|
Sniperın kimi hedef alacağı bilinmiyor. Herkes olabilir. Sniper, dürbününden kimi görürse hedef o, anlayacağınız. Kadın, erkek, çocuk, beyaz ya da zenci olabiliyor kurban. Kim olduğu henüz bilinemeyen, kendini Tanrı olarak niteleyen sniper ile ilgili ağır psikolojik tahliller yapılıyor. Sniperın kimliğini tesbit edebilmek için her delil ince elenip sık dokunuyor. Ordudan ya da polis teşkilatından atılmış bir psikopat olduğundan tutun da, Fransada askeri bir okulda okuyan Yugoslav göçmen olduğuna, Usame bin Ladinin adamı olduğuna kadar onlarca görüş ortaya atılıyor. Ama şu ana kadar elde kocaman bir sıfır var. Amerikan polisi acz içinde... Polis, sanki bir Hollywood filmi izler gibi, sadece seyrediyor, sokaklardan ceset topluyor.

Keskin nişancı fidye istiyor

WASHINGTON SARAYBOSNA OLDU
Amerika sniperla yatıp sniperla kalkarken, suçlularla ilgili bir kurumun yöneticisi olan Eric Sterlingin sözleri ilginç. Sterling, abartılı bir karşılaştırma diyor ama sözünü de sakınmıyor: Bir zamanlar Saraybosnada yaşanan duruma benziyor
O günleri hatırlasanıza.. Avrupanın orta yerinde 3,5 yıl süren kirli savaşta Saraybosnalılar sniper kurşunlarıyla can verdi. Sırp sniperlar savaş boyunca aktifti. Sniper ateşinin en yoğun olduğu dönem ise, 1992 ile 1994tü. Sniperlar kenti çevreleyen tepelere mevzilenmiş, bir yandan erik rakısı içiyor bir yandan da insan avlıyordu. Saraybosnalıların keskin nişancı ateşinden kurtulmak için tek yaptığı ise koşmaktı. Ne kadar hızlıysan hayatta kalma şansın o kadar yüksekti.
ÖLÜM NOKTALARINA AFİŞ
Sırp sniperlar yaklaşık 250 kişiyi öldürdü savaş boyunca. Ölenlerin 60ı ne yazık ki çocuktu. Keskin nişancıların ateşiyle 1030 kişi de yaralandı. Gerçi kentin tamamında sniper tehdidi vardı ama, Saraybosnanın yaklaşık 20 noktası vardı ki, en tehlikeliydi. Kent içinde keskin nişancı sokağı olarak anılan 20ye yakın bölge vardı. Saraybosnalılar, ölüm kokan o noktaları ya koşarak, hem de hızla koşarak ya da üzerinde UN yazılı araçları kendilerine siper ederek geçerlerdi. Ölüm noktalarında dalgın olanları uyarmak için büyük bez afişler asılıydı. PAZI SNAJPER yazardı o afişlerde. DİKKAT KESKİN NİŞANCI yani. 
Keskin nişancı iletişim kurmak mı istiyor?
Evlerde de önlemler almıştı Boşnaklar. Mesela, sniperin vurabileceği odalara girilmemeye çalışılıyordu. Evlerin pencerelerine kalın perdeler takılmıştı. Kalın koyu renk perdeler. Saraybosna kuşatması tam bin 300 gün sürdü. Tarihin en uzun kuşatmasıydı bu. Ve savaşı sona erdiren Dayton anlaşmasının ardından, kent halkı her geçen gün daha da rahatladı. Kent sokaklarında sniper tehdidi olmadan gezebilmenin keyfini çıkardılar, savaşın hemen ardından. Dayton anlaşmasından sonra gelen güzel günleri hep dışarıda geçirdiler. Sokak kafelerinde oturdular, bir zamanlar ölümün geldiği İgman Dağına bakarak. Çok acı çekti Boşnaklar. Aç, susuz geçen korku dolu bin 300 günü hiç unutmadılar. Nasıl unutabilirlerdi ki?
ŞİMDİ RAKI İÇİYORLAR
Peki ölüm kusan sniperlara ne oldu? Tabii ki bir zamanlar kenti esir alan Sniperlara ne olduğunu ise kimse bilmiyor. Nerede olduklarını da... Saraybosnadaki genel kanıya göre, bir çoğu emir aldığı Radovan Karadziç gibi ruh hastası olan sniperlar, şimdi bir yerlerde domuz eti yiyerek erik rakısı içmeye devam ediyor.
Saraybosnanın yıllar süren ızdırabı biteli uzun zaman oldu. Şimdi bu korkunun, bu paniğin bir benzerini Washingtonlular yaşıyor. Washingtonda Saraybosna sendromu yaşanıyor son günlerde. Zira, benzin alırken, otobüs beklerken, yürürken, restoran ya da markete giderken ya da gelirken vurulabilirsiniz. Tıpkı bir zamanlar Saraybosnada olduğu gibi. Tarihin garip bir cilvesi olsa gerek. Ne dersiniz ? | |