|
|
|||||
![]()
| ![]() | ![]() | ![]() | |||||||
| ||||||||||
| 17 Nisan 2005 Adanın iki tarafında 24 Nisan 2004te yapılan referandumda Annan Planının karşısında tavır koyan Denktaşın cumhurbaşkanlığını bırakma kararında, planın KKTCde kabulü ve Ankaranın plandan yana tavır koyması etkili oldu. | |||
![]() |
| 27 Ocak 1924te Bafta, Hakim Mehmet Raif Efendinin dördüncü ve son çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz birbuçuk yaşındayken annesini, 17 yaşında babasını kaybetti. | ||||
| 1927'de Baf'ta doğan Rauf Denktaş, Atatürk hayranı bir babanın oğluydu. | ![]() İlkokul sıralarındayken, Türkiyeye gidip pilot olmayı hayal etti. Denktaş, belki tayyareci olamadı ama, Kıbrıs Türk siyaset sahnesinde büyük bölümü toplum lideri olmak üzere yaklaşık yarım asırlık bir rol üstlendi. Çocukluğu, Atatürke hayran bir babanın yanında, İngiliz Yönetiminin baskısı altında geçti. Rauf Denktaş anlatıyor: İngilizin aldığı tedbiriyle Türkler de cezalandırılıyor. Türk değilsiniz, Müslümansınız. Türk bayrağı yasak. Atatürkün resmi yasak. Milli şiirler yasak. Bu durumda ve Türk bayrağını selamlamak için her Cuma konsolosluğun önünden geçiyoruz... Ve şapka çıkarıp selamlanıyor. Ama İngiliz casuslar var etrafta. Selamlama olmadığını anlatmak için de mendille ter siliniyor. Bunları yaşadık biz. 1942de Lefkoşa İngiliz Okulundan mezun olduktan sonra, Mağusada tercümanlık, mahkemede memuriyet, sonra da İngiliz okulunda bir yıl öğretmenlik yaptı. 18 yaşındayken, toplum sorunlarıyla ilgilenmeye ve Halkın Sesi gazetesinde yazılar yazmaya başladı. |
|||
| İngiltere'de hukuk eğitimi gören Denktaş, mezun olduktan sonra Ada'ya döndü. |
1944te hukuk tahsili için İngiltereye gitti. 1947de mezun oldu ve aynı yıl adaya dönüp avukatlığa başladı. Denktaş, kendisi 9 yaşındayken doğan ve işte nişanlın diye kucağına verilen Aydın hanımla, adaya döndükten hemen sonra nişanlandı. 2 yıl sonra evlendiklerinde 25 yaşındaydı.
|
|||
| Denktaş, İngiltere dönüşü 25 yaşındayken Aydın Hanım'la evlendi. | ![]() Aydın Denktaş anlatıyor: Çok erken, çok küçük yaşta, kendimi onun eşi olarak bildim. Ben 12 yaşımdayken, (İngiltereye) giderken bana bir nişan yüzüğü, nişan bileziği takmıştı. Ben gelinceye kadar arkana kimse düşmesin. Kimseye söz verme. Ben gelip seninle evleneceğim, dedi. Yani, 12 yaşımda onun eşi olacağımı biliyordum. |
|||
| Denktaş'ın Kıbrıs Türklerinin mücadelesinde ilk önemli görevi Dr. Fazıl Küçük'ün yardımcılığını üstlenmek oldu. | ![]() ENOSİSE KARŞI MİTİNGDE TANINDI Adaya dönüşünde, genç bir avukat olarak Kıbrıslı Türklerin mücadelesine liderlik eden Doktor Fazıl Küçükün yanında çalıştı. Gazeteye yazılar yazmaya devam etti. Ama Kıbrıslı Türkler onu 1948de, henüz 24 yaşındayken, Enosise karşı düzenlenen ilk büyük mitingte tanıdı. İlk kez halka seslendiği bu miting, yarım asrı aşan siyasi hayatının başlangıcı olacaktı. Rauf Denktaş anlatıyor: Miting saati geldi gitti, kıyamet; Selimiye dolmuş taşmış. Benim de halka ilk hitabım, ilk konuşmam. Güzel bir konuşma yapmışım, kıyamet koptu. O alkışlar bizi, işte bu yola itti galiba... O gün Müderrisoğlunu hatırlıyorum, Allah rahmet eylesin. Yani, drahmi kadar kıymetimiz yok diyor şimdi Rum tarafına... Drahmi kadar kıymetimiz yok. Neyi alacaksınız siz diyor. Bu toprak bizimdir, filan. Ateşli konuşmalar. Ve büyük bir şey başlıyor artık. Bakıyorlar ki, oluyor bu ve olacak. O günden bugüne geldik. |
|||
| Denktaş, TMT yıllarında iki mücahitle... | ![]() Aynı yıl İngilterenin Kıbrıs Valisi olan Lord Winster tarafından kurulan Anayasa Konseyinde üye olarak çalışan Denktaş, 1949da savcılığa atandı. Kıbrısta olayların, Rumlarla Türkler arasındaki gerginliğin artması ve siyasi mücadelenin kızışmasıyla, 1958de bu görevinden istifa etti. Artık Kıbrıslı Türklerin mücadelesinde daha aktif bir rol oynayabilecekti. Rauf Denktaş anlatıyor: 1957de ben istifa edip de federasyon başkanı olunca, herkeste bir sevinç. Aydın o gün ağladı. Artık hayatımın buraya adanacağının farkındaydı. Bir sene için, dedim. Bir sene halkı organize edeyim... Ondan sonra işime dönerim. İşte o bir sene devam ediyor! Aydın Denktaş anlatıyor: Siyaseti seviyordu. Fakat benim hiçbir alakam yoktu. Ben hiç sevmiyordum. Siyasetten nefret ettim. İçinde olduktan sonra hele, daha da nefretim çoğaldı. Bana haber geldi. Rauf Denktaş federasyon başkanı oldu diye, ben ağlayarak gittim. Hatta annem dedi ki, Bugün evlenme günüm kızım, niye ağlıyorsun? Ben kocamı kaybettim bugün dedim. EOKAYA KARŞI MÜCADELE Kıbrıs Türk kurumları federasyonunun başkanı olarak, bir yandan siyasi mücadele verirken, diğer yandan da Rumların 1955te Enosis, yani Adanın Yunanistana bağlanması amacıyla kurdukları ve İngilizlerin yanı sıra Türkleri de hedef alan tedhiş örgütü EOKAya karşı harekete geçti. 1958de, dönemin dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlunun da talebiyle, Türk Mukavemet Teşkilatının (TMT) temeli, Ankarada, Özel Harp Dairesinde atıldı. 1958 Haziranında Dr. Küçük ve Denktaş Ankaraya çağrıldı ve Yarbay Rıza Vuruşkanla Doktor Burhan Nalbantoğlunun da katılımıyla Türk Mukavemet Teşkilatının 4 kişilik ilk hücresi oluşturuldu. Denktaş, Toros kod adıyla bir numaralı TMT mücahidi olarak kaydedildi. Rauf Denktaş anlatıyor: 1957ye kadar Volkan devam etti. Kasım 1957de yeni bir teşkilat lazım diye aklımdan geçti. Çünkü Volkan çok disiplinli değildi. Yani harekete geçeceği günde harekete geçmiyor, geçmeyeceği günde geçiyordu. TMT bu ihtiyaçtan doğdu. Türkiyeye bağlandı ve neticede gördüğünüz gibi 1963ten sonraki felaketi TMTnin yetiştirdiği kahraman fedakar insanlarımız göğüsledi. TMT, kısa sürede çok sayıda Kıbrıslı Türkü örgütledi. Fakat Esther adlı balıkçı gemisiyle Türkiyeden gizlice taşınan silah ve mühimmat yetersizdi. Rauf Denktaş anlatıyor: Beni Gönendereye davet ettiler. Su borusundan silah yapıyorlar. Top yaptık, gel gör dediler. Gece bir alana gittik. Deneme atışı yapacaklar. Dedim ki, su hendeği vardı, onun içine indirin ki bir kaza olursa bize bir şey olmasın. Beni dinleyip indirdiler. Ateşlediler. Üç beş saniye sonra başımızın üzerinden sanki jet geçti. Top karşı tarafa gideceğine, başımızın üzerinden geçti. Toztoprak içinde kalktık yerden. Nedir yavrum dedim, az kaldı öldürüyordunuz bizi... Efendi, sesini duymadın mı, ne güzel sesi var, değil mi, ödü kopar Rumların dediler. YASAKLI YILLAR Gerek Adada giderek daha fazla kan dökülmesi, gerekse bağımsızlık hareketleri nedeniyle kolonizasyonun dünyada sona ermeye başlaması, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini doğurdu. 1959daki Londra-Zürih anlaşmalarıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasının hazırlanması çalışmalarına katılan Denktaş 1960ta Türk Cemaat Meclisi başkanlığına seçildi. 3 yıl sonra, 1963te cumhuriyetin yıkılması ve Rumların saldırılarının yeniden başlamasıyla Kıbrıslı Türkler, dolayısıyla Rauf Denktaş için de zor günler yeniden başladı. |
|||
| Denktaş ve Küçük ailesi bir arada. | ![]() 20 Şubat 1964te, BM Güvenlik Konseyinde Türk toplumu adına bir konuşma yaparak, Rumların ortaklık hükümetini nasıl yıktıklarına dikkat çekti. Ama Rumların da dikkatini çekmişti; Makarios yönetimi tarafından istenmeyen adam ilan edildi ve Adaya girişi yasaklandı. 1964te eşi ve 4 çocuğunu Ankarada bıraktı, gizlice Erenköye çıkarak savaşa katıldı. Erenköydeki çatışmalarda ölüm iki kez Denktaşa teğet geçti. Rauf Denktaş anlatıyor: Sabahleyin oturdum, kahvaltı yapacağım. Mehmet Salih, servis yapıyor, tam önüme bir şey koyacak, bahçeye bir havan topu düştü. Ah vuruldum dedi adam. Yaralandı. Allahtan kurtuldu, iyi dostumdur. Orada olmasaydı, o mermi benim alnıma girecekti. İki tane Yunan uçağı geldi üzerimizden geçti. Çocuklar Türk uçağı zannederek ayağa kalktılar. Bağırıyoruz yatın diye. Ve daha etkili olabilmek için üç beş adım yerimden kalktım, gittim. Geri döndüğümde benim yerime başka bir genç oturmuştu. Ben onun yanına oturdum. Yunan uçağı mitralyözüyle bize ateş etti. O yanımdaki çocuk şehit oldu. Kader. Bugün çocuklara onu söyledim. Yani, hayat işte bu tesadüflerle dolu. Ama niçin biri şehit olur gider, diğeri yaşar? Bir görev var demektir. Onun için yaşatılır. LONDRADA SUİKAST GİRİŞİMİ O yıllarda, Londrada kaldıkları otelde de başka bir tehlike atlattı. Aydın Denktaş anlatıyor: Churchill Otele yerleştik. Tam yatacaktık, telefon çaldı. Torunum, koştu. Çocuk telefonu almasın diye Rauf yakaladı Allahtan... Yoksa eğer alo deseydi, çocuğu kurtaramazdık. Telefonun içine öyle bir şey koymuşlar ki, alo der demez o madde gırtlağına yapıştı. Ağzından doğrudan gırtlağa girdi yapıştı. İmkanı yoktu çıkarmamıza... Nihayet su içe içe, alkol alarak, viskiyi içe içe, o madde eridi herhalde, yuttu. ZORLU ANKARA YILLARI Ankara yılları, eşi Aydın Denktaş ve çocukları için de zordu. Aydın Denktaş anlatıyor: Rauf, Amerikada, Londrada. Geliyor Ankarada bir hafta kalıyor, tekrar dönüyor. Para yok pul yok. Rauf aldığı harcırahı bana bırakıyor, bununla idare et diye. Ama nasıl idare edeceğim. Pazara gitmeye başladım. Pazardan alışveriş ediyorum. Hamal parası o zaman 25 kuruştu, o küfeyi omzuna koyup da eve taşısın. O 25 kuruş çocuklarımın ekmek parasıydı, veremezdim, kendim taşıdım 1967de yine gizlice adaya çıkarken yakalandı. Rauf Denktaş anlatıyor: Üzerimize gelen bir arama gemisi... Biz askeri gemi gördük zannıyla karaya çıkmak zorunda kaldık. Ormana daldık. Orman bekçisi bizi gördü. Yanımıza geldi. |
|||
| Yasaklı olduğu yıllarda Kıbrıs'a gizlice giren Denktaş, Yunan askerleri tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştı. |
Elinde tabanca. Arkadaşlardan Erolu yoklamaya çalışırken, bizden gözü kaçtığı için, bende bir tabanca vardı. O zaman çektim, şimdi senin eller yukarı, deyince, adam bir tavşan gibi fırladı kaçtı, ağaçların arasından... Çavuş buradadırlar, diye bağırarak bir yere gitti. Bir süre sonra cipler dolusu asker geldi etrafımızı sardı. Yapmamız gereken mağaradan çıkmaktı. Aksi takdirde bizi vururlardı. Çıktık, buradayız diye, seslendik. Ben silahı çalılıkların içerisine saklamıştım. Halk toplanmaya başladı. Bir tanesi beni tanıdı. Tanıyınca oradaki askere Ben komutanı görmek isterim dedim. Çünkü linç de edebilirler bizi. Aldı beni içeriye. Dedim ki; Ben yanlış bir isim verdim. Çocuklarınız çok heyecanlıydı. Ben Rauf Denktaşım dedim. Ne...? dedi. Baştan aşağı süzdü beni. Emin misin dedi. Öyleyim, Rauf Denktaşım dedim. Niye geldin dedi. Kapıdan koymadınız, pencereden gelmeye mecbur oldum dedim, evime geldim. 7 tane Yunan subayı, oturdu. Niçin, niçin geldin. Biri bitirdi, öteki. Biri bitirdi, öteki. Bu üç gün devam etti. Üçüncü gün Kleridesle Yorganis bizi ziyarete geldi. Meğer, sonra bana Klerides söylüyor. Seni öldüreceklerinden korktuk, başımızı belaya sokacaktın. Biz, onun için hükümetin işidir diye, seni Yunanlılardan almak istiyoruz... Üçüncü gün istihbaratı bitirdiler. Klerides başardı, bizi hapishaneye aldılar. 10-15 gün de orada kaldık. Nümayişler oluyor, hem Kıbrısta hem Türkiyede, Denktaşı serbest bırakın diye. Birleşmiş Milletler araya girdi, Türkiye araya girdi. Geriye baktığımızda şimdi, zaten yola çıktığında artık bir ip kopuyor. Aileyle irtibatını zihinden kesiyorsunuz. Bunları düşünerek ileriye gidemezsiniz. Onları bıraktım, Allaha... Eşime bir mektup bıraktım. Bir şey olursa, bunu lütfen Demirele götür diye... Evlatlar sana emanettir, diyerek yola çıktık, sonumuz bu oldu, kabilinden bir mektup bırakmıştım. Aydın Denktaş anlatıyor: O geceyi ağlayarak uykusuz geçirdim. Ertesi gün doğru Başbakana Sayın Demirele gittim. Bize haber vermeden girmeyecekti dedi. Süleyman Demirel anlatıyor: Bir gün Denktaş kayboldu yok. Arayın bulun dedik. Bir süre sonra duyduk ki Kıbrısa gitmiş, paraşütle mi ne inmiş, Rumun eline düşmüş. Nasıl telaşlandık. Çünkü herkes biliyordu ki, Denktaşın oynayacağı rol muhteşem olacaktır. Neyse bütün diplomasiyi çalıştırdık. Denktaşı onların elinden kurtardık. Glafkos Klerides anlatıyor: Denktaş Kıbrısa geldi ve sonra tutuklandı. Onu görmeye gittim. Hilton Otelinin karşısında şimdi karakol olan bir yer var, orada tutuluyordu. Çok eskiden de orası akıl hastanesiydi. Onu görünce şakayla karışık Burada ne işin var Rauf dedim. Çünkü söylediğim gibi orası eskiden akıl hastanesiydi. Rauf ise Siz koydunuz buraya dedi. |
|||
| Yasaklı yıllardan sonra Ada'ya yeniden dönüş... | ![]() KLERİDESLE GÖRÜŞMELER 1968de yasağın kalkmasıyla döndüğü Adada mahşeri bir kalabalık tarafından karşılandı. 1968de, Beyrutta Kleridesle bir araya geldi. Glafkos Klerides anlatıyor: Denktaşla 1950-51 yıllarında tanıştım. O savcıydı, ben de savunma avukatıydım. O dönemde birbirimizi çok yakından tanıdık. O dönemden hatırladıklarıma göre, Denktaş çok iyi bir avukattı, deneyimliydi. Mahkemedeki sorgulamalarda çok başarılıydı, savcı olarak davayı sunuşu çok iyiydi, bir noktayı kendi avantajına çevirmede çok başarılıydı. Evet çok iyi bir avukattı. Sonra tabii adanın siyasi meseleleriyle ilgilenmeye başladı. Müzakereler sırasında ilk görüşmemiz Lübnanda oldu. Artık masaya oturup farklılıkları çözmenin zamanı geldi dedik. Kıbrısa döndüğümüzde ofislerimizde değil, benim ya da onun evinde buluşuyorduk. |
|||
| Dönemin BM Genel Sekreteri Butros Gali ve Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides'le... | ![]() BARIŞ HAREKATI Müzakere sürecinde, Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olarak başladığı göreve 1973ten sonra toplum lideri olarak devam etti. 1973te Kıbrıs Türk yönetim başkanlığına seçilerek, Kıbrıs Türk toplumunun lideri sıfatını, Doktor Fazıl Küçükten resmen devraldı. 1974 ise Adanın tarihindeki bir başka dönüm noktası oldu. Yunanistandaki albaylar cuntasının EOKA-B aracılığıyla Makariosa karşı yaptığı darbeyi, Türkiye Barış Harekatı adını verdiği askeri müdahaleyle yanıtladı. |
|||
| Denktaş, BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim ve Rum lider Makarios'la... | ![]() Rauf Denktaş anlatıyor: Asaf bey bizim evden geçmiş. Beni sormuş. İçeride yok demişler. Akşama arayabilir demiş. Ben bundan bir şey çıkartmadım. Akşam üstü beni aradı. Gittim, küçücük bir ince kağıdın üstünden, işte beklediğin oldu dedi. Büyük heyecan, büyük sevinç, büyük olay, öpüştük... Orada bayraklar da var. Dedi ki, yarın saat 5te gelecekler. Saat 10dan önce kimsenin bilmemesi lazım. Sen saat 5te açıklama yaparak, halka duyuracaksın. Ve hazırlanmaya başladık. Bende Avusturyalı irtibat subayı vardı. Bizimle kalıyordu. Çocukla, Aydın tatile gitmişlerdi, 10-15 gün önce. İki subay burada kalıyor, o gece onlara ben, çok güzel şarap verdim, hadi siz, yatın, dedim. Gittiler yattılar. Saat 4e uyandırdım. Kalk, dedim, ne var, dedi. Müdahale var, dedim. Ne müdahalesi, dedi. Türk müdahalesi, dedim. O merdivenleri o adam pantolonları giyerek indi. Hala nasıl düşüp kafasını, boynunu kırmadı, şaşarım. Telefonu çeviriyor, ses yok. Karargaha haber vereyim, diye.. Telleri kestik, dedim. Bir anons yapıldı, ses seda yok. Bir şey yok. Saat farkımız varmış. O zaman saatiyle 1 saat fark. Bir saat ecel teri döktüm. Hayatımda en korktuğun an nedir deseler o andır. Bir daha günleri yaşamak istemiyoruz. Ne Rum ölsün, ne Türk ölsün |
|||
| Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile... | ![]() Orhan Birgit anlatıyor: Basın Yayın Genel Müdürlüğünde Bayrak Radyosunu dinliyorduk. Nihayet Denktaşın sesini zayıf da olsa duyduk; saat farkı nedeniyle 50 dakika kadar erken. Oldukça heyecanlandık. 36 YILLIK MÜZAKERE SÜRECİ |
|||
![]() 1968de başlayan toplumlararası görüşmeler, 1974ten sonra da çeşitli aralıklarla sürdü. Denktaş, 2004 yılına kadar tam 36 yıl boyunca müzakere masasında Kıbrıslı Türkleri temsil etti. Kleridesin ardından müzakere masasında karşısına, sırasıyla karşısına Makarios, Kiprianu, Vasiliu, tekrar Klerides ve Papadopulos oturdu. 5 Rum Yönetimi liderinin yanısıra, 5 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 6 Türk cumhurbaşkanı ve 13 başbakanıyla çalıştı. 36 yıllık müzakerecilik yaşamında, taviz vermeyen tutumunun yanısıra, hem görüşmelere renk kattı hem de zaman zaman gerginleşen ortamı yumuşattı. Rauf Denktaş anlatıyor: Gülünç vaka. Makariosla konuşuyorum. Neyse arada da ihtiyaç görmek için dışarı çıktım. Geldim, Makariosu nasıl taciz edeyim. Dedim ki, bir şey soracağım, size... Nedir? dedi. Ben 3 kere çıktım siz hiç çıkmadınız. Bu cüppenin altında mekanizma mı var. Çişinizi oraya mı yaparsınız, diye. Makarios, bozuldu. Ben senin kadar çay içmedim, dedi |
||||
| İyi bir fotoğrafçı olan Denktaş, müzakerelerde gerginleşen ortamı yumuşatmak için fotoğraf makinasını kullanırdı. | ![]() Hiçbir zaman elinden düşürmediği fotoğraf makinesini, hem müzakere sürecini belgelemek için hem de diplomasinin bir aracı olarak kullandı. Rauf Denktaş anlatıyor: Öyle bir ayağınıza basarlar ki bağırmak mecburiyetinde olursunuz. Ondan sonra bakarsınız ki yapmayacağım şeyi yaptırmışlar. Yumuşatmam lazım benim. Yumuşatma metodum. Derhal fotoğraf makinamı çıkarıp, senin şu vaziyette fotoğrafını çekeceğim tarihe mal edeceğim, derdim. Onun üzerine hava yumuşar. Gençlik yıllarından beri tanıdığı Kleridesle müzakereler sırasında birbirlerine anlattıkları fıkralar ve yaptıkları şakalar, çoğu zaman masadaki diplomatların büyük şaşkınlık yaşamasına neden oldu. Glafkos Klerides anlatıyor: Denktaşın güzel bir mizah duygusu var. Galiba benim de öyle. Ne zaman müzakerelerde ortam çok ısınsa ya o ya da ben bir espri patlatır, ortamı yumuşatırdık. Amerikada ameliyat olduğu zamanı hatırlıyorum mesela. Ona Kıbrıstan telefon ettim, nasılsın dedim. Ben en kötü düşmanımı aramazdım dedi. Sağol Rauf dedim. Beni güldürme dikişlerim var dedi. Aslında birbirimize anlattığımız çok fıkra var ama televizyonda anlatılmaz. Birbirleriyle şakalaşmayı ihmal etmeyen Denktaş ve Klerides, zor anlarında da birbirlerine destek oldu. 3 ÇOCUĞUNU KAYBETTİ Bir yandan zorluklarla dolu bir siyasi mücadele veren Rauf Denktaş ve eşi Aydın Denktaş, tam 3 kez evlat acısı yaşadı. İkibuçuk yaşında bir kızlarını kaybettiler. |
|||
| Politik mücadeleyle geçen bir ömür içinde Denktaş ailesinin, en trajik dönemi altı çocuklarından üçünü kaybettikleri yıllar oldu. | ![]() 7 yaşındaki oğulları Münir ise bademcik ameliyatı sırasında hayatını kaybetti. Ailenin son acısı ise, 1985te trafik kazasında aralarından ayrılan ilk çocukları Raif oldu. Denktaş, Kıbrıs davasındaki aralıksız mücadelesi nedeniyle, çocuklarının yasını bile yaşayamamaktan yakındı. Rauf Denktaş anlatıyor: 7 yaşındaki oğlum Müniri, bademcik ameliyatında kaybettik. İngiliz Türkleri tutuklamıştı, ilk defa olarak, kamplara koydu. Onları kurtarmak için Fatin Rüştü beyle buluşmak üzere İstanbula gittim. Ama gitmeden önce, çocuk da ikide birde bademcikten yatıyor. Arkadaşımız Burhan Nalbantoğlu, kulak burun boğaz uzmanı, ameliyat yapalım, dedi. O zaman da Cumhuriyet gazetesinde 8 yaşında bir kız çocuğunun bademcik ameliyatında öldüğünü gördüm. Doktor Küçük; Nalbantoğlu, Aydın, karar verdiler, beş dakikalık iş, yapılsın diye. Çocuk ameliyatta kalıyor. Bunun haberini İstanbulda aldım. Ben gelmeden cezanesini yaptılar. Cenazesinde bulunamadım. Döndüğümde mezarına gittim ve kendi kendime, Sana ne kadar bakabildim ki, şimdi yasını tutacağım, gibi kendi kendimi suçladım. Tabii bu, ikimiz için de büyük bir felaket oldu. Daha büyük felaketi Raifle yaşadık. Ümid ederim ki, şimdi daha boş olduğumda, hakikaten ağlarım. İhtiyacım var. FALCININ KEHANETLERİ TUTTU Bu zaman zarfında, 1975te Kıbrıs Türk Federe Devletini, 1983te ise en büyük hayallerinden biri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurdu. 40 yıl önce 1943te, İngiltereye tahsile giderken uğradığı Mısırda vakit geçirmek için gittiği falcı, devlet kuracağı kehanetinde bulunmuş ama buna gülüp geçmişti. Rauf Denktaş anlatıyor: Bekleme odasında da bir defter var. İşaretli yerini açtık ve Churchill diyor ki; Afrikaya geçerken, buraya geldim. Bana, devlet idare edeceğimi söyledi. Şimdi 1941de yazıyor. İşte başbakan olarak tekrar geliyorum. Başbakan olacaksın dedin oldum, şimdi başbakan olarak tekrar geliyorum ve savaşın akıbetini filan diye bir yazı orada. Tabi bizi etkiledi. İçeri girdiğimde bana 6 çocuğum olacağını, 3 çocuğumun öleceğini filan söyledi. Ve bir devlet kuracaksın dedi, çıkışta güldük. Dışarıda arkadaşlara söylediğimde kahkahalarla güldüler. Bu savaş ortamında herkese aynı şeyi söylüyor herhalde dedik. Ama kehanet kararlıydı ve bu kararlılığı Denktaş üstlenmişti. İlter Türkmen anlatıyor: Denktaş, bağımsızlık istiyordu. Bağımsız bir devlet kurulsun istiyordu. Bunu endişeyle karşılayanlar da vardı, nasıl bir tepki görürüz diye... Birleşmiş Milletlernin tepkisi ne olacak. Ama düşündük taşındık, bu fikri desteklemeye karar verdik İnal Batu anlatıyor: Büyük kararlar öncesindeki herkes gibi o da heyecanlıydı. Attığı adımın önemini biliyordu. Hepimizi yanıltan ABD ile İngiltere ikilisinin KKTCnin tanınmaması için yaptığı baskı oldu. Sayın Denktaşa güven mektubunu veren ilk diplomat benim. Biz Denktaşla bir süre tecrit içinde yaşadık. Bizi ziyaret eden Batılı diplomatlar artık gelmemeye başladı. 1983te yeniden Güvenlik Konseyinde konuştu. Masaya vurarak, Bir yandan yaşadıklarımızı görmezden gelip, bir yandan da insanlık onurundan bahsetmeyin dedi. Akıcı İngilizcesiyle, hitap gücüyle ve Kıbrıs konusuna hakimiyetiyle yaptığı konuşmalar çoğu kez yabancı diplomatları da etkiledi. İlter Türkmen anlatıyor: Londradaydım. Londradan Genel Sekreter Perez de Cuelları aradım. Cuellar, dedi ki, İlter, anlatamam, sana, Dentaş ne kadar güzel konuşma yaptı. Ben iftihar ettim. Denktaşı çok severdi. 20 YIL CUMHURBAŞKANLIĞI YAPTI KKTC kurulduktan sonra da Denktaş, önce Rum Yönetimi liderleri Kiprianu, Vasiliu, Klerides ve Papadopulos ile görüştü. 1985, 1990, 1995 ve 2000de seçimleri de kazanan Denktaş, 20 yıl KKTC cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Fakat 1990lardan itibaren, hem kurucusu olduğu merkez sağdaki Ulusal Birlik Partisi hem de sol partiler Rauf Denktaşa yönelik eleştirilerinin dozunu artırmaya başladı. Siyasi hayatındaki en zor yıllarını ise, 2000 yılında yeniden seçilmesinin ardından, cumhurbaşkanlığının son döneminde yaşadı. Uzlaşmaz olduğu yönündeki eleştirilerin arttığı bir dönemde sürpriz bir çıkış yaptı. 1977de Makariosa mektupla yaptığı çağrının bir benzerini tekrarladı ve Kasım 2001de bu kez Kleridesi yüzyüze görüşmeye çağırdı. SAĞLIK SORUNLARI İlk görüşmede Denktaşın davetini kabul eden Klerides, yaklaşık 26 yıl aradan sonra sivil otomobiliyle KKTCye geçti ve cumhurbaşkanlığı sarayındaki akşam yemeğine katıldı. Ardından da Denktaş, Güney Kıbrısa geçerek iade-i ziyarette bulundu. Adada yaşanan bu tarihi ziyaretler, Denktaş ve Kleridesin, 1968de başlattıkları toplumlararası görüşmeleri bu kez sonuçlandıracakları yönünde iyimser bir havanın oluşmasına yol açtı. Hedef, Aralık 2002den önce bir anlaşmaya varılması ve adanın bir bütün olarak Avrupa Birliğine girmesiydi. Kleridesle yapılan onlarca görüşme uzlaşma sağlamaya yetmedi, ama BMyi çözüm için girişimde bulunmaya teşvik etti. Denktaş-Klerides görüşmelerinde arabulucu olarak görev yapan BMnin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Sotonun da katkılarıyla, Genel Sekreter 11 Kasımda liderlere kendi adıyla anılan planı sundu. |
|||
O tarihte Denktaş, New Yorkta açık kalp ameliyatı olmuştu. Denktaşın ameliyat sonrasında iyileşmesi, kilosu ve komplikasyonlar nedeniyle uzun sürdü.Kızı Değer Denktaş anlatıyor: Bu ameliyat ansızın çıktı, ansızın ameliyat yapılıyor. Bir hafta içinde seni geri göndereceğiz, diyorlar ve babam da orada diyor ki, ben bu oyuna nasıl geldim, diyor... Ve Anneme yalvarıyor Aydın beni evime götür, burada ölmek istemiyorum diyor. ULUSLARARASI BASKI ARTTI O günlerde Denktaşa, Annan Planını kabul etmesi yönünde hem Ankaradan telkin, hem de uluslararası toplumdan baskı geliyordu. Fakat Denktaş kararlıydı. Aydın Denktaş anlatıyor: O zor günlerde, hastaneyi daireye çevirdiler. Bir odasını yazıhane gibi yaptılar. Adam kendine malik değil. Zorla yataktan kaldırıyorlardı. Oturtuyorlardı. İlla o Annan Planını imzalasın diye. İmzalamam, dedi. İmzalamayacağım dedi 2 ay sonra adaya döndüğünde zayıf ve bitkindi. Rahatsızlığı tam olarak geçmediği için kısa bir süre sonra tedavi için bu kez Ankaraya gitti. Aklında yine Annan Planı vardı. Kızı Ender Denktaş anlatıyor: Annem orada rahatsızlandı, grip oldu ve yanında odada ben kalmak zorunda kaldım. Bir gece yatıyoruz. Ve babam şahadet getiriyor. Yatıyor ve benim orada olduğumu bilmiyor. Uyur vaziyette şahadet getirdi; Allahım eğer Kıbrıs Türkü yok olacaksa, bana bunu gösterme, şimdi al canımı ve kurtar beni. Sürünerek, o zaman çıktım, anneme koştum. Anne, dedim, babam böyle söyledi. Ve bana dedi ki, uykusunda veya bilinçaltı bunu söyler, deşarj olur, bırak sakın uyandırma. ANNAN PLANI VE ANKARA İLE İLİŞKİLER Aynı günlerde, Annan Planının kabul edilmesini isteyen siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları, Lefkoşada onbinlerce kişinin katılımıyla gösteriler düzenledi. Denktaş bu gösterilerde hedef tahtasındaydı. Onu en sert eleştirenlerden bir de Mehmet Ali Talattı. Mehmet Ali Talat anlatıyor: Bütün politikasının şekillendiği dönem, soğuk savaş dönemidir. Herşey gerginlik üzerine kurulmuştur. O nedenle halktan koptu. Denktaşın esas istediği bölünmeyi tamamlamak ve işi orada bitirmek. Yeni bir Hatay örneği yaşatmanın peşindeydi. Bunun olmayacağını bilmesine rağmen bu macerayı yaşadı ve Kıbrıs Türk halkına yaşattı. Papadopulosu bütün Kıbrıs adına Avrupa Birliğine soktu. |
||||
| New York'ta yapılan Annan Planı görüşmeleri sırasında Denktaş, Papadopulos ile çetin pazarlıklar yürüttü. | ![]() Uluslararası baskılar yoğunlaştığında sert tepki vermekten kaçınmadı. Rauf Denktaş anlatıyor: Verheugen, Verheugen, diyorsunuz. Verheugenin bu görüşmelerde söz söyleme hakkı yoktur. Kendisine söz söyleme hakkını kim verdi, karışma hakkını kim verdi. Hangi hakla benim insanlarımın üzerine bir Nazi generali gibi yahut çavuşu gibi yürüyor. Bar bar bağırıyor, diplomasinin neresinde var bu... Ayıptır bunlar. Ve bu kadar tarafgirlik olmaz Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak Denktaşla çalışan Süleyman Demirel ve 1974teki askeri harekatta başbakan olan Bülent Ecevit, Denktaşın sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiyenin, hatta dünya Türklerinin simge isimlerinden bir olduğu görüşünde. Bülent Ecevit anlatıyor: Görevini sadece Kıbrıs Türklerine yönelik değil, bütün Türklere yönelik olarak yürüttü... Yalnız KKTC için değil, bütün Türkiye için sorumluluk taşıyan bir insan. Süleyman Demirel anlatıyor: Sayın Denktaş, bu hizmeti görürken sadece Kıbrıs halkı için görmüyordu. Bu hizmet görürken Türkiyenin menfaatleri için de görüyor, Türk dünyasının bayrakları için de görüyor. Bana göre kendisi kahramandır. Ama 2002 Kasım seçimleriyle Türkiyede de iktidar ve siyasi kadro değişmişti. Denktaşın AKP Hükümetiyle de yıldızı bir türlü barışmadı. Denktaş, belki de ilk kez Türkiye başbakanı ve dışişleri bakanıyla medya aracılığıyla tartışmaya girdi. Mümtaz Soysalın danışmanlığı nedeniyle Denktaş ve AKP Hükümeti arasında başlayan görüş ayrılığı, Annan Planı konusunda iyice suyüzüne çıktı. Nisan 2004teki referandumda, halkın yüzde 65inin Annan Planının kabul etmesinin yanısıra, Ankaranın da plandan yana tavır koyması, cumhurbaşkanlığını bırakma kararında etkili oldu. |
|||
| Denktaş, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Talat'a görevi gönül rahatlığıyla devredeceğini söyledi. | ![]() Rauf Denktaş anlatıyor: Bütün çalıştığım hükümetlerin hedefi vardı. O hedef KKTCyi korumak, yaşatmak ve tanımaktı. Annan Planı kabul edilince, bu hedef ortadan kalktı. Ben, onun için yürüyemedim. Birine karşı kötü duygum var, yahut kırıldım bilmem ne için değil. İkazlarımın dikkate alınmaması karışsında ben bu yolu yürüyemem. Ama ikazlarıma devame derim. SADECE CASTRO DAHA ESKİ 80inci yaş gününde, dünyada sadece Küba lideri Fidel Castronun Denktaştan daha eski bir siyasi kariyere sahip olduğunu yazan Rum gazetesi Cyprus Mail, onu çok zeki ve sempatik bir siyasetçi, hukukçu, eski milis beyni, fotoğrafçı, şair, sıradan aile babası, hayvansever ve manipülasyon ustası olarak tanıttı. Denktaş ise yarım asırı aşan siyaset yaşamını şu sözlerle özetledi: Mücadele, çile, sabır, anavatana güven, bağımsızlık... Kaybetme! Kaybedersen kaybolursun! Denktaş, kimilerine göre günahlarıyla, kiminelerine göreyse sevaplarıyla anılacak. Ama 81 yaşında cumhurbaşkanlığından ayrılsa da dünyada, adı ülkeleriyle birlikte anılan, az sayıdaki liderler arasında yer alacak. Denktaşın hayatı Kıbrısın yakın tarihini, Kıbrısın yakın tarihi de Denktaşı anlatacak. Rauf Denktaş anlatıyor: 21 yaşındaydık. Karşılarına dikildik. 2005. EOKA yılı. 81 yaşındayım. Karşılarında duruyorum. Gençliğin de dikilmesini ve barış istiyoruz. Avrupa Birliğine de gireceğiz ama KKTCden vazgeçerek, egemenlikten vazgeçerek değil mesajını bütün dünyaya vermek için göreve devam edeceğiz. | |||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||