Home page
Haber Menüsü


Yazara e-mail atmak için fotoğrafın üzerine tıklayınız
 
Sezer’in hakkı
 
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, reel sektörün mali sektöre olan borçlarını yeniden düzenleyen yasanın, kamu bankaları ile ilgili 3 maddesini veto ederek, Meclis’e geri gönderdi.
 
Ankara
NTV-MSNBC
 
28 Ocak—  Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, reel sektörün mali sektöre olan borçlarını yeniden düzenleyen yasanın, kamu bankaları ile ilgili 3 maddesini veto ederek, Meclis’e geri gönderdi. Sezer, yasanın, bankaların mali yapılarının güçlendirilmesi ile ilgili maddelerini ise onayladığını ortaya koydu.

   
 
       
    TOP5 Ergenekon’da 16 kişi daha gözaltında  
NTVMSNBC Reklam  
 

  Bütün bunlar Cumhurbaşkanı’nın Anayasal hakkı. Ancak, ortada bir de gerçek var. IMF İcra Direktörleri toplantısı 4 Şubat’ta yapılacak. Bu toplantıda Türkiye’ye açılacak kredilere yol verilecek. Toplantıya yasanın yetişmesi önemliydi. Önemli olduğunu bilmeyen bir tek sağır sultan kalmıştı herhalde. Zaten piyasalar da Sezer’in vetosuna hemen yanıtını verdi. Sezer’in tutumunda anlaşılamayan, açıklanamayan ve de soru işareti dolu bir bölüm var.
       Sezer, anımsayalım, Anayasa değişikliği paketinin bir maddesini veto ederken, diğer maddelerini, yürürlüğe sokulması için Başbakan’lığa göndermişti.
       Bu da Anayasal hakkıydı. Peki, aynı Sezer, IMF görüşmeleri için son derece önemli olan bankalarla ilgili düzenlemeleri onayladığına göre, neden Başbakanlığa göndermedi, yürürlüğe girmesi için? Ben bu inceliği anlayamadım.
       Sezer, böyle yapsaydı IMF’nin konuya bakışı daha değişik olacaktı mutlaka. Çünkü diğer üç maddeden sadece biri IMF için öncelik taşıyordu. O da, kamu bankalarında çalışan personelin statüsü ile ilgili madde. Bütün bunların ışığında Cumhurbaşkanı eğer onayladığı maddeleri Başbakanlığa gönderseydi, ne kaybederdi? Türkiye ne kazanırdı? Cumhurbaşkanı’nın tutumunu, bu noktada anlaşılmaz buluyorum.
       
MECLİS BU İŞİ ÇÖZER
       Koalisyon partilerinin liderleri bugün toplanacak ve konuyla ilgili tutumlarını ortaya koyacaklar.
       Aslında, konu Meclis’in işi. Liderler sadece düğmeye basacak. Meclis, bu işi 4 Şubat’a kadar da çözer. Liderler eğilimlerini, 3 maddenin hemen ele alınması yönünde ortaya koyarlarsa; işlem basit.
       Liderlerin tutumu ortaya çıkar çıkmaz, Meclis Başkanı Ömer İzgi, Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme yazısını, gereği için ilgili komisyona havale eder.
       Bu komisyon, ya tasarıyı daha önce de görüşen Plan ve Bütçe Komisyonu veya Cumhurbaşkanı veto gerekçesini Anayasa’ya aykırılığa dayandırdığı için Anayasa Komisyonu olur.
       Her iki komisyonun da gündemi boş. Bu nedenle ilgili komisyon en geç Çarşamba günü toplanarak 3 maddeyi görüşür ve aynı gün sonuca bağlar. Perşembe sabahı da iktidar partileri Meclis Danışma Kurulu’nu toplantıya çağırır; 3 maddenin hemen Genel Kurul’a indirilmesini önerir. Muhalefet bunu kabul etmeyecektir.
       Bu durumda, Perşembe günü Genel Kurul açıldığında iktidarın bu önerisi gündeme gelir ve kabul edilir.
       Aynı gün 3 madde, Meclis’de yoğun bir çalışma sonucu aynen kabul edilir ve Cumhurbaşkanı’nın onayına geri yollanır. Bütün bu işlem, liderlerin 3 maddede yeni düzenleme yapılmasına karar vermesi halinde de aynı olacaktır. Bundan sonrası yine Cumhurbaşkanı’na kalıyor.
       Cumhurbaşkanı’nın bu 3 madde üzerinde de 15 gün inceleme süresi var. Ancak, 3 madde aynen geri gönderilirse veto yetkisi ortadan kalkmış olacak. Bu durumda da Cumhurbaşkanı 3 maddeyi hiç bekletmeden onaylamalı ve yasanın tümünü Resmi Gazete’de yayınlanmak üzere Başbakanlığa göndermeli. Maddelerde yeni bir düzenleme halinde ise, Cumhurbaşkanı’nın yeniden veto hakkı ortaya çıkacaktır. O zaman durum değişir tabi.
       
MHP VE AB
       Hak ve özgürlükleri genişleteceği düşünülen UyumYasası, beklenen açılımı getiremedi. Burada bütün sorumluluk da MHP’ye yükleniyor. MHP, tasarının AB’ye uyum açısından hiçbir sorun çıkarmadığı ve getirilen düzenlemelerin AB ülkelerinde de bulunduğu savunmasında.
       Burada da AB Genel Sekreterliği’nin tutumu da önemli olmuş gibi. Çünkü, tasarı liderlerin önüne geldiğinde, bizim öğrendiğimiz kadarıyla ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, AB Genel Sekreterliği’ne, “Tasarı tatmin edici mi?” diye sormuş. Onlar da olumlu bulduklarını belirtince, Yılmaz da tasarıya onay vermiş.
       Ama, tasarı Meclis gündemine gelip de enine boyuna tartışılınca AB Genel Sekreterliği, bu kez tasarıyı yetersiz bulduğu yönünde görüş bildirmiş. İşte Yılmaz’ın ve ANAP’ın itirazı bundan sonra başlamış. Bu çerçevede Yılmaz’ın AB Genel Sekreterliği’nin tutumundan yakındığını öğrendik. Bunlar bir yana; ama bu tasarı görüşmelerinde bir kez daha fark edildi ki, AB ile ilişkilerde MHP faktörü önemli.
       MHP, AB’yi desteklediğini açıklamasına rağmen, Türkiye’nin özgün koşullarının önemine işaret ediyor. Yoksa, kendilerinin bugüne kadar AB ile ilişkilerde hiçbir konuda sekter tutum içinde olmadıklarını ileri sürüyor. Doğrusu MHP, bugüne kadar bu konuda çok da engelleyici tutum sergilemedi; Abdullah Öcalan’ın idamı başta olmak üzere.
       Ancak MHP çevrelerinde bir hastalık belirtisi var; kim ki AB taleplerine sahip çıkıyor, onlar sanki ülkesini sevmeyen, ülkenin bağımsızlığını istemeyen insanlar.
       Bu yaklaşım doğru değil.
       Yurtseverlik kimsenin tekelinde değil. Hele yurtseverliğin ne olduğu noktasında bir uzlaşma sağlanmamışsa. Yani ekonomisi güçsüz, üçüncü dünya üyesi; ama ‘bağmsız’ bir ülke olmayı istemek mi yurtseverlik; yoksa, ekonomisi güçlenmiş, dünyada saygınlık gören bir ülke istemek mi? Bugün bağımsızlık tanımı bile tartışmalı hale gelmiştir.
       Bağımsızlığın en önemli iki göstergesi bayrak ve ulusal paradır. Bugün AB ülkeleri, Mark, Frank gibi çok güçlü paralarından bile vazgeçtiler. Onların artık ulusal paraları yok. Yani Almanlar, Fransızlar, İspanyollar yurtsever değil mi? Onlar ülkelerin bağımsızlığını ayaklar altına mı aldı? Artık bu ülkelerin tümünün bayraklarının yanında bir de AB bayrağı sallanıyor. Yarın bu yapı federasyona dönüşecek ve o bayraklar da yok olacak.
       Ne olacak onların yurtseverliği!


       Kim neyi istiyor, açık açık ortaya koymalı. Türkiye büyük bir şansın eşiğinde. Ya bu şansı kaçıracak, ya da yakalayacak. Geçmişte yakalayamadığı için, bugün hala kişi başına ulusal gelirde 2 bin dolar civarında dolaşıp duruyor. 20 yıl önce kendisiyle aynı durumda olan Portekiz, Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde ise 15 bin dolar düzeyinde. Yani onların çocukları bizim çocuklarımızdan neredeyse 7 kat daha iyi sağlık ve eğitim olanağına sahip.
       Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakmak istiyoruz? Sorunun yanıtını dürüstçe ortaya koyalım.
       Uyum yasasında yapılacak küçük bir düzenleme büyük olanaklar açacak. Bu da yetmez, 19 Mart’a kadar, AB Ulusal Programı’nda öngörülen ve bir yılda yapılması sözü verilen tüm düzenlemeler Meclis’den geçirilmeli. Zaman kısa.
       Bence herkesin, işini gücünü bırakıp bu konuya ağırlık vermesinde büyük yarar var.
       
 
       
    MSNBC News ANAP artık eyleme geçsin
MSNBC News "Vurun Derviş'e" haftası
MSNBC News Referandumluk maddeye rötar
MSNBC News Top Meclis'te
MSNBC News Medeni kanun ve piyasalara uyarı
MSNBC News Sezer haksız mı?
MSNBC News Diyanet İşleri Başkanı'na destek
MSNBC News Kolay milletvekili oluyorlar
MSNBC News Dünya yeniden şekillenirken
MSNBC News İslam dünyası
MSNBC News Böyle olmamalıydı
MSNBC News Hükümet ABD'ye "hayır" diyemezdi
MSNBC News Seçim 2005'te
 
     
 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları