|
Konu:
Ekonomi ve işsizlik
Konuklar: Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof.
Dr. Eser Karakaş, Gazi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.
Aziz Konukman ve Güneydoğu Genç İşadamları Derneği Başkanı Abdülkadir
Akboz
Erdoğan Aktaş:
2003 yılı zor bir yıldı, ancak ekonomik program adına 2003 yılı savaşa,
teröre rağmen iyi geçti.. Yıl boyunca hedeflenen rakamlar neredeyse tamamıyle
tuttu... Enflasyon yüzde 20'nin altına indi, büyüme beklenenin üzerinde
gerçekleşti.. Yıl içinde türk lirası yabancı paralar karşısında değer
kazandı.. Neredeyse tüm hedefler tuttu, ama sosyal politikalar anlamında
beklenenler olmadı 2003'te.. İşsizlik sorunu olumlu rakamlara rağmen çözülemedi,
halkın ücret düzeyi de yine olumlu havaya rağmen yükselemedi... 2004 yılına
yönelik ekonomik beklentileri, özetle 2004'ün ekonomisini Yakın Plana
alıyoruz.. Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Profesör Doktor
Eser Karakaş, burada İstanbul'da konuğumuz olacak.. Gazi Üniversitesi
Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Aziz Konukman'da Ankara Stüdyomuz'dan
programımıza katılacak.. Bir konuğumuz daha var, Güneydoğu Genç İşadamları
Derneği Başkanı Abdülkadir Akboz.. Sayın Akboz'la da yaşanan olumlu ekonomik
havanın Güneydoğu'ya, Doğu Anadolu'ya ne kadar yansıdığını konuşacağız..
Ama önce 28 yılın en düşük enflasyonunu yaşayan türkiye'de, ekonomi konusunda
yetkili iki ağızdan, Merkez Bankası Başkanı ve Başbakan'dan düşük enflasyon
yorumlarını ve işsizliğe çözüm önerilerini izliyoruz..
"Eğer işler
yolunda gitmeye devam ederse, türkiye gelecek ay yeniden tek haneli enflasyonla
tanışabilecek. Toptan eşya fiyat endeksi ocak ayında yüzde 1.84'ten daha
az çıkarsa, son 12 aylık enflasyon oranı yüzde 10'un altına inecek...
Ancak merkez bankası başkanı'na göre şaşırtıcı olan enflasyonun gerilemesi
değil.
Serdengeçti: Şaşırtıcı olan enflasyonun düşmesi değil dehşet verici olan
30 yıl enflasyonla yaşamaktır.
Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti'nin, enflasyon düşüyor ama bu çarşıya
yansımıyor eleştirilerine de bir yanıtı var..
Serdengeçti: Enflasyon düştü diyorlar bu çarşıya yansımadı.. Enflasyon
yüzde 20 yansımaz ki. Kimse aynı parayla daha fazla mal alabileceğini
düşünmesin.. "
Serdengeçti'ye göre, çoğu iktisatçının eleştirilerinin aksine enflasyon
gerilerken büyümenin hızlanması son derece normal. Hatta Serdengeçti,
2004'te enflasyonun tek haneli rakamlara inmesiyle birlikte büyümenin
daha da artacağını düşünüyor.. Serdengeçti'yle aynı fikri paylaşanlardan
biri de Başbakan Erdoğan.. Erdoğan 2004'te ekonomik büyümenin inşaat sektörü
sayesinde olacağını savunuyor..
Tayyip Erdoğan: Türkiye'nin en büyük sorunu işsizlik inşallah inşaat sektörüyle
bu sorunu çözeceğiz. 2004 yılında inşaat sektöründe parlama yaşanacak.
Enflasyon ve büyümenin dışında, 2004'ün ekonomi gündeminde önemli yer
tutan bir başka başlıkta türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değer
artışı... Merkez Bankası Başkanı, konuya bir teknokrat olarak bakıyor
ve türk lirasının değeri ile ilgili görev dağılımında herkese bir rol
veriyor..
Serdengeçti: Dünya ne yapıyorsa onu yapalım, STÖ'nin, kamunun, merkez
bankasının üzerine düşen görev var.. çözüm vadeli işlemler piyasasının
işleyişinde.. Başbakan Erdoğan ise Türk lirasının değer artışından rahatsız
olanlara sesleniyor.
Tayyip Erdoğan: Niye düşüreceğiz? daha çok borçlanalım diye mi? fakir
fukaraya daha çok zulmedilsin diye mi? bu mantığı anlamak mümkün değil.
dünyada milletler, devletler, paraları değer kazandırmak gayreti içindedir.
bizimkiler 'acaba türk lirası nasıl değer kaybeder?' onun gayreti içindeler."
Erdoğan Aktaş:
2003 yılını ve tabi yeni yılın beklentilerini konuklarımızla değerlendireceğiz...
Önce stüdyomuzdaki konuğumuz Prof. Dr. Eser Karakaş ile başlıyoruz. Hocam,
Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti, rahatsız etmiş olacak ki, konuyu açtı.
Bu enflasyon konusunun sokağa yansıyıp yansımaması tartışmalarını. Gerçekten
bizim öğrendiğimiz enflasyon rakamıyla, çarşı Pazar enflasyonu arasında
bir fark var mı? Ya da biz neyi hissetmiyoruz?
Eser Karakaş: Büyük
bir fark yok. Tabi, DİE, bunu endeks bazında hesaplıyor. Ama sokaktaki,
yani vatandaşa yansıyan enflasyonla bu açıklanan rakamlar arasında muazzam
bir fark olması mümkün değil. Endekste mutlaka sapma vardır ama çok azdır.
Ama sokağa, insanın cebine yansıması diyorsanız o başka bir şey. Yani,
enflasyonun düşmesi başka bir şey, hayat pahalılığının, yani fiyatların
yüksek oluşunun ortadan kalkması başka bir şey. Bunlar iki tane apayrı
konu. Hatta belki tam ters de işleyebilecek bir konu. Çünkü, enflasyonu
belli bir gelir politikasıyla düşünüyorsunuz. Dolayısıyla insanların alım
gücü düştüğü için belki enflasyon düşüyor. Dolayısıyla enflasyon düştü
diye insanlar, aynı parayla daha çok mal ve hizmet satın alacaklar diye
bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla bu iki kavram çok karıştırılıyor,
özellikle medyada çok karıştırılıyor. Dikkat etmek lazım. Enflasyon düşerken,
T.C. vatandaşı bir süre daha da zorlanacak. Bunu görmek lazım. Disiplinsiz
bir rejim olduğu için rahat bir rejimiz. Yani, yüzde 100, yüzde 200 enflasyonla
yaşıyorsanız, para disiplini yok demektir. İstediği kadar maaş ödüyorsunuz,
istediği kadar insanlara taban fiyatı veriyorsunuz. Onlarda bir şeyler
olur gibi gözüküyor. Ama uzun vadede çok fena vuruyor, bu ülkeyi. Şimdi
bu enflasyon düşmesi, bence çok önemli bir başarı. İnşallah seneye tek
haneli enflasyonlar göreceğiz. Benim Türkiye için en ümitsiz olduğum konuydu,
enflasyon ki, burada önemli bir yere gelindi. Enflasyon düşmesi vatandaşa
şöyle yansıyacak. Düşük enflasyonla daha etkin bir Türkiye ekonomisi işleyecek,
ekonomi daha hızlı büyüyecek, çalışanlar, yurttaşlar, o büyemeden nemalanacak.
Ancak böyle cebe yansır. Aksi takdirde düştü, anında biz daha çok mal
ve hizmet tüketeceğiz. Böyle bir şey çok saçma tabi. Biraz önce Sayın
Serdengeçti'nin de belirttiği gibi, artık tarihte kalmış bir konu. Yani
enflasyon yapalım, enflasyon sayesinde insanlar iş bulsunlar. Bu artık
olmayacak bir şey. Bu 1950'lerde kalmış. Olsa olsa 2 aydır, en fazla olan
şey. Sonra tam tersi sonuçlar veriyor. Enflasyon düştükçe fiyat sistemi
daha iyi işleyecek, piyasalar daha iyi işleyecek. Türkiye ekonomisi daha
hızlı büyüyecek. Enflasyon düştüğü için daha hızlı büyüyecek. Çünkü herkes,
enflasyonun olmadığı bir yerde daha doğru kararlar alacak. Daha doğru
kararlar sayesinde daha hızlı büyüyen bir ekonomide insanların da gelirleri
artacak. Bir miktar da istihdam artacak. Kimse hayal kurmasın. Artık büyümeyle,
istihdam arasındaki ilişki adeta kopmuş vaziyette. 1950'lilerde ekonomi
ne kadar hızlı büyürse, istihdam da o kadar artardı. Ama 2000'li yıllarda
artık böyle bir şey yok. Teoride de, pratikte de bitti. Bakın Avrupa çok
hızlı büyüdü ama yine yüzde 10 civarında işsizlik sürüyor. Çünkü o başka
bir şey, yapısal bir işsizlik söz konusu, teknolojik bir işsizlik söz
konusu. Yani, ekonomi hızlı büyüyor diye, insanlar iş bulacağını zannetmesinler.
Türkiye'de çok ciddi bir işsizlik sorunu var. Bu işsizlik sorunu önümüzdeki
yıllarda hızlı büyümeye, düşen enflasyona rağmen daha da artabilir. Tarım
dışı işsizlik yüzde 15 gibi bir rakam telaffuz ediliyor. Buna sosyal politikalarla
çözüm buluruz, ancak.
Erdoğan Aktaş:
Enflasyon düşüyor. Siz, büyüme çok önemli, çünkü herşeyin disipline
edilmesi demek, diyorsunuz. Ama, bu yaşam gücünün artması anlamına gelmeyecek
de diyorsunuz.
Eser Karakaş: Orta
vadeli. Kısa vadeli değil.
Erdoğan Aktaş:
Peki ne olacak?
Eser Karakaş: Bunu
bir yılda beklemeyin. 2-3 yıl içinde ortaya çıkacak bir sonuç. Daha düşük
bir enflasyon, daha etkin piyasalar işletecek ve dolayısıyla Türkiye daha
hızlı büyüyecek. Önümüzdeki yıllarda daha hızlı büyüyen bir Türkiye ekonomisi
göreceğiz, eğer enflasyon düşmeye devam ederse. Ama bu tekrar ediyorum,
birebir istihdama yansımayacak. Türkiye, istihdam, fakirlik sorunlarını,
sosyal politikalarla çözecek, büyümeyle çözemeyecek, o başka bir şey.
Ama işi olanlar, çalışan insanlar, önümüzdeki 4-5 yıl içinde, şayet bu
enflasyondaki düşüş kalıcı olursa ve Türkiye ekonomisi büyüme trendini
tutturursa, bugünkünden çok daha iyi yaşam koşullarına geleceklerdir.
Ama tabi, bu ekonomik programdan vazgeçilmemesine bağlı. Ekonomik istikrar,
Türkiye'de biraz siyasal istikrara bağlı. Bence, siyasal istikrar, özellikle
2004 ve 2005 için anahtar kavram.Türkiye, siyasal istikrarı bozmamalıdır.
Erdoğan Aktaş:
Son 28 yılın en düşük enflasyonundan sözediyoruz. Ancak bunun için
şöyle bir uyarı da yapılıyor. Tek haneli enflasyondan söz etme sürecinin
daha zor olduğu söyleniyor. Gerçekten öyle mi?
Eser Karataş: 2005'te,
eğer ciddi bir siyasal istikrarsızlık olmazsa, ekonomik programdan ciddi
bir ödün verilmezse, Türkiye ekonomisi tek haneli enflasyonu görebilir.
Bu kalıcı olur mu, ayrı bir tartışma. Ama 2005'te, Türkiye'nin tek haneli
enflasyonu göreceğini düşünüyorum. Biliyorum da hatta...
Erdoğan Aktaş:
Ankara stüdyomuza döneceğiz. Doç. Dr. Aziz Konukman, konuğumuz. Hocam,
enflasyon konusu ya da ekonomideki iyi gelişmelerin, sokağa yansıma sürecini
nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsanlar bunu nasıl, ne derecede ve ne kadar
sürede hissedebilecek?
Aziz Konukman:
Enflasyon rakamıyla sokaktaki adamın fiyatları arasında her zaman
fark olacak. Bu endeks, hesaplama yöntemiyle ilgili bir şey. Şöyle düşünelim.
Endeksi hesaplarken, ortaya konulan sepet, ortalama bir tüketicinin sepeti.
Halbuki sokaktaki adam, hangi gelir grubuna aitse, ayrı sepete sahip olacak.
Hatta farklı semtlerde oturanların bile farklı sepetleri olacak. Dolayısıyla
o sepete giren malların farklılığından dolayı, ortaya çıkacak fiyat artışları,
tümüyle birbirinden farklı olacak. Bu, endeks hesaplamanın yarattığı doğal
bir zorluktan kaynaklanan bir sorun. Ama şurası bir gerçek. Bizim elimizdeki
endeksin baz yılı, 1994 yılına ait. Yani, en son yapılan tüketici anketi
bu. Halbuki 19994 yılı bir kriz yılıdır, 5 nisan kararlarının alındığı
bir yıldır. Aradan çok zaman geçti. Hem endeksin baz yılının kriz yılında
seçilmesi çok yanlış olmuştur. Hem de aradan geçen zaman içerisinde sepetin
içindeki malların ağırlıkları değişmiştir, hatta yeni mallar girmiştir.
Örneğin bir cep telefonu bu sepetin içinde yok. Ama DİE, 2001'de başlatacak
böyle bir çalışmayı. Araya kriz girince yapmadı. Bu sefer doğru hareket
etti. Şimdi, sanırım bu günlerde sonuçlanacak bir sepet çalışması var.
O zaman bu rakamlardan daha sağlıklı rakamlara ulaşacağız.
Erdoğan Aktaş:
2003 yılını değerlendirdiğinizde, 2004'te Türkiye'nin önüne gelecek
iç ve dış sorunlarını, ekonomi konu başlıklarını tahmin ediyoruz. Bu yılı
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aziz Konukman:
Önce enflasyonla devam edelim. Biraz teknik bir soruna değindim. Enflasyonun,
yüzde 20'lerin altına indiği ifade ediliyor. Bu son derece yanıltıcı.
Çünkü 12 aylık ortalamalara göre gidersek, maalesef hala yüzde 25'ler
civarında. Tabi geçen yıla göre ciddi bir düşüş var. Geçen yıl, yüzde
50'ler civarındaydı. İster TÜFE için, ister TEFE için bakın, neredeyse
yarı yarıya bir düşüş var. Ama kesinlikle rakam yüzde 20'lerin üstünde.
Dolayısıyla hükümetin ve medyanın kullandığı rakam, daha çok 12 aylık
rakamdır. Yani, 2003'ün Aralık'ıyla, 2002'nin Aralık'ı mukayese ediliyor.
Halbuki çalışanlar, toplumun büyük bir kesimi maaşlarla geçiniyor. Ne
oluyor? 12 aylık ortalamaya göre ücretler hesaplanıyor. Dolayısıyla insanların
yaşam koşullarını araştırmak istiyorsak, biz, enflasyonu 12 aylık ortalamalara
göre hesaplamalıyız. O zaman da görüyoruz ki yüzde 20'lerin üzerindeyiz.
Erdoğan Aktaş:
2004 yılı çerçevesinde düşünürseniz, tüm bu gelişmelere olumlu bakıyor
musunuz? Kaldı ki, bu süreçte Türkiye'yi etkileyecek olan yoğun iç ve
dış politika konuları da var.
Aziz Konukman:
Olumlu görüyorum ama bu olumlu gelişmenin arkasında bozulan başka
makro dengesizlikler var, başka makro göstergeler var. Onlara bakmak lazım.
Şimdi, ben, Başbakan'ın açıklamasını dinledim, Merkez Bankası Başkanı'nın
açıklamasını dinledim. Eser hocanın açıklamasını dinledim. Şu soruya yanıt
bulamıyorum. Eğer ekonomi büyüyorsa, bunun istihdama olumlu etkisi olmayacaksa,
bu büyümenin anlamı nedir allah aşkına? Bunu iyice sorgulamamız lazım.
Şimdi siz, sabit sermaye yatırımlarınız artmıyorsa, yeni fabrikalar kurulmuyorsa...
Tamam bu siyasal tercihtir. Bu hükümet, kamu yatırımlarıyla yeni fabrikalar
kurmayacak, anlıyoruz. Ama bunu özel sektör yapmalı. Bunun ip uçlarını
göremiyoruz. Şimdi, bakın inşaat sektörüne yatırım yapılacak. Önümüzdeki
dönem işsizlik azaltılacak deniyor. Bir kere işsizliğin türleri itibariyle
baktığınız zaman, Türkiye'deki esas işsizlik nitelikli emeğin işsizliği...
Yani, iki dil bilen, yabancı dile hakim, ciddi bir şekilde eğitim almış,
şehirlerde yaşayan insanlar işsiz. Bunların sorununu inşaat sektörüne
yapılan yatırımlarla çözebilir misiniz? Hala geleneksel sektörlerdeki
yatırımlarla bu işin çözülebileceğini düşünmek son derece yanlış. İhracata
bakalım, çok ciddi bir artış var. Şunu söyleyebilir misiniz? Türkiye,
yüksek katma değerli ürünler satıyor, markalar üretti, pazarlıyor, diyebilir
misiniz? Hala, biz, ücretleri aşağıya çekerek, kayıtdışı ekonomide insanları
istihdam ederek, üreterek, Avrupa pazarlarına girmeye çalışıyoruz. Bakın,
merdiven altı işletmelerde üretilen ürünlerin ihracatına, Avrupa Birliği,
antidamping soruşturması yapıyor. Onun için biz, tekstilde mesela ciddi
bir patlama yapamıyoruz. Yakında malların üzerined şöyle bir damga vurulacak.
Adil olmayan, rekabetçi olmayan koşullarda üretilmiştir diyecekler. Çünkü
merdiven altı işletmelerde üretiliyor. Kayıtdışı ekonomide üretiliyor.
Bütün bunları dikkate aldığımızda araştırma, geliştirme yatırımlarını
önemsemeyen, yüksek katma değer üretemeyen, ciddi bir şekilde marka yaratamayan
bir Türkiye ekonomisi, açık söylüyorum, kalıcı başarılara imza atamayacaktır.
Erdoğan Aktaş:
Bu olumsuz bir bakış açısı mı?
Aziz Konukman:
Bunun emarelerini göremiyoruz. Sadece beyanlar var. Bugün Eczacıbaşı
Yönetim Kurulu Başkanı'nın güzel bir açıklaması var. Türkiye, kalıcı başarılar
elde etmek istiyorsa, yeni ürünler ve yeni mallar üretmek zorunda, diyro.
Anlayış olarak, bunu en azından Eczacıbaşı'nın seslendirmesi olumlu. Ama
bunun herhangi bir şekilde altyapısını ne şirketlerimizde görüyorum, ne
de devletin bu konuda ciddi bir yaklaşımı var. Hükümet hala inşaat sektörüyle
ekonomiyi canlandıracağını zannediyor.
Erdoğan Aktaş:
Aziz hocam, çok teşekkür ediyorum. Şimdi Diyarbakır'a döneceğiz. Güneydoğu
Genç İşadamları Derneği Başkanı Abdülkadir Akboz ile hem bölgesel farklıkları
hem ekonominin o bölgeye yansımasını değerlendireceğiz. Abdülkadir Bey,
son derece olumlu rakamlar var. 2004 yılından bir takım eleştirilerle
birlikte umutlu söz ediliyor. Öte yandan yapılan araştırmalarda batı ile
doğu arasındaki uçurumun da giderek arttığı söyleniyor. Nitekim en yüksek
enflasyon oranının Diyarbakır'da olduğu tespiti var. Siz, çok ciddi sosyal
sıkıntılar çekmeye devam o bölgede hissedebiliyor musunuz? Ya da bunun
için bir öneriniz var mı?
Abdülkadir Akboz:
Öncelikle, ülkemiz, uzun bir süredir derin bir ekonomik kriz sürecini
yaşadı. Ve bu ekonomik kriz sürecinden yeni yeni kurtulma çabası içinde
ülkemiz. Ve bizler, son dönemde açıklanan enflasyon rakamlarındaki düşüklüğün
farklı kesimlerden olumlu ve olumsuz tepkilerini almak gayet doğaldır
tabi ki. Ancak, burada şunu unutmamak gerekiyor. Ülkede bir anda bir şeylerin
değişmesini beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla şu anda
özellikle hükümetin uyguladığı programın başarılı bir program olduğuna
inanıyorum. Özellikle IMF ile 2001 yılından beri yürütülen bu programın
2004, 2005 yılı içerisinde daha da başarılı bir program olacağı inancını
taşımaktayız. Bunun vatandaşa yansımasına baktığımız zaman elbette ki,
vatandaşa yansıması şu anda yok. Çünkü, insanların aynı zamanda alım gücü
de düşmüş bulunmaktadır. Ve ekonomik kriz içinde yaşayan vatandaşlarımızın
alım gücü düşmüşken bir anda birşeylerin değişmesini beklemesi de gayet
doğal karşılanmalı. Özellikle biz, şunu vatandaşlarımız açısından önemli
buluyoruz. Geçmiş dönemlere oranla baktığımız zaman yüzde 50'lere, 60'lara
varan enflasyon rakamlarında 2004 yılına girmemize rağmen özellikle önceki
dönemlere rağmen şu anda ürünlerdeki artışın çok yüksek olmaması da vatandaş
açısından aynı zamanda bir kazanımdır diye düşünüyoruz. Dolayısıyla Merkez
Bankası'nın uyguladığı programda ve Merkez Bankası Başkanı'nın açıklamalarına
bir kısmını bizler Güneydoğu Genç İşadamları Derneği olarak katılıyoruz.
Şimdi, özellikle asgari ücretin 304 milyon civarında çok olumlu bir gelişme
olarak görülüyor. Yine Türkiye'nin özellikle 2003 yılı içinde 7.4'lük
bir büyüme hızını yakalaması da bence son derece önemli bir kazanım. Sayın
hocamı da dinledim, çok yerinde, doğru tespitleri de var. Ancak hocamın
da özellikle söylediği bir şeye katılmıyorum. Madem enflasyon düştü, herşey
çok güzel gidiyor, neden yatırım yapılmıyor? Hükümet yatırım yapmıyorsa,
iş adamları yapsın, diyor. Şimdi bugüne kadar işadamları kendi mevcut
değerlerini koruma çabası içindeyken, bugün işadamlarından birden yatırım
yapmalarını beklememiz tabi ki haksızlıktır. Ancak hükümetin yatırım yapmasını
beklememiz de tabi ki yanlıştır. Devletten beklenti devri geçmiştir. Bizim
özellikle hükümetimizden beklentimiz ivedi olarak şudur. Yatırım yapması
gereken işadamının önündeki engellerin, bürokrasinin kaldırılması.
Erdoğan Aktaş:
Devlet Planlama Teşkilatı'nın açıkladığı bir rapor vardı. Doğu illeriyle
batı illeri arasında yatırım açısından uçurum gittikçe artıyor. Bu anlamda
bu uçurumun kapanması için bir öneriniz var mı?
Abdülkadir Akboz:
Bununla ilgili özellikle sizler aracılığıyla Sayın Başbakanımıza çok
önemli bir mesajı iletmek istiyorum. Özellikle 1500 doların altında bulunan
illerle ilgili bir yasa çıkartılıyor. Ancak bu yasa 47 ili kapsadığı için
özellikle doğu ile batı arasındaki uçurumu kapatabileceğini zannetmiyoruz.
Çünkü, bugün merkeze yakın illerde yatırım yapacak aynı avantajlar varsa,
işadamları doğal olarak burayı tercih edecektir. Dolayısıyla batıdan bir
işadamı, Karaman'a sahip şartları mevcutken gelip Diyarbakır'da, Mardin'de,
Batman'da yatırım yapmasını bekleyemeyiz. Dolayısıyla bizim bunlarla ilgili
daha önce yapmış olduğumuz bir basın toplantımız vardı. Özellikle Başbakanımızdan
ricamız şu. Hiçbir şekilde b iz, bölge ayrımcılığı yapmıyoruz. Ancak biz,
bu bölgede yıllardır ekonomik krizi çok derin yaşayan insanlarız. Ve olumsuz
olayları çok derin yaşayan işadammlarıyız. Burada işsizlik yüzde 47'lerde,
1991 DİE'nin açıkladığı rakamlardır, bunlarda. Yüzde 47'lerden yüzde 65'lere
dayanmış durumda.
Erdoğan Aktaş:
Sayın Akboz, çok teşekkür ediyorum. Hocam, bir yandan Diyarbakır'da
bu sorunun çok içinde yaşayan Abdülkadir Akboz, vardı, anlattı. Aziz hoca
da makro dengelerdeki bozukluktan söz etti. Sizin söylediğinizle biraz
çelişir, Türkiye niçin büyüyor, istihdam ya da yatırım olmuyorsa, diye?
Eser Karakaş: Büyüme,
istihdam ilişkisi 1940'ların, 50'lerin, 60'larınr konusuydu. Yeni ekonomi
ürünleri, ekonomik büyümeye, zenginleşmeye büyük katkı yapıyor. Ama istihdam
yaratmayabiliyor. Yani, bir kişi üç kişilik bir şirket kurup, çok büyük
değerler yaratabiliyorlar. Bunun istihdama bir katkısı olmayabiliyor.
Yani, istihdam böyle büyük imalat sanayi, büyük demir çelik fabrikalarıyla
olan bir şey değil. Bu çağın bir sorunu. Bir daha hiçbir ülke tam istihdama
dönmeyecek, dünyada. Bunu herkesin unutması lazım. Avrupa'da yüzde 8.5-9
gibi işsizlik var, bu inmiyor. Halbuki Avrupa ekonomisi gayet başarılı
götürüyor işi. Ama işsizlik orada duruyor. Dolayısıyla işsizlikle büyüme
ilişkisini artık, lütfen, kimse 1960'larda, 1970'lerde düşündüğü gibi
düşünmesin. O ayrı bir konu. Ama Türkiye ekonomisinde sadece enflsayon
düşmesi değil,daha başka önemli başarılar da var. 2003 yılının sonunda
Türkiye ekonomisi, belki de tarihin en büyük ihracat rakamını gerçekleştirdi.
48 milyar dolar ihracat yaptı. Bu çok büyük bir başarıdır. Yani, siz belki
pek hatırlamazsınız, 1970'lerin ortalamasında, 1974-75'de Türkiye'nin
toplam ihracatı 2.5 milyar dolardı ve bunlar sadece tarım ürünlerinden
oluşuyordu. Şimdi 48 milyar dolar ihracat yapıyoruz ve bunun yüzde 85'i
sanayi ürünü. Ortada çok ciddi bir yapısal değişim var. Bunu çok iyi algılamak
lazım. Bunu algılamazsak, Sayın Konukman'ı eleştiri için söylemiyorum.
Ama farklı bir dünya, bazı şeyler değişiyor. Bunu çok iyi görmek lazım.
Bu ihracat rakamlarına Türkiye'nin çok iyi etki etmesi lazım. Neden? Orada
iki tane çok önemli faktör var. Bir tanesi otomotiv sektörü 8 milyar dolar
ihracat yaptı, 2003 yılında. Yani, otomobil artı yan ürünleriyle beraber
8 milyar dolar ki, bu sektör gümrük birliği öncesi, Türkiye'de gümrük
birliği olursa, çökeriz, batarız diyen bir sektördü. Gümrük birliği, bu
sektörü kendine getirdi. Ve bugün adeta sıfır olan ihracat düzeyinden
bugün 8 milyar dolar gibi... Herhalde 10 yıl önce kimsenin rüyasında dahi
göremeyeceği bir ihracata gelindi. Çok büyük sorunu olduğu söylenen tekstil
sektörü 12 milyar dolar ihracat yaptı, 2003 yılında. Yani, sadece tekstil
artı otomotivi yanyana koyduğunuzda 20 milyar dolar ihracata geliyoruz.
Bu çok büyük bir başarıdır. Tekrar ediyorum, toplam ihracatımızın yüzde
85'i sanayi ürünleri ihracatından oluşmuştur. Türkiye'nin bunları çok
iyi görmesi lazım. Çünkü bugünlerde böyle ilginç görüşler var. Galiba,
Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, gümrük birliğinden çıkmak için
bir mahkemeye dava açtı. Türkiye, bu sonuçlara 48 milyar dolara gümrük
birliği sayesinde gelmiştir. Bunu kimsenin unutmaması lazım. Otomotiv
sektörü, yan sanayileriyle beraber en çok istihdam yaratan sektörlerin
başında geliyor. Ve otomotiv sanayii bugün ayaktaysa, o da gümrük birliği
sayesinde.
Erdoğan Aktaş:
Aklıma bir fıkra geliyor. Bir kutup ayısı, bütün aile üyelerine kutup
ayısı olup olmadığını teyit ettikten sonra, babası, niye soruyorsun, diye
soruyor. İyi ama ben niye üşüyorum, diyor.
Eser Karakaş: İddia
ediyorum. Yani, bu o kadar kolay bir şey değil. Enflasyonun düşme süreci.
Türkiye'de dünyada başka hiçbir ülkede olmayan, 30 yıl yüksek enflasyonla
yaşadı. Böyle bir şey hiçbir ülke yaşamadı. Yaklaşık 1973, 74'ten başlayan
enflasyonist süreç 2004'e kadar hala devam ediyor, bugün hala Türkiye'de
enflasyon çok yüksek. Unutmayın Avrupa Birliği ortalaması 2.6 enflasyonda,
unutmayalım yani. Demek Avrupa Birliği ortalamasının yaklaşık 7-8 kat
fazla bir enflasyon yapıyoruz. Yine hala çok yüksek. Ama bunun düşme süreci
çok sancılı olacak, bunu herkes kabul ediyor. Yani bunu daha önce de söylüyorduk,
Türkiye en büyük acıyı enflasyon düşerken yaşayacak. Enflasyon düşerken
o kutup ayısı ısınmayacak. Ama enflasyon düştükçe, tekrar ediyorum, eğer
Türkiye bir piyasa ekonomisiyse piyasalar daha iyi çalışacak. Çünkü piyasa
ekonomisi ne demektir? Haberlerin sağlıklı gitmesi sinyalleridir. Enflasyon
bunları bozuyor. Siz yüzde 100 enflasyon olduğu bir yerde ne dolar kurunu
hesaplayabiliyorsunuz, ne faizleri hesaplayabiliyorsunuz, ne borsadaki
şirketlerin değerini hesaplayabiliyorsunuz. Aldığınız bütün kararlar yanlış
oluyor. Ne zamanki enflasyon düşecek, insanlar daha sağlıklı kararlar
alacaklar, önlerini görebilecekler, onun sayesinde Türkiye ekonomisi büyümeye
başlayacak. O büyüme ne şey getirecektir.. İşte bu da 3 ay içinde enflasyon
düştü, peki benim nemam nerede dememek lazım. Türkiye 30 yıl yüksek enflasyonla
yaşadı, lütfen bir iki sene daha bu enflasyon düşerken ki sıkıntıya katlansın.
Çünkü Türkiye değil başka hiçbir ülkenin artık yüksek enflasyon ve büyüme
istihdam yaratma şansı yok. Bunu da söylediler malesef.
Erdoğan Aktaş:
Başbakan'ın sözünü ettiği inşaat sektörünü canlandırıp istihdam yaratma
formülü geçerli mi?
Eser Karakaş: Yani
çok meşhur bir örnektir inşaat sektörü. İnşaat sektöründe geri beslemeler
çok fazladır. Yani inşaat sektörü canlanırsa demir-çelik canlanıyor, çimento
canlanıyor, cam falan filan. Yani çarpan etkisi çok yüksek bir sektördür.
Ama ben 2004 yılında artık inşaat sanayiyle bir ekonominin bir yerlere
getirileceğine pek inanmayanlardanım. Biraz önce sevgili Aziz de benzer
bir şey söyledi, artık yeni ekonomi diye bir şey var. Bu yeni ekonomi
ürünlerini üreten ülkeler ancak 2010'lara, 20'lere gelişmiş ülkeler olarak
girecekler. Yoksa inşaat sektörü daha hızlı gelişen bir ekonomi 2020,
2030'ların lider ülkesi olmayacak.
Erdoğan Aktaş:
Hocam Türk parasının değerli oluşu konusunda bir tartışma var. Gerçekten
şu an değerli mi ve bunun negatif pozitif etkisi var mı?
Eser Karakaş: Bu
da çok şüpheli. Bakın bu en çok ihracatçılar bu konuda biraz önce söylediğim
gibi çok fazla şikayette bulundular. Belki haklı olarak.. Ama Türk parasının
aşırı değerli olduğunu dolayısıyla ihracatın caydırıcı olduğu iddia edildiği
bir yerde Türkiye tarihinin ihracat rekorunu kırdı. Şimdi bir görüşe göre
Türk parası şey.. Ama satın alma gücü paritesine göre baktığınız zaman
ise Türk lirası bir doların 750 bin 800 bin civarında olması bekleniyor
satın alma gücü paritesine göre bakın. Yani dolayısıyla orada bir riveyet
muhtelif. Ben Türk parasında hangi kritere göre bunu hesaplıyorsunuz bilmiyorum
ama aşırı değerli olduğunu zannetmiyorum. Üstelik yine dış ticaret açığına
rağmen Türkiye'nin de cari açığı beklenen kadar olmadığını, yaklaşık 5-5.5
milyar dolarlık bir cari açıkla kapattık 2004 yılını. Bu da 250 milyar
dolarlık bir ekonomide bir kriz habercisi olamayacak kadar küçük bir rakam.
Dediğim gibi eğer 2004'te siyasal istikrar sürer ve çok önemlisi 2004
Aralık'ta eğer Avrupa'dan bir müzakere takvimi alırsak Türkiye'nin ben
yakın geleceğinin ekonomik açıdan çok iyi olacağını düşünüyorum. Ama bütün
Türkiye, buna sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları, üniversiteler,
herkes, basın, siz Türkiye'yi 2004 Aralık randevusuna iyi hazırlamamız
gerekiyor.
Erdoğan Aktaş:
Hocam çok teşekkür ediyorum yayınımıza katıldığınız için.
Eser Karakaş: Ben
teşekkür ediyorum.
Erdoğan Aktaş:
Türkiye ekonomisini ve ekonomide gelen iyi sinyallerin sokağa yansıması
meselesini Yakın Plan'a aldık. Hoşçakalın...
|