|
''Zulümpiyat Stadı!'' Lorant'ın gönderilmesi sorunu çözer mi? Fatih Terim'e Neler Oluyor? Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi ya da Güneş'in Çocukları... |
|||
Evet, yazımıza Beyazvari bir sunuşla girmek istedik. Eee, İlhan Mansıza da bu yakışır zaten. Futbol günümüzde bir show business olmuşsa, İ.Mansız da bu şovun ayrılmaz bir parçası, aksesuarı doğal olarak... Böyle bir sunuşu da hakediyor zaten. Tabii işin gırgırı bir yana
Çoktandır takip ettiğim ve bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım, son günlerde yazılı ve görsel medyamızda kendine yer bulmakta hiç te zorlanmayan İlhan Mansız, son hazırlık maçlarından birinde de kırmızı kart görüp, spor sayfalarına tekrar taşınınca, yazının zamanının geldiğini düşündüm. Yapmak istediğim İ.Mansızı yermek, asmak, kesmek değil... İlhan Mansız bir olgu. Hem de herkesin gözlerinin üzerinde olduğu bir futbolcu. Adım atsa olay olmakta. Aslında böylesi bir popülariteye ulaştığı için Mansızı kutlamalı mı? Onu da bilemiyorum. Ama bir haftadır kendisiyle yapılan söyleşiler, hakkında yapılan haber programlar ve gazetelerdeki sekiz sütuna manşet haliyle, sorgulanmalı diye düşünüyorum İlhan Mansız. Her haliyle irdelenmeli... KENDİ AĞZINDAN İLHAN MANSIZ... İsterseniz İlhan Mansızı öncelikle kendi internet sitesinde, taraftarlarına seslenirken yazdıklarından tanımaya çalışalım. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır demiş atalarımız. Kuşkusuz bu atasözü futbol içinde geçerlidir. Her futbolcunun kendine ait bir imajı ve oyun kimliği vardır. Benim de saha içinde ortaya koyduğum, hırslı ve agresif bir yapı var. Bu agresif kimliğim bazılarını rahatsız ediyor olabilir ama, bu benim futbolumun bir parçası. Oyun kuralları çerçevesinde olduğu müddetçe, bana kimse karışamaz. 28 Ocak 2003 tarihli Vatan Gazetesinde Sanem Altan ile söyleşisinden... Sahadaki hırsım sayesinde İlhan Mansız oldum. Bu hırs bazen gol attırıyor, bazen de başımı belaya sokuyor. Kesinlikle değişmeye niyetim yok!.. Sahada bazen kendimi kaybettiğim doğru. Haksızlığa ve kaybetmeye tahammülüm yok... Beni ben yapan bu agresiflik. Bana atfedilen hiç bir olumsuz eleştiriyi umursamıyorum...Bazen kendimi seyrettiğimde çok şaşırıyorum yaptıklarıma. Ama ben buyum, beni böyle kabul etmek zorundalar. Dışarıda duygularımı hiç belli etmem. Çok bastırırım. Duygusal birisiyim aslında... saha içinde yaptıklarım şımarıklık değil.. Kendimi çok yetenekli görüyorum. Daha çok beden gücüyle oynayan bir futbolcuyum. Koşarak ve agresiflik sayesinde başarılı olan biriyim. O yüzden bu çıkışları da yapmam çok normal...kendimi haklı gördüğüm sürece fikirlerimi karşımdaki insana anlatmak isterim. Her zaman kendi kurallarını uygulamak isteyen, fikirlerini savunan biriyim. Bu böyle de devam edecek... 15 Ocak 2003 günü NTVye yaptığı açıklamadan Takıma zarar verdiğim ve yalnız bıraktığım zamanlar oluyor. Hazırlık maçındaki bu agresifliğimin bu kadar abartılmasını normal karşılamıyorum. Tayfun ağabeye çok sert bir hareket yapılmıştı ve ben de dayanamayıp tepki gösterdim. Benim yaptığım için olaylar biraz fazla abartılıyor Japonyadan gelen hayranlarına da değinen golcü futbolcu, Hayranlarımın Türkiyeye gelip, beni görmek istemeleri veya Beşiktaş maçlarını izlemek istemelerine açıkçası ben de şaşırıyorum. Ama herhalde Dünya Kupasında göstermiş olduğum performanstan sonra ve tipimi de kendilerine benzeterek bu kadar hayranlık duyuyorlar dedi. İlhan Mansız, kendine olan ilginin devam ettiğini belirterek, Yakında, Japonya için bir reklam çekimi olacak. Artık, kariyerimin sonlarına doğru belki Japonyada bir-iki sene futbol oynamayı düşünüyorum şeklinde konuştu. VUKUAT KAHRAMANI İLHAN MANSIZ! İlhan Mansızın Beşiktaşa gelmesiyle vukuatları da ön plana çıkmaya başladı. Kazanma hırs ve agresifliği yeşil sahalarda, centilmenlik ve futbol kuralları içinde kaldığı sürece zaten, kimsenin de buna bir itirazı yok. Tüm teknik adamlar böylesi bir motivasyonu futbolcularında görmek ister. Ancak, kontrol edilemeyen öfke temelinde, disipline olmamış bir agresifliğin de savunulacak hiçbir yanı yok. Başlangıçta, kazanma dürtüsüyle ortaya çıkan ve masumane görülebilecek agresiflik ve hırçınlık, kontrolden çıkıp ta, rakibe yani hukuki deyimiyle üçüncü kişilere de zarar vermeye başlayınca, hemen aklımıza, bir reklam sloganı geliyor. Kontrolsüz güç, güç değildir. İlhan Mansızın, işi rakibe yumruk atmaya kadar götürdüğü agresifliğinin, saldırgan bir tavır ve davranışa dönüşmesi, salt kaybetmeme dürtüsünün salgıladığı fazla adrenalinin bir sonucu olarak açıklanamaz. Benim kişisel görüşüm, bu noktada çoğu zaman İlhan Mansız, kontrol edilebilir egosunu, showun bir parçası olarak kullanmaktadır. Kazım Kanat ta nitekim buna paralel bir yaklaşım içinde, aşağıdaki satırları yazmaktadır. Sevgili İlhan Mansızın gol attıktan sonra korner direklerini tekmelemesi beni müthiş etkilemişti. İşte İlhan Mansız bu demiştim. Ona futbol oynatan bu hırs, bu istek. Eğer; Mansızdan, Efendi çocuk rolü isterseniz, gol istemeyin, iyi futbol istemeyin. Sevgili Mansız, Beni bir tek sen anladın derken bunu diyordu. Beyler; Mansız, Uslu çocuk olursa biter. Mansız, Renksiz, kişiliksiz biri olursa tribünlerin ilgisi de biter. (Sabah, 17 Ocak 2003) Aslında, İ.Mansızla yapılan söyleşiler, dikkatlice değerlendirilecek olursa; bu ifadelerde ders alınacak çok şeylerin de olduğu görülür. Bu konuda, Cem Dizdarın 17 Ocak 2003te Fanatikte yazdıkları bana oldukça ilginç geldi. Dizdar bu yazısında, İlhan Mansız, agresifliğini haksızlığa dayanamamaya; dilini tutamamasını politik olamamaya bağlıyordu. Kazanma arzusuyla yanıp tutuştuğundan ve üstüne üstlük çok da tekme yediğinden rakip oyunculara tepki gösterdiğinden dem vuruyordu...O hakem ya da rakip futbolcularla olan itiş kakışları bile isteyerek ve planlayarak yapıyor demektedir. Bana göre de, bir futbolcunun ardışık olarak, bu kadar vukuata neden olması, yaptığı olumsuzlukları sürdürmekte israrcı tavrına devam etmesi; kontrol edilemeyen değil, aksine kontrol edilebilir bir disiplinsizlik olayıdır. Atilla Gökçeye göre de, Tepeden bakan, nobran, kibirli, huysuz ve geçimsiz bir porte sergileyen İlhan Mansızın, yeşil sahalarda sergilediği ve bir türlü sona ermek bilmeyen bu ölçüsüz tavır ve davranışları, Almanyada iki kültür arasında sıkışmış kalmış bir kuşağın dramından kaynaklanmaktadır. (Atilla Gökçe, 15 Ocak 2003, Milliyet Radikal yazarı Uğur Vardan da, Genç bir yaşta büyük bir takımın oyuncusu olmanın ve böylesi bir psikolojiyi tam olarak özümsemeden, ulusal kahraman statüsüne yükselmenin, İlhan Mansıza üzerindeki elbisenin yakışmamasına, daha doğrusu bol gelmesine neden olduğunu düşünmektedir. (Radikal, 15 Ocak 2003) İlhan Mansızın, estetik olarak ta göze hoş gelmeyen bu saldırgan davranış ve hırçınlığı, kendi taraftarını da nitekim çileden çıkartmış; çoğu zaman bu tür davranışlar, türibünlerde protestolara neden olmuştur. Türibünler bugün İspanyada Nihatı bağrına basarken, İlhan Mansızın, bu protestolara kulak asmayıp, kendi bildiğini okumaya devam etmesi, Uğur Vardana göre güzel ve çirkini ifade etmektedir. İlhan Mansızın, futbol anlamında estetiğe ne kadar düşkün olduğunu hepimiz biliyoruz. Hele Korede, Brezilyaya 2-1 yenildiğimiz ilk maçta, Roberto Carlosa çektiği, o mükemmel topuk hareketi ile Carlosu ekarte edip geçmesi, turnuvanın en şık hareketi unvanını da kazanmasına karşın; saha içinde sergilediği istem içi saldırgan davranışlarının tam bir çelişki olarak karşımıza çıkması, İlhan Mansız markasını en yüksek fiyata satabilme stratejisi(Cem Dizdar, a.g.y)nin bir parçası mı acaba! İLHAN MANSIZIN ÖRNEK ALINABİLECEK YANLARI VAR MI? Yukarıda da anıldığı üzere İlhan Mansız futbol bağlamında, saha içinde olduğu kadar, özel yaşamında da estetiğe önem veren bir kişiliğe sahip. Oyun anlayışında, nerede olursa olsun golü düşünen ve Avrupalının striker dediği türden, her pozisyonda topa vuran bir oyuncu olmasının yanısıra, türibünleri de okşayacak hareketleri ihmal etmeyen Mansız, gündelik yaşamında da giyim-kuşam ve imajı ile tam bir estetik düşkünüdür. Dünyanın dört bir tarafında hayranının olması ve adına turlar düzenlenmesinde, bunun ciddi bir etkisi olduğunu düşünüyorum. İlhan Mansızın olumsuzluklarının medyayı işgal ettiği hafta Haşmet Babaoğlu, Vatan Gazetesinde, Bravo İlhan Mansız başlığıyla, 17 Ocak 2003 günü yayımladığı yazısında, Sanem Altanla yaptığı söyleşide, Seni en iyi anlayan hocan hangisiydi? sorusuna, Daumdu yanıtını, lafı dolandırmadan ve kaçak güreşme yoluna gitmeden veren İlhan Mansızı Uygar ve özgüveni yerinde bir birey olarak nitelemektedir. Bu davranışıyla, İlhan Mansız, hangi iş kolunda olursa olsun, bir çok insanın içine itildiği o yalakalık haline itibar etmiyor diyen H.Babaoğlu, İlhan Mansızı Bravo! İşte buna bravo diye onore etmektedir. Bu yaklaşıma aykırı bir düşünce içinde olmak zaten mantıksız. Eleştirmekten daha çok ehli geçimanlayışının egemen olduğu toplumsal kültürümüzde, üstelik yıldız bir futbolcunun, hem de başında başka bir teknik direktör varken, böyle bir yanıtı verebilmesi taktire şayandır. İlhan, yine anılan söyleşide, politik olamamaktan söz etmektedir. Bakın bu konuda Cem Dizdar ne yazmış: Politik ki, ne politik!..Söylediklerinin hiçbirine şaşırmadım da en çok politik olamıyorum bölümüne takıldım. Belli ki o da bir çok insan gibi politik olmayı kötü bir şey diye bellemiş. Halbuki, futbol başından ayağa politik bir oyundur. Ve ben İlhan için tam aksini düşünür, onu her zaman en politik futbolcu olarak görürüm. Daha önce de yazmıştım, yineliyorum; o hakem ya da rakip futbolcularla olan itiş kakışları bile isteyerek ve planlayarak yapıyor. Çünkü bu, yaratılmasında başrolünü oynadığı İlhan Mansız markasını en yüksek fiyata satabilme stratejisi. Yani markasının yaşayabilmesi, futbolcu özelliklerinden daha önde onun için. Acaba neden, futbol yaşamımın son iki yılını Japonyada geçirmek istiyorum diyor, bir düşünün bakalım...Tam da bu nedenden dolayı politik biridir İlhan Mansız. Yoksa İlhandan futbol sahasında ve hayatta neler yapmamamız gerektiğini nasıl öğrenecektik! SONUÇ Sonuçta İlhan Mansız, futbol mentalitesi, fiziği, yetenek ve kapasitesi ile Milli Takımımız ve Beşiktaş için önemli bir golcü; her teknik adamın sahip olmak isteyeceği bir futbolcudur. Zaman zaman kişisel sorunları onu saha içinde yalnız bırakmamış; kısa zamanda yakaladığı popülaritenin getirdiği ağır sorumluluğun altından kalkamamış; Almanyada iki kültür arasında sıkışıp kalmış bir kuşağın dramından kendini çekip kurtaramamış olabilir. Bu nedenle iletişim kurmakta zorlanıyor da olabilir. Ama bunların hiç biri, İlhan Mansızın Ben böyleyim. Değişemem diyerek, ısrarla sürdürdüğü vukuatları ve bu hatalardan oluşmuş yanlışlar demetini, haklı göstermez. İlhan Mansızın bunu bir yaşam biçimi olarak görüp, futbol yaşamını bu şekilde devam ettirmesi, onu büyük, ve kalıcı bir yıldız yapmayacaktır. (U.Vardan) Böylesi bir yeteneğin yitip gitmesine izin verilmemelidir. Futbolseverler İ.Mansızı sahada, seyirciyi mest edecek yeteneklerini sergilerken görmek istiyor. Futbol bir şov ve İlhan da bunun farkında ise (ki farkında), yıldızlarının ışıltısını söndürecek çirkinliklerden uzakta, fair play ruhunu içine sindirmiş bir İlhan Mansız izlemek istemektedir. İlhan Mansız belkide Lucescu destekli terapilerle, asli işini en iyi yapacak şekilde mental olarak yeniden yaratılmalıdır. 2004 Eurocupta böylesi bir golcü ve yeteneğe Türk futbolunun ihtiyacı olacaktır. Yıldız oyuncuların sorunlu ve kaprisli oldukları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yıldız futbolcular nefret ve sevgiye bıçak sırtı bir yaşam biçimi sürerler. Ancak bu, taraftar ve izleyicinin katlanabileceği sınırları zorlamaya başladığında, yıldız kendisine akan sevgi selinin yavaş yavaş nefrete dönüştüğünü görürse de şaşırmamalıdır. İlhan Mansız bu kredisini maalesef bugüne kadar iyi kullanamamıştır. Ama henüz zaman çok geçmiş değildir. Biz sevgi selinin arkasından çağlamakta olduğu bir İlhan Mansız bekliyoruz. Haydi İlhan | ||||
|
|||||||
Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||