|
|
Ancak bu olumlu görünen tablo, sürekli sorulan bir soruyu da yeniden sormaktan bizi alıkoymamalı: Türkiye olarak neden marka yaratamıyoruz? Niçin bizim de dünya çapında kabul görmüş bir markamız yok? Türkiye, dünya ticaretinden daha çok pay alabilmek ve küresel rekabette başarılı olabilmek için dünya markaları yaratmak zorunda. Her ne kadar Mavi Jeansin Amerikadaki başarısını, Vestelin Avrupa çıkarmasını, Arçelik-Bekonun yadsınamaz marka oluşturma sürecini gözardı etmiyor olsak da, Türkiyenin halen özlenen seviyede marka üretememiş bir ülke olduğunu da unutmamak gerekiyor. MARKA VE ÜLKE İMAJI İLİŞKİSİ Dünya genelinde baktığımızda, belli ürünlerle ilgili belli ülkelerin kaliteli ürün ve hizmet ürettiklerine ilişkin zihinlerde oluşan bir imaj mevcuttur. Şarap deyince akla Fransa, saat deyince İsviçre, silah deyince Belçika gelmektedir. Tıpkı elektronikte Japonya, modada İtalya ve Fransa, otomobilde Almanyanın geldiği gibi Örneklerin bize gösterdiği gerçek, markanın ülke imajı ile bütünleştiği yönünde. Ürünlerin markası ve markanın gücü, markanın ait olduğu ülkenin imajı ile doğrudan bağlantılı. Türkiyenin dünya ticari rekabeti içinde öncelikle ülke olarak markalaşma yoluna girmesi gerekmektedir. Türkiye, gerçekten ihracata dayalı bir kalkınma modeli gerçekleştirmek istiyorsa, devlet eliyle bir ihracat stratejisi belirlemeli ve her şeyden önce Türkiyenin marka olması yönünde somut adımlar atmalıdır. Çünkü markanın ait olduğu ülkenin imajı, markanın dünya üzerindeki etkisini artırıcı ya da azaltıcı etki yaratabilmektedir. Marka ile ülke imajı arasındaki önemli ilişkiye verilebilecek en güzel örnek, Türkiyedeki üreticilerin oldukça kaliteli ve dünya markaları ile rekabet edebilir nitelikteki ürünlerine yabancı bir isim vererek pazarlama yapmalarıdır. Elektronik sözkonusu olduğunda, Japoncayı çağrıştırıcı nitelikte isimlerin veriliyor olması bu gerçeğin, bilinçaltındaki marka-ülke ilişkisinin, Türk imalatçısı ve ihracatçısı tarafından çoktan fark edildiğini gösteriyor. Rusya pazarına girmeye çalışan ilk Türk tekstilcileri de, hatırlanacağı gibi, Rus halkının tekstilde İtalyaya yönelik geliştirdiği bilinçaltındaki kaliteli marka-ülke ilişkisinden dolayı, ürünlerine İtalyan markalarını çağrıştıran isimler vermişlerdi. Oysa ürünlerinin kalitesi hiç de İtalyanlarınkini aratmazdı. Aynı ürünler daha sonra Türk markası altında pazara girmeye başladığında ne yazık ki beklenen ilgiyi göremedi. UZUN VADELİ İHRACAT STRATEJİSİ KAÇINILMAZ Rusyada tekstilcilerimizin yaşadığı bu tecrübe bize bir başka gerçeği daha gösteriyor. Türkiye, ihracatı ve dolayısıyla ekonomisinin uzun vadeli gelişimine yönelik atılımlar yerine, kısa vadeli düşünerek aylık ve yıllık ihracat göstergelerindeki artışla yetinerek aslında elindeki kaynakları israf ediyor. Hükümetin desteklediği ve planladığı, stratejileri doğru belirlenmiş bir ihracat hamlesi ile Türkiye bir dünya markası olmak zorundadır. Siyasi popülarizm benzeri, adeta bir ihracat popülarizmine girerek, ihracat kültürü Laleli ve Tahtakale tüccarlığının ötesine geçememiş bir ihracat stratejisine sahip olunmakla bir yere varılamayacağını Türkiye artık kavramak zorundadır. Hatta bu tür bir oluşum için strateji kelimesini kullanmak ne kadar doğrudur, tartışılır. İhracatta sadece kaliteli ürün üretmek ve ucuz işçilik avantajını da kullanarak, küresel rekabet ortamında çok fazla ileriye gidilemeyeceği açıktır. Küresel rekabet, markalaşma sürecini geldiği nokta itibariyle artık Türkiyenin önüne kaçınılmaz bir gerçek olarak koymuştur. Türkiye, farklı ürün kategorilerindeki markalaşma çalışmaları ile markalar arası bir sinerjiyi de zaman içinde yakalayarak dünya ticaretinde hak ettiği konuma gelmek zorundadır. | ||||
Bankaların kara tahtaları siliniyor | |||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||