Kıbrıs konusunda iki kanat olduğu hep söylenir. Şahinler ve daha ılımlı kanat. Sayın Denktaşın bu müzakerelere giderken, elini serbest bırakmak gerekiyor mu? Ya da böyle bir zorlama var mı? Türkiyedeki şahinlerden kanadından.
Mehmet Ali Bayar: Türkiyede eğer Kıbrıs konusunda şahinler varsa, ki var, şahinler ne Türkiyeye ne Kıbrıs Türküne iyilik etmiyorlar. Çünkü Kıbrıs sorununun çözümü sadece Kıbrıs Türkünün ve Türkiyenin menfaatine. Biz 1974den beri çözüm istiyoruz demiyor muyuz? Ve çözüm için her defasında masaya giden görüşme isteyen taraf biziz. O zaman biz niye çözüm istiyoruz, diyoruz. Çözüm niçin var, kimin için var? Eğer Kıbrıs Türkü çözümden sonra dünyanın en zengin topluluğuna eşit siyasi haklarla üye olacaksa, çözümünü niye istemesin kimse? Yani Avrupa Birliği yolu açılacaksa Kıbrıs Türküne de, niye çözüm istenmez? Haklarını, varlığını koruyarak güvenliğini koruyarak. En önemli mesele budur. Bana göre dava kazanılmıştır. Çünkü Kıbrıs Türkü bugün 63teki şehitlerimizi düşünün. 74de...
Ali Kırca: Barış ortamı var ama Avrupa Birliği meselesi geldi...
Mehmet Ali Bayar: Barış ortamı var ama bakın o geldiğimiz noktadan bugün dünyanın en güçlü ekonomik ve siyasi topluluğuna eşit üye olma noktasına gelmiş. Bu aslında davanın kazanıldığını gösteriyor. O görüşme masasında eşit statüyle konuşur hale gelmiş. Şimdi bütün mesele bunun adını koymak. O diplomasinin mahareti. Ve eğer bunu çözmek Avrupa Birliği için Türkiyenin yolunu da açıyorsa, bana göre çözümü sonuna kadar arayacağız. Çözülebilir mi? Belli vadelerde çözülebilir mi? Bana göre çözülmeli. Ortaya çıkmış her türlü yol diplomasiyle denenmeli. Yani, imkan... Sayın Denktaş, herhalde şahinleri dinlemeyecektir. Çünkü bugüne kadar şahinleri dinlemediği zaman Sayın Denktaş, kazanmıştır, başarmıştır. Şahinlerin, bu sorunun çözümünden menfaatleri yok. Çünkü onlar Türkiyenin dar kalıpları...
Ali Kırca: Türkiyede proganda malzemesi olarak...
Mehmet Ali Bayar: Malzemesi olarak kullanıyorlar. Ama bu ülkenin sağduyusu. Türkiyenin makul çoğunluğu Kıbrıs sorununun bize yakışır şekilde haklarımız korunarak, milli davanın bir çözüme kavuşturulmasını istiyor. Şehitlerimize de borcumuzdur. Bu meseleyi çözüme kavuşturarak, artık Kıbrıs Türkünü dünyanın en ileri standartlarında yaşatmak. Bugün onlara da borcumuzdur, gelecek nesillerimize de borcumuzdur. Ben böyle görüyorum. Türkiye, Kıbrısı, Kıbrıs Türkünü terkedemez. Avrupa Birliğinde olsa da olmasa da terkedemez. Zaten güvenliğinizi sağlamışsınız. Kim size ne yapabilir? Neden korkuyorsunuz? Gayet kendine güvenle, Kıbrıs Türkü haklarını diplomasi yoluyla alır. Alamıyorsa, zaten o hepimizin meselesidir. Ama alabiliyorsa, öyle bir imkan varsa, sonuna kadar denenmelidir.
Ali Kırca: Eşit biçimde Kıbrısla birlikte Avrupa Birliğine girer, Türkiyeyle kolkola buradan.
Mehmet Ali Bayar: Türkiyenin şahin dediğiniz, onlar her kimse, zaten kuşlarla hep biz böyle, şahinler, güvercinler. Türkiyenin şahinleri 70 milyon adına konuşamazlar. Bir avuç şahindir. Ortaya koydukları çözüm de yoktur şahinlerin. Ben Kıbrıs sorunu çözüldüğünde nereye gideceğini söylüyorum Kıbrıs Türkünün. Avrupa Birliğinin üyesi olacak. Peki, siz ne diyorsunuz şahin olarak, çözülmediği zaman ne olacak? Türkiyenin 82. vilayeti mi olacak. Bugün zaten Türkiye, 30 yıllık Türkiyenin ayıbı, Kıbrıs gibi adada bir ekonomik mucize yaratamamış olmasıdır: Kıbrıs Türkünü ekonomik olarak güçlendirmemiş olmasıdır. Türkiyenin ayıbıdır. Türkiye, kendi sorununu çözemiyor, Kıbrıs Türkünün sorununu çözsün. Çözmek için ne gerekiyorsa, onu yapmak zorundadır Türkiye. İşte borcu odur. Kendisine de gelecek nesillerine de Kıbrıs Türküne de... Bu kadar yalın koyuyorum. Ne hakkından, ne güvenliğinden vazgeçer. Ne de bundan vazgeçmesi için bir sebep var. Ne de sizden kimse vazgeçmenizi talep etmiyor. Sadece 20. yüzyılın geride kalmış son sorunlarından birini çözdüğünüz zaman bundan en başta siz yararlanacaksınız. Ben bunu arıyorum.
Ali Kırca: Peki,Kıbrıs konusunda şahinlere karşı çıkan bir tutum, Avrupa Birliği konusundaki görüşleriniz böyle. Ekonomi konusundaki Türkiyenin batılılaşma, çağdaşlaşma konusundaki görüşlerinizi.Ben, şunu merak ediyorum. Evet, siz DTPnin genel başkanı oldunuz. Burada genel merkezde kendi yönetiminizi oluşturdunuz. Ama DTPnin sizin elinize verilmiş hazır bir tabanı vardıı. 81 ilde ve diğer ilçelerde örgütlenmiş. Bu taban ya da bu ilçe ve il teşkilatları da bütün bu konularda sizin gibi mi düşünüyor?
Mehmet Ali Bayar: DTPnin tabanı, demokrasiyi en iyi bilen, en iyi özümsemiş, varlığını demokrasiye borçlu olan bir taban. DPnin tabanı bu. DPden bu yana gelen. DP, 1959da rahmetli Menderes ve rahmetli Zorlu, Avrupa Birliği anlaşmasının, ilk anlaşmanın altına imzalarını atmıştır. Sonra İsmet Paşa 1963te Ankara anlaşmasını imzalamıştır. Sonra sayın Demirel, 71, 72 protokolleri imzalamıştır. O tarihten bu yana gelen süreçte aslında Avrupa Birliği meselesi bir DP projesidir. Oradan buraya geliyor. Benim tabanım, insan haklarına, vatandaşın haklarına, bireyin üstünlüğüne, demokrasinin bütün en geniş hak ve özgürlüklerine inanan,Türkiyenin en demokrat, en çağdaş, en ileri tabanıdır. Şırnaktaki il başkanım bugün beraberdik. Ondan Güneydoğunun o sancılı coğrafyasından gelen insanlarından İstanbuluna kadar Edirnesine, Hakkarisine, Karsından Muğlasına, Konyasına Antalyasına kadar her yerinde ileriyi daha iyiyi,daha çağdaşı dünyayla bütünleşmiş, güçlü küresel bir Türkiyeyi arayan bir tabandır. Bağnaz değildir,dogmatik değildir. Milli ve manevi değerlerine bağlıdır. Ama onu dünyanın evrensel zenginliği içinde yaşamayı ister. Birinci sınıf teşkilatı vardır DTPnin...
Ali Kırca: Peki, Türkiyenin ana artelinden gelen DTP ve Yeni Türkiye. Yeni Türkiye partisiyle ve Sayın Cem ile yakınlaşmanıza da taban aynı şekilde onay veriyor mu? Ya da sizin bu Türkiye kucaklaşması ya da makul çoğunluk ekseninde onlarla kucaklaşmanıza taban nasıl bakıyor?
Mehmet Ali Bayar: DTPnin tabanı, her zaman demokrasi ve Türkiyenin çıkarları uğrunda en geniş uzlaşmalara açık bir tabandır. Makul çoğunluktur. Çözüm ister. Pratiktir, pragmatiktir. Bağnaz değildir. Ve yapıcıdır. Olumludur, olumlu siyaseti arar. İnşa etmek ister. Bu taban, eğer Türkiyenin hayrına bir şey yapılıyorsa, onun arkasında taş gibi durur. Bu taban Türkiyenin neden bu hale geldiğini, Türk siyasetinin neden bu hale geldiğini en iyi bilen tabandır. O yüzden vardır DTP... Demokrasinin köreltildiği, siyasetin itibarsızlaştırıldığı bir noktada DTP bir demokrasi mücadelesiyle ortaya çıkmıştır. Programı bir demokrasi manifestosudur.Çok önemlidir. Ve ben iftihar ediyorum partimin demokrasi olgunluğuyla... Bugün buradayız. Evet buradan Güneydoğunun insanlarına da seslenmek istiyorum. Olağanüstü halin tümüyle kaldırılmasıyla, Türkiyenin normalleştirilmesi süreciyle, Türkiyenin o bölgesinin insanlarının unutulmadığını ne gönlümüzden, ne yüreğimizden, ne aklımızdan uzak olmadıklarını, uzak olsalar bile onların bizim olduğunu, bizim insanımız olduğunu en iyi anlayan taban DTPsidir. Çünkü Türkiyede aldığımız en yüksek oylardan bazıları Güneydoğu illerimizdedir. Yani orada bir HADEP veya birterör, veya bir olağanüstü durum içinde sıkışmış bir coğrafyada DTP, nefes almıştır o bölgenin insanlarına. Ben onlara da buradan sesleniyorum.
Ali Kırca: HADEPe bakışınız nasıl?
Mehmet Ali Bayar: HADEP ile hiçbir şekilde siyasi ortaklık, koalisyon veya iktidar ortaklığı aramam. HADEPin çıkışı yanlış. Etnik milliyetçilik temelinde siyaset ters ayrımcılığa götürür. Ve eğer HADEPin kadrolarında PKK ile veya terörle ilişkisi olan insanlar varsa, o da mahkemelerin tayin edeceği bir şeydir. Onu bilmem.
Ali Kırca: Şunu böyle söylemek bile bence doğru da değil.
Mehmet Ali Bayar: Tamamen. Onun için Sayın Başbakanın çıkıp HADEPi de hedef göstermesini doğru bulmuyorum. Yanlış bulduğum için söylüyorum. Ona karar verecek olan mahkemedir. Ve mahkemeye müdahale edilmemesi gerekir. Benim söylediğim etnik milliyetçilik. Ayrıcılığa götürür. Tabanında siyaset yapılmaz.
Ali Kırca: Gerçekten sizin çok rahat bir konumunuz vardı burada. Daha önce davet ettiğimiz liderlerden farklı. Çünkü hepsi Türkiye siyasetinde bir dönem öyle ya da böyle icraatta bulunmuş, kamuoyunun bildiği ve sorumluluklar yüklenmiş siyasetçilerdi. Partileri de eskiydi. O anlamda onlarla konuşurken, geçmişe yönelik olarak sorabileceğimiz çok şey vardı. Bir bakıma topluma adına bazı şeylerin sorgulamasını da yapmak durumundayız. Ama sizinle böyle bir şey olamadı. Çünkü geçmişe yönelik sorabileceğimiz bir şey yok. Olsaydı, size de bazı şeylerin toplum adına hesabını sorardık. Ama şanslısınız ki yenisiniz.
Mehmet Ali Bayar: Umarım o hesap sorulduğu gibi, buraya yeniden geldiğimde, o hesabı alnımın akıyla verebilecek bir siyasi konumda olurum.. Benim de siyasette aradığım siyasete girdiğim gibi siyaseti sürdürebilmek ve bir başarıya ulaştırabilmek. Olumlu, güleryüzlü siyaset yapmak. Türkiyenin önünü açabilecek bir siyaset anlayışıyla siyaset yapmak.
Ali Kırca: Peki, size kolay gelsin diyoruz. İşiniz zor. Teşekkürler. |
|