| |
|
|
Şehir Tiyatrolarında (Dar-ül Bedai) 1932 yılında figüran olarak başladığı sanat hayatında bir yıllık süreçte Yarasa Operetinde başrole yükselen Ayral, Türkiyede sanata ve sanatçıya değer verilmemesinden şikayetçi.
Sahneye ilk adım attığı günlerde, bugün Türk tiyatrosunun kurucuları olarak bilinen ve kendisinin de hocaları konumundaki Muhsin Ertuğrul, Hazım Körmükçü gibi isimlerin, sanatlarını yokluk içinde sürdürdüklerini anlatan Ayral, Maalesef, memlekette hâlâ sanata kıymet verilmiyor. İşte misali ... Benim, ne evim var ne param. Halbuki sahneye, sanata, 71 sene verdim. Başka memleketlerde sanatta 70 sene çalışmış kimseye bir hükümdar gibi geceler yaparlar, tebrikler yaparlar, hediyeler verirler, neşe günleri yaparlar. Bizde, kimse farkında değil. Ben bunu giden Kültür Bakanı İstemihan Talaya yazdım. İki mektup yazdım. İkisine de cevap vermedi. İşte memlekette sanata verilen kıymet diye konuştu.
OYUNCULUK, ESKİ KALİTEDE DEĞİL
Tiyatroda yaşanan kan kaybı ve seyircinin giderek tiyatrodan uzaklaşması tartışmalarını da değerlendiren Ayral, bunu artık tiyatronun iyi oynanmamasına bağladı.
Tiyatronun dünüyle bugünü arasında dağlar kadar fark var diyen Ayral, ekledi, Vaktiyle biz aman aktör olalım, aman bir artist olalım, aman tiyatroda bir rol oynayalım diye hayaller kurar, çalışmalar yapar, geceleri uykusuz kalırdık. Bugün öyle değil. Bugün herkes aman nereden para kazanacağım; hatta sahnede rolünü oynayan aktör, buradan sonra nereye gidip para kazanacağım onu düşünüyor. rolünü düşünmüyor. Onun için tiyatroda roller zayıflıyor. Tiyatroda roller zayıflayınca seyirci gitmiyor.
Ayral, tiyatroda disiplinin kaybolduğunu ifade ederek, disiplini olmayan bir işin daima yerinde saymaya mahkum olacağını da söyledi.
|
|