|
Graham Fuller kimdir? Fuller'in makalesinin İngilizce tam metni "İslam Avrupa için bir tehdit değil" Mango: Türklere yönelik katliamlar unutuluyor |
|||
Graham Fuller ABDde 3 ayda bir yayımlanan National Interest (Ulusal Çıkar) adlı derginin Sonbahar 2000 sayısında Atatürk ve sonrası başlıklı makalesi ile yer aldı. Fuller bu makalenin giriş bölümünde Türkiye tarihi uzmanı Andrew Mangonun yazdığı Atatürk biyografisinin gerçeğe uygun ilk biyografi olduğunu öne sürüyor ve bu kitabın tanıtımı ve eleştirisi çerçevesinde, Atatürkün kendi çağında diğer tüm liderlerden farklı olarak Türkiyeyi Batılı değerlere dayalı modern bir ülke haline getirdiğini kaydediyor. KEMALİZMİN DEĞİŞMEZ DEĞERLERİ Fuller makalesinde daha sonra şu görüşlere yer veriyor: Bugün Türk devletinin bir sorunu varsa, bu da aslında Kemalizmin değişmez bir değerler paketi olarak var olmayı sürdürmesidir. Hangi türden olursa olsun hiç bir metin, hep ortaya çıktığı şartlar altındaki terimlerle yorumlanamaz. Atatürkün içinde parlak ve yaratıcı bir şekilde operasyonunu yaptığı dünya bugün değişip gitmiştir. Böylece Kemalizmin en temel noktalarının, tümüyle silinip atılmasa bile, dünya ve Türkiye değişirken, yeniden yorumlanmasına ihtiyaç vardır. Türkiye, Balkanlar, Ortadoğu ve Müslüman dünyasında en başarılı ülkelerden birisi olmasına rağmen, hala Avrupa Birliğine tam üyelik kriterlerini yerine getirmekte ciddi problemlerle karşı karşıyadır. Bu problemlerin özünde kemikleşmiş Kemalizm yatmaktadır. Kemalizmin 6 ilkesi arasında yer alan devletçilik, bugün geniş anlamıyla ülkenin gelişiminin önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir. Devletin merkeziyetçiliği 19. ve 20. yüzyılın büyük bölümünde ulusu oluşturmanın temel unsuruydu, ancak bugün dünya çapında farklı algılanmaktadır. Bu değişim, hem liberal düşüncenin süregiden evrimini, hem de 20. yüzyılda gerek faşist, gerekse komünist devletlerdeki gücün büyük çapta merkezileşmesinden çıkarılan derslere dayanmaktadır. Çıkarılan ders devletin halkı ezmemesi ve kutsal bir hale gelmemesidir. Devlet halka hizmet etmeli, aksi olmamalı. Halk grupların çoğulculuğundan oluşur. Devlet, Rousseacu ve Marksist anlayıştaki gibi tek yapılı bir sistemi oluşturmaz, ayrıca kurumlardan ve sivil toplumun kültüründen ayrı bağımsız bir varlığı da olamaz. DEVLET DEĞİŞMEZ DEĞİLDİR Bunların ışığında, Türkiye Anayasasının ilk cümlesi olan Türk devleti ebedidir sözü Orwell dilini anımsatan daha eski bir dönemi çağrıştırmaktadır. Aslında Türk devleti de ebedi olmayacaktır. Devlet insanlardan meydana gelen ve onların ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılamak için sürekli değişim içinde olan bir mekanizmadır (araçtır). Ebedi olan Türk halkıdır ve devleti istediği şekilde biçim verecektir. Bu yüzden Türkiyede devlete yönelik suçları cezalandıran yasalar, aynı zamanda Türkiyenin Avrupanın gözünde tam bir Batılı ülke olarak kabul edilmesine engel olan ve liberal olmayan düzeni de kalıcı kılmaktadır. Daha önemlisi liberal olmayan bu düzen, Türkiyenin demokratik değişimini engellemekte, İslamcılık ve Kürtler gibi iki ana sorunun çözümüne de zorlaştırmaktadır. Birincisi din meselesi. Türkiye laik bir devlet olarak ülkedeki tek ve aynı zamanda en büyük İslamcı partiyi yasaklamaya devam ediyor. Türkiye laik sistemi sürdürmelidir, ancak bu sistem kilise ve devletin birbirinden ayrıldığı gerçek laiklik olmalıdır, Fransız Jacoben anlayışında ve Türkiyede de olduğu gibi devletin din üzerinde kesin bir kontrol uyguladığı bir sistem olmamalıdır. İslam aslında demokrasi ile bağdaşmaz değildir. İslami partiler gerçek şiddet uygulanmadığı sürece, tehdit olarak görülmemelidir, dini meseleler de güvenlik birimleri tarafından pederşahi bir seçkin grubunun bakış açısı ile ele alınmamalıdır. Türkiyenin ikinci büyük iç krizi de Kürt sorunudur. Homojen bir ulus kurma kaygısı içinde, Kemalist devlet Türkler dışında hiçbir kimliği tanımamak üzerine inşa edilmiştir, Fransa ve daha birçok ülke de olduğu gibi. Bu tabii ki bir kurgudur, çünkü Türkiye mülti-etniktir. Kürtler bu etnik azınlıklar arasındaki tek en büyük gruptur. Vatandaş olarak ayrım görmezler, ancak aynı zamanda kültürel ve dil hakları ortada gözükmediği gibi, Türkiyenin içinde olan kendi anayurtlarında, kendi sorunlarını çözmede bölgesel söz hakları yoktur. SİVİL TOPLUM ÇÖZERDİ Türkiye devleti PKKyı, 1980lerin ortasında çıkan etnik şiddet hareketini ezmekte tamamen haklıdır, ancak devlet aynı zamanda bu sorunun ortaya çıkmasına neden olan meseleleri çözmekle de yükümlüdür. Eğer Türkiyenin demokratik yapısı işleseydi, eğer sivil toplum ve basın özgür olsaydı, bu sorun kolayca çözülebilirdi: Ancak böyle olmuyor, çünkü Kürt sorunu katı bir şekilde laiklik kavramı içinde ele alınıyor ve bu kavramların dışındaki hiç bir şey tartışılmıyor. Eskide seçkin bir grubun, Kemalizm olarak adlandırdığı devletin doktrinleri, artık sorunu çözmek için yeterli olmadığı gibi Türkiyeye yüksek bir maliyete neden oluyor. Türkiye halkı giderek gelişiyor, sivil toplum zenginleşiyor ve büyüyor. Türkiyede Batıdaki gibi birçok demokratik ve sivil kurum var. Eski Kemalist deyimle cumhuriyetçilik artık çağdaş, liberal demokrasi çerçevesinde ele alınmalıdır. Sadece cumhuriyetçilik değil, Türkiye toplumunun ihtiyaçları da bu çerçevede ele alınmalıdır. Aynı şekilde ekonomi üzerinde çok sıkı bir kontrol uygulayan Kemalist devletçilik anlayışı da eskide kalmıştır. Dışardan kurum ithal etme politikası ile Türkiye on yıllar boyunca biraz işlevsel bir altyapı kurmayı başardı, ancak ergenlik çağında olan bu ekonomi liberalleşme yönündeki gerçek önemli adımı, 1980li yıllarda Cumhurbaşkanı Özalın özelleştirme ve ekonomiyi yabancı sermayeye açma politikaları ile birlikte atabildi. Nerdeyse Türklerin hepsi devletçi ekonomiyi ulusal pazar ekonomisine dönüştürme ihtiyacını görüyorlar. Aynı şekilde bir zamanlar köklü kültürel devrimin pederşahi programında yeralan devrimcilik ve reformculuk, bugün sivil toplumun sürekli gelişmesi ve devletin liberalleşmesi olarak anlaşılıyor. Atatürkün Mango tarafından yazılan hayatı, diğer devlet adamlarının daha az aydınlandığı ve daha az başarılı olduğu halklarını daha iyi bir geleceğe yönlendirmede başarısız olduğu bir dönemde, Atatürkün aydınlanmış devlet adamlığı üzerine bir çalışmadır. Atatürk başarıları nedeniyle daima saygı ve beğeniyi haketse de, 80 yıl önceki politikaları ciddi bir şekilde yeniden gözden geçirilmelidir. Herşeyden önce, Atatürkü diğer liderlerden ayıran en büyük gücü yeni koşulları önceden görme, farketme ve onlara adapte olmasıdır. Kemalizm deyiminin coşkulu ve çoğulcu bir toplum içinde kendi çıkarlarının peşinde olan tek bir seçkin grup tarafından kullanılmasına izin vermek, bu büyük kişiliğe zarar veren bir şeydir. Gerekli olan devletin liberalleşmesi ve ve zaman ve uzam içinde bir çok imparatorluğu yönetmiş Türk halkının tarihsel dehasının önünün, kendisini çağdaşlaştıracak şekilde açılmasına izin verilmesidir. | ||||
Ergenekonda 16 kişi daha gözaltında | |||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||