Home page
Haber Menüsü


 
Irak, Bingöl, İstanbul...
 
Afganistan, Afrika veya Irak lafı geçince, tahtaya vurup “dağlara taşlara” demekle yetineceğiz. Zenginliğimiz eşitsizliğin ilacı olmayacak.
 
Hakan Yaman
NTV-MSNBC
 
9 Mayıs—   Halk ara sokakların eleğinden hızla akıp valilik binası önünde birikti. Gerginlik, devrilme noktasını aşınca homurtular sloganlara, sloganlar da eyleme dönüştü. Grubun resmi binaya doğru harekete geçtiği an merdivenlerde bekleyen güvenlik birimi etrafa ateş etmeye başladı. Ateş kalabalığı biraz salladı, ama öfkeyi de körükledi. Şehirde gerginlik gün boyu devam etti...

   
 
       
   
MSNBC News Hakan Yaman: Savaşın öğrettikleri
MSNBC News Hakan Yaman: Hamburger go home!
MSNBC News Hakan Yaman: Savaşı ancak ben durdurabilirim!
MSNBC News Hakan Yaman: Irak pastasından pazarlık dersleri
MSNBC News Hakan Yaman: AKP'nin dudaklarını okumak...
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  Haberde anlatıldığı gibi, savaş sonrası Irak’ta, ABD askerleriyle yerel halk sık sık karşı karşıya geliyor. Biliyorum, bana “Kardeşim Irak da nereden çıktı, sen önce kendi ülkendeki olayları ve gündemi takip et” diyorsunuz. Açık konuşayım; bugün biraz içten pazarlıklıyım. Girişteki haberi aktarırken gizli amacım geçen hafta Bingöl’de yaşanan olayların Irak’takilerden pek de farklı olmadığını size göstermekti.
        Bunu akılda tutup asıl konumuza gelelim. Soğuk savaş sonrasında, ekonomik parametreleri temel alan yeni bir dünya haritası ortaya çıktı. Bu haritada, ulus-devletlerin siyasi sınırları yerine ekonomik faktörlere göre oluşturulan bölgeler daha canlı renklerle gösteriliyor. Çok zor değil; evinizdeki herhangi bir haritaya son on yılın önemli gelişmeleri ve askeri çatışmaları ışığında bakın, zenginlerle ve fakirlerin kesik çizgilerle nasıl ayrıldıklarını siz de göreceksiniz.
       
FAKİR CEP BÖLGELER
        Yeni haritanın en hareketli bölümlerinde, refahları gerilerken toplumsal dokuları etnik ve siyasi çatışmalarla çözülen “cep bölgeler” var. Örnek mi?
       İşte parçalanan Yugoslavya, bir bütün olarak Orta Doğu, Afganistan ve maalesef ülkemizin doğusu. Cep bölgeler, verdiğim örneklerde olduğu gibi, kilometrelerce alanı kaplamak zorunda değiller; aynı şehirde iç içe geçmiş olanlarına bolca rastlanıyor.
        Fakir cep bölgelerde yönetenler de farklılaşmış; bazı yerlerde devlet merkezinin atadığı kişiler makamı doldururken, diğerlerinde ekonomik hegemonyasını dünyaya dikte eden ülkeler var. Ama profillerindeki çeşitliliğe inat, yöneticilerin felsefeleri, tarzları ve söylemleri şaşırtıcı ölçüde benzeşiyor.
        Öncelikle, bu felsefeye göre halkın ülkesi işgal edilmiyor, askeri önlemler alınmıyor olsa olsa özgürlüğe kavuşturuluyor veya söz konusu bölgede kolay taşınabilir ve katlanabilir bir tür “sahra demokrasisi” kuruluyor.
        Bitmedi; bu felsefede halk, masumiyetin alt kültüründe müebbet hapse mahkum edilmiş. Yani aklınıza gelebilecek bütün suçları halk tanımı dışında bırakılan kişiler veya örgütler işliyor. Söylemlerde kendisinden bir aziz gibi bahsedilen halk, haksızlığı protesto etmiyor veya öfkesini dışa vurmuyor, sadece provokatörlere kanıyor. Bizzat kendisi arzuyla tutuşsa bile yoldan çıkmıyor, çıkamıyor ancak dış mihraklarca kafası karıştırılıyor. Halk, taşa takılıp yere kapaklanan sabi, yöneten ise taşı cezalandıran müşfik baba...
        Bu bölgelerde ekonomi ana sorun, oysa yöneticiler öncelikleri hep siyasi ve toplumsal konulara veriyorlar. Özgürlük ve refah cümlelerinin ikinci yarısı hep “ama” ile başlıyor ve insan haklarının dar sınırları çizilerek bitiriliyor. Önce efendilik, düzen, tek tip düşünce ve bağlılık, sonra zenginlik ve refah.
       
IRAK, BİNGÖL...
        Dikkatle bakın; Amerika’nın Irak politikasında da Bingöl depremi sonrası yaşananlarda da aynı sakil felsefenin parmak izi var. Alt yazısını değiştir değiştir birbirinin yerine kullan: “Provokasyon vardı”, “ihmali olanları cezalandıracağız”, “Irak halkı aslında bizim dostumuzdur”, “Halkın arasına sızan teröristler sorumlu”, “Oraya demokrasi götürmeye gidiyoruz”...
        Devlet, depremde bile temkinli, utangaç ve seçici. Önce uzaktan halkı süzüyor, sonra bazı güzel hasletleri kriter alarak yardım edeceği adayları kalabalık arasından ayıklıyor. Bizdeki yaygın inanışın aksine, mağdur mağduriyetini bile ağız tadıyla, dolu dolu yaşayamıyor, azıcık naz, kapris yapamıyor. Deprem sonrası çadır bekleyenlere yanıt verirken fırsattan istifade halkı eğitmeye de yeltenen Kızılay Genel Müdürü Ertan Gönen’in buyurduğu gibi: “Çadırlar kayıtsız dağıtılırsa, yarın kimlerin elinde nerede çıkacağı belli olmaz. Haklılığın da bir ölçüsü vardır. Elinde kazma küreklerle arabaya vuruyorlar. Çadır istemenin yolu bu mu? Mağdur olan vatandaş sabırla bekler…”
        Gördünüz mü, demek ki mağduriyetin ve haklılığın raconu böyleymiş. Deprem nedeniyle başına devlet kuşu konduğu düşünülen ideal ve “role model” mağdur vatandaşın “ödülünü” ciddiyetle bekleyip, asaletle sabretmesi gerekiyormuş. Devletin insanların ölümüne neden olması, ekonomik gelişmeyi sağlayamaması veya kriz yönetimindeki acemilikler ise ancak başka bir televizyon programının veya haberin konusu olabilir. Bunu ileride belki tartışırız; ama şimdi yeri ve sırası değil. Siz bizi aramayın, biz size haber veririz!...
       
IRAK, BİNGÖL, İSTANBUL..
        Peki, Türkiye’deki cep bölgeler doğudakilerle mi sınırlı? Ne gezer? İstanbul da aslında küçük bir dünya maketi. Bu yüzden İstanbul’da da mini Iraklar ve Bingöller var. Bana inanmazsanız yarın işinize, evinize başka yolları kullanarak gidin. İstanbul’un içine gömülü halde yaşayan diğer İstanbulları da bu sayede görebilirsiniz.
        Geçen haftanın gündemini örnek niyetine ele alalım. Sizce, İstanbul depreme Bingöl’den daha mı hazır? Benzer bir depremde İstanbul’daki sonuç çok mu farklı olurdu? Uzun uzun düşünmeye gerek yok; hemen söyleyeyim; bu şehirde de deprem daha çok fakir mahalleleri yıkacak ve fakirleri öldürecek. Bu şehirde de siyasi yandaşların, akrabaların devlet ihaleleriyle üstlendikleri binalar ilk önce çökecek.
        Tamam da bugünden sonra ne olacak? Bir ihtimal, krizlerin, afetlerin gözümüzü açması. Kim bilir, belki dedikleri gibi, “bir musibet bin nasihatten iyidir.”
        Diğer bir ihtimal de, “Refahı nasıl artırırız, doğuyu nasıl zenginleştiririz, büyük şehirlerdeki eşitsizliği nasıl törpüleriz?” diye kafa patlatan yöneticiler yerine, dayatmacı ideolojilerle hayatı yorumlayan ve içi boş demeçler vermeyi yönetmek zanneden siyasileri izlemeye devam edeceğiz. Afganistan, Afrika veya Irak lafı geçince, tahtaya vurup “dağlara taşlara” demekle yetineceğiz. Zenginliğimiz eşitsizliğin ilacı olmayacak, hayrı sadece kendisine bir cin gibi lambada hapis kalacak.
        Çünkü, ekonomik faktörlerle çizilen yeni haritaları okuyamayan ulus-devlet yöneticileri ne geleceği şekillendirecek reformları gerçekleştirebilirler ne de gündemlerine düşen krizlerle baş edebilirler. Onların, körler ve sağırlar kulübü olarak birbirlerini ağırlamaktan başka ellerinden bir şey gelmiyor...
 
       
    TOP5 Bankaların kara tahtaları siliniyor  
     
 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
• Microsoft Internet Explorer
• Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları