Home page

Haber Menüsü


Yazara e-posta göndermek için fotoğrafa tıklayın.
 
Menajerin elindeki bıçak
 
Fenerbahçe’nin Galatasaray’ı tarihi farkla mağlup ettiği maçtan aklınızda hangi görüntüler kaldı?
 
Burak Cop
NTV-MSNBC
 
7 Kasım—  Gözümün önüne pek çok enstantane geliyor ve Tuncay’ın nefis golü dışında, bunların hepsi şiddet eylemi... Bazıları saha içinde, çoğu saha dışında...

   
 
NTVMSNBC Reklam  
 

  Söz konusu görüntüleri şöyle sıralamak mümkün: G.Saray taraftarlarının stada girişi sırasında yaşanan ‘gergin anlar’, polis tarafından zorla stadyumdan çıkarılan G.Saray taraftarlarını taşıyan İETT otobüslerinin camlarının içeriden ve dışarıdan kırılması, sahaya atılan bir cisim sonucu G.Saray’ın kaleci antrenörü Eser Özaltındere’nin başının yarılması, Galatasaraylı taraftarların tuvalet kapılarını kırmaları, korner atışını kullanmaya çalışan Hasan Şaş’ın omzunda patlayan çiğ yumurta, Ariel Ortega’nın Ümit Davala’nın bileğine, Emre Aşık’ın ise Tuncay’ın sırtına basması...
       Ancak, ekran başındaki milyonlarca kişinin tanık olduğu öyle bir görüntü var ki; yukarıda sıralanmış tüm olayları gölgede bırakabilecek nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu görüntü ayrıca, ‘futbol şiddeti’ aşamasını çoktan geride bırakan ‘futbol terörü’nün, ‘futbol vahşeti’ olma yolunda hızlı adımlarla ilerlediğinin de göstergesi...
        F.Bahçe taraftarlarının bulunduğu bir tribünden (Ne kadar absürd bir ifade, öyle değil mi? Sanki stadyumda G.Saray taraftarı varmış gibi...) sahaya atılan bir bıçağın (bozuk para, pet şişe veya cep telefonu değil), F.Bahçe Menajeri Kemal Dinçer tarafından ‘çaktırmadan’ taşınması ve yedek kulübesine bırakılması, Lig TV kamerası tarafından başarıyla görüntülendi.
       Elbette ki Sayın Dinçer’in, hakkaniyet duygusuyla dolup taşması ve bıçağı maçın gözlemcisine vermesi beklenemez. Benzer bir durumda, herhangi başka bir takımın görevlisinin de aynı tavrı sergileyeceğini tahmin etmek zor değil. Aksi takdirde, büyük bir sürpriz yaşamış oluruz.
       Öte yandan bu olayın işaret ettiği sorun şu ki; Türkiye’de, futbola bağlı şiddet olgusu her yıl biraz daha tehlikeli bir hal alıyor. Son derbi maçında, örneklerini önceki yıllarda yaşamadığımız, yani orjinal şiddet eylemleriyle karşılaştık. Aynı durum geçen yıl da geçerliydi. Her sezon, özellikle de ligin son haftalarında, pek çok futbolsever “Hiç bu kadar kötü olmamıştı” izlenimine kapılıyor, şiddet eylemlerine tanık oldukça...
       Bu sorunu gerçekten çözmek (en azından doğru dürüst bir teşhis koymak için), rakip takım taraftarlarının maçlara gitmesine engel çıkarma gibi zorlama önlemlere başvurmak ve her seferinde yüzeysel tartışmalara girip klişelere hapsolmak yerine, biraz sosyolojik bir bakış açısına sahip olmak gerekiyor.
       Bu bakış açısına sahip olması gereken kişiler ise spor yazarları ve yöneticiler değildir. Hele taraftarlar, hiç değildir. Haber bültenlerinde taraftar derneklerinin başkanlarını canlı telefon bağlantısında karşı karşıya getirmenin, yöneticilerin maç öncesi demeçlerinin ya da valilikte yapılan ‘süper’ güvenlik ‘zirveleri’nin, emniyet tarafından alınan ‘görkemli’ önlemlerin; tatmin edici sonuçlar doğurmadığı açık...
       
SEBEP-SONUÇ BİRBİRİNE KARIŞIYOR
       
Üzerinde durulması gereken bir konu daha var. Futbol terörü medyada tartışılırken sıkça bahsedilen bir olaya değinme ihtiyacı hissediyorum: Pek çok yorumcu, geçmişte derbi maçlarda rakip takıma sınırlı sayıda (yani; bin ila 2 bin adet) bilet uygulamasının söz konusu olmadığını belirtiyor ve bu uygulamayı başlatan, dönemin G.Saray Asbaşkanı Adnan Polat’ı eleştiriyor.
       Ancak, şunu unutmamak gerek: Bu uygulama, bir sebep değil, sonuçtu. Şiddetin ve gerilimin arttığı bir ‘konjonktür’de alınmıştı bu karar. Şiddetin önüne geçmenin yolu, derbi maçlarında iki takımın da eşit sayıda taraftarının bulunmasından geçmiyor. Son maçı 25 bin F.Bahçe ve 25 bin G.Saray taraftarının (ya da 30 bin’e karşı 20 bin olsun) izlediğini ve çıkacak olayları hayal edebiliyor musunuz?
       Bugüne dönersek; Futbol Federasyonu’nun dün iflas eden yeni uygulamasının bir an önce yürürlükten kaldırılması gerekiyor. Geçen yıl olduğu gibi, ev sahibi kulübün, rakip takım taraftarı için önceden belli sayıda bilet ayırması, ehven-i şer görünüyor. Bu sisteme geri dönülürse, ‘maça gitmek’ olgusu başlı başına bir mesele olmaktan çıkacak. Zaten çok yüksek olan gerilim, bir de “Kadıköy’e/Sami Yen’e/İnönü’ye gitmemiz engellenemez” sloganıyla ifade edilen stresi de içermeyecek.
       Takımlar birbirlerine birkaç bin bilet verdiği halde de olaylar çıkıyor, ancak en azından stada giriş daha az sancılı oluyor. Önceden yeri belli olan ve stada görece rahat girecek taraftarların, dünkü maça giden G.Saray yandaşları kadar kolayca ‘ajite’ olmayacakları ve kolayca ‘provoke’ edilemeyecekleri kesin...
       
       
 
 
   
 
 
NTVMSNBC   NTVMSNBC 'ye iyi erisim için
Microsoft Internet Explorer
Windows Media Player   kullanın
 
   
  Spor Kapak | Futbol | EURO2000 | World2000 | Basketbol | NBA | Formula1 | Motor Sporları
Tenis | Olimpiyat | Diğer | Foto Galeri | Yardım | Araçlar | Arama |Bize Yazın
Reklam | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları