Home page
Haber Menüsü


Direnişin merkezi: Felluce
ABD’lilerle Sünni Iraklılar arasındaki çatışmaların en yoğun olduğu günlerde, Nevin Sungur, Cumhur Ayan ve Nazmi Akyol’dan oluşan NTV ekibi, kuşatma altındaki Felluce’deydi. Nevin Sungur, izlenimlerini NTVMSNBC’ye yazdı.
Felluce
NTV-MSNBC
    12 Nisan 2004 —  Normal şartlarda bir saat olan Bağdat-Felluce arasını yaklaşık dört saatte katedebildiler. Hem Felluce’ye gidişte, hem de Bağdat’a dönüşte, bu saatlerin her dakikası hiç bitmeyecek gibi yaşandı ve o arabada bulunan herkes, ölümü belki de ilk kez bu kadar yakınında hissetti.  

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

 


       Bir yanda bir gece öncesinde yaşanan çatışmaların kalıntısı yıkılmış ağaçlar, kırılmış camlar, yollarda tank izleri, bir yanda öfkeli bir kalabalık, art arda gelen kamyonlar, arabalar...
       Sünnilerin çoğunlukta olduğu Azamiye semtindeki Ebu Hanife Camii’nin önünde yüzlerce insan, Felluce’dekilere göndermek için gıda ve para yardımı topluyor. Dışarıda gıda yardımları araçlara yüklenirken caminin içinde şehrin her tarafından gelenler kan vermek için sıraya girmiş. Ellerinde kan torbalarıyla sağlık görevlilerinin yanlarına gelmesini bekliyorlar.
       
SÜNNİ-Şİİ DAYANIŞMASI
       Gözleri yaşlı bir kadın feryad ediyor: “İnsanlık mı bu? Hani Amerika özgürlük getirecekti? Bu mu onların söz verdiği özgürlük? Amerika’ya da, onlara yardım edenlere de lanet olsun...”


       Amerikan askerlerinin Felluce’ye başlattığı saldırı zaten öfkeli olan Iraklıları patlama noktasına getirmiş. Sünnilerle Şiiler de birarada artık. Kan verme sırasına girmiş genç bir adam, “Ben Şiiyim” diyor, “Felluceli kardeşlerim için kan vermeye geldim. Bu, Sünnilerle Şiiler arasındaki dayanışmanın bir örneğidir, bundan sonra düşmanları ülkemizden çıkarana kadar bütün Irak halkı beraber hareket edecektir...”
       Ebu Hanife Camii’nin önünden çıkan 25 araçlık bir konvoyun arasına katılıyoruz biz de. Felluce’ye girmeyi daha önce de denemiş, ama her seferinde şehri ablukaya alan ABD askerleri tarafından durdurulmuştuk. Şansımızı bir kez de böyle deneyeceğiz.
       Konvoydaki araçlarda sular, yiyecek maddeleri var. En öndeki kamyonda ise tıbbi malzemeler, ilaçlar bulunuyor. Son gelen haberlere göre, Felluce’deki hastanelerde hiç bir malzeme kalmamış, yaralıları tedavi edemiyorlar.
       Kısa bir süre bekledikten sonra yola çıkıyoruz. Bağdat’tan çıkana kadar bir sorun yok. Araçlar ilerlerken yol kenarındaki insanlar el sallayarak, zafer işaretleri yaparak destek veriyor konvoydakilere. Arabalar korna çalıyor, kalabalık kenara çekiliyor.
       
FELLUCE’YE DOĞRU…
       Bağdat’tan çıktıktan sonra da devam ediyor insanların desteği. Amerika ve işgal güçleri aleyhine sloganlar atılıyor. Konvoydaki araçların sayısı giderek azalmaya başlıyor anlayamadığımız bir şekilde. Önden gidenler hızlı hareket ettikleri için arkadakilerin yetişemediğini düşünüyoruz, ama ne kadar yavaşlasak da diğerleri gözden kayboluyor. Önümüzdekileri takip etmekten başka çare ve şansımız yok, çünkü bu bölgelerde yabancı gazeteciler hiç de hoş karşılanmıyor.
       Bağdat’a yaklaşık yarım saatlik mesafede bulunan Ebu Gareyb kasabasının yanından geçerken yoğun patlama sesleri geliyor. Amerikan uçaklarının yukarıda arka arkaya sortiler yaptığını görüyoruz. Çatışmalar sadece Felluce’de değil burada da devam ediyor.
       Felluce’ye yaklaşırken durduğumuz bir köyde çevremizi yüzü maskeli direnişçiler sarıyor birden. Kameraman Cumhur Ayar çekim yapmak isterken durdurup kim olduğumuzu soruyorlar yanımızdakilere, yabancı olduğumuz için hemen dikkat çekiyoruz. Yaşlı bir Iraklı var yanımızda. Bağdat’tan beri kendileriyle geldiğimizi söylüyor direnişçilere. Onun sayesinde yolumuza devam edebiliyoruz. Burada zaman kaybettiğimiz için konvoyun geri kalanını da kaybediyoruz artık. Bizi koruyan yaşlı amcanın arabasını takip etmekten başka çaremiz yok. O noktadan sonra da en güvenli yolun bu olduğuna karar veriyoruz.


       Yol boyunca gördüğümüz direnişçilerin sayıları oldukça fazla; ellerinde kalaşnikoflar, roketatarlar; arabalara, kamyonlara binerek Felluce’ye doğru gidiyorlar. Hepsinin yüzü kapalı, hepsi ölüme hazır. Direniş sadece Felluce’de değil, bütün Sünni üçgeninde devam ediyor.
       Şehre üç kilometre kala Amerikalılar yine yolu kapatmış. Gelen bütün yardım malzemelerini bekletiyorlar. İleride bekleyen tankları, zırhlı araçları görüyoruz. Araçların çevresinde yere yatmış ABD askerleri, elleri tetikte bekliyor. Burada da uçaklar arka arkaya sortiler yaparak şehri bombalıyor. Uzaklarda dumanlar yükseliyor, patlamalar aralıksız devam ediyor.
       
GİRİŞ İZNİ
       Bir süre daha bekledikten sonra, gazeteci olduğumuzu söylersek belki içeri girmemize izin verirler, diye düşünerek Amerikan askerleri ile konuşmaya karar veriyoruz. Oraya geldikten sonra Felluce’ye giremeden geri dönmek çok zor gelecek. İçeri girdikten sonra ne olacağını ise düşünmüyor kimse. O anda, hepimiz için içeri girebilmekten daha önemli bir şey yok.
       Amerikalılar hiç beklemediğimiz bir şekilde izin veriyorlar geçişimize. Pasaportlarımızı, basın kartlarımızı kontrol ettikten sonra yolu tarif ediyorlar ve dikatli olmamız için uyarıyorlar, çünkü içerde her an her yerden bir saldırı olabilirmiş. O ana kadar arabanın bagajında tuttuğumuz kurşun geçirmez yeleklerimizi giyip giymemek konusunda kararsız kalıyoruz. Giyersek direnişçilerin hedefi olacağız çünkü onlar için kurşun geçirmez yelek giymek karşı taraftan olduğunun bir göstergesi. Giymezsek zaten riskli bir ortamda iyice korunmasız kalacağız. Sonunda giymeye karar veriyoruz, en azından psikolojik olarak rahatlatlamamızı sağlayacak bir önlem alıyoruz kendimizce.
       Amerikalıların kontrolündeki bölgeden uzaklaşmaya başladıkça silah sesleri de artıyor. Hayalet bir şehre girer gibiyiz, hiç kimse yok caddelerde... İçim ürperiyor bir an, başımıza neler gelecek, buradan nasıl çıkacağız? Hiçbir plan yapamıyor, sadece içgüdülerimle hareket edebiliyorum.
       
HASTANEDE ÇARESİZLİK
       Biraz uzakta iki kişi beyaz bayrak sallıyor bize doğru; dikkatli bakınca bir hastanenin önünde durduklarını görüyoruz. Bize uzaktan yolu tarif ediyorlar, yavaşça o tarafa doğru gidiyoruz.


       Hastanenin içindekiler şaşkın gözlerle karşılıyor bizi; niye ve nasıl orada olduğumuzu anlamıyorlar.
       Başhekim Doktor Abdülmecid, iki gün içinde 50’den fazla yaralı, onlarca da ölü geldiğini söylüyor. Malzemeleri kalmamış, artık gelen yaralılara müdahale edemedikleri için yeni gelenleri, şehre girebilen az sayıda ambulansla Bağdat’a göndermeye çalışıyorlar. Hastanede hala yaralılar var; onlardan biri olan Ebu Muhammed’in evi, yanına isabet eden bir füze nedeniyle yıkılmış. Ebu Muhammed’in karın bölgesi parçalanmış, ağır bir ameliyat geçirdikten sonra yoğun bakıma alınmış. Doktor, Ebu Muhammed’in yine de şanslı olduğunu söylüyor, çünkü hemen yanı başındaki abisi bombardıman sırasında yıkıntıların altında kalmış.
       Onlardan bir parça beyaz bez alıp arabamıza bağladıktan sonra şehrin iç mahallelerine doğru yolumuza devam ediyoruz. İnsanlar evlerinin önüne çıkmış. Elektriklerin iki gündür kesik olduğunu söylüyorlar. Herkes çaresiz, bekliyor... Arabanın önünü kesiyor biri, “Beyaz bayrağı indirin aşağı, yüreksiz misiniz siz” diye bağırıyor. Çaresiz söküp içeri alıyoruz. Burada her şeyin anlamı farklı. İnsan korunmak için neye sığınacağını bilemiyor; kurşun geçirmez yelekler gibi beyaz bayrak da Felluce’de düşmanı ya da onlar için kendilerinden olmayanı gösteriyor.
       Niyetimiz bombalanan Abdülaziz camiini ve evleri bulmak, ama o bölgelere gitmek çok zor, çünkü çatışmaların orada daha yoğun olduğunu söylüyorlar.
       Bir kaç sokak ötede içeriye sokulabilen yardım malzemeleri dağıtılıyor. Günlerdir abluka altında olan şehirde yiyecek tükendiği için genç, yaşlı onlarca insan kamyonların başında kendi paylarına düşeni alıp bir an önce eve gitmeye çalışıyor. “Felluce’de kanımızın son damlasına kadar direneceğiz; burası Amerikalıların sonu olacak” diye bağırıyor genç bir çocuk, sırtına yüklediği un çuvalını götürürken.
       
HİÇ BİR YER GÜVENLİ DEĞİL
       Çekim yapmaya devam ederken yine bir grup direnişçi yanımıza geliyor. İçlerinden biri bağırarak Cumhur’a yaklaşıyor, ne dediğini anlamıyorum ama yüzünün ifadesi ve hareketleri tehlikede olduğumuzu anlatmak için yeterli. Bizimle beraber olan NTV Bağdat muhabiri Nazmi Akyol bir şeyler açıklamaya çalışıyor, ama dinlemeye niyetleri yok. Durum giderek gerginleşiyor, ellerinde silahlarıyla başka direnişçiler de geliyor, hepsi bir ağızdan bağırarak bizi işaret ediyorlar. Ne konuştuklarını anlamasam da sürekli “Türkiye’den geliyoruz, Müslümanız” diyorum, ama beni duymuyorlar bile. Ya bizi alıp götürecekler ya da orada “işimizi bitirecekler” gibi… Ama yine son anda birileri giriyor araya. Bizi bir kenara çekiyorlar ve direnişçileri yanımızdan uzaklaştırıyorlar.

       Derin bir nefes alıyorum ama henüz Felluce’de yapacaklarımız bitmedi, onun için bizi direnişçilerden kurtaranlarla birlikte yola devam ediyoruz. Her köşe başında en az on silahlı adam var. Bir kısmı caddeleri kontrol ediyor diğerleri ise, çatışmadan yeni çıktıkları belli, oturmuş sigara içiyorlar. Kamerayı görenlerin bazıları ellerindeki silahları gösteriyor, bizi mi tehdit ediyorlar, yoksa yanımızdakileri mi selamlıyorlar, ayırt etmek güç. Hiç durmadan ilerliyoruz.
       Artık silah sesleri çok yakınımızda, durum giderek daha tehlikeli olmaya başlıyor. Geri dönmek istiyoruz, ama evlerin birkaç sokak ötede olduğunu söyleyerek bizi ısrarla götürmek istiyorlar. Tam o sırada birkaç kişinin arkamızdan bağırdığını duyuyoruz. Biri arkamızdan koşuyor... Yine silah sesleri... O anda bizi hedef alarak ateş ettiklerini anlıyoruz. Hemen arabayı durdurup evlerin arasından bir boşluğa çekerken arkamızdan koşanlardan biri yanımıza gelerek bağırmaya devam ediyor. Yüzünü diğerleri gibi kapatmamış. Öfkeyle gerilmiş suratından artık bir saniye bile orada durmadan uzaklaşmamız gerektiğini anlıyoruz. Bir an elindeki silahına davranır gibi oluyor. Düşünecek, tartışacak zaman yok, bir an önce gitmemiz gerek; hemen uzaklaşıyoruz. Elli metrelik yol bitmeyecek gibi, her an arkamızdan tekrar ateş edecekler diye beklerken nihayet köşeyi dönüp o sokaktan çıkmayı başarıyoruz.


       Artık Felluce’den ayrılma vaktinin geldiği çok açık. Yine aynı yollardan hastane binasının olduğu noktaya çıkıyoruz. Artık ana caddeden devam etmemiz gerekiyor, ama yolda tek bir araba yok, her yer bomboş. Kısa bir mesafe gideceğiz. Açık alanda ilerlemek yapılacak en tehlikeli şeylerden biri, ama başka seçenek de yok. Yine süratle hareket ederek atış menzilinden çıkıyoruz ve sonunda şehre ilk geldiğimiz noktaya ulaşıyoruz, fakat kontrol noktasındaki asker ana yoldan gitmemizi söyleyerek bizi Amerikan askerlerinin kontrolündeki bölgeye yönlendiriyor.
       
YOLLAR FARE KAPANI
       Koca otobanda yine tek araba olarak yola devam ediyoruz. Karşı yönden tank ve zırhlı araç konvoyları geliyor. Beyaz bayrağımızı yine çıkarıyoruz; bu kez işe yarıyor. Önce arabamızı hedef alan makineli tüfek atışları beyaz bayrağı çıkardıktan sonra başka yöne dönüyor. Yaklaşık yarım saat boyunca boş otobanda ilerliyoruz. Güvende değiliz, bunu biliyoruz, ama geri dönmek için de çok geç.
       Bir süre daha gittikten sonra ileride siyah bir duman görüyoruz, belli ki yolda yanan bir şey var. Yaklaştıkça bunun daha önce saldırıya uğrayan Amerikan araçlarından biri olduğunu anlıyoruz. Biz yanan aracın yanına gidip gitmemeyi tartışırken birden hemen yanında bir de tank olduğunu farkediyoruz. Tank hareket etmiyor, ama üzerinde bir asker var. Birden tanktan büyük bir gürültüyle beraber alev çıkıyor.


       Bir an bize mi ateş etti yoksa başka bir yeri mi hedef aldı anlamıyorum, içimden beşe kadar sayıyorum. Bize hedef aldıysa beş saniye içinde arabayı vurması lazım. Beş saniye geçmek bilmiyor, arabayı yine son sürat geldiğimiz yöne doğru sürüp oradan uzaklaşmaya başlıyoruz. Yan yollara saparak Bağdat’a gidecek başka bir yol arıyoruz. Fare kapanı gibi, ne tarafa gitsek önümüze bir şey çıkıyor. Sonunda bizi sağ salim Bağdat’a ulaştıracak yolu buluyoruz. Bağdat’ın günlük koşturmaca içinde insanı çileden çıkartan trafiğine girdiğimizde hayatta kendimi ilk defa bu kadar mutlu hissettiğimi düşünüyorum...
       
 
       
    TOP5 İsrail hücum botu Gazze kıyısını vurdu  
     
 
  NTVMSNBC KULLANICILARININ TOP 10'u  
 

Bu haberi diğer okuyucularımıza tavsiye eder misiniz?
hayır   1  -   2  -   3  -   4  -   5  -  6  -  7  kesinlikle

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları