| |
|
|
Hong Konglu Jackie Chan çocukluk yıllarındayken, gün gelip de Amerikan yapımı bir Western filminde başrolü oynayacağını tahmin edebilir miydi dersiniz? Hayat öyküsü gibi renkli bir kişiliği olan Chan, günümüz aksiyon yıldızlarının en sempatiği... Son olarak Chris Tucker ile Bitirim İkili filminde izlediğimiz Chan, bu kez Owen Wilson ile yan yana geliyor. Şangaylı Kovboy Asyada başlayıp Amerikada devam eden bir macerayı anlatıyor. Çinli prenses Pei Pei istemediği bir evlilikten kurtulmak için Amerikalı öğretmeninin de desteğini alarak Yasak Şehiri terkeder ve özgürlükler ülkesinin yolunu tutar. Fakat prenses bu yeni kıtada öğretmenin ihanetine uğrar ve zamanında ülkesi Çine ihanet etmiş bir haine satılır. Yasak Şehire gelen fidye mektubundan sonra prensesi geri almak için en iyi üç imparatorluk muhafızı yaşlı bir tercümanla beraber görevlendirilirler. Elinde imkan varken prensesin gidişine engel olamadığı için pişmanlık duyan dördüncü bir muhafız daha görevde yer almak ister ve yaşlı tercümanın yeğeni olduğu için bu isteği kabul edilir. Amerikada gelişecek olaylar sonucu dördüncü muhafız diğerlerinden kopacak ve acemi bir tren soyguncusunun da yardımıyla prensesi kurtarmak için çabalayacaktır. | |
| 
"Merak etmeyin prensesim sizi kurtaracağım" | |
|
Filmin kahramanı olan dördüncü muhafızı elbette Jackie Chan canlandırıyor. Chanin tercümanın yeğeni olması gibi bir senaryo kıvraklığı ile de, hayatı Yasak Şehirde geçen bir Çinlinin nasıl olup da iyi derecede İngilizce konuşabildiği sorusunun kafalarda oluşması engelleniyor. Şangaylı Kovboy için yapılabilecek en yerinde tesbit, bu filmin bir masal olduğudur. Nasıl olmasın ki? Filmin, yürekleri taş bağlamış kötü adamları, film boyunca iki ezeli düşmanları hariç kimseyi öldürmeyen altın kalpli, saf, çocuksu kahramanları ve en önemlisi masalların ilk şartı olan bir adet prensesi var. Durum böyle olunca özellikle filmin sonlarına doğru gittikçe artan klişelere ve Çinlilerin aralarında İngilizce konuşmaları gibi senaryo zaaflarına hoşgörü ile yaklaşmaktan başka çare kalmıyor. Amerikada sıradan ama özgür bir insan olmanın Çinde mahkum bir prenses olmaya tercih edilmesi ile Hollywood elbette yine vatandaşlarının gönlünü almayı ve bir dünya devleti olduğu mesajını vermeyi ihmal etmiyor. Bu tutum belki eleştirilebilir ama dediğimiz gibi insan bir masala kızamıyor ki! Ayrıca Amerikayı bir uçtan diğer uca kadar saran demiryollarının inşa edilmesinde, Amerikada yıllarca hor görülen Çinlilerin emeklerinin gösterilmesi filme artı puan getiriyor.
Jackie Chane sempati ile yaklaşan bir insan olarak film hakkında olumsuz görüş bildirmekten kaçınacağım. Onun filmlerindeki dövüş sahnelerinin son derece özen gösterilerek ve emek verilerek çekildikleri bir gerçek... Nasıl ki eski müzikal filmlerdeki dans sahneleri için bu adamlar şimdi niye durduk yerde oynamaya başladılar ki? denemeyeceği gibi, Chan filmlerinde de yine mi kavga, sıktı ama artık denmesinin doğru olmadığı görüşündeyim. Chanin dövüş sahnelerinde kareografi olarak Fred Astaire zerafetini değil ama Gene Kellynin dinamizmini yakalamak mümkün...
|
|
|
| Owen Wilson ve Jackie Chan erkek erkeğe eğlenirken
| | 
Diğer kahramanı oynayan Owen Wilson, hangi koşul atında olursa olsun hiç değişmeyen sakin bir ses tonuyla filmi tamamlıyor ve yaramaz ama iyi yürekli bir çocuk karakterine sahip acemi soyguncuyu başarıyla canlandırıyor. Geri kalan oyuncular da böyle bir filmde kendilerinden beklenebilecek en iyi performansı sergiliyorlar. Adıyla High Noon, final sahnesiyle Butch Cassidy and the Sundance Kid gibi Western klasiklerine göndermede bulunan film, iki saat boyunca eğlendirmeyi başarıyor.
|
|
| |