Home page
Haber Menüsü


Güncelleme: 14:04 tsi 25 Nis., 2005
AA
Mustafa Bumin’in konuşmasının geniş özeti

Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Anayasa’daki laik düzenlemeler kaldığı sürece, türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmi dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olacağını belirterek, “Hatta bu konuda Anayasa’ya kural konulsa bile bu kez Anayasa’nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olmayacaktır” dedi.
       Anayasa Mahkemesi’nin 43. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenentörene, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Yargıtay Başkanı Osman Aslan, Danıştay Başkanı Ender Çetinkaya, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, Türk-İş BaşkanıSalih Kılıç, YSK Başkanı Cengiz Erdoğan ve diğer davetliler katıldı.
       Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin, Sezer, Arınç ve Erdoğan’ı mahkemenin girişinde karşıladı. Bumin, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından yaptığı konuşmada, yargının sorunları, Anayasa Mahkemesi’nin yeniden oluşumu, Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru hakkı tanınması ve uluslararası anlaşmaların iç hukuktaki yerine ilişkin görüşlerini açıkladı.
       “Laiklik ilkesinin Türkiye için önemi” başlığı altında yaptığı konuşmada Bumin, 25 Nisan 2001 günü Anayasa Mahkemesi’nin 39. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmasına atıfta bulundu. Bu konuşmada, laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti için taşıdığı öneme başta Anayasa olmak üzere uluslararası normlardan da söz ederek değindiğini anımsatan Bumin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi, Danıştay 8. Dairesi ve İdari Dava Daireleri Genel Kurulu kararlarında, türbanın inanç gereği takılan giysi olmadığı, birnevi simge olarak kullanıldığı, resmi daire ve üniversitelerde başörtüsü serbestisi tanımanın bir tür yönlendirme ve bir anlamda zorlama olduğu biçiminde gerekçelere yer verildiğini belirttiğini kaydetti.
       
“KONU GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMEDİ”
       Bumin, bu konuşmanın yapıldığı günden bugüne kadar geçen 4 yılda konunun güncelliğini yitirmediğini, aksine giderek artan biçimde gündemde tutulmak istendiğini kaydetti. Ancak bu 4 yıllık süre içinde Anayasa Mahkemesi ile AİHM’nin verdiği kararların konuya daha da netlik kazandırdığını söyleyen Bumin, Anayasa’daki laiklik ilkesi ve bu konudaki düzenlemeleri anımsattı. Din ve vicdan özgürlüğü konusunda evresel anlayışı yansıtan uluslararası normları da anımsatan Bumin, şöyle devam etti:
       “Türkiye’de din ve din duyguları ile dince kutsal sayılan şeylerin istismar edilerek oya çevrilmesi batı ülkelerine göre çok daha kolay ve olağan olduğundan geçmişte bu yola başvuran partiler laiklik karşıtı bu eylemleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmış, bu karara karşı AİHM’e yaptıkları başvurular da reddedilmiştir. Ülkemizde zaman zaman kimi parti yetkileri bayanların inançları gereği türban takabilecekleri, bu tür bir giysi ile yükseköğretim kurumlarına devama engel olunmasının Anayasa ile tanınantemel haklardan olan ‘eğitim öğretim hakkı’ ile ‘inanç özgürlüğü’ne müdahale olduğu yolunda savlar ileri sürmüşlerdir.”
       Bumin, oysa bu konuda Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM’ce verilmiş pek çok kararlar bulunduğunu kaydetti. Yargının bu kararlardaki değerlendirmesinin, “dinsel nedenlerle türbanla boyun ve saçların örtülmesine resmi dairler ve üniversitelerde de serbestlik tanınmasının bir tür yönlendirme ve bir anlamda zorlama olduğuna işaret ettiğini belirten Bumin, kişileri şu ya da bu şekilde giydirip başlarını örtmeye zorlamanın dinsel inanç vegörüşler nedeniyle gençler arasında çatışmalara neden olacak ortamın yaratılmasını sağlayacağını hatta aynı dinden olanlar arasında bile ayrılıklar yaratacağından bu davranış biçiminin laiklik ilkesine aykırı düşeceğine bu kararlarda yer verildiğini bildirdi. Bumin, şöyle devam etti:
       “Anayasa Mahkemesi ve AİMH’in başörtüsüne ilişkin istikrar bulmuşkararları varken, kimi yazılı ve görsel yayın organlarınca bu konunun gündemde tutulmaya çalışılması, kimi siyasal parti yetkililerince de yasal düzenlemeler yapılarak türbanla öğrenim yapma olacağının tanınacağı yolunda beyanlarda bulunulması bu konudaki yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa, din duygularını kullanaraksiyasi avantaj sağlamaya dönek bir davranış biçimidir. Anayasa’daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmi dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasaldüzenlemeler Anayasa’ya aykırı olacaktır. Hatta bu konuda Anayasa’ya kural konulsa bile bu kez Anayasa’nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olmayacaktır.”
       
EK MADDENİN REDDİNE İLİŞKİN KARAR
       Bumin, Anayasa Mahkemesi’nin Yükseköğretim Kanunu’na eklenen ek madde 17 de yer alan “yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir” kuralının iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararından söz edilerek Yükseköğretim Kurumlarında türban takılmasını sağlayacak yasal düzenleme yapılabileceğini söylemenin ya alınan kararın gerekçelerini bilmemek veya gerekçe göz ardı edilerek sadece sonuç bölümüne bakıp değerlendirme yapmak olduğunu ifade etti.
       Mahkeme kararlarının gerekçeleriyle bir bütün teşkil ettiğine, idareyi ve yasamayı bağladığına işaret eden Bumin, “Başka bir söylemle, kararların sonuç bölümüne anlam kazandıran kararların gerekçeleridir” dedi. Söz konusu kararın gerekçesine bakıldığında, hiçbir duraksamaya yer kalmayacak biçimde yükseköğretim kurumlarında türban takılmasına “olur” veren açıklama bulunmadığının anlaşılacağını belirten Bumin, şunları kaydetti:
       “Aksine, bu konudaki açıklamalar yapıldıktan sonra ilgili bölümünsonunda ‘sonuç olarak ister dini inanç gereği olsun, isterse başka nedenlerle olsun yükseköğretim kurumlarındaki kılık-kıyafetin çağdaş duruma ters düşmemesi gerekir’ denilmektedir. Açıklanan nedenlerle bu kararın sonuç bölümünde ‘başvurunun reddine’ denildiğinden hareketle yasal düzenleme yapılarak türbanlı kız öğrencilerin yükseköğretim kurumlarına devamının sağlanabileceği söylenemez.”
       Bumin, bu konuda yapılacak yasal düzenlemenin, Anayasa Mahkemesi’nin Yükseköğretim Kanunu’na eklenen ek madde 16’nın iptalineilişkin kararına, RP ve FP’nin kapatılmasına ilişkin kararları, RP’ninkapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararına yapılan itiraz sonucuAİHM 3. Dairesi ve bu karara yapılan itirazın reddine ilişkin büyük daire kararlarına aykırı olacağını kaydetti.
       39 yıllık meslek hayatında çeşitli görevlerde bulunduğunu, iktidarolan tüm siyasi partilerin yargının birikmiş sorunlarının çözümünde yeterli ilgi ve başarıyı gösteremediklerini müşahede ettiğini ifade eden Bumin, “Ne yazık ki, yargının sorunları, giderek daha da ağırlaşan biçimde devam etmektedir. Üzülerek söylüyorum, tüm iktidarlar süratli etkin biçimde faaliyet gösteren yargı yerine, ağır ve hantal çalışan, uyuşmazlıkları yıllar sonra karara bağlayan mahkemeleri yeğlemişlerdir. Bir başka üzücü nokta da yargıya ve sorunlarına kamuoyunun gösterdiği ilgisizlik olmuştur” dedi.
       
“AYNI BİNANIN BODRUM VE ZEMİN KATI”
       Türkiye’de insanların, taraf olarak mahkemelere başvurdukları zaman ancak yargının sorunları olduğunu fark ettiklerini, yargısal sürecin ağır işlemesinden yakındıklarını kaydeden Bumin, “Buna rağmenbir çok nedenle pek çok kez gittikleri mahkemelerin fiziki yetersizliğinden rahatsızlık duymamışlar, yürütmenin temsilcisi olan kaymakam ve valinin makamında gördükleri fiziki imkanları, aynı binanın zemin veya bodrum katlarında görev yapan hakim ve savcı odalarında aramamışlardır” diye konuştu.
       Anayasa Mahkemesi’nin hem Yüce Divan olarak baktığı dava sayısının, hem de iptal davalarının sayısının arttığına işaret eden Bumin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) makul süre içerisindedavaların sonuçlandırılamamasını “adil yargılanma hakkının” ihlali olarak gördüğünü anımsattı.
       Anayasa Mahkemesi’nin iş yükünün gelecekte de artacağını ifade eden Bumin, bunun için Anayasa Mahkemesi’nin birden çok kurul biçiminde çalışmasını sağlayacak yeni bir oluşuma gitme zaruretinin doğduğunu belirtti. Bu konuda mahkemenin bir Anayasa değişikliği çalışması yaptığını anımsatan Bumin, yeni modelde Anayasa Mahkemesi’nin iki kurul halinde çalışmasının benimsendiğini kaydetti.
       
BİREYSEL BAŞVURU HAKKI
       Anayasa Mahkemesi’nin hazırladığı aynı Anayasa değişikliği taslağının en önemli bölümünün, temel hak ve özgürlüklere daha çok güvence sağlayacak olan “bireysel başvuru” ya da “şikayet hakkının” tanınması olduğunu anlatan Bumin, bu başvuru hakkının, Anayasa’da yer alan tüm haklar için değil, bunlardan sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sayılan temel hakları ihlal edilenlere tanındığını belirtti.
       Bireysel başvuru hakkının tanınması halinde Anayasa Mahkemesi’nin iş yükünde önemli artışlar olacağını vurgulayan Bumin, bu nedenle mahkemenin iki kurul halinde çalışmak üzere yeniden yapılanmasının yanında bireysel başvuruların kabule şayan olup olmadığını inceleyen bir “ön inceleme komisyonu” kurulmasının gerekeceğini ifade etti.
       Bumin, birçok ülkede bu hakkın tanındığını kaydederek, “Ferdi başvuru hakkının Türkiye’de de uygulanmasına duygusal ya da yeterli bilgi sahibi olunamamasına dayalı nedenlerle karşı çıkmak, Türk ulusunu kimi, temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakacağı gibi başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere devletimizin imza attığı insanlığın yüksek değerlerinin korunmasını sağlayan diğer bir çok uluslararası anlaşmalara da uygun düşmeyecektir” dedi.
       AİHM tarafından verilen hak ihlali kararları nedeniyle Türkiye’nin milyonlarca avro tazminat ödemek zorunda kaldığını, Anayasa’da yapılacak değişiklikle bunun engellenebileceğini ifade eden Bumin, bu tür davranışların önce Türk Anayasa Mahkemesi’nce incelenmesi sonucu, sözleşmeye açıkça aykırı bulunan hak ihlallerinin Türkiye’de giderilmesinin sağlanacağını kaydetti. Bumin, bunun hem dış ülkeler nezdinde Türkiye’yi temel hak ve özgürlüklerin yeterince korunamadığı ülke görünümünden çıkaracağını, hem de gereksiz yere çok önemli miktarlara varan tazminatların ödenmesinin engelleneceğini kaydetti.
       
ANAYASA’NIN 90. MADDESİ
       Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır” kuralının getirilerek, bu konuda zaman zaman yargı organlarında yaşanan sıkıntının giderilmesinin sağlandığını bildirdi.
       Bu maddede “temel hak ve özgürlüklere ilişkin” şeklinde bir ifade kullanılması nedeniyle, bu ibarenin uygulamada kimi tereddütler doğuracağına dikkati çeken Bumin, böyle genel ifade kullanılması yerine norm sıralamasında ulusal yasaların önünde yer alması istenen temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmaların isminin sayılmasının daha doğru olacağı yönünde pek çok görüşün ileri sürüldüğünü anımsattı.
       Bumin, bu tür duraksamaların zamanla yüksek mahkemelerin içtihatları ile giderileceğini, Anayasa’nın 90. maddesinin bu haliyle bile bireylere temel hak ve özgürlükler konusunda önemli kazanımlar sağlayacağının kuşkusuz olduğunu dile getirdi.

 

 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları