Home page
Haber Menüsü


Ümit Sezgin
Yazara e-mail göndermek için fotoğrafa tıklayınız.
 
Kıbrıs’ta son şans-1
 
Kıbrıs Rum lideri Klerides’in, Denktaş’ın çağrısı üzerine yüzyüze görüşmeyi kabul etmesi, sorunun krizsiz çözümü için belki de son şans.
 
 
15 Kasım—  Klerides’in bu tavrı muhtemelen bir tuzak. Amaç Türkiye ve KKTC’nin uzlaşma karşıtı olduğunun son kez kanıtlanması olabilir. Ama bu tezgahı bozup, soruna bir çözüm bulmak zorundayız. Aksi halde önümüze konulacak tüm formüller birbirinden felaket.

   
 
       
    TOP5 Ergenekon’da 16 kişi daha gözaltında  
NTVMSNBC Reklam  
 

  Klerides’in Denktaş’ın yüzyüze görüşme çağrısını kabul etmesinin bir kaç nedeni olabilir. Öncelikle Kıbrıs Rumları da, Yunanlılar da biliyorlar ki Türkiye ve KKTC’nin rızası olmadan uygulanacak her çözüm sonuç itibariyle uluslararası yeni bir kriz demektir. İyi niyetli yaklaşırsak krizsiz çözüme son bir şans vermek istemiş olabilirler. Bir başka ihtimal 11 Eylül saldırısından sonra Amerika’nın Türkiye’ye verdiği desteğin artmasından etkilenmiş olabilirler. Ve tabii son olarak Türkiye ve KKTC’nin çözüme karşı olduğu yönündeki savlarını bir kez daha ispatlamak amacı güdüyor olabilirler. Klerides’in başarısız ve çözümsüz bitecek bir görüşmeden sonra BM’ye dönüp “Bakın biz elimizden geleni bir kere daha yaptık, tekrar masaya oturduk ama Denktaş ve Ankara çözüme yanaşmıyor” diyebilmesini hedefliyor olabilirler.
       Böyle bir hedefleri olmasa bile böyle bir tehlikenin varolduğu açık. Denktaş ve Türkiye, varsa böyle bir tuzağı bozmak, bu tehlikeyi bertaraf etmek zorundadır.
       
GÖRÜŞME KATILIMCILARINA DİKKAT
       Bu tuzağın bozulabilmesinin en kolay yollarından biri görüşmelere BM, AB, ABD, Türkiye ve Yunanistan’dan birer temsilcinin katılması olabilir. Gözlemci sıfatıyla katılacak bu temsilciler kurulacak tuzakları, çözümsüzlük dayatan kötü niyetli yaklaşımları birinci elden görebilme imkanına kavuşurlar.
       Tabii böyle bir öneriyi götürebilmemiz için öncelikle Türkiye ve KKTC’nin gerçekten iyi niyetle çözümü arzuluyor olması, her iki tarafca kabul edilebilir formüllerini hazırlamış olması gerekiyor.
       
GERÇEKCİ ÇÖZÜM BULDUK MU?
       Gelinen noktada belki de en önemli soru bu. Türkiye ve KKTC’nin kafasında makul bir çözüm planı var mı, önerilerimiz hazır mı?
       Bugün varolan durumun çözüm niteliği taşımadığı, her geçen gün taraflar açısından yaşama şansını biraz daha kaybettiği ortadadır.
       Tamamen Türkiye’nin desteğine muhtaç hale gelen KKTC’de bugün kaç kişi durumdan memnundur acaba? Kaç kişi bu gidişin KKTC’ye pembe ufuklar getireceğine inanmaktadır? Kaç kişi KKTC’nin ekonomik, sosyal ve siyasal yapısıyla gurur duymaktadır.
       Ancak, “Bugün Ada’da Türkiye mi AB mi diye referandum yapılsa kaç kişi Türkiye’den yana oy kullanır?” sorusuna iltifat etmiyorum. Bu sorunun yanlış ve tehlikeli bir soru olduğunu kabul ediyorum.
Kıbrıs’ta son şans-2

       Elbette kitlelerin böyle bir soru karşısında kişisel çıkarlarını ön planda tutarak yanlış cevap vermeleri ihtimali büyüktür. Geçmişi çabuk unutup, güvenlik mülahazasını bir kenara çok rahat bırakabilirler. Daha vahimi böyle bir referandumu Türkiye’de uygulasanız alacağınız sonucu kestirmek bile hayli güçtür.
       Ama bu soruyu kabul etmemek, kimi gerçeklerin de gözardı edilmesini gerektirmez. Acaba KKTC kuruluşundan bu yana geçen 18 yılda iyiye mi gitmiştir kötüye mi? Türkiye’nin bu olumsuz gidişatta payı yok mudur?
       Bu soruların ne yazık ki, yüzümüzü güldürecek cevapları yok. Kısaca varolan statüko hem Türkiye hem KKTC açısından içacıcı ve sürdürülebilir değildir.
       
RUMLAR VE AB DE SIKINTILI
       Varolan durum Rumlar, Yunanlılar ve Avrupa için de sıkıntılıdır. Türklerin direnişi Rum kesiminin AB’ye girişini geciktirme riski taşımaktadır. Bu risk Rumlar ve Yunanlılar için kabul edilemez konumdadır. Rum kesiminin tüm adayı temsilen üyeliğe alınması için baskı yapmak Yunanistan’ın AB ile ilişkilerini de zedeleme potansiyeli taşımaktadır. Yunanistan’ın, Rum kesiminin üyeliği sağlanmadıkça diğer aday orta Avrupa ülkelerinin üyeliğine veto hakkı vardır ancak böyle bir veto uygulaması komşumuzu AB üyeleri arasında son derece sevimsiz bir konuma sokacağı gibi, diğer aday ülkelerin de tepkisini çekecektir.
       AB için de Kıbrıs sorununun çözülmemesi gelecek adına büyük riskler taşımaktadır. Türkiye’ye rağmen Rumların üyeliğini kabul etmek büyük çatışmalara yol açacaktır. Çünkü Kıbrıs’ın tümü adına Rumları üyeliğe aldıklarında Ada’daki Türk askeri kendileri açısından “AB topraklarındaki işgalci askerler” konumuna düşecektir. Rum ve Yunanlıların sürekli kaşıyacağı kesin olan böyle bir sorun, Türkiye ile AB arasında sonu nereye varacağı kestirilemez çakışmalara neden olabilecektir.
       
AB GÜVENCESİ ÇÖZÜM OLUR MU?
       Tüm bu değerlendirmelerden sonra taraflar adına Kıbrıs sorununa çözüm bulmak hayati önem kazanıyor.
       Artık tartışıla tartışıla anlam kaybeden, “federasyon-konfederasyon, eşit taraflar, azınlık” kavramlarına fazla iltifat etmeden yeni çözüm önerileri bulunmak zorundadır.
       Çözüm adına Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için en önemli husus güvenliktir. Ada’daki Türklerin güvenliğini garantiye almayan hiç bir çözümün kabul edilebilirliği yoktur ve olamayacaktır.
       Pekiyi, yeni yeni dile getirilmeye başlanan AB’nin garantörlüğü güvence için yeterli midir? Türkiye AB’ye tam üye olmadıkça, AB karar süreçlerinde Yunanistan kadar söz sahibi olmadıkça, hayır. Ancak Türkiye’nin de tam üye olduğu bir AB garantör, güvence olabilir.
       Elbette, bugünkü koşullar itibariyle Türkiye ile Rum kesiminin eş zamanlı üyeliğini istemek hayalden öte birşey olmaz.O nedenle AB’nin garantörlüğü de çözüm değildir.
       Çözüm önerilerini bir sonraki yazıya bırakarak, bir küçük hususu hatırlatarak son noktayı koyalım;
       Lafla Kıbrıs davası savunulamaz.
       Ekonominizi düzeltip krizden çıkacaksınız...
       Demokratikleşmenizi kağıt üzerinde bırakmayıp gerekli yasaları çıkaracaksınız...
       AB’ye üyelik için kaçak güreşmekten vazgeçip, söz vermekle yetinmeyecek gerekli uyum yasalarını çıkaracaksınız....
       Ancak bunları yaparsanız Kıbrıs’ı kurtarabilirsiniz.
       Aksi halde “Ya Taksim Ya Ölüm” palavraları atarak Türke Türk propagandası yapmaktan öteye gidemezsiniz.
       

ÜMİT SEZGİN / CNBC-E ANKARA HABER MÜDÜRÜ
       
 
       
    MSNBC News ANAP'ın raporu korkuttu
MSNBC News Adını koyalım; Türkiye savaşa girdi
MSNBC News Ankara neden tereddüt ediyor
MSNBC News İki yanlış bir doğru etmez!
MSNBC News ANAP'ta istifalar nereye kadar?
MSNBC News Milletvekili zammı niye geri alınıyor?
MSNBC News Ankara neden heyecanlı ve tedirgin?
MSNBC News Deklarasyon ölü doğdu
MSNBC News Ankara'da "birileri" varmış
MSNBC News Demirel'e uluslararası görev
MSNBC News Teröre cevapta Türkiye'nin rolü
MSNBC News ABD'ye saldırının Türkiye'ye faturası
MSNBC News Okuyan çocuklar, çalışamayan babalar ve Kaddafi'nin muzu
MSNBC News Ecevit, sirenler ve tanrıça Kirke
MSNBC News "Yakın tehlike" Anayasa'da
MSNBC News Krizseverler ve Eylül beklentileri
MSNBC News Ampul muhabbetleri
MSNBC News "Mebus mu oldun muhtar emmi?"
 
     
 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları