|
12 Nisan 2004 Normal şartlarda bir saat olan Bağdat-Felluce arasını yaklaşık dört saatte katedebildiler. Hem Felluceye gidişte, hem de Bağdata dönüşte, bu saatlerin her dakikası hiç bitmeyecek gibi yaşandı ve o arabada bulunan herkes, ölümü belki de ilk kez bu kadar yakınında hissetti. |
![]() ![]() |
![]() |
|||||||
|
|||||||
![]() |
|
Bir yanda bir gece öncesinde yaşanan çatışmaların kalıntısı yıkılmış ağaçlar, kırılmış camlar, yollarda tank izleri, bir yanda öfkeli bir kalabalık, art arda gelen kamyonlar, arabalar... Sünnilerin çoğunlukta olduğu Azamiye semtindeki Ebu Hanife Camiinin önünde yüzlerce insan, Fellucedekilere göndermek için gıda ve para yardımı topluyor. Dışarıda gıda yardımları araçlara yüklenirken caminin içinde şehrin her tarafından gelenler kan vermek için sıraya girmiş. Ellerinde kan torbalarıyla sağlık görevlilerinin yanlarına gelmesini bekliyorlar. SÜNNİ-Şİİ DAYANIŞMASI Gözleri yaşlı bir kadın feryad ediyor: İnsanlık mı bu? Hani Amerika özgürlük getirecekti? Bu mu onların söz verdiği özgürlük? Amerikaya da, onlara yardım edenlere de lanet olsun... |
||||||||
| ![]() Amerikan askerlerinin Felluceye başlattığı saldırı zaten öfkeli olan Iraklıları patlama noktasına getirmiş. Sünnilerle Şiiler de birarada artık. Kan verme sırasına girmiş genç bir adam, Ben Şiiyim diyor, Felluceli kardeşlerim için kan vermeye geldim. Bu, Sünnilerle Şiiler arasındaki dayanışmanın bir örneğidir, bundan sonra düşmanları ülkemizden çıkarana kadar bütün Irak halkı beraber hareket edecektir... Ebu Hanife Camiinin önünden çıkan 25 araçlık bir konvoyun arasına katılıyoruz biz de. Felluceye girmeyi daha önce de denemiş, ama her seferinde şehri ablukaya alan ABD askerleri tarafından durdurulmuştuk. Şansımızı bir kez de böyle deneyeceğiz. Konvoydaki araçlarda sular, yiyecek maddeleri var. En öndeki kamyonda ise tıbbi malzemeler, ilaçlar bulunuyor. Son gelen haberlere göre, Fellucedeki hastanelerde hiç bir malzeme kalmamış, yaralıları tedavi edemiyorlar. Kısa bir süre bekledikten sonra yola çıkıyoruz. Bağdattan çıkana kadar bir sorun yok. Araçlar ilerlerken yol kenarındaki insanlar el sallayarak, zafer işaretleri yaparak destek veriyor konvoydakilere. Arabalar korna çalıyor, kalabalık kenara çekiliyor. FELLUCEYE DOĞRU Bağdattan çıktıktan sonra da devam ediyor insanların desteği. Amerika ve işgal güçleri aleyhine sloganlar atılıyor. Konvoydaki araçların sayısı giderek azalmaya başlıyor anlayamadığımız bir şekilde. Önden gidenler hızlı hareket ettikleri için arkadakilerin yetişemediğini düşünüyoruz, ama ne kadar yavaşlasak da diğerleri gözden kayboluyor. Önümüzdekileri takip etmekten başka çare ve şansımız yok, çünkü bu bölgelerde yabancı gazeteciler hiç de hoş karşılanmıyor. Bağdata yaklaşık yarım saatlik mesafede bulunan Ebu Gareyb kasabasının yanından geçerken yoğun patlama sesleri geliyor. Amerikan uçaklarının yukarıda arka arkaya sortiler yaptığını görüyoruz. Çatışmalar sadece Fellucede değil burada da devam ediyor. Felluceye yaklaşırken durduğumuz bir köyde çevremizi yüzü maskeli direnişçiler sarıyor birden. Kameraman Cumhur Ayar çekim yapmak isterken durdurup kim olduğumuzu soruyorlar yanımızdakilere, yabancı olduğumuz için hemen dikkat çekiyoruz. Yaşlı bir Iraklı var yanımızda. Bağdattan beri kendileriyle geldiğimizi söylüyor direnişçilere. Onun sayesinde yolumuza devam edebiliyoruz. Burada zaman kaybettiğimiz için konvoyun geri kalanını da kaybediyoruz artık. Bizi koruyan yaşlı amcanın arabasını takip etmekten başka çaremiz yok. O noktadan sonra da en güvenli yolun bu olduğuna karar veriyoruz. |
||||||||
| ![]() Yol boyunca gördüğümüz direnişçilerin sayıları oldukça fazla; ellerinde kalaşnikoflar, roketatarlar; arabalara, kamyonlara binerek Felluceye doğru gidiyorlar. Hepsinin yüzü kapalı, hepsi ölüme hazır. Direniş sadece Fellucede değil, bütün Sünni üçgeninde devam ediyor. Şehre üç kilometre kala Amerikalılar yine yolu kapatmış. Gelen bütün yardım malzemelerini bekletiyorlar. İleride bekleyen tankları, zırhlı araçları görüyoruz. Araçların çevresinde yere yatmış ABD askerleri, elleri tetikte bekliyor. Burada da uçaklar arka arkaya sortiler yaparak şehri bombalıyor. Uzaklarda dumanlar yükseliyor, patlamalar aralıksız devam ediyor. GİRİŞ İZNİ Bir süre daha bekledikten sonra, gazeteci olduğumuzu söylersek belki içeri girmemize izin verirler, diye düşünerek Amerikan askerleri ile konuşmaya karar veriyoruz. Oraya geldikten sonra Felluceye giremeden geri dönmek çok zor gelecek. İçeri girdikten sonra ne olacağını ise düşünmüyor kimse. O anda, hepimiz için içeri girebilmekten daha önemli bir şey yok. Amerikalılar hiç beklemediğimiz bir şekilde izin veriyorlar geçişimize. Pasaportlarımızı, basın kartlarımızı kontrol ettikten sonra yolu tarif ediyorlar ve dikatli olmamız için uyarıyorlar, çünkü içerde her an her yerden bir saldırı olabilirmiş. O ana kadar arabanın bagajında tuttuğumuz kurşun geçirmez yeleklerimizi giyip giymemek konusunda kararsız kalıyoruz. Giyersek direnişçilerin hedefi olacağız çünkü onlar için kurşun geçirmez yelek giymek karşı taraftan olduğunun bir göstergesi. Giymezsek zaten riskli bir ortamda iyice korunmasız kalacağız. Sonunda giymeye karar veriyoruz, en azından psikolojik olarak rahatlatlamamızı sağlayacak bir önlem alıyoruz kendimizce. Amerikalıların kontrolündeki bölgeden uzaklaşmaya başladıkça silah sesleri de artıyor. Hayalet bir şehre girer gibiyiz, hiç kimse yok caddelerde... İçim ürperiyor bir an, başımıza neler gelecek, buradan nasıl çıkacağız? Hiçbir plan yapamıyor, sadece içgüdülerimle hareket edebiliyorum. HASTANEDE ÇARESİZLİK Biraz uzakta iki kişi beyaz bayrak sallıyor bize doğru; dikkatli bakınca bir hastanenin önünde durduklarını görüyoruz. Bize uzaktan yolu tarif ediyorlar, yavaşça o tarafa doğru gidiyoruz. |
||||||||
| ![]() Hastanenin içindekiler şaşkın gözlerle karşılıyor bizi; niye ve nasıl orada olduğumuzu anlamıyorlar. Başhekim Doktor Abdülmecid, iki gün içinde 50den fazla yaralı, onlarca da ölü geldiğini söylüyor. Malzemeleri kalmamış, artık gelen yaralılara müdahale edemedikleri için yeni gelenleri, şehre girebilen az sayıda ambulansla Bağdata göndermeye çalışıyorlar. Hastanede hala yaralılar var; onlardan biri olan Ebu Muhammedin evi, yanına isabet eden bir füze nedeniyle yıkılmış. Ebu Muhammedin karın bölgesi parçalanmış, ağır bir ameliyat geçirdikten sonra yoğun bakıma alınmış. Doktor, Ebu Muhammedin yine de şanslı olduğunu söylüyor, çünkü hemen yanı başındaki abisi bombardıman sırasında yıkıntıların altında kalmış. Onlardan bir parça beyaz bez alıp arabamıza bağladıktan sonra şehrin iç mahallelerine doğru yolumuza devam ediyoruz. İnsanlar evlerinin önüne çıkmış. Elektriklerin iki gündür kesik olduğunu söylüyorlar. Herkes çaresiz, bekliyor... Arabanın önünü kesiyor biri, Beyaz bayrağı indirin aşağı, yüreksiz misiniz siz diye bağırıyor. Çaresiz söküp içeri alıyoruz. Burada her şeyin anlamı farklı. İnsan korunmak için neye sığınacağını bilemiyor; kurşun geçirmez yelekler gibi beyaz bayrak da Fellucede düşmanı ya da onlar için kendilerinden olmayanı gösteriyor. Niyetimiz bombalanan Abdülaziz camiini ve evleri bulmak, ama o bölgelere gitmek çok zor, çünkü çatışmaların orada daha yoğun olduğunu söylüyorlar. Bir kaç sokak ötede içeriye sokulabilen yardım malzemeleri dağıtılıyor. Günlerdir abluka altında olan şehirde yiyecek tükendiği için genç, yaşlı onlarca insan kamyonların başında kendi paylarına düşeni alıp bir an önce eve gitmeye çalışıyor. Fellucede kanımızın son damlasına kadar direneceğiz; burası Amerikalıların sonu olacak diye bağırıyor genç bir çocuk, sırtına yüklediği un çuvalını götürürken. HİÇ BİR YER GÜVENLİ DEĞİL Çekim yapmaya devam ederken yine bir grup direnişçi yanımıza geliyor. İçlerinden biri bağırarak Cumhura yaklaşıyor, ne dediğini anlamıyorum ama yüzünün ifadesi ve hareketleri tehlikede olduğumuzu anlatmak için yeterli. Bizimle beraber olan NTV Bağdat muhabiri Nazmi Akyol bir şeyler açıklamaya çalışıyor, ama dinlemeye niyetleri yok. Durum giderek gerginleşiyor, ellerinde silahlarıyla başka direnişçiler de geliyor, hepsi bir ağızdan bağırarak bizi işaret ediyorlar. Ne konuştuklarını anlamasam da sürekli Türkiyeden geliyoruz, Müslümanız diyorum, ama beni duymuyorlar bile. Ya bizi alıp götürecekler ya da orada işimizi bitirecekler gibi Ama yine son anda birileri giriyor araya. Bizi bir kenara çekiyorlar ve direnişçileri yanımızdan uzaklaştırıyorlar. |
||||||||
![]() Artık silah sesleri çok yakınımızda, durum giderek daha tehlikeli olmaya başlıyor. Geri dönmek istiyoruz, ama evlerin birkaç sokak ötede olduğunu söyleyerek bizi ısrarla götürmek istiyorlar. Tam o sırada birkaç kişinin arkamızdan bağırdığını duyuyoruz. Biri arkamızdan koşuyor... Yine silah sesleri... O anda bizi hedef alarak ateş ettiklerini anlıyoruz. Hemen arabayı durdurup evlerin arasından bir boşluğa çekerken arkamızdan koşanlardan biri yanımıza gelerek bağırmaya devam ediyor. Yüzünü diğerleri gibi kapatmamış. Öfkeyle gerilmiş suratından artık bir saniye bile orada durmadan uzaklaşmamız gerektiğini anlıyoruz. Bir an elindeki silahına davranır gibi oluyor. Düşünecek, tartışacak zaman yok, bir an önce gitmemiz gerek; hemen uzaklaşıyoruz. Elli metrelik yol bitmeyecek gibi, her an arkamızdan tekrar ateş edecekler diye beklerken nihayet köşeyi dönüp o sokaktan çıkmayı başarıyoruz. |
|||||||||
| ![]() Artık Felluceden ayrılma vaktinin geldiği çok açık. Yine aynı yollardan hastane binasının olduğu noktaya çıkıyoruz. Artık ana caddeden devam etmemiz gerekiyor, ama yolda tek bir araba yok, her yer bomboş. Kısa bir mesafe gideceğiz. Açık alanda ilerlemek yapılacak en tehlikeli şeylerden biri, ama başka seçenek de yok. Yine süratle hareket ederek atış menzilinden çıkıyoruz ve sonunda şehre ilk geldiğimiz noktaya ulaşıyoruz, fakat kontrol noktasındaki asker ana yoldan gitmemizi söyleyerek bizi Amerikan askerlerinin kontrolündeki bölgeye yönlendiriyor. YOLLAR FARE KAPANI Koca otobanda yine tek araba olarak yola devam ediyoruz. Karşı yönden tank ve zırhlı araç konvoyları geliyor. Beyaz bayrağımızı yine çıkarıyoruz; bu kez işe yarıyor. Önce arabamızı hedef alan makineli tüfek atışları beyaz bayrağı çıkardıktan sonra başka yöne dönüyor. Yaklaşık yarım saat boyunca boş otobanda ilerliyoruz. Güvende değiliz, bunu biliyoruz, ama geri dönmek için de çok geç. Bir süre daha gittikten sonra ileride siyah bir duman görüyoruz, belli ki yolda yanan bir şey var. Yaklaştıkça bunun daha önce saldırıya uğrayan Amerikan araçlarından biri olduğunu anlıyoruz. Biz yanan aracın yanına gidip gitmemeyi tartışırken birden hemen yanında bir de tank olduğunu farkediyoruz. Tank hareket etmiyor, ama üzerinde bir asker var. Birden tanktan büyük bir gürültüyle beraber alev çıkıyor. |
||||||||
| ![]() Bir an bize mi ateş etti yoksa başka bir yeri mi hedef aldı anlamıyorum, içimden beşe kadar sayıyorum. Bize hedef aldıysa beş saniye içinde arabayı vurması lazım. Beş saniye geçmek bilmiyor, arabayı yine son sürat geldiğimiz yöne doğru sürüp oradan uzaklaşmaya başlıyoruz. Yan yollara saparak Bağdata gidecek başka bir yol arıyoruz. Fare kapanı gibi, ne tarafa gitsek önümüze bir şey çıkıyor. Sonunda bizi sağ salim Bağdata ulaştıracak yolu buluyoruz. Bağdatın günlük koşturmaca içinde insanı çileden çıkartan trafiğine girdiğimizde hayatta kendimi ilk defa bu kadar mutlu hissettiğimi düşünüyorum... | ||||||||
![]() |
|||
![]() |
|||
![]() |
|||
![]() |
|
![]() |
|||||||||||||||
![]() ![]() ![]() |
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||
![]() |