|
|
|||||
![]()
| ![]() | ![]() | ![]() | |||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||
![]() |
| Türkiyenin 2002 yılında 149 katrilyon TL olan toplam iç borç stoku, 2003te 194 katrilyon liraya, 2004 Nisanında da 206 katrilyon liraya, Haziran sonu itibariyle 209 katrilyon lira çıkmış durumda. Dolayısıyla, iç borç stoku, programın sözde başarısına karşın artmaya devam ediyor ve Türkiye her geçen gün IMF programının borç batağına biraz daha gömülüyor. İç borç reel faizleri son bir yıldır herhangi bir düşüş eğilimi göstermeden, yüzde 11.9 ile 19.6 aralığında dalgalanıyor ve 2004ün ilk üç ayında da yüzde 14 düzeyinde idi. Nisan ve Mayıs aylarında yaşanan ve toplamı yüzde 15i bulan devalüasyonla faiz oranları da yükseldi ve Hazine Müsteşarlığı, Haziran sonunda 209 katrilyon liraya kadar ulaşan iç borç stokunun yıllık bileşik reel faizini yüzde 16.53 olarak hesapladı. İç borç stokunun reel faizi geçen yıl sonunda yüzde 11.9a kadar düşmüştü. İç borç stokunun faizi nasıl hesaplanıyor? Hazine iç borç stokunun reel faizini, borçların mevcut yıllık bileşik faizi ile gelecek bir yıla ilişkin enflasyon ve döviz kuru beklentilerini dikkate alarak hesaplıyor. Enflasyonun beklentilerden daha hızlı düşmesi, gerçekleşen reel faiz oranlarını, hesaplanan oranlardan da yukarı çekiyor. Reel faizin bu ölçüde yüksek olması piyasaya olan borçlardan kaynaklanıyor. Reel faizler, alt dilimler itibariyle şöyle: RİSK ALGILAMALARI 1990 yılında yüzde 30larda bulunan reel faiz oranı ise Türkiye gibi ülkeler için yüzde 5-7 olarak kabul edilen, katlanılabilir düzeye inmekten uzak. Ekonomik büyüme trendi ve enflasyondaki düşüş nedeniyle 2000 önceki yıllara göre daha istikrarlı bir görünüm çizen Türkiye ekonomisinde reel faizlerin bu ölçüde yüksek seyretmesini, Merkez Bankası risk algılamalarına bağlıyor. Özellikle IMF ile 2004 sonrasına ilişkin nasıl bir program uygulanacağına yönelik belirsizliğin uzun sürmesi, ham petrol fiyatlarındaki artış, Türkiyenin cari işlemler açığındaki büyüme ve zaman zaman yaşanan siyasi gerginliklerin, risk primi olarak da nitelendirilen reel faizlerin yüksek kalmasına yol açtığı kaydediliyor. Programın başarıyla uygulanmasına rağmen Türkiyede reel faizler pek düşmüyor. Gerçek şu ki, benzer IMF programları uygulayan ülkelerde de reel faiz düşmüyor Örneğin, Brezilyada da son üç yıldır reel faizler yüzde 10-12 aralığından aşağıya düşürülememekte ve Brezilya ekonomisi durgunluktan kurtulamamaktadır. DİRENÇ NEREDEN ? Reel faizlerdeki bu direnç nereden kaynaklanıyor ? Bu olgu, doğrudan doğruya uluslararası sermaye piyasalarının işleyişinin bir sonucu. İster sıcak para, ister kısa vadeli sermaye hareketleri deyin, bu kaynağa uluslararası finans sermayesi şebekesi, Türkiye gibi yeni yükselen piyasalarda reel faizlerin yüksek olmasından büyük bir rant elde etmekte ve bu ülkelerin sunduğu spekülatif finansal arbitrajı kaybetmemek için piyasa dahili veya harici her türlü şantaja başvurarak faiz getirisini yüksek tutmaktadır. Bu şebekenin bir parçası olarak işleyen Türkiye ve Brezilya gibi yükselen piyasa ekonomileri de yüksek reel faiz kıskacında. | ||||
Bankaların kara tahtaları siliniyor |
|||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||