ALBERT EINSTEIN: BIG BANGİN ALTYAPISINI OLUŞTURDU
Bugün bilim çevrelerince geniş kabul gören Big Bang teorisinin temelinde Einsteinın genel görelilik kuramı yatıyor. Einstein genel görelilik kuramı temel olarak kütlenin dört boyutlu uzayı eğip büktüğünü ortaya koydu. Zamanında inanılması güç olan ama daha sonra farklı gözlemlerle kanıtlanmış pek çok öngörüyü beraberinde getiren olan genel görelelik kuramı ile evrenin ortaya çıkışı ve yapısı hakkındaki bugünkü bilgilerimizin de temeli atılmış oluyordu. Ancak ilginçtir Big Bang teorisini altyapısını oluşturan kurama imza atan Einstein başlangıçta evrenin genişlen değil sabit bir yapıda olduğunu düşünüyordu. Daha sonra Einsteinda doğruladığı Big Bang teorisini birbirinden bağımsız olarak iki biliminsanı farklı zamanlarda ortaya attı.
ALEXANDER FRIEDMAN: BIG BANGİN BABASI
Einsteinın genel görelilik kuramı üzerinden uzayın sabit değil değişken bir yapıda olduğunu ilk ortaya atan Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedman oldu.
 |
|
1888de St. Petersburgda doğan Friedman yaşamının büyük bir bölümünü doğduğu kentte geçirdi. Birinci Dünya Savaşında savaş pilotu olarak görev alan Friedman savaş sonrasında matematik ve kozmoloji çalışmalarına tekrar döndü. Görelilik kuramı üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda evrenin sanıldığı gibi durağan değil sürekli genişleyen bir yapıda olduğunu öne sürdü. Bu iddiayı ilk süren kişi Friedmandı ancak iddiası yalnızca teorik hesaplamalara dayanıyordu ve gözlemle desteklenmiyordu. Uzmanlık alanı olan matematik ve kozmoloji dışında meteorolojik deneylere de katılan bilim adamı 1925te, o yıllar için bir rekor olan, 7bin 400 metre yükseğe balon gönderme deneyinde bulundu. Alexander Friedman aynı yıl, 37 yaşında hayata gözlerini yumdu.
GEORGES LEMAITRE: EVRENİN GENİŞLEDİĞİNİ KANITLADI
 |
|
Birçok kişi için Big Bang teorisini ilk ortaya atan kişi olarak görülen Georges Lemaitre 1894de Belçikada doğdu. 17 yaşında Leuven Katolik Üniversitesinde mühendislik eğitimine başladı. Ancak Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla eğitimine ara vererek savaşa katıldı. Savaş sonrasında bir taraftan fizik ve matematik almaya, bir yandan da papazlık eğitimi almaya başladı. Yaşamı boyunca bilim insanı ve papazlık taşıyacağı iki farklı unvan olacaktı. Bu bakımdan Lemaitre bilim tarhinde modern dönemlerin ilginç kişiliklerinden biri kabul edildi. 1923-25 arasında İngiltere ve Amerikanın saygın okullarında devam eden çalışmalarından sonra ülkesine döndü ve fizik ve matematik çalışmalarına başladı. 1927 yılında görelelik kuramı üzerinde yaptığı çalışmalar sonucuında, Friedmanın 1922de bulduğu gibi evrenin genişlediği sonucuna vardı. Aynı yıl Solvayda düzenlenen fizik konferansında Einsteinla karşılaşan Lemaitre, beş yıllık gecikmeyi ünlü fizikçiden duydu. Lemaitrein bu gecikmesi Big bang teorisinin geliştirilmesindeki rolünü azaltmadı. İyi bir matematikçi olan Friedman 1922de evrenin genişlediği sonucuna varmıştı ancak bunu matematiksel kanıtlara dayandırmış, astronomik gözlemlere dayandırmamıştı. Lemaitre ise teorisini oluştururken astronomlarla çalışmış ve teorisini test edilebilir ve zamanının gözlemlerine uygun olarak kurmuştu. 1931de teorisi İngilizceye çevrilen Lemaitre, teorisi için İlkel Atom adını kullanıyor ve bunun için; yaradılış anında patlayan Kozmik Yumurta tanımını yapıyordu. Teorinin bugün bilinen Big Bang - Büyük Patlama adı İngiliz astronom Fred Hoylea aittir. Yaşamının geri kalan kısmında hem bilimsel alanda, hem de dinsel alanda pek çok kez ödüülendirilen ve çeşitli unvanlara layık görülen Lemaitre için belki en büyük ödül teorisinin kanıtının bulunmasıydı. 1966da öldüğünde, teoriyi kanıtı olarak görülen Big Bangden arta kalan kozmik radyasyonun keşfinin üzerinden henüz bir yıldan biraz fazla zaman geçmişti.
EDWIN HUBBLE: FARKLI GALAKSİLERİN VARLIĞINI KANITLADI
 |
|
Big Bang teorisinin kanıtlanması 1964ü bulmuştu ancak Friedman ve Lemaitrein gösterdikleri evrenin genişlediği teorisinin kanıtları 1929da bulundu. Evrenin tarihinin ve yapısının anlaşılmasındaki bu önemli kanıtı bulan kişi ABDli fizikçi Edwin Hubbledı. 1889da Missoride doğan ünlü fizikçinin Friedman ve Lemaître ile ortak olan yanı yalnızca Big Bang teorisine olan katkısı değildi. Hubbleda da diğer meslektaşları gibi Birinci Dünya Savaşında aktif görev almış ve savaş sonrasında astro-fizik çalışmalarına hız verdi. Hubbleın bilime en önemli katkısı galaksiler üzerine yaptığı çalışmalardı. Onun zamanında evrenin büsbütün Samanyolundan ibaret olduğu düşünülüyordu. Ancak Hubble, yaşamının büyük bölümünde Wilson Dağındaki gözlemevinde yaptığı çalışmalarla Andromedanın da içinde bulunduğu birçok farklı galaksinin varlığını kanıtladı. Böylelikle evrenin büyüklüğü ile ilgili görüş temelden değişmiş oldu. Amerikalı astronom birçok galaksinin olduğunu kanıtlamakla kalmadı aynı zamanda bu galaksilerin birbirinden uzaklaştığını da kanıtladı. Galaksilerin birbirinden uzaklaşmalarının kanıtlanması aynı zamanda evrenin de statik olmadığının ve genişlediğinin kanıtıydı. Hubble bunu yıldızlardan gelen ışığın dalgaboyunu inceleyerek yaptı. Işık tayfı yakından incelenirse onun yalnızca birtakım farklı dalgaboylarından ışık içermediği, bunların dışında bir dizi çizgiden de oluştuğu görülür. Yıldızlardan gelen ışık incelendiğinde sözkonusu dalgaboyları ve çizgiler ışık tayfının kızıl ucuna doğru yaklaşmaktadır. Buna kızıla kayma denir. Gökadalar zayıfladıkça kızıla kaymanın artışı Hubbleın dikkatini çekti. Bu gökadaların uzaklığı arttıkça daha hızlı hareket ettiklerini gösteriyordu. 1929da Hubble ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarla gökadaların hızını ve Dünyadan uzaklıklarını hesaplamak için kızıla kayma derecesini ölçebilecek bir duruma geldi. Hızın uzaklıkla orantılı olarak arttığı bulundu. Hubble yasası olarak tarihe geçen bu buluş, evrenin genişlediğinin ilk kanıtıydı. Artık uzayın statik değil, genişleyen bir yapıda olduğunun teorinin ötesinde, gözlemlenmiş kanıtları ortaya çıkmıştı. Bu büyük buluşun sonrasında da Hubble Wilson Dağıda yaptığı gözlemlerine Eylül 1953te sona eren yaşamı boyunca devam etti. Bu büyük astronomun bilime yaptığı katkılar unutulmadı. İnsanoğlunun evreni gözlemesindeki en önemli adımlardan olan ve gökyüzüne fırlatılıp Dünya yörüngesinden gözlemler yapacak bir teleskoba Hubbleın ismi verildi. Astronomi tarihinin en önemli araçlarından biri olan Hubble teleskopu, 1990dan bu yana, adını aldığı büyük bilim insanı gibi, evreni gözlemeye devam ediyor.
A. PENZIAS VE R. WILSON: RADYASYONU BULDU
Hubble uzayın genişlediğini gözlemleyerek kanıtlamıştı, ancak bu Big Bangin varlığına ait elle tutulur kanıtlar sağlamıyordu. Evrenin büyük patlama sonucunda oluştuğuna dair teorik hesaplamalar olsa da gözlemlere dayanan kanıt uzun süre bulunamadı.
 |
|
Bu kanıtları bulanlar ise Arno Allan Penzias ve Robert Woodward Wilson adlı iki bilim adamı oldu. 1933te bir Yahudi ailenin oğlu olarak doğan Allan Penzias, İkinici Dünya Savaşında Nazi Almanyasının Yahudilere karşı uyguladığı soykırımdan kurtulmayı başaran şanslı kişilerden biriydi. 1940 yılında ailesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletlerine kaçmayı başaran Panzias 1946da bu ülkenin vatandaşlığına geçti ve yaşamı boyunca bu ülkede yaşadı. 1951de Brooklyn Teknik Üniversitesinden mezun oldu. 1962de doktorasını aldı ve daha sonra ünlü Bell Labaratuvarlarında bilimsel çalışmalarına devam etti. Burası Big Bangin kanıtlarını bulan iki bilim adamının ortak adresleri oldu. 1936da Texs-Hustonda doğan Wilson doktora derecesini Penziasla aynı senede, 1962de California Teknik Enstitüsünde aldı ve hemen arkasında Bell Labaratuvarlarında çalışmaya başladı.
Yüzyılın önemli buluşların biri olan, evrenin ilk oluşum zamanlarına ait radyasyonun keşfinin tesadüflere dayalı ilginç bir hikayesi var: İki bilim adamı büyük bir antenin üzerinde çalışıyorlardı. Bir süre sonra antende tanımlayamadıkları radyo sinyalleri almaya başladılar. Teknik bir hatanın olduğunu düşünerek sistemleri birçok kez kontrol ettiler. Bu günleri anlatan iki bilim adamı seslerin nedeninin, antendeki güvercin pisliklerinden kaynaklanmış olabileceğini dahi düşündüklerini ve anteni temizlediklerini ancak gelen seslerde bir değişiklik olmadığını söylüyorlar. Yaptıkları tüm kontrollerden sonra bunun evrenin ilk oluşumunda ortaya çıkan radyasyonun izleri olabileceğini düşündüler ve yaptıkları hesaplamalardan sonra bu iddialarını kanıtladılar ve yayınladılar. Artık Big Bangin gözlemlenmiş fiziki kanıtlarına ulaşılmıştı. İki bilim adamının bu büyük buluşu kendilerini 1978de Nobel Ödülünü getirdi.
PETER HIGGS: MADDEYE KÜTLE KAZANDIRAN HIGGS PARÇACAĞINI KEŞFETTİ
Bugün Big Bangden gününmüze kadar evrenin 13.7 yılık tarihinin büyük oranda biliyoruz ancak bilmediğimiz bölümleri de var. Ayrıca evrenin yapısıyla ilgili aydınlanmamış pek çok konu da var. Bunlardan en önemlilerinden biri anti-maddeyle ilgili olan bilmediklerimiz. Teorik olarak kanıtlanmış anti maddeyi, maddenin karşıtı olarak düşünebiliriz. Ancak eğer evrenin ilk oluşumunda maddeyle eşit oranda olsaydı madde ortaya çıkmayacaktı. Şu an bilim adamlarının çözmeye çalıştıkları önemli sorulardan biri de bu anti-maddeye ne olduğu... Bir başka önemli bilimsel soru da karanlık madde...
 |
|
Evrenin yaklaşık yüzde 96ını kapladığı varsayılan karanlık madde ile bilinenler çok az. Maddenin yapısı ile de ilgili bilinmeyen çok şey var. Bugün kuantum fiziği sayesinde atomaltı parçacıklar hakkında bir çok bilgi bulunuyor fakat maddeye kütle kazandıran parçacıklar yalnızca teorik olarak ortaya konulmuş ve henüz gözlemlenememiş durumda. Maddeyle ilgili tüm bu sorular araştırmacıları yeniden Big Bange götürüyor. Çünkü Büyük Patlamanın saniyenin çok küçük bir bölümünde oluşan ortam bu soruların cevabını içeriyor. CERNdeki deneyde de asıl yapılmaya çalışılan bu ortamın inceleme yapılacak bir şekile yeniden yaratılmaya çalışılması. Böylelikle aranan cevapların gözlemlenebilmesi dolayısıyla da kanıtlanması sözkonusu olacak. Bu teorilerden en önemlisi Higgs Bozonu olarak bilinen ve maddenin kütle kazanmasını açıklayan teori.
Bugün maddenin yapısını açıklayan modele Standart Model deniyor. Bu modele göre atomaltı parçalarının neler olduğu ve yapıları deneylerle kanıtlanmış durumda. Bir atom, kuark, lepton ve nötrino adı verilen parçacıklardan meydana geliyor. Örneğin atom çekirdeğinin çevresinde dolaşan eksi yüklü elektron bir çeşit lepton kabul ediliyor. Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronların yapı taşları da kuarak adı verilen parçacıklardır deniliyor. Farklı kuarkların farklı oranda bir araya gelmesinden protonlar ve nötronlar oluşuyor. Bugün standart modeli oluşturan parçacıkların biri hariç tümünün varlığı deneysel olarak kanıtlanmış durumda. Kanıtlanan ve CERNde yapılan deneyde kanıtı aranacak parçacık ise maddeye kütle kazandıran Higgs Parçacığı ya da Higgs Bozonu. Bazılarınca Tanrının Parçacığı olarak nitelenen bu temel paraçacık adını ünlü İngiliz fizikçi Peter Higgsden alıyor.
Peter Higgs 1929da Manchesterda doğdu. İkinci Dünya Savaşında eğitimine ara vermek zorunda kaldı. Savaş sonunda başladığı Cotham Schoolun eski mezunlarından kuantum mekeniğinin kurucularından Paul Dirac, Higgsin gelecek yaşamını etkileyen kişilerden biri oldu. Daha sonra eğitimindeki duraklar önce matematikğe yoğunlaştığı City of London School, sonra da fizikde onur ödülüyle mezun olacağı Kings College oldu. Farklı üniversitelerde görev aldıktan sonra 1960da ses getirecek çalışmalarını yapacağı Edinburg Üniversitesine geldi. Burada özellikle parçacık fiziği üzerine çalışmalarda bulundu. Asıl ilgilendiği soru maddenin nasıl kütle kazandığıydı. Buradaki çalışmalarında Big Bangin ilk zamanlarında kütlesiz olan parçacıkların, patlamanın hemen teorik olarak düşünülen bir alanadan geçerken (bu alana da bugün Higgs Alanı deniyor), bu alanla etkileşime geçerek kütle kazandıklarını öne sürdü. Higgs, bu alanın evren boyunca yakılarak, atomaltı parçaçıkların kütle kazanacak biçimde etkileşime gireceklerini ileri sürdü. Higgs ile CERNin bu teori çerçevesindeki buluşmaları da bu yıllarda oldu. Higgsin teorisini yayımlayan Physics Letters adlı yayın organı CERN tarafından finanse ediliyordu. Bundan sonraki dönemlerde teorisiyle ilgili tartışmalar sürüp gitti ancak teorinin sınanabileceği bir deneysel içinde 2008e kadar ortam teknolojik ve mali sıkıntılar nedeniyle oluşturulamadı. Sonraki yıllarda Higgs çalışmalarını aynı üniversitede devam etti. 1980de kendisine teorik fizik kürsüsü verildi. 1983de Birleşik Krallıkın en saygın bilim kurumu olan Royal Societyye, 1991de de Institude of Physicse kabul edildi. Edinburg Üniversitesinden 1996da emekli olduğunda kendisine emeklerinden dolayı Emeritus Profesör unvanı verildi. Bu unvan Birleşik Krallıkta bir üniversiteye yaşamı boyunca büyük katkılar yapan kişilere emekliliklerinde minnet ifadesi olarak verilen unvan. Bu günlerde yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Edinburgda emekliliğin tadının çıkaran Higgs, CERNdeki deneyin sonuçlarını en fazla merak eden kişişilerden biri.
LYN EVANS: YÜZYILIN DENEYİNİ BAŞLATTI
Şüphesiz ki evrenin oluşumu ve yapısıyla ilgili bilinenlerin arkasındaki büyük bilimsel buluşlara katkı yapan başka birçok büyük bilim adamı daha var. Birçokları bu sırların peşinden koşmaya devam ediyor. Bugün CERNde devam eden deneyde binlercesi görev alıyor. Binlerce bilim adamının oluşturduğu takımın başında ise Gallerde doğan bir bilim adamı bulunuyor.
 |
|
LHC deneyinin başındaki isim olan Dr. Lyn Evans, 1945de Gallerde yer alan küçük bir kent olan Aberdarede madencinin oğlu olarak dünyaya geldi. Kendisiyle yapılan röportajlarda, çocukluğunun kendince deneyler yaparak ya da bir şeyleri havaya uçurmaya çalışarak geçtiğini söylüyor. Eğitimini doğduğu ülkede Swansea Üniversitesinde tamamladı. CERNde görev alamadan önce bir süre Fransada kaldı. BBCye verdiği demeçte bu yıllara hayatının en kötü yılları olduğunu söyledi: Kariyerimin en kötü zamanlarında bir üniversitede aldım görev nedeniyle geldiğim Fransada yaşadım. Benim için gerçek bir kabustu. Ancak ironik bir biçimde CERNe katıldıktan sonra da zamanımın yarısını Fransada geçiriyorum. Başında bulunduğu ekiple yaptığı çalışmalar ise Evans için güç olmasına rağmen bugüne kadar yakaladığı en büyük fırsat ve şu anda yer aldığı projenin büyüklüğü karşısında hâlâ şaşırıyor. Projedeki rolünü Evans şöyle tanımlıyor: Milyarlarca dolarlık bu projenin tasarımından ve inşasından sorumluyum. Bu dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcıdı LHC (Large Hadron Collider-Büyük Hadron Çarpıştrıcısı). Yaşamım boyunca büyük projelerde yer aldım ama aşağıya tünelin içine girdiğimde adeta donup kaldım. Her gün binlerce kişinin çalıştığı dev bir laboratuarda koşturup duruyorum. Ayrıca hızlandırıcıyla ilgili yapılan diğer işlemlerin de kontrol edilmesi gerekiyor. Bunun için dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce bilim adamı ve mühendisin aralarındaki koordinasyonun sağlanmasına bağlı. İşim bir başka bölümü de bol bol seyahat etmemi gerektiriyor. Geçenlerde Çin Başkanıyla tanıştım. Bu da Aberdareden çıkan bir Galli için hiç de fena olmayan bir şey.
LHCnin başındaki kişi olarak Evans için bilimsel kişilik kadar insanlarla ilişki kurabilme yeteneği de çok önemli. İnsanlara yaptıkları işi anlatırken çoğu kez İngilizlere özgü espri anlayışına başvuruyor. Deneyle ilgili felaket sorularına sık sık muhatap olan Evans, denizin karşı tarafındaki hemşehrilerini bakın nasıl rahatlatıyor: Merak etmeyin Cardifliler (Cardif İngilterenin Manş Denizi kenarındaki en büyük şehri), deney sırasında tsunami olmayacak.