Home page
Haber Menüsü


Untitled Document

Konu: Ekonomi ve işsizlik
Konuklar: Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eser Karakaş, Gazi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Aziz Konukman ve Güneydoğu Genç İşadamları Derneği Başkanı Abdülkadir Akboz

Erdoğan Aktaş: 2003 yılı zor bir yıldı, ancak ekonomik program adına 2003 yılı savaşa, teröre rağmen iyi geçti.. Yıl boyunca hedeflenen rakamlar neredeyse tamamıyle tuttu... Enflasyon yüzde 20'nin altına indi, büyüme beklenenin üzerinde gerçekleşti.. Yıl içinde türk lirası yabancı paralar karşısında değer kazandı.. Neredeyse tüm hedefler tuttu, ama sosyal politikalar anlamında beklenenler olmadı 2003'te.. İşsizlik sorunu olumlu rakamlara rağmen çözülemedi, halkın ücret düzeyi de yine olumlu havaya rağmen yükselemedi... 2004 yılına yönelik ekonomik beklentileri, özetle 2004'ün ekonomisini Yakın Plana alıyoruz.. Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Eser Karakaş, burada İstanbul'da konuğumuz olacak.. Gazi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Aziz Konukman'da Ankara Stüdyomuz'dan programımıza katılacak.. Bir konuğumuz daha var, Güneydoğu Genç İşadamları Derneği Başkanı Abdülkadir Akboz.. Sayın Akboz'la da yaşanan olumlu ekonomik havanın Güneydoğu'ya, Doğu Anadolu'ya ne kadar yansıdığını konuşacağız.. Ama önce 28 yılın en düşük enflasyonunu yaşayan türkiye'de, ekonomi konusunda yetkili iki ağızdan, Merkez Bankası Başkanı ve Başbakan'dan düşük enflasyon yorumlarını ve işsizliğe çözüm önerilerini izliyoruz..

"Eğer işler yolunda gitmeye devam ederse, türkiye gelecek ay yeniden tek haneli enflasyonla tanışabilecek. Toptan eşya fiyat endeksi ocak ayında yüzde 1.84'ten daha az çıkarsa, son 12 aylık enflasyon oranı yüzde 10'un altına inecek... Ancak merkez bankası başkanı'na göre şaşırtıcı olan enflasyonun gerilemesi değil.
Serdengeçti: Şaşırtıcı olan enflasyonun düşmesi değil dehşet verici olan 30 yıl enflasyonla yaşamaktır.
Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti'nin, enflasyon düşüyor ama bu çarşıya yansımıyor eleştirilerine de bir yanıtı var..
Serdengeçti: Enflasyon düştü diyorlar bu çarşıya yansımadı.. Enflasyon yüzde 20 yansımaz ki. Kimse aynı parayla daha fazla mal alabileceğini düşünmesin.. "
Serdengeçti'ye göre, çoğu iktisatçının eleştirilerinin aksine enflasyon gerilerken büyümenin hızlanması son derece normal. Hatta Serdengeçti, 2004'te enflasyonun tek haneli rakamlara inmesiyle birlikte büyümenin daha da artacağını düşünüyor.. Serdengeçti'yle aynı fikri paylaşanlardan biri de Başbakan Erdoğan.. Erdoğan 2004'te ekonomik büyümenin inşaat sektörü sayesinde olacağını savunuyor..
Tayyip Erdoğan: Türkiye'nin en büyük sorunu işsizlik inşallah inşaat sektörüyle bu sorunu çözeceğiz. 2004 yılında inşaat sektöründe parlama yaşanacak.
Enflasyon ve büyümenin dışında, 2004'ün ekonomi gündeminde önemli yer tutan bir başka başlıkta türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değer artışı... Merkez Bankası Başkanı, konuya bir teknokrat olarak bakıyor ve türk lirasının değeri ile ilgili görev dağılımında herkese bir rol veriyor..
Serdengeçti: Dünya ne yapıyorsa onu yapalım, STÖ'nin, kamunun, merkez bankasının üzerine düşen görev var.. çözüm vadeli işlemler piyasasının işleyişinde.. Başbakan Erdoğan ise Türk lirasının değer artışından rahatsız olanlara sesleniyor.
Tayyip Erdoğan: Niye düşüreceğiz? daha çok borçlanalım diye mi? fakir fukaraya daha çok zulmedilsin diye mi? bu mantığı anlamak mümkün değil. dünyada milletler, devletler, paraları değer kazandırmak gayreti içindedir. bizimkiler 'acaba türk lirası nasıl değer kaybeder?' onun gayreti içindeler."

Erdoğan Aktaş: 2003 yılını ve tabi yeni yılın beklentilerini konuklarımızla değerlendireceğiz... Önce stüdyomuzdaki konuğumuz Prof. Dr. Eser Karakaş ile başlıyoruz. Hocam, Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti, rahatsız etmiş olacak ki, konuyu açtı. Bu enflasyon konusunun sokağa yansıyıp yansımaması tartışmalarını. Gerçekten bizim öğrendiğimiz enflasyon rakamıyla, çarşı Pazar enflasyonu arasında bir fark var mı? Ya da biz neyi hissetmiyoruz?

Eser Karakaş: Büyük bir fark yok. Tabi, DİE, bunu endeks bazında hesaplıyor. Ama sokaktaki, yani vatandaşa yansıyan enflasyonla bu açıklanan rakamlar arasında muazzam bir fark olması mümkün değil. Endekste mutlaka sapma vardır ama çok azdır. Ama sokağa, insanın cebine yansıması diyorsanız o başka bir şey. Yani, enflasyonun düşmesi başka bir şey, hayat pahalılığının, yani fiyatların yüksek oluşunun ortadan kalkması başka bir şey. Bunlar iki tane apayrı konu. Hatta belki tam ters de işleyebilecek bir konu. Çünkü, enflasyonu belli bir gelir politikasıyla düşünüyorsunuz. Dolayısıyla insanların alım gücü düştüğü için belki enflasyon düşüyor. Dolayısıyla enflasyon düştü diye insanlar, aynı parayla daha çok mal ve hizmet satın alacaklar diye bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla bu iki kavram çok karıştırılıyor, özellikle medyada çok karıştırılıyor. Dikkat etmek lazım. Enflasyon düşerken, T.C. vatandaşı bir süre daha da zorlanacak. Bunu görmek lazım. Disiplinsiz bir rejim olduğu için rahat bir rejimiz. Yani, yüzde 100, yüzde 200 enflasyonla yaşıyorsanız, para disiplini yok demektir. İstediği kadar maaş ödüyorsunuz, istediği kadar insanlara taban fiyatı veriyorsunuz. Onlarda bir şeyler olur gibi gözüküyor. Ama uzun vadede çok fena vuruyor, bu ülkeyi. Şimdi bu enflasyon düşmesi, bence çok önemli bir başarı. İnşallah seneye tek haneli enflasyonlar göreceğiz. Benim Türkiye için en ümitsiz olduğum konuydu, enflasyon ki, burada önemli bir yere gelindi. Enflasyon düşmesi vatandaşa şöyle yansıyacak. Düşük enflasyonla daha etkin bir Türkiye ekonomisi işleyecek, ekonomi daha hızlı büyüyecek, çalışanlar, yurttaşlar, o büyemeden nemalanacak. Ancak böyle cebe yansır. Aksi takdirde düştü, anında biz daha çok mal ve hizmet tüketeceğiz. Böyle bir şey çok saçma tabi. Biraz önce Sayın Serdengeçti'nin de belirttiği gibi, artık tarihte kalmış bir konu. Yani enflasyon yapalım, enflasyon sayesinde insanlar iş bulsunlar. Bu artık olmayacak bir şey. Bu 1950'lerde kalmış. Olsa olsa 2 aydır, en fazla olan şey. Sonra tam tersi sonuçlar veriyor. Enflasyon düştükçe fiyat sistemi daha iyi işleyecek, piyasalar daha iyi işleyecek. Türkiye ekonomisi daha hızlı büyüyecek. Enflasyon düştüğü için daha hızlı büyüyecek. Çünkü herkes, enflasyonun olmadığı bir yerde daha doğru kararlar alacak. Daha doğru kararlar sayesinde daha hızlı büyüyen bir ekonomide insanların da gelirleri artacak. Bir miktar da istihdam artacak. Kimse hayal kurmasın. Artık büyümeyle, istihdam arasındaki ilişki adeta kopmuş vaziyette. 1950'lilerde ekonomi ne kadar hızlı büyürse, istihdam da o kadar artardı. Ama 2000'li yıllarda artık böyle bir şey yok. Teoride de, pratikte de bitti. Bakın Avrupa çok hızlı büyüdü ama yine yüzde 10 civarında işsizlik sürüyor. Çünkü o başka bir şey, yapısal bir işsizlik söz konusu, teknolojik bir işsizlik söz konusu. Yani, ekonomi hızlı büyüyor diye, insanlar iş bulacağını zannetmesinler. Türkiye'de çok ciddi bir işsizlik sorunu var. Bu işsizlik sorunu önümüzdeki yıllarda hızlı büyümeye, düşen enflasyona rağmen daha da artabilir. Tarım dışı işsizlik yüzde 15 gibi bir rakam telaffuz ediliyor. Buna sosyal politikalarla çözüm buluruz, ancak.

Erdoğan Aktaş: Enflasyon düşüyor. Siz, büyüme çok önemli, çünkü herşeyin disipline edilmesi demek, diyorsunuz. Ama, bu yaşam gücünün artması anlamına gelmeyecek de diyorsunuz.

Eser Karakaş: Orta vadeli. Kısa vadeli değil.

Erdoğan Aktaş: Peki ne olacak?

Eser Karakaş: Bunu bir yılda beklemeyin. 2-3 yıl içinde ortaya çıkacak bir sonuç. Daha düşük bir enflasyon, daha etkin piyasalar işletecek ve dolayısıyla Türkiye daha hızlı büyüyecek. Önümüzdeki yıllarda daha hızlı büyüyen bir Türkiye ekonomisi göreceğiz, eğer enflasyon düşmeye devam ederse. Ama bu tekrar ediyorum, birebir istihdama yansımayacak. Türkiye, istihdam, fakirlik sorunlarını, sosyal politikalarla çözecek, büyümeyle çözemeyecek, o başka bir şey. Ama işi olanlar, çalışan insanlar, önümüzdeki 4-5 yıl içinde, şayet bu enflasyondaki düşüş kalıcı olursa ve Türkiye ekonomisi büyüme trendini tutturursa, bugünkünden çok daha iyi yaşam koşullarına geleceklerdir. Ama tabi, bu ekonomik programdan vazgeçilmemesine bağlı. Ekonomik istikrar, Türkiye'de biraz siyasal istikrara bağlı. Bence, siyasal istikrar, özellikle 2004 ve 2005 için anahtar kavram.Türkiye, siyasal istikrarı bozmamalıdır.

Erdoğan Aktaş: Son 28 yılın en düşük enflasyonundan sözediyoruz. Ancak bunun için şöyle bir uyarı da yapılıyor. Tek haneli enflasyondan söz etme sürecinin daha zor olduğu söyleniyor. Gerçekten öyle mi?

Eser Karataş: 2005'te, eğer ciddi bir siyasal istikrarsızlık olmazsa, ekonomik programdan ciddi bir ödün verilmezse, Türkiye ekonomisi tek haneli enflasyonu görebilir. Bu kalıcı olur mu, ayrı bir tartışma. Ama 2005'te, Türkiye'nin tek haneli enflasyonu göreceğini düşünüyorum. Biliyorum da hatta...

Erdoğan Aktaş: Ankara stüdyomuza döneceğiz. Doç. Dr. Aziz Konukman, konuğumuz. Hocam, enflasyon konusu ya da ekonomideki iyi gelişmelerin, sokağa yansıma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsanlar bunu nasıl, ne derecede ve ne kadar sürede hissedebilecek?

Aziz Konukman: Enflasyon rakamıyla sokaktaki adamın fiyatları arasında her zaman fark olacak. Bu endeks, hesaplama yöntemiyle ilgili bir şey. Şöyle düşünelim. Endeksi hesaplarken, ortaya konulan sepet, ortalama bir tüketicinin sepeti. Halbuki sokaktaki adam, hangi gelir grubuna aitse, ayrı sepete sahip olacak. Hatta farklı semtlerde oturanların bile farklı sepetleri olacak. Dolayısıyla o sepete giren malların farklılığından dolayı, ortaya çıkacak fiyat artışları, tümüyle birbirinden farklı olacak. Bu, endeks hesaplamanın yarattığı doğal bir zorluktan kaynaklanan bir sorun. Ama şurası bir gerçek. Bizim elimizdeki endeksin baz yılı, 1994 yılına ait. Yani, en son yapılan tüketici anketi bu. Halbuki 19994 yılı bir kriz yılıdır, 5 nisan kararlarının alındığı bir yıldır. Aradan çok zaman geçti. Hem endeksin baz yılının kriz yılında seçilmesi çok yanlış olmuştur. Hem de aradan geçen zaman içerisinde sepetin içindeki malların ağırlıkları değişmiştir, hatta yeni mallar girmiştir. Örneğin bir cep telefonu bu sepetin içinde yok. Ama DİE, 2001'de başlatacak böyle bir çalışmayı. Araya kriz girince yapmadı. Bu sefer doğru hareket etti. Şimdi, sanırım bu günlerde sonuçlanacak bir sepet çalışması var. O zaman bu rakamlardan daha sağlıklı rakamlara ulaşacağız.

Erdoğan Aktaş: 2003 yılını değerlendirdiğinizde, 2004'te Türkiye'nin önüne gelecek iç ve dış sorunlarını, ekonomi konu başlıklarını tahmin ediyoruz. Bu yılı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aziz Konukman: Önce enflasyonla devam edelim. Biraz teknik bir soruna değindim. Enflasyonun, yüzde 20'lerin altına indiği ifade ediliyor. Bu son derece yanıltıcı. Çünkü 12 aylık ortalamalara göre gidersek, maalesef hala yüzde 25'ler civarında. Tabi geçen yıla göre ciddi bir düşüş var. Geçen yıl, yüzde 50'ler civarındaydı. İster TÜFE için, ister TEFE için bakın, neredeyse yarı yarıya bir düşüş var. Ama kesinlikle rakam yüzde 20'lerin üstünde. Dolayısıyla hükümetin ve medyanın kullandığı rakam, daha çok 12 aylık rakamdır. Yani, 2003'ün Aralık'ıyla, 2002'nin Aralık'ı mukayese ediliyor. Halbuki çalışanlar, toplumun büyük bir kesimi maaşlarla geçiniyor. Ne oluyor? 12 aylık ortalamaya göre ücretler hesaplanıyor. Dolayısıyla insanların yaşam koşullarını araştırmak istiyorsak, biz, enflasyonu 12 aylık ortalamalara göre hesaplamalıyız. O zaman da görüyoruz ki yüzde 20'lerin üzerindeyiz.

Erdoğan Aktaş: 2004 yılı çerçevesinde düşünürseniz, tüm bu gelişmelere olumlu bakıyor musunuz? Kaldı ki, bu süreçte Türkiye'yi etkileyecek olan yoğun iç ve dış politika konuları da var.

Aziz Konukman: Olumlu görüyorum ama bu olumlu gelişmenin arkasında bozulan başka makro dengesizlikler var, başka makro göstergeler var. Onlara bakmak lazım. Şimdi, ben, Başbakan'ın açıklamasını dinledim, Merkez Bankası Başkanı'nın açıklamasını dinledim. Eser hocanın açıklamasını dinledim. Şu soruya yanıt bulamıyorum. Eğer ekonomi büyüyorsa, bunun istihdama olumlu etkisi olmayacaksa, bu büyümenin anlamı nedir allah aşkına? Bunu iyice sorgulamamız lazım. Şimdi siz, sabit sermaye yatırımlarınız artmıyorsa, yeni fabrikalar kurulmuyorsa... Tamam bu siyasal tercihtir. Bu hükümet, kamu yatırımlarıyla yeni fabrikalar kurmayacak, anlıyoruz. Ama bunu özel sektör yapmalı. Bunun ip uçlarını göremiyoruz. Şimdi, bakın inşaat sektörüne yatırım yapılacak. Önümüzdeki dönem işsizlik azaltılacak deniyor. Bir kere işsizliğin türleri itibariyle baktığınız zaman, Türkiye'deki esas işsizlik nitelikli emeğin işsizliği... Yani, iki dil bilen, yabancı dile hakim, ciddi bir şekilde eğitim almış, şehirlerde yaşayan insanlar işsiz. Bunların sorununu inşaat sektörüne yapılan yatırımlarla çözebilir misiniz? Hala geleneksel sektörlerdeki yatırımlarla bu işin çözülebileceğini düşünmek son derece yanlış. İhracata bakalım, çok ciddi bir artış var. Şunu söyleyebilir misiniz? Türkiye, yüksek katma değerli ürünler satıyor, markalar üretti, pazarlıyor, diyebilir misiniz? Hala, biz, ücretleri aşağıya çekerek, kayıtdışı ekonomide insanları istihdam ederek, üreterek, Avrupa pazarlarına girmeye çalışıyoruz. Bakın, merdiven altı işletmelerde üretilen ürünlerin ihracatına, Avrupa Birliği, antidamping soruşturması yapıyor. Onun için biz, tekstilde mesela ciddi bir patlama yapamıyoruz. Yakında malların üzerined şöyle bir damga vurulacak. Adil olmayan, rekabetçi olmayan koşullarda üretilmiştir diyecekler. Çünkü merdiven altı işletmelerde üretiliyor. Kayıtdışı ekonomide üretiliyor. Bütün bunları dikkate aldığımızda araştırma, geliştirme yatırımlarını önemsemeyen, yüksek katma değer üretemeyen, ciddi bir şekilde marka yaratamayan bir Türkiye ekonomisi, açık söylüyorum, kalıcı başarılara imza atamayacaktır.

Erdoğan Aktaş: Bu olumsuz bir bakış açısı mı?

Aziz Konukman: Bunun emarelerini göremiyoruz. Sadece beyanlar var. Bugün Eczacıbaşı Yönetim Kurulu Başkanı'nın güzel bir açıklaması var. Türkiye, kalıcı başarılar elde etmek istiyorsa, yeni ürünler ve yeni mallar üretmek zorunda, diyro. Anlayış olarak, bunu en azından Eczacıbaşı'nın seslendirmesi olumlu. Ama bunun herhangi bir şekilde altyapısını ne şirketlerimizde görüyorum, ne de devletin bu konuda ciddi bir yaklaşımı var. Hükümet hala inşaat sektörüyle ekonomiyi canlandıracağını zannediyor.

Erdoğan Aktaş: Aziz hocam, çok teşekkür ediyorum. Şimdi Diyarbakır'a döneceğiz. Güneydoğu Genç İşadamları Derneği Başkanı Abdülkadir Akboz ile hem bölgesel farklıkları hem ekonominin o bölgeye yansımasını değerlendireceğiz. Abdülkadir Bey, son derece olumlu rakamlar var. 2004 yılından bir takım eleştirilerle birlikte umutlu söz ediliyor. Öte yandan yapılan araştırmalarda batı ile doğu arasındaki uçurumun da giderek arttığı söyleniyor. Nitekim en yüksek enflasyon oranının Diyarbakır'da olduğu tespiti var. Siz, çok ciddi sosyal sıkıntılar çekmeye devam o bölgede hissedebiliyor musunuz? Ya da bunun için bir öneriniz var mı?

Abdülkadir Akboz: Öncelikle, ülkemiz, uzun bir süredir derin bir ekonomik kriz sürecini yaşadı. Ve bu ekonomik kriz sürecinden yeni yeni kurtulma çabası içinde ülkemiz. Ve bizler, son dönemde açıklanan enflasyon rakamlarındaki düşüklüğün farklı kesimlerden olumlu ve olumsuz tepkilerini almak gayet doğaldır tabi ki. Ancak, burada şunu unutmamak gerekiyor. Ülkede bir anda bir şeylerin değişmesini beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla şu anda özellikle hükümetin uyguladığı programın başarılı bir program olduğuna inanıyorum. Özellikle IMF ile 2001 yılından beri yürütülen bu programın 2004, 2005 yılı içerisinde daha da başarılı bir program olacağı inancını taşımaktayız. Bunun vatandaşa yansımasına baktığımız zaman elbette ki, vatandaşa yansıması şu anda yok. Çünkü, insanların aynı zamanda alım gücü de düşmüş bulunmaktadır. Ve ekonomik kriz içinde yaşayan vatandaşlarımızın alım gücü düşmüşken bir anda birşeylerin değişmesini beklemesi de gayet doğal karşılanmalı. Özellikle biz, şunu vatandaşlarımız açısından önemli buluyoruz. Geçmiş dönemlere oranla baktığımız zaman yüzde 50'lere, 60'lara varan enflasyon rakamlarında 2004 yılına girmemize rağmen özellikle önceki dönemlere rağmen şu anda ürünlerdeki artışın çok yüksek olmaması da vatandaş açısından aynı zamanda bir kazanımdır diye düşünüyoruz. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın uyguladığı programda ve Merkez Bankası Başkanı'nın açıklamalarına bir kısmını bizler Güneydoğu Genç İşadamları Derneği olarak katılıyoruz. Şimdi, özellikle asgari ücretin 304 milyon civarında çok olumlu bir gelişme olarak görülüyor. Yine Türkiye'nin özellikle 2003 yılı içinde 7.4'lük bir büyüme hızını yakalaması da bence son derece önemli bir kazanım. Sayın hocamı da dinledim, çok yerinde, doğru tespitleri de var. Ancak hocamın da özellikle söylediği bir şeye katılmıyorum. Madem enflasyon düştü, herşey çok güzel gidiyor, neden yatırım yapılmıyor? Hükümet yatırım yapmıyorsa, iş adamları yapsın, diyor. Şimdi bugüne kadar işadamları kendi mevcut değerlerini koruma çabası içindeyken, bugün işadamlarından birden yatırım yapmalarını beklememiz tabi ki haksızlıktır. Ancak hükümetin yatırım yapmasını beklememiz de tabi ki yanlıştır. Devletten beklenti devri geçmiştir. Bizim özellikle hükümetimizden beklentimiz ivedi olarak şudur. Yatırım yapması gereken işadamının önündeki engellerin, bürokrasinin kaldırılması.

Erdoğan Aktaş: Devlet Planlama Teşkilatı'nın açıkladığı bir rapor vardı. Doğu illeriyle batı illeri arasında yatırım açısından uçurum gittikçe artıyor. Bu anlamda bu uçurumun kapanması için bir öneriniz var mı?

Abdülkadir Akboz: Bununla ilgili özellikle sizler aracılığıyla Sayın Başbakanımıza çok önemli bir mesajı iletmek istiyorum. Özellikle 1500 doların altında bulunan illerle ilgili bir yasa çıkartılıyor. Ancak bu yasa 47 ili kapsadığı için özellikle doğu ile batı arasındaki uçurumu kapatabileceğini zannetmiyoruz. Çünkü, bugün merkeze yakın illerde yatırım yapacak aynı avantajlar varsa, işadamları doğal olarak burayı tercih edecektir. Dolayısıyla batıdan bir işadamı, Karaman'a sahip şartları mevcutken gelip Diyarbakır'da, Mardin'de, Batman'da yatırım yapmasını bekleyemeyiz. Dolayısıyla bizim bunlarla ilgili daha önce yapmış olduğumuz bir basın toplantımız vardı. Özellikle Başbakanımızdan ricamız şu. Hiçbir şekilde b iz, bölge ayrımcılığı yapmıyoruz. Ancak biz, bu bölgede yıllardır ekonomik krizi çok derin yaşayan insanlarız. Ve olumsuz olayları çok derin yaşayan işadammlarıyız. Burada işsizlik yüzde 47'lerde, 1991 DİE'nin açıkladığı rakamlardır, bunlarda. Yüzde 47'lerden yüzde 65'lere dayanmış durumda.

Erdoğan Aktaş: Sayın Akboz, çok teşekkür ediyorum. Hocam, bir yandan Diyarbakır'da bu sorunun çok içinde yaşayan Abdülkadir Akboz, vardı, anlattı. Aziz hoca da makro dengelerdeki bozukluktan söz etti. Sizin söylediğinizle biraz çelişir, Türkiye niçin büyüyor, istihdam ya da yatırım olmuyorsa, diye?

Eser Karakaş: Büyüme, istihdam ilişkisi 1940'ların, 50'lerin, 60'larınr konusuydu. Yeni ekonomi ürünleri, ekonomik büyümeye, zenginleşmeye büyük katkı yapıyor. Ama istihdam yaratmayabiliyor. Yani, bir kişi üç kişilik bir şirket kurup, çok büyük değerler yaratabiliyorlar. Bunun istihdama bir katkısı olmayabiliyor. Yani, istihdam böyle büyük imalat sanayi, büyük demir çelik fabrikalarıyla olan bir şey değil. Bu çağın bir sorunu. Bir daha hiçbir ülke tam istihdama dönmeyecek, dünyada. Bunu herkesin unutması lazım. Avrupa'da yüzde 8.5-9 gibi işsizlik var, bu inmiyor. Halbuki Avrupa ekonomisi gayet başarılı götürüyor işi. Ama işsizlik orada duruyor. Dolayısıyla işsizlikle büyüme ilişkisini artık, lütfen, kimse 1960'larda, 1970'lerde düşündüğü gibi düşünmesin. O ayrı bir konu. Ama Türkiye ekonomisinde sadece enflsayon düşmesi değil,daha başka önemli başarılar da var. 2003 yılının sonunda Türkiye ekonomisi, belki de tarihin en büyük ihracat rakamını gerçekleştirdi. 48 milyar dolar ihracat yaptı. Bu çok büyük bir başarıdır. Yani, siz belki pek hatırlamazsınız, 1970'lerin ortalamasında, 1974-75'de Türkiye'nin toplam ihracatı 2.5 milyar dolardı ve bunlar sadece tarım ürünlerinden oluşuyordu. Şimdi 48 milyar dolar ihracat yapıyoruz ve bunun yüzde 85'i sanayi ürünü. Ortada çok ciddi bir yapısal değişim var. Bunu çok iyi algılamak lazım. Bunu algılamazsak, Sayın Konukman'ı eleştiri için söylemiyorum. Ama farklı bir dünya, bazı şeyler değişiyor. Bunu çok iyi görmek lazım. Bu ihracat rakamlarına Türkiye'nin çok iyi etki etmesi lazım. Neden? Orada iki tane çok önemli faktör var. Bir tanesi otomotiv sektörü 8 milyar dolar ihracat yaptı, 2003 yılında. Yani, otomobil artı yan ürünleriyle beraber 8 milyar dolar ki, bu sektör gümrük birliği öncesi, Türkiye'de gümrük birliği olursa, çökeriz, batarız diyen bir sektördü. Gümrük birliği, bu sektörü kendine getirdi. Ve bugün adeta sıfır olan ihracat düzeyinden bugün 8 milyar dolar gibi... Herhalde 10 yıl önce kimsenin rüyasında dahi göremeyeceği bir ihracata gelindi. Çok büyük sorunu olduğu söylenen tekstil sektörü 12 milyar dolar ihracat yaptı, 2003 yılında. Yani, sadece tekstil artı otomotivi yanyana koyduğunuzda 20 milyar dolar ihracata geliyoruz. Bu çok büyük bir başarıdır. Tekrar ediyorum, toplam ihracatımızın yüzde 85'i sanayi ürünleri ihracatından oluşmuştur. Türkiye'nin bunları çok iyi görmesi lazım. Çünkü bugünlerde böyle ilginç görüşler var. Galiba, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, gümrük birliğinden çıkmak için bir mahkemeye dava açtı. Türkiye, bu sonuçlara 48 milyar dolara gümrük birliği sayesinde gelmiştir. Bunu kimsenin unutmaması lazım. Otomotiv sektörü, yan sanayileriyle beraber en çok istihdam yaratan sektörlerin başında geliyor. Ve otomotiv sanayii bugün ayaktaysa, o da gümrük birliği sayesinde.

Erdoğan Aktaş: Aklıma bir fıkra geliyor. Bir kutup ayısı, bütün aile üyelerine kutup ayısı olup olmadığını teyit ettikten sonra, babası, niye soruyorsun, diye soruyor. İyi ama ben niye üşüyorum, diyor.

Eser Karakaş: İddia ediyorum. Yani, bu o kadar kolay bir şey değil. Enflasyonun düşme süreci. Türkiye'de dünyada başka hiçbir ülkede olmayan, 30 yıl yüksek enflasyonla yaşadı. Böyle bir şey hiçbir ülke yaşamadı. Yaklaşık 1973, 74'ten başlayan enflasyonist süreç 2004'e kadar hala devam ediyor, bugün hala Türkiye'de enflasyon çok yüksek. Unutmayın Avrupa Birliği ortalaması 2.6 enflasyonda, unutmayalım yani. Demek Avrupa Birliği ortalamasının yaklaşık 7-8 kat fazla bir enflasyon yapıyoruz. Yine hala çok yüksek. Ama bunun düşme süreci çok sancılı olacak, bunu herkes kabul ediyor. Yani bunu daha önce de söylüyorduk, Türkiye en büyük acıyı enflasyon düşerken yaşayacak. Enflasyon düşerken o kutup ayısı ısınmayacak. Ama enflasyon düştükçe, tekrar ediyorum, eğer Türkiye bir piyasa ekonomisiyse piyasalar daha iyi çalışacak. Çünkü piyasa ekonomisi ne demektir? Haberlerin sağlıklı gitmesi sinyalleridir. Enflasyon bunları bozuyor. Siz yüzde 100 enflasyon olduğu bir yerde ne dolar kurunu hesaplayabiliyorsunuz, ne faizleri hesaplayabiliyorsunuz, ne borsadaki şirketlerin değerini hesaplayabiliyorsunuz. Aldığınız bütün kararlar yanlış oluyor. Ne zamanki enflasyon düşecek, insanlar daha sağlıklı kararlar alacaklar, önlerini görebilecekler, onun sayesinde Türkiye ekonomisi büyümeye başlayacak. O büyüme ne şey getirecektir.. İşte bu da 3 ay içinde enflasyon düştü, peki benim nemam nerede dememek lazım. Türkiye 30 yıl yüksek enflasyonla yaşadı, lütfen bir iki sene daha bu enflasyon düşerken ki sıkıntıya katlansın. Çünkü Türkiye değil başka hiçbir ülkenin artık yüksek enflasyon ve büyüme istihdam yaratma şansı yok. Bunu da söylediler malesef.

Erdoğan Aktaş: Başbakan'ın sözünü ettiği inşaat sektörünü canlandırıp istihdam yaratma formülü geçerli mi?

Eser Karakaş: Yani çok meşhur bir örnektir inşaat sektörü. İnşaat sektöründe geri beslemeler çok fazladır. Yani inşaat sektörü canlanırsa demir-çelik canlanıyor, çimento canlanıyor, cam falan filan. Yani çarpan etkisi çok yüksek bir sektördür. Ama ben 2004 yılında artık inşaat sanayiyle bir ekonominin bir yerlere getirileceğine pek inanmayanlardanım. Biraz önce sevgili Aziz de benzer bir şey söyledi, artık yeni ekonomi diye bir şey var. Bu yeni ekonomi ürünlerini üreten ülkeler ancak 2010'lara, 20'lere gelişmiş ülkeler olarak girecekler. Yoksa inşaat sektörü daha hızlı gelişen bir ekonomi 2020, 2030'ların lider ülkesi olmayacak.

Erdoğan Aktaş: Hocam Türk parasının değerli oluşu konusunda bir tartışma var. Gerçekten şu an değerli mi ve bunun negatif pozitif etkisi var mı?

Eser Karakaş: Bu da çok şüpheli. Bakın bu en çok ihracatçılar bu konuda biraz önce söylediğim gibi çok fazla şikayette bulundular. Belki haklı olarak.. Ama Türk parasının aşırı değerli olduğunu dolayısıyla ihracatın caydırıcı olduğu iddia edildiği bir yerde Türkiye tarihinin ihracat rekorunu kırdı. Şimdi bir görüşe göre Türk parası şey.. Ama satın alma gücü paritesine göre baktığınız zaman ise Türk lirası bir doların 750 bin 800 bin civarında olması bekleniyor satın alma gücü paritesine göre bakın. Yani dolayısıyla orada bir riveyet muhtelif. Ben Türk parasında hangi kritere göre bunu hesaplıyorsunuz bilmiyorum ama aşırı değerli olduğunu zannetmiyorum. Üstelik yine dış ticaret açığına rağmen Türkiye'nin de cari açığı beklenen kadar olmadığını, yaklaşık 5-5.5 milyar dolarlık bir cari açıkla kapattık 2004 yılını. Bu da 250 milyar dolarlık bir ekonomide bir kriz habercisi olamayacak kadar küçük bir rakam. Dediğim gibi eğer 2004'te siyasal istikrar sürer ve çok önemlisi 2004 Aralık'ta eğer Avrupa'dan bir müzakere takvimi alırsak Türkiye'nin ben yakın geleceğinin ekonomik açıdan çok iyi olacağını düşünüyorum. Ama bütün Türkiye, buna sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları, üniversiteler, herkes, basın, siz Türkiye'yi 2004 Aralık randevusuna iyi hazırlamamız gerekiyor.

Erdoğan Aktaş: Hocam çok teşekkür ediyorum yayınımıza katıldığınız için.

Eser Karakaş: Ben teşekkür ediyorum.

Erdoğan Aktaş: Türkiye ekonomisini ve ekonomide gelen iyi sinyallerin sokağa yansıması meselesini Yakın Plan'a aldık. Hoşçakalın...

 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler |
Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları