|
Güncelleme: 09:06 TSİ 29 Ağu., 2002
|
| |
|
Devlet Bahçeli Seçim Meydanında
|
|
| MHP lideri Bahçeli NTVde yayınlanan Seçim Meydanı programında Ali Kırcanın sorularını yanıtladı.
|
|
|
Ali Kırca: Mutlu akşamlar efendim Seçim Meydanına hoşgeldiniz. Seçim meydanı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli. Sayın Bahçeli hoşgeldiniz efendim. Sayın Bahçeli ile seçim meydanlarının ilk turunu noktalamış oluyoruz. Dünya Basketbol Şampiyonası nedeniyle NTV ekranlarından yayınlanacağından bir süre ara vereceğiz ve daha sonra ikinci turu ile kaldığı yerden Türkiye siyasetinin gündemini belirlemeye devam edecek. Biz de bu son turdaki görüşmemizde Sayın Bahçeli ile başlıyoruz. Diğer genel başkanlarla olduğu gibi ve liderlerle olduğu gibi önce gündemdeki siyasal gelişmeleri değerlendirmek istiyoruz seninle ve sonra seçim sonrasına ilişkin olarak MHPnin projeleri ve vatandaşlardan gelen sorular ve dilekler hep aynı yönde aslında hep ekonomi, ekonomi... o konuda görüşlerinizi alacağız. Ama öncelikle son siyasal gelişmeleri ve bu siyasal gelişmelerin en başından başlamak istiyorum. Yani erken seçimi kararı alınması, daha doğrusu sizin erken seçim çağrınızdan başlamak istiyorum. Herşey yolunda gidiyor görünüyordu, başbakanın rahatsızlığı vardı ama buna rağmen yapılan liderler zirvesinde üç lider de hayır! Erken seçim olmayacaktır hükümet 2004e kadar görevinin başındadır vurgulamasını özellikle yapıyordunuz. Ama birden bire gün Sayın Bahçeli biz 3 Kasımda erken seçim istiyoruz dedi ve nedense sonunda başka bir tarih olmadı sizin dediğiniz oldu bütün liderler de sadece erken seçimi kabul etmekle kalmadı herkes aynı zamanda 3 Kasımı da kabul etti. Neden birden bire bu karara vardınız? Tabi bir şey biliyoruz hepimiz, siz daha önce açıkladınız ama ben onu biraz daha açmanızı isteyeceğim. MHPye karşı bir komplo başlatılmış, bizi hükümetin dışında tutmayı amaçlayan bir komplo şeklinde. Bunu biraz açar mısınız, bu komplo izlenimi yada haberi nerden geldi ve neye dayanıyordu?
Devlet Bahçeli: Sorunun cevabına geçmeden kamuoyu tarafından çok taktirle karşılanan Seçim Meydanı programında MHPye de yer vermenizden dolayı başta siz olmak üzere NTVye teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza sevgiler ve saygılar sunuyorum. Sayın Kırca 57. Cumhuriyet Hükümeti üç farklı dünya görüşüne sahip partilerin oluşturduğu bir koalisyon hükümetidir. 18 Nisan seçimleri sonrasında hiç bir siyasi parti tek başına iktidar olmadığı için yine geçmişte örnekleri görüldüğü gibi koalisyonla ülkenin yönetimini... MHP Türkiyenin genel durumunu değerlendirerek, seçim sonrası ortaya çıkmış olan sonuçları gözden geçirerek DSP, MHP ve ANAPdan oluşan ve TBMMde 351 milletvekili desteğine sahip bir uzlaşma ve atılım niteliğinde bir hükümet oluşturmaya karar verdik. Bu hükümet 18 Nisan seçimleri için kendisi açısından en hayırlı hükümetti. Çünkü yılların birikmiş sorunlarını çözebilmek, zaman zaman karşı karşıya kaldığımız ekonomik krizleri bir kez daha yaşamamak ve bu ekonomik krizleri bir kez daha yaşamamak için yapısal reformları gerçekleştirmek ve Türkiyenin gündemini oluşturan her konuya çözüm üreten bir hükümet olması arzulanmıştı ve bu başarılmıştı. 57. Hükümeti oluşturan siyasi partiler bir uyum içerisinde sorunların üzerine kararlılıkla giden bir anlayışla otuz sekiz ayı aşan bir hükümet olarak milletimize hizmet etmeye gayret göstermiştir. Tabi zaman zaman koalisyon ortakları arasında hükümet protokolü ve programının dışında Türkiyenin gündemini oluşturan konularda liderler zirvesi diye nitelendirdiğimiz toplantılar sırasında farklı görüşler ortaya çıkmakla beraber sonunda bir uzlaşmaya varılıyor, uzlaşılmış olan konular üzerinde yürülüyor. Bu hükümet geçmiş koalisyon hükümetleriyle de karşılaştırma yaptığımız vakit gerçekten karşılıklı saygı içerisinde uyumla ve sorunları çözmedeki kararlılıkla çok güzel bir örnek teşkil etmiştir. Yani siyasi kültürümüde koalisyon kültürünün gelişmesi için de önemli katkılar sağlamıştır. Tabi bir zaman gelmiştir hükümet programında olmayan, hükümet programında bulunmayan ama Türkiyenin gündemine gelmiş olan konularda farklılıklar ortaya çıkmıştır...
Ali Kırca: Avrupa Birliğine ilişkin gibi...
Devlet Bahçeli: Bunları aşabilmek için 57. Hükümet gayret göstermiştir. Fakat bir şey benim dikkatimi çekmiştir, bu kadar uyumlu, bu kadar kararlı, TBMMyi verimli ve etkin bir biçimde çalıştıran; geçmiş dönemlerdeki TBMM ile mukayise ettiğiniz zaman çok daha gece, gündüz çalışarak faliyet ortaya koyan bir çalışma düzeni, karşı karşıya kalınan iki krizden sonra kamuoyunda tartışılır hale getirilmeye çalışılmıştır; burası çok dikkat çekicidir. Yani 20 Kasım krizi var ve arkasından 21 Şubat 2001 krizi yaşanıyor ve bu krizi aşabilmek için de güçlü bir ekonomik program ortaya konuluyor. Bu krizin oluştuğu günlerde istifa eden Merkez Bankası Başkanı ve Hazine Müsteşarının yerine krizi aşmak için yeni birokratların arandığı bir dönemde Sayın Kemal Derviş Bey Türkiyeye davet ediliyor, önce Merkez Bankası veya Hazine Müsteşarı olarak düşünülen bir görev daha sonra Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı olarak...
Ali Kırca: Bu noktada hemen onu sormak istiyorum siz yine devam edin. Sayın Ecevit Kemal Dervişi çağırdı, biz kendisi ile de görüştük telefonla aradığını ve davet ettiğini söyledi. Bu davetin öncesinde Sayın Ecevit sizi bilgilendirmiş miydi? Yani Sayın Kemal Derviş bu meseleyi çözebilecek bir insandır, ben onu çağıracağım diyerek sizin görüşünüzü ve onayınızı almış mıydı?
Devlet Bahçeli: Evet. Çünkü Merkez Bankası başkanı ve Hazine Müsteşarı istifa ettikten sonra tabi bir ekonomi yönetiminde bir boşluk olmaması gerekiyordu. Koalisyonu oluşturan partilerin genel başkanları bir araya geldi acaba buraya kimi atayabiliriz diye bunun arayışına girildi. Geçmiş dönemlerde Türk ekonomisini yönlendirmiş olan ve bu görevlerde bulunmuş olan bir çok kişi arandı, bunlara teklifler sunuldu. Bazıları mazeretlar ileri sürdü, bazıları böyle bir görev üstlenmemek arzusunu taşıdığını ifade etti. İşte bu isimlerin arayışı içerisinde Sayın Başbakanımız Kemal Derviş Beyi önerdi ve bize tanıyıp, tanımadıklarımızı sordular ve ben her hangi bir tanışıklığımızın olmadığını, ama ismini duyduğumuz hatta ABDde Türkiyeyi bilim adamı olarak temsil eden bir kişi olarak duyduğumuzu ifade ettik. Bunun üzerine telefonla arandı...
Ali Kırca: Bir itirazınız olmadı?
Devlet Bahçeli: Hayır, olmadı. Tabi burda Merkez Bankası başkanlığı düşünülmekteydi fakat onu kabul etmediğini ifade ettiler. Hazine Müsteşarlığı söz konusu oldu onu da kabul etmediler. Hazine Müsteşarlığı yerine hazineden sorumlu bakanlığı üstlenmesini arzuladığı ifade edildi. Biz de o zaman Sayın Başbakana hazinen sorumluluğu delvet bakanlığıdır ve koalisyonun oluşumu sırasında DSPnin kontejanı olduğunu ve dolayısıyla takdirin kendilerine ait olması gerektiğini, bizim bakan atama sırasında her hangi bir müdahalemizin söz konusu olamayacağını ifade ettik ve dolayısıyla Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Burada bir konuyu o zaman Sayın Başbakanın dikkatlerine sunduk yani hükümetimiz üç partiden oluşmaktadır, gelen kişi kabine dışı kişi, parlementer değil, hiç bir siyasi kimliği yok, sorumluluğu yok böyle bir durumda acaba acaba bir parti disiplini içerisinde mi çalışmayı düşünüyorsunuz? Bu mümkün olmadığı takdirde hükümet disiplini içinde mi çalışması gerekir, yoksa dördüncü bir ortak gibi bir görüntü verilebilir mi? Bunu biz ilk başında ifade ettik. Sayın Başbakanımız o zaman bir teklifte bulunmadığını ama belli bir süre içerisinde DSPye girip, girmeyeceğini sorabileceğini ama bu mümkün olmadığı takdirde Bakanlar Kurulunu oluşturan otuz dört bakandan birisi gibi çalışması gibi gerektiğini ben ifade ettim ve çalışmaya öyle başladı. Tabi Sayın Dervişin hemen güçlü bir ekonomik program uygulama için çalışmalarını başlattı ve bu program uygulamaya koyuldu. Hükümetin 21 Şubat kirizini aşma süreci içerisinde bir kavram ortaya atıldı güvensizlik kavramı. Denildi ki 57. Hükümet uyum ve kararlı içerisinde çalışmıyor, kısa bir süre içerisinde alternatifi de söz konusu değil ama hükümete karşı oluşmuş bir güvensizlik var bu güvensizliği nasıl aşmamız lazım gelir...
Ali Kırca: Kamuouyndan gelen bir güvensizlik mi?
Devlet Bahçeli: Sivil toplum kuruluşlarının bazılarından, bir takım konuşmalardan, o günlerin basını takip edildiği vakit bunu çok sayıda insanın dillendirdiği dikkatimizi çekti.
Ali Kırca: Güvensizlik ortamı var...
Devlet Bahçeli: Bunu anlamak mümkün değil. Güvensizlikten ne amaçlanıyor onu da anlamak mümkün değil fakat kamuoyunda bu tartışma başlatıldı. Bir kriz aşma sürecinde gayet güçlü temellerle kurulmuş olan bir hükümet ortada, parlemento gece gündüz çalışıyor, güçlü ekonomik programın gerektirdiği bütün yasalar çıkartılıyor, köklü yapısal reformlara gidiliyor, bazı sivil toplum kuruşlarımız, bazı iş adamlarımız, bazi basınımızın köşe yazarları bir güvensizlikten bahsediyorlar. Şimdi güvensizliği nasıl aşacağımız dediğimiz zaman onu doğru dürüst veren yok. Ama deniliyor ki çok kalabalık bir kabine, bu kabinenin azaltılması lazım, acaba bir iki bakan ayrılabilir mi, bir iki bakan ayrıldığı takdirde bir güven bunalımı kalkabilir mi gibi. Şimdi bu aşıldı, daha doğrusu güvensizlik kavramının modası kalktı, geçti ve yerine bir siyasi belirsizlik kavramı ortaya altıldı...
Ali Kırca: Sayın Devriş attı ortaya...
Devlet Bahçeli: Öbürü de zaten Sayın Dervişin ifadesi. Şefaf olmak lazım, Bakanlar Kurulunun bu kadar kalabalık olmaması lazım...
Ali Kırca: Dışardan gelen böyle bir ortam diye düşünüyorsunuz peki Sayın Derviş bunu Bakanlar Kurulunda getirdi mi? Yani kabinede revizyon yapalım veya siyasi belirsizlik...
Devlet Bahçeli: Basına verilen demeçler liderler toplantısında, Sayın Kemal Dervişin davet edildiği toplantılarda çok açık olmamakla beraber üzerinde durulan konular oldu. Ama şimdi 57. Hükümeti de iyi tahlil etmek lazım. Bir defa güçlü bir ekonomik program uyguluyor, neden uyguliyor? Krizi aşmak için uyguluyor. Peki bunda sami mi? Samimiyeti var, iyi niyeti var mı? Var. Meclisi bu samimiyet ve iyi niyetle çalıştırıp ekonomik programı başarılı kılabilecek yasaları çıkartıyor mu? Çıkartıyor. O zaman neden güvensizlik kavramı sürekli tartışılıyor bunu anlamak mümkün değil. Siyasi belirsizlik kavramı güvensizlik kavramının yerine geldi. Nedir bu siyasi belirsizlik? Bunun kapsamını belirten yok, içini dolduran yok, siyasi belirsizliğin ortadan kalkması için neler yapılması gerektiğini ifade eden de yok. Ama gayet çalışmalar yapılıyor ama siyasi belirsizlik var tartışması bu defa kamu oyunda. İşte bütün bunları göz önüne aldığınız vakit bazı gelişmeleri ve gelişen olayları bir birileriyle ilişkilendirdiğimizde bir şeyleri sezinlememek mümkün değil.
Ali Kırca: Neyi sezinlediniz?
Devlet Bahçeli: 57. Hükümetin bir taraftan gayet iyi bir koalisyon hükümeti olduğu, bir taraftan başarılı hizmetler sunduğu ifade ediliyor diğer taraftan da 57. Hükümetinin üzerinde bazı kavramlar aracılığı ile baskı yaratılmaya çalışılıyor ve bunu anlamak mümkün değil.
Ali Kırca: Sayın Derviş var bunun arkasında da?
Devlet Bahçeli: Bir şahıs olarak tartışılabilir kendisi adı sıfatılya tartışılabilir, kendisi söylemeden evvel söyleyen var mıdır, kendisinden sonra mı daha çok konuşlmuştur bunlar tartışılabilir.
Ali Kırca: Niyet nedir?
Devlet Bahçeli: Burada bir konu üzerinde dikkatlice durmak lazım ve kamu oyunun da bu gerçekleri çok iyi bilmesinde yarar var. 57 Hükümette protokol programın altında MHPnin imzası var, şunu ifade etmek istiyorum: protokolda ve programda yer almış olan her ifade MHP tarafından savunulur ve arkasında durulur. Ama toplum dinamiktir, Türkiyenin gündemi her zaman değişebilir, sorunlar ortaya çıkabilir. 57. Hükümet bunu da aşabilmek açısından liderler zirvesi oluşturmuş ve protokolda ayda bir toplanması ön görülen ama sık sık toplanma ihtiyaı da oluştuğunda toplanan bir liderler zirvesi. Bu liderler zirvesinde Türkiyenin gündemini oluşturan konular üzerinde uzlaşılanlara devam ediliyor, uzlaşma imkanı sağlanamamış olanları varsa ya erteleniyor, ya zamana bırakılıyor ve böylelikle siyasi kültürümüzde yeni bir anlayış, bir uzlaşma, bir hoşgörü anlayışı da böylelikle hakim oluyor ve koalisyonların uzun ömürlü olmasının da gerekçesi haline gelebiliyor. Şimdi böyle bir çalışma ortamı içerisinde iki konu bizim dikkatimizi çekti. Bunlardan bir tanesi 12 Ocak 2000 tarihidir, yani terörist başı Abdullah Öcalanın 25 Kasım 1999 tarihinde Yargıtayca onanmış olan idam kararında sonra bunun dosyasının TBMMye gönderilip, gönderilmemesi konusu kamuoyunda tartışmaya açılır. MHPnin görüşü bunun dosyasının Mecliste bulunan idam dosyaları gibi TBMMye sevk edilmesini düşünüyorduk ve bunun da böyle olması gerektiğine inanıyorduk. Ancak kamuoyunda siyasiler ikiye ayrıldı, hukukçular ikiye ayrıldı, basında köşe sahibi olan yazarlar ikiye ayrıldı; gönderilir, gönderilmez, başbakanlıkta tutulurdu, tutulmazdı gibi tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde bazı ilgili kuruluşlarla, bakanlarla beraber bir liderler zirvesi oldu. Bu liderler zirvesi de yedi saat yirmi beş dakika sürdü ve MHP orada görüşlerini açıkça ifade etti. Ancak devlette devamlılık ilkesi var...
Ali Kırca: Meclise indirilsin diye ısrar ettiniz, o görüşleri getirdiniz o zaman?
Devlet Bahçeli: Daha evvel ki dönemde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. protokolü imzalanmış. Eğer iç hukuk tükenmiş ise oraya baş vurma hakkı olabilir diye kamuoyunda tartışılıyor ve bu sebeble Sayın Başbakanımız ve koalisyon ortağı Sayın Mesut Yılmaz dosyanın Başbakanlıkta kalması iradesini ortaya koyuyorlar ve bu başvuru hakkını istiyorlar ve bu tartışmalar sonucunda 12 Ocak 2000 tarihinde bir karar verildi ve dosyanın Başbakanlıkta bekletilmesi. Ama üç praragraftan da oluşan bir bildiri verildi, Sayın Başbakan kamuoyuna duyurmaya çalıştı. Bunun birinci paragramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 11. protokolü gereği terörist başının böyle bir başvuruda bulunabileceği ancak bu başvurunun sonucu ne olursa olsun bağımsız Türk yargısının verdiği karar geçerli olacaktır ve başvuru sonuçları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından sonuçlandığı tarihten itibaren dosyanın TBMMye gönderileceğinin ama bu arada terörist eylemler devam ettirdiği takdirde AİHM kararları desteklenmeksizin uygulamaya geçileceği şeklindeydi. Bu da tabi o günkü şartlar içerisinde Türkiyenin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal şartları dikkate aldığınız vakit bizce de makul oldu ve bu anlaşma üzerine, bu liderlerin uzlaştığı ana başlıklar üzerinde Başbakanlıkta dosyanın bekletilmesi şeklinde oldu. Tabi bunun arkasından Helsinki Zirvesinin Türkiyeyi Avrupa Birliğine aday adaylığı statüsünde kabulü geldi ve onunla beraber 8 Kasımda katılım ortaklığı belgesi Türkiyeye verildi ve bu katılım ortaklığı belgesi çerçevesinde Türkiyenin bir yol haritası olması açısından ulusal programa ihtiyaç duydu ve bu ulusal programın hazırlanması döneminde de koalisyon ortakları arasında bir MHPnin karşı duruşlarıyla bir görüş farklılığı ortaya çıktı.
Ali Kırca: Hangi konularda?
Devlet Bahçeli: Bir tanesi idam cezasının kaldırılması konusu, diğerinin ana dilde öğretim ve eğtim yapılması ve yine ana dilde televizyon ve yayınların yapılabilmesi konuları. Ulusal programın ön hazırlıkları tamamlanıp liderlere sunulduktan sonra biz MHP olarak ilk hazırlanmış olan ulusal programdaki bu konuları içeren metinlere itiraz ettik ve uzun tartışmalar oldu ve netice itibarile bugün ulusal programda yer alan görüşler üzerinde uzlaşma sağlandı ve ulusal programın uygulamasına geçildi. İşte bu süreç içerisinde zaman zaman ulusal programda ifade alan bu konular kamuoyunda tartışılmaya açıldı, bunların Avrupa Birliğine müzakere sürecinin başlayabilmesi için bazı ön şartların getirilmesi isteniyor, bunların yapılması gerekiyor tartışmaları oldu. Tabi burada bir kanat uyandı yani koalisyonu oluşturan partiler arasında diğer iki ortağımızda da zannediyorum kamuoyunda da. MHP Avrupa Birliğiye tam üyelik konusunda bazı hasasiyetler ileri sürmek suretiyle bazı uyum yasaların çıkabilmesinde acaba engel mi oluyor diye bir kanat. Tabi bu zamanla kamuoyunda da tartışıldı. Bir örnek vermek istiyorum, burası çok önemli ve bunun kamu oyunda insanlarımızın bilmesinde yarar vardır: Sayın Başbakanımızın rahatsızlığı sebebiyle 4 Mayıs 2002 tarihinde Başkent Hastanesine gitmesiyle birlikte bazı sağlık sorunları üzerinde Türkiyenin gündeminde tartışmalar yapılmaya başlandı. Hatırlayacaksınız 22 Mayıs 2002 tarihinde Sayın Başbakanımız rahatsızlığı sebebiyle yapılmamız olan liderler zirvesini Avrupa Birliğinin ulusal programın uygulanmasıyla ilişkin bazı isteklerini yerine getirme konularını da tartışılabilecek bir liderler zirvesinin yapılması istenildi...
Ali Kırca: Hastanede yapıldı...
Devlet Bahçeli: Buraya üç genel başkan katıldı, Dışişleri Bakanı İsmail Cem bulunmaktaydı ve ayrıca Avrupa Birliği Genel Sekreteri başta olmak üzere iki kişi ve Dışişleri Bakanı Müsteşarı olmak üzere üç kişi toplantı yapıldı. Orada Avrupa Birliği ile müzakerelerin ve gelişmeler üzerinde açıklamalarda bulunuldu ve üç konunun bir ön şart olarak ileriye sürüldüğü ve 12 Aralık 2002 tarihinde yapılacak Kophenag Zirvesinde Türkiyenin bir müzakere takvimi alabilmesi için bunları mutlaka yerine getirilmesi istendi...
Ali Kırca: İdam konusu, Kürtçe konusu ve Kıbrıs mı?
Devlet Bahçeli: Hayır...
Ali Kırca: Kürtçe eğtim ve yayın konusu yani Kıbrıs yok...
Devlet Bahçeli: Orada biz tabi bu dayatmalara ve bu ön koşullara MHP olarak karşı düşüncelerimizi ifade ettik. Ve Kıbrıs konusu...
Ali Kırca: Bunun ön koşul olduğunu söyleyen kimdi zirvede? Dişişleri Bakanı Müsteşarı Avrupa Birliği diye...
Devlet Bahçeli: Basında da aynı şekilde ifade ediliyor, bir ön koşul şeklinde ifade ediliyor. Biz tabi Kıbrıs konuşmalarının olduğunu, hassas, kırılgan noktanın orası olabileceğini. Eğer biz böyle ön koşulları yerine getirme gibi davranış içerisine girdiğimizde arkasında Kıbrıs konusu geldiği vakit acaba Sayın Bakanımız veya birokratlarımız bu kadar önemli konuları aştık şimdi bunu da aştığımız takdirde Avrupa Birliğine girme şansımız kuvvetlenecek mi diyecekler diye sorduk. Bu toplantının o bölümü Sayın Başbakanımızın daha ileride birokratların yapacağı yeni çalışmayla birlikte görüşülmesiyle birlikte ertelendi. Yine gündem konularına girdik ve hükümetin uyum içerisinde olduğunu...
Ali Kırca: O toplantıda nasıldı, yani aktif bir biçimde bu görüşmelere, düşüncelere katıldı mı?
Devlet Bahçeli: İki saat sürdü ve Sayın Başbakanımız çok rahat bir şekilde tartışmalara katıldı, görüşlerini ortaya koydu, toplantıyı yaptık. 21 Mayısdan sonra benim TBMMdeki grup toplantımızda bir açıklamam oldu: 23 Mayıs 2002 tarihi ile 1 Haziran 2002 tarihi arasında muhtelif trajı yüksek gazetelerde yüz yedi köşe yazarı MHP ile ilgili yazı yazdı, yüz yedi köşe yazısı, elli beş köşe yazarı tarafından. Bunların içerisinde sadece dört tanesi biraz daha ılımlı, biraz daha dolaylı biraz daha nezaket içeren ifadelerle aynı şeyleri söylüyor ama diğerlerinin hepsinde aşırı derecede bir saldırı başladı.
Ali Kırca: Peki bunu neye bağlıyorsunuz? Tek merkezden basının Türkiyeden yönetilmesi gibi mi?
Devlet Bahçeli: Bunları kamuoyunun takdirine bırakıyorum.
Ali Kırca: Sizin takdiriniz nedir? Türkiye seçime gidiyor bunları seçmen bilecek ki onlar da takdir edecekler ve ona göre siz haklısınız yada haksızsınız diyecekler.
Devlet Bahçeli: Bunları Anadoluda köy, köy dolaşa dolaşa anlatacağım.
Ali Kırca: Siz zahmet etmeyin köy, köy ve köyler karşınızda buyrun takdirinizi söyleyin.
Devlet Bahçeli: Böyle bir durumda karşı görüşü ortaya koyan MHP ve bu aralıkta MHPye bir saldırı var.
Ali Kırca: En başkta dile getirdiğimiz komplo ve arkasından Sayın Bahçelinin 3 Kasım seçim çağrısının arkasında ne vardı bu bilmeceği çözmeye kronolojik olarak başladık daha doğrusu Sayın Bahçeli bir öykü biçiminde ama gerçekten ilk defa da anlatıyor hepsini. Takdir milletindir dedi ama arada da Sayı Bahçeli de burda herşeyi açık, açık konuşalım diye söyledi ve ben de burda açık, açık konuşmak için bulunuyorum. Buyrun açık açık söyleyelim o zaman.
Devlet Bahçeli: Bir noktaya daha girmek gerekiyor. Her insanın hayatında sağlık sorunları olabilir. Sayın Başkanımızın da Başbakanlıktaki çalışma anında geçirmiş olduğu bir rahatsızlık sebebiyle Başkent Hastanesine gitti ve orada da doktorlar burada bir kaç gün kalmasını... Tabi Sayın Başbakanın rahatsızlığı Türkiyeyi anında ilgilendiren bir konudur, bu konuda kamuoyu dikkatlerini üzerine çekecektir. Fakat birden sağlık konusunda o günkü tartışmaları ve basında yer alanları, medyada yer alanları göz önümüze getirdiğimizde birden yoğunluk kazandı yani yıllardır Sayın Başbakan ile beraber olan, onunla beraber siyaset yapan her insan Sayın Başbakanın sağlığı ile bir an evvel sağlığına kavuşması noktasında dua ve temenni de bulunması gerekirken sağlık konusunu tartışmaya girdi ve Sayın Başbakanın görevden alınması gerektiği, birisine vekalet bırakması gerektiği konuları tartışıldı. Ve Türkiyenin gündemine birden Başbakanlık sorunu oturtulmaya çalışıldı ve herkes Sayın Başbakanın göreve devam edeceği imkanı var mı, yoksa neler yapılabilir, bunun için çözümler ne olabilir, yurt dışı ve yurt dışında hatta ve hatta Türkiyenin ekonomisi üzerine kredibilite veren finanslar dahi bu konuda yorumlar yapmaya başladı. Netice itibariyle şöyle bir sonuç ortaya çıktı: yani Sayın Başbakan göreve devam edemez o zaman DSP içerisinden mi birisini yapalım, yoksa başka türlü bir hükümet şekli mi olsun tartışmalarıyla Türkiye üzerinde belirlenmiş olan siyaseti yeniden şekillendirmesi senaryosu yeniden devreye girdi. Şimdi bunun içte ve dışta yazarları var, içte ve dışta oyuncuları var...
Ali Kırca: Kimler?
Devlet Bahçeli: Mesela bir takım sivil toplum kuruluşları, bir takım siyasiler, bir takım köşe yazıları.
Ali Kırca: Şimdi bir takım değince içinde olmayanları da töhmet altında bırakıyoruz.
Devlet Bahçeli: Çok haklısınız. Şimdi buna isim, isim vermeye çalışırsak bir polimeye girmiş olacağız. Bunun isimlerini, köşe yazarlarını, gazetelerde kaç defa yazı yazdıklarını söyledim isim olarak ertesi gün bizi hedef mi gösteriyorsunuz diye yakındılar. Yani bunlar belli, bu gibi tartışmaların başta giren TÜSİAD ve onunla beraber bir takım sivil toplum kuruluşları, düşünceleri bizce bilinen köşe yazarları hangisini sayarsanız sayın hemen hemen büyük bir çoğunluğu.
Ali Kırca: Düşünceleri bilinen sizce?
Devlet Bahçeli: Siyasi yaklaşımları olan, Türkiyeye bakışı, okuyuşunu bildiğimiz yazarlar. Bütün bunlarda bir alevlenme oldu, bir telaş Başbakanı nerdeyse görev yapamaz hale getirdiler, istifasını istiyorlar ve bunun gibi tartışmalar. Fakat biz liderler toplantısı olarak devam ettik. Bir noktayı açıklamakta yarar var: MHP koalisyon oluştuktan itibaren en uzun ömürlü bir koalisyon olmasını dalayısıyla koalisyon kültürüne bir katkı sağlamayı ve Türkiyede tek başına istikrarın bir siyasinin iktidarı dışında koalisyonlarla bir istikrar sağlanabileceği ve istikrarın bir unsuru olarak da seçimlerin zamanında yapılması gerektiğini her defasında vurgulayan bir siyasi partidir. Liderler toplantısında da bu ço defa tekrarlanmıştır, kamuoyunda daçok defa tekrarlanmıştır, Sayın Başbakanımız da bunu çok defa tekrarlamıştır ve hala düşüncemi öğrenmek istiyorsanız bu gelişmeler olmasaydı da bu 57. Hükümeti Türkiyenin gündemini önüne alarak uyguladığı ekonomik programla beş yılını tamamlayıp Türkiyenin yıllarının çözümsüzlüğünü yitirmiş sorunlarını çözüp huzurlu, güvenli, ekonomisi tarifi yapıya kavuşmuş, toplumun her kesmindeki rahatsızlıkların en aza indirildiği bir Türkiyeyi ortaya koyabilseydik.
Ali Kırca: Başka bir çözüm bulunabilir miydi?
Devlet Bahçeli: Bulunamazdı ve pişman da değilim ve en doğru kararı aldığım kanatindeyim ve Türkiyenin çıkışı da burdadır diye düşünüyorum. Şimdi seçim erteleme düşüncelerine hiç katılmıyorum. Türkiyeyi siyasi krize, kaosa sürüklemek isteyenler, ekonomik krizin derinleşmesini isteyenler şimdi de seçimlerin ertelenmesi tartışmalarıyla Türkiyenin gündemini meşgul ediyorlar.
Ali Kırca: Barajın altında kalma endişesi taşıyan partilerden geliyor öyle de görülüyor. Sizin böyle bir endişeniz olmadığı için, olsa da yeni bir seçim yapılmalı mı dersiniz?
Devlet Bahçeli: Bu iki yönlüdür, iki yönünü düşünmek lazımdır. Barajın altında kalan fakat seçime meclise evet oyu veren sonradan da barajın altında kalabileceği endişesiyle acaba seçimleri erteletebilecek bir yol olabilir mi düşüncesiyle katkı sağlayanlar var, bu senaryoların devamını getirmek isteyenler var. Bunları bir biriyle ayrıt etmeliyiz ama iç, içine olduğunda da farkında olmalıyız. Bu MHP tarafından sezinlendi Ecevit istifa etmeli ve elimizde çok önemli gerekçe var sağlık sorunu ve bu sağlık sorununu sürekli gündeme getirmek suretiyle Sayın Ecevite sağlığını tedavi edebilecek yüksek bir moral kazandıracak yerde hergün istifasıyla talepde bulunanlar şunu düşünmekteydiler: Sayın Ecevit istifa ettiği takdirde 57. Hükümet düşecektir ve dolayısıyla 57. Hükümeti sonrası oluşabilecek olan bir koalisyon yapısı içerisinde MHPyi de dışlayarak belirledikleri hedeflere doğru daha kolay gidebileceklerine inanmaktaydılar.
Ali Kırca: Hedef Ecevit değil de hedef MHP mi?
Devlet Bahçeli: Evet, Ecevitsiz ve MHPsiz...
Ali Kırca: Ama asıl hedef Eceviti bahane ederek MHPydi...
Devlet Bahçeli: Şimdi açıklanıyor söyleniyor ve diyorlar ki seçimi erteletme için oluşturdukları hükümetin içerisinde kimlerin olacağını da ifade ediyorlar. Mesela DSPyi alalım demiyorlar, ancak YTP bulunsun, DYP bulunsun, ANAP bulunsun, SP belki sıkıntı yaratabilir onu değişik bir şekilde dışardan destek verdibilir miyiz vs. Bu konu nerede belli oldu oraya gelelim, bunun belli olduğu tarih 4 Temmuz 2002 liderler toplantısının ekonomi yönetimi ile beraber yapıldığı gün...
Ali Kırca: Yani Sayın Kemal Dervişin yapıldığı gün?
Devlet Bahçeli: Ondan evelkinde de... 1 Temmuz günü Sayın Başbakanımız Başbakanlık Konutunda lliderler toplantısını arzuladı, o toplantıya katıldık, son siyasi gelişmeler üzerinde duruldu zaten hastaneden çıkıp özel konutuna geçmişti ve çalışmalarını da Başbakanlık Konutunda yürütüyordu. Toplantılara gayet sağlıklı geliyordu, uzun süre bizlerle beraber kalabiliyordu. Böyle bir değerlendirme içerisinde Sayın Başbakan bizlerden acaba ekonominin son durumu üzerinde de bir bilgi almak amacıyla ekonomi zirvesi yapabilir miyiz? Tabi biz de memnuyetle kabul ettik ve 1 Temmuz toplantısının arkasından 4 Temmuz toplantısı yapıldı ve siyasi belirsizlik sözü de artık çok sık kullanılır hale gelmişti. Bu toplantıya Hazineden Sorumlu Bakan, Merkez Bankası Başkanı, Hazine Müsteşarı, Maliye Bakanı Müsteşarı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, Banka Düzenleme ve Denetleme Kurulu katılmışlardır. Sayın Başbakanımız önce Hazineden Sorumlu Devlet Bakanına söz verdi ve o bir değerlendirme yaptı, ekonominin gayet iyi gittiği, makro büyüklüklüklerde bunun güzel işaretleri görüldüğü, ihracatın, Turizm gelirlerinin artış gösterdiği, iç ödemeler dengesi denk olmasa da denkliğe doğru gelen bir yapı göstermektedir. Fakat faiz oranlarındaki yükselişlerle, döviz kurundaki artışlar son bir buçuk ayından bu yana kontrol edilemediğini ve burada sıkntı olduğunu ve bunun sebebi de siyasi belirsizliktir dedi. Sonra birokratlara söz verildi, onlar çok ayrıntılı bir bilgi vermediler. Geçen gün yine Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Türkerin yapmış olduğu açıklamadan dolayı Bakanlar Kurulunda kendilerini tebrik ettim. İlk defa Bakanlar Kuruluna çok ayrıntılı, rakamlara dayalı ekonominin bir görüntüsünü...
Ali Kırca: Daha önce de Sayın Derviş vermemiş miydi?
Devlet Bahçeli: Hayır.
Ali Kırca: Peki siz talep etmediniz mi?
Devlet Bahçeli: Zaman zaman talep edildi hep bunlar söylendi. Şu şeyler var, iç güdüm olmasa daha iyi olur, şefaf olsak daha iyi olur...
Ali Kırca: Neden böyle bir şey sizden esirgendi?
Devlet Bahçeli: Bilemiyoruz artık. Bunları her halde bir gözden geçirmek gerekecek konular arasındadır. O noktada birokratlarımız çok kısa Hazineden Sorumlu Devlet Bakanının ifadelerine benzer yaklaşımlarda bulundular, ricada bulundular. Tekrar konu siyasi belirsizliğe gelindiğinde Hazineden Sorumlu Devlet Bakanına bir soru yönelttim ve dedim ki Siz hep siyasi belirsizlikten bahsediyorsunuz, siyasi belirsizlikten ne anlıyorsunuz, hangi unsurlar oluşursa siyasi belirsizlikten bahsedilebilir, sizin siyasi belirsizliği giderebilemek için bir teklifiniz, bir öneriniz var mıdır?...
Ali Kırca: Tarih düşmek açsıından 4 Temmuz tarihinde DSPden istifalar olmuştu...
Devlet Bahçeli: Hayır olmadı, istifa falan yok. Sayın Bakan çok kısa bir cevap verdi siyasi belirsizliğin kaynağı Sayın Başbakanın rahatsızlığıdır, Avrupa Birliği uyum yasalarındaki gecikmelerdir ve bunun üzerine tabi bazı değerlendirmeler yapıldı ve yine de liderler toplantısında kamuoyuna olumlu bir yansıma yapabilecek bir açıklamada bulunuldu...
Ali Kırca: Olumlu olmamasına rağmen hava.
Devlet Bahçeli: Yapı bu! Yani yeni senaryo ihtiyacı nedir? Baktığımızda bir uzlaşma senaryosu var, bir kumar senaryosu var. J.P.Morgonun bazı değerlendirmelerinize baktığınızda orada da bazı şeyler var, öbürü bir başka bir şey söyleniyor, uluslararası yatırım kuruluşlarının yöneticileri demeçler veriliyor, Türkiyede birileri çok sık konuşuyor böyle bir durum var. Böyle bir durumda milletin dışında bazı siyaset terzileri Türkiyenin siyasetini şekillendirmeye yönelik bir senaryoyu uygulamayı koymuş durumdalar...
Ali Kırca: Kim bu terziler?
Devlet Bahçeli: Bunları şahıs olarak da mümkün, tüzel kişi olarak da saymak mümkün. Bunların kim olduğunu da artık kamu bilmektedir. Aksi bir örgüt Türkiyede zaten. Biraz daha böyle tartışmalar devam etse çok daha açılacak. Şimdi medyayı takip ettiğiniz vakit bazı görüşmelerdeki şahid bendim, sendin noktasına kadar. Yani iki lider arasında sen teklif ettin, ben teklif etin konuşmasının artık mikro bölümlerine kadar inilip şu görüşmeleri şunlar yapıyor, bunlar yapıyor noktasına da geliyor.
Ali Kırca: Bu terziler iç terziler mi, dış terzi mi?
Devlet Bahçeli: Dünyanın gelişimi, dünyada gelişen olaylar artık ülkeleri bir biriyle de etkiliyor. Bunların içi de var, dışı da var. Ama bir siyaset tercihi Türkiyenin siyasetini şekillendirme amacı taşıyor. MHP milliyetçiliği ve demokrasiyi önde tutan bir anlayışı her zaman vurgular. Eğer partinin başında milliyetçi tabiri bulunduğu müdetçe bu kavram partimizin ismi olarak devam ettiği süre içerisinde milliyetçiliğin bir tavrı olur o da şudur: siyaseti millet iradesinin dışında şekillendirmeye çalışan çevre ve odakları kabulü mümkün değildir. Eğer Türk siyasetini birileri bir çevre, bir odak, yeniden şekillendirmeye çalışıyorsa ve bunu senaryo içerisinde bulabildiği sivil toplum kuruluşları destekleriyle, köşe yazarlarıyla uygulamaya koyuyorsa MHPnin ortaya koyabileceği bir tek tavır vardır. Eğer bu şekillendirmeyi sezinlenip, olacağına inanmışsa ortaya koyacağı bir tek tavır vardır. Biz de bunu sezinleyip, inandığımız için o tavrı ortaya koyduk o da millet iradesine müracatı. Milletin iradesinin dışında Türkiyede siyasi iktidarları artık kimse belirleme yetkisini ve gücünü kendisinde görmemelidir ve yakın tarihimizi de dikkate alarak bunu söylüyorum.
Ali Kırca: Ben Sayın Ecevit ile Seçim Meydanında bunu konuştuğumuzda Sayın Ecevit bu çağrının nedenin; daha doğrusu hükümetin bozulmasının nedenini, seçimlere gidilmesi nedeni anlamadığını tabi anlamadığını derken algılamak açısından söylemiyorum. Gelişmelerin kendisi için de şaşırtıcı olduğunu ve anlamakta zorluk çektiğini; öyle ifade ediyim. Şunu sormak istiyorum Siz Sayın Ecevite böyle bir sezgide bulunduğunuzda, böyle bir komployu sezdiğinizde paylaşmadınız mı efendim?
Devlet Bahçeli: Paylaşmadım efendim.
Ali Kırca: Neden?
Devlet Bahçeli: Çünkü çok kısa süre içerisinde gelişmeler oluyordu ve Koca Yaylada partimizin düzenlemiş olduğu bir şenlikte oradaki basın mensuplarına bunları anlattım. 3 Kasımda erken seçimin yapılmasını yararlı olabileceğini, basın mensupları aracılığı ile bunun kamuoyunda tartışılması istediğimi, yetkili organlarımızda da bunları değerlendireceğimizi ifade ettim. Söylerken altını çizerek bazı kelimeleri ifade etmeye çalışıyorum. Kasımda erken seçimin yapılması gerektiğini, kendime göre planladığım bir takvim olarak bunu ifade ettim. Bunun kamuoyunda tartışılmasını arzuladım, yetkili organlarımızda da görüşeceğimizi de ifade ettim. Bu 7 Temmuz taridir, 8 Temmuzda ise akşam üzeri DSP içerisineki bazı görüşmelerin hemen sonrasında istifalar başladı zaten o zaman gündem birden hareketlendi. Şimdi böyle bir durum içerisinde Sayın Başbakanımız Başbakanlık Konutuna beni davet ettiğinde bir şey sordu birincisi bu erken seçim talebinizin gerekçeseni öğrenebilirmiyim diye. Şuan size anlattıklarımı kendisine anlattım. İkincisi olarak istifaların şu an için otuzu bulduğunu, bunun artmamasını temeni ettiğimi ama artabileceğini, böyle bir durum karşısında hükümetin yapısının nasıl görürsünüz anlamında çok nazik bir ifadede bulundum. Ve ben anladım tabi ve kendilerine protokolumuz dar, hükümeti oluşturan siyasi partilerin milletvekili sayılarındaki artış veya eksilişlerin koalisyonun yapısını etkilemeyeceğini ifade ettik ve altında imzamız var. Burada her hangi bir rakamdan bahsedilmiyor o bakımdan hükümetin devamında yarar görüyoruz ancak bugünkü şartlar içerisinde bir uzlaşma ve atılım hükümeti olma özelliğini kaybetmektedir ve onun için Türkiyeyi sağlıklı seçime götürebilen bir hükümet özelliğine kavuşmalı ve zatalinizin başbakanlığında bir seçim hükümeti olmalı ve Kasımda seçimler yapılmalı. Tabi bu düşüncelerimizi Sayın Başbakanımız çok dikkatlice dinlediler ve kendilerinin değerlendireceklerini ifade ettiler. Daha sonra da 16 Temmuzda üç lider olarak bir araya geldiğimizde bu konular tekrar konuşuldu orada da çok kısa bir açıklama yapıldı, 3 Kasımda bir erken seçimin gerektiği noktasında bir uzlaşmaya varıldı ve bunu da partilerin yetkili organlarında tekrar bu karın gözden geçirilmesini istedim ve böylelikle Türkiye bir seçim sürecine girdi ve bu süreçten geriye dönüş söz konusu değil.
Ali Kırca: O senaryoda gerekçe yada amaç üzerinde belki biraz daha durmak gerekiyor ondan sonra diğer konulara geçeceğiz. Siz bir defa içerden, dışardan yönetilen bir komplo vardı ve MHPyi hükümetin dışında tutmak. Bir taraftan da o dönemde yapılan konuşmalar ve sizin bu söylediğiniz bütün köşe yazıları, açıklamaları hep şunu söylüyordu: Türkiye Avrupa Birliği kapısında ve tren kaçmak üzere, Aralıkda Kophenag Zirvesine kadar Avrupa uyum yasaları çıkmaz ise Türkiye bu treni kaçıracak ve MHP bu yasaların çıkmasına engeldir. Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Birliği diyor ki bu şartlar yerine getirilmelidir. Hükümet bu şekilde devam ederse, hükümetin içindeki bu MHPnin tavrı ile bu hükümet çoğunluğu ile bu yasaların mümkün değildir...
Devlet Bahçeli: Bu tespitiniz doğru.
Ali Kırca: Buna yönelik de belki arayışlar vardı. Çünkü bir donukluk yada donma noktası sebebiyle Meclis tatile girdi. Yani bu yasaları görüşmeden de ve belirsiz bir tarihe belki bu yasaların görüşülmesini erteleyerek Meclis tatile girdi. Dolayısıyla haklılık payı yok mudur?
Devlet Bahçeli: Meclis tatile girmeden evvel de gelişen olaylar vardı. Bu yapmış olduğunuz değerlendirmedir, benim de katıldığım bir değerlendirmedir. Daha doğrusu sezinlediğim konulardan bir tanesidir, hükümet çalışması içerisinde. Gerçekten ulusal programın uygulamasaı sırasında 57. Hükümet çok katkı sağlamıştır, önemli konuları geçirmiştir, uyum yasaları çerçevesinde, siyasi kriterlerde, ekonomik kriterlerde önemli mesafeler kat etmiştir. Fakat sürekli olarak Avrupa Birliği yönetiminden Türkiye yapılmış olan dayatma bunlar güzel, iyi gidiyorsunuz, iyi adımlar atılıyor, bunlar değerlendirilecektir. Ama idam cezasının kaldırılması, ana dilde eğtim ve öğrenim, ana dilde televizyon yayını mutlaka gerçekleştirmelidir. Şimdi bu dayatma Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde önemli bir sorun olarak Türkiyenin karşısında duruyor ve Avrupa Birliğine bir an evvel hangi şart altında olursa, olsun girme arzusu taşıyanlar bu üç ön şartı çok önemsemiyor. Bunlar önemli değil, çağ değişmiştir, toplum değişmiştir, bireysel haklardan tutun diğer haklara kadar gelişmelere vardır, Türikye böyle bir sebepten dolayı Avrupa Birliği tirenini kaçırmasın ve bu trenin Türkiyeye gelmesini engelleyen MHP var ve MHP de şuan hükümet ortağı, hükümeti bozsak ekonomik kriz derinleşecek, bozmasak böyle olacak. O zaman ne yapalım? Burada bazı konuları çok samimi anlatmak istiyorum. MHP dünyadaki değişim ve gelişmeleri Türkçe okuyan bir partidir ve çok yakından takip ederim. Türkiyeyi uzaktan, yakından ilgilendiren her konu MHPnin gündemindedir. Şimdi Avrupa Birliği üyelerine bakıyoruz idam cezası kalkmış, hiç birisinde yok ama arada bir fark var idam cezasına tam üye olduktan sonra idam cezalarını kaldıran ülkeler var, tam üye olurken kaldıran ülkeler var. Bir defa Avrupa Birliğine şuan için üye olmuş olan ülkelerin idam cezalarının hangi tarihte nasıl kaldırıldığını; Avrupa Birliği Genel Sekreterinin eğer idam cezasının kaldırılmasını bize şart olarak ifade ediyorlarsa toplumu bilgilendirme açısından diğer ülkeler bu şekilde yapmışlardır ama bize karşı böyle yapılıyor diye halka açık bilgi vermek lazım. Bu yapılmıyor. İdam cezası kaldırılsın! Biz MHP olarak değerlendiriyoruz. Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde diam cezası kalkmış, daha sonraki süreç Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupalı ülkelerde de idam cezası kaldırıldı. Türkiyeye bakıyoruz siyasi partilerimizin büyük çoğunluğu idam cezasının kaldırılması arzusu içerisinde. Özellikle koalisyonu oluşturan partilerden Sayın Başbakanımız ve DSP; Sayın Başbakan açıkça ifade ediyor liderler toplantısında ben kişisel olarak idama karşıyım, partim de idama karşıdır
Ali Kırca: Siz de kabul ediyorsunuz ki Avrupa Birliği üyesi olabilmenin, Avrupalı olabilmenin ön koşullarından biri olmazsa şartlarından bir tanesi ölüm cezasının olmaması...
Devlet Bahçeli: Ama sonra.
Ali Kırca: Önce yada sonra. Sonuçta eğer Türkiye bunu kaldırısa ve olduktan sonra kaldırdı diyelim ki müzakere sürecinde Avrupa Birliği şart koymadılar ama herkes saldıracak bunu. Sorun Öcalanın idam edilmesi...
Devlet Bahçeli: Hayır Öcalanla alakalı değil bu konu onu anlatmaya çalışacağım. Türkiyeye baktığınız vakit siyasi partilerde de bu eğilim var. Sivil toplum kuruluşlarına bakıyoruz böyle bir eğlim var. Yani Türkiyede de kamuoyunda siyasi kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarında bir idam cezasının kaldırılması noktasında bir eğilim var. Şimdi bu eğlimi MHP fark ediyor ama MHPnin hasasiyet gösterdiği bir konu var o da şudur: Türkiye hala bir terör tehdidi altındadır, yani terör suçlarını kapsayan bir idam cezasını kaldırılmasını kabullenemeyiz ve nitekim bu düşüncemiz hem ulusal ulusal programda, hem de anayasa değişikliğinde 38. maddede bu ifadesini buldu. Şimdi ulusal programda bu ifade yer alırken koalisyonun üç partisi beraber bu karara vardık, anayasada 38. madde bu konuda yasallaşırken Meclise ilk defa büyük bir çoğunlukla bu karar aldındı yani denildi ki: savaş, savaş benzeri haller ve terör suçları idam cazasının dışında kalmak şartıyla idam cezasının kaldırılması. Bu Türkiye için çok büyük bir adım. Şimdi bunu Meclis olarak anayasa değişikliğinde kabul ediyorsunuz bir süre geçtikten sonra idam cezası kaldırılsın diyorsunuz. Bu tartışmaların olduğu dönemde...
Ali Kırca: Kaldırılsın diyen Avrupa...
Devlet Bahçeli: Avrupada ve Türkiyede bunu isteyenler var, dolaylı, dolaysız, bilinçili, bilinçsiz isteyenler var. Şimdi Sayın Başbakanımız liderler toplantısında bir soru yöneltti ve dedi ki biz idam cezasının kaldırılmasını istiyoruz, siz ise bunda kararlı gözüküyorsunuz, acaba bunun bir çözümü yokmudur? ve Sayın Başbakan verdiğim cevap efendim koalisyonumuz uyumlu bir şekilde faliyetini sürdürüyor, liderler zirvesinde yeni gündemler tartışılıyor ve uzlaşılan konular içerisinde kararlar alındığı takdirde uygulamaya geçiliyor, uzlaşamadıklarımız erteleniyor ve böylelikle uyumlu bir koalisyon devam ediyor. Şimdi zathaleniz idam cezasının kaldırılmasını arzuluyorsunuz. Böyle bir durumda bir katkı sağlamanız lazım, ne yapabiliriz. Eğer bu dayatma olduğu takdirde biz kaldırmasın, siz kaldırılsın ısararı olduğu müddetçe o zaman koalisyonun uyumsuzluklarının giderildiği liderler zirvesinde bir uyumsuzluk başlıyor ve bunun sonucunda koalisyon dağılma sürecine girer...
Ali Kırca: Neye karar verdiniz?
Devlet Bahçeli: Koalisyonun dağılma sürecini de göz önüne alarak siyasi kültürümüze bir katkı daha sağlayalım, ne yapalım? Mecliste diğer siyasi partilerle geçirmeyi düşünürseniz biz karşı duruşumzu orada belirtiriz ama Meclisde olucaksa demokraside en yüze irade orasıdır, orasının kararı artık yapılacak bir şey yok, bunu deneyebilirsiniz. Ancak her konu bu hale gelirse o zaman Mecliste sağladığınız uzlaşma fotoğrafı yeni bir hükümetin oluşumunun işareti olur. Sayın Başbakanımızla bu amaçla sadece idam cezasının kaldırılması noktasında Meclisde bir faliyette bulunabileceğini ve bunu da Mesut Yılmaz Beyin orada kabul ettiğini ifade edebilirim. Şimdi gelişme süreci budur ve böyle bir durum içerisinde son olarak Meclis kapandı. Çankayada Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konular üzerinde bir zirve yapma ihtiyacı oldu oraya gittik ve bu görüşlerimiz orada da söylendi, orda da aynı şeyler ifade edildi. Daha sonra bunu kamuoyuna da her zirveye katılanlar açıkladılar biz de bir açıklama yaptık. Şimdi gelişme budur böle bir durumda şunu net olarak ifade ediyorum: hiç kimse MHPyi Avrupa Birliği karşıtı olarak takdim ederek kendisine Avrupa Birliğinden bir siyasi gelecek ve çıkar temin edeceğini zannetmesin, bu bir defa siyasi etik yönüyle doğru değil. Avrupa Birliğinde 57. Hükümete ne yapılmışsa MHPnin katkısı var. Bu katkıyı sağladığın günlerde Avrupa Birliği karşıtı değildik de hasasiyeti ileri sürülen konularda duruşumuz netleşirse ki her zaman net olmuştur o zaman mı Avrupa Birliği karşıtı olarak topluma takdim ediliyoruz. Birde Avrupa Birliğinin her şartını neden kabul edeceğiz, onlara düşüncelerimizi anlatabilecek bir imkanımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak yokmudur? Üç tane PKK militanı, üç tane marksis, leninist militanı Avrupa Parlementosunda milletvekilleriyle temas kurarak, oraları basarak, Türkiyenin Dışişleri Bakanı ordayken sloganları atarak etkileme sağlıyor da Türkiye Cumhuriyeti bu on beş yıldır devam eden hassas konuyu anlatmakta neden aciz düşüyor. Onu her defasında ifade ettim bu kadar emekli büyükelçimiz var, yıllardır Türk Silahlı Kuvvetlerinde komuta kademesinde görev yapmış emekli olanlar var, birokrasiden ayrılmış olanlar var, siyaseti bırakmış olan çok değerli siyasetçiler var, tecrübeli birikimli olan insanlar. Bunları Avrupa Birliği ülkelere gönül elçileri olarak gönderip Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri içerisinde Türkiyenin özel durumlarını, neler olduğunu anlatabilselerdi, bu konuda bir gayret olsaydı, Avrupa Birliğini onun yönetimini ikna edebilme şansımız olmayacak mıydı? İşte buradaki hasas konu...
Ali Kırca: Bütün yaşanan gelişmelerle 3 Kasım seçimlerinin kırılma noktası aslında Avrupa Birliği ile ilgili tartışmalar daha özelinde idamla ilgili...
Devlet Bahçeli: İdam, Kürtçe eğtim, yayın...
Ali Kırca: Ama esas olanı idamla ilgili gibi gözüküyor...
Devlet Bahçeli: Bana göre idamdan daha çok önemlidir. Bunlar çok önemli konulardır müsade etmek istiyorum neden hassas oluyoruz. Bunu dosya ile gelmeyi fazla sevmem ama bir açıklama yapmak isityorum. PKK 4 - 10 Nisan 2002 tarihinde Kuzey Irakda 8. Kongresini yaptı ve adını KADEK olarak değiştirdi. 16 Nisan 2002de de kongrenin sonuçlarını açıkladı. Tabi kendilerinin resmi ve gayri resmi yayın organlarında bunlar kamuoyuna da açıklandı. Şimdi talepleri okuyorum: Ölüm cezasının tamamen kaldırılması, Kürtçe eğtim ve yayın hakkı ile Kürtlerin siyasette ve hükümete katılma hakları demokratik çözüm yolunun açılmasında hayati önem taşıyor. Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemeyiz vs. diyor. Peki Kophenag kriteri ne diyor? Kophenga kriteri, idam: Türkiye idam cezalarının yerine getirilmemesi yönündeki fiili maratonunu kısa vadede sürdürülmedir, idam cezası orta vade de kaldırılmadır. Ana dilde tv radyo, başlıklı: Türk vatandaşlarının tv yayınlarında ana dillerini yasaklayan mevzuat yükümleri kısa vadede kaldırılmalı. Kültürel haklar da ana dilde eğtim başlığında da orta vadede kültürel çeliştliğin sağlanması ve etnik kökenlerine bakılmaksızın tüm Türk vatandaşlarına kültürel haklarının temin altına alınması gelişim alanı dahil olmak üzere kişisel haklarından yararlanmasını önleyen hükümlerin kaldırılması. Bizim 3 Ağustos 2002de Mecliste uyum yasası olarak kabul ettiklerimiz de bunlar, idam cezasını kaldırdık anadilde vs. yaptık. Şimdi burada bir şey örtüşüyor. Avrupa Birliği yönetimi bugüne kadar yaptığı açıklamalarla Türkiyeye karşı hep çifte standart uygulamıştır. Zaman zaman Türkiyeye dayatmalar yapmıştır fakat öbür taraftan da Kophenag kriterleri çerçevesinde bu üç konun da mutlaka yerine getirilmesidir...
Ali Kırca: Bunu dayatma olarak görmek mümkün müdür?
Devlet Bahçeli: Dayatmadır efendim bu.
Ali Kırca: Az önce biz bütün şartlarını kabul etmek zorunda mıyız diye bir söylemde bulundunuz. Bir vatandaşımız diyor ki baş vuran biziz diyor. MHPye bir vatandaş üyelik için baş vursa ben sizin MHP şartları...
Devlet Bahçeli: O mailli gönderen insanımız PKKnın talepleriyle, Türkiyenin Avrupa Birliğine girmesi için yerine getirmesi gereken yükümlülüklerin etkileyeceği bir dönemde eğer Avrupa Birliği tam süreci için gerekli takvimleri vermez, ugulamalar geciktiği takdirde bu talepleri karşılanmış olan PKK örgütü Türkiyede ne gibi bir cesaret içerisinde bazı faliyetlere girebilir, bir takım çevremizdeki gelişmelerle Türkiye hangi sıkıntılara sokulabilir onu da lütfen düşünmelidir!
Ali Kırca: Bugüne kadar ki gelişmeeri sizin açınızdan izahı, açıklaması böyle. Bunu MHPye karşı bir komplo olarak gördüğünüzü söylüyorsunuz. Şimdi seçime gidiyor Türkiye ve sizin belirlediğiniz seçim tarihinde seçime gidiliyor. Şüphe var mı bu ertelemelerden bir sorun çıkar mı?
Devlet Bahçeli: Hayır çıkmaz, çıkmaması lazım. Seçimi erteletme gayreti içinde olanlar bu gayretlerinden vaz geçmeli ve hep beraber seçimlerin üç kasımda yapılması için meclisteki oy birliğini tekrarlayarak daha disiplinli, daha sağlıklı ve güzel bir seçimin yapılmasını düşülmelidir.
Ali Kırca: Peki Sayın Ecevit diyor ki ben seçimlerin erken yapılmasına karşıyım çünkü diyor ve siz de aynı gerekçeleri söylüyorsunuz burada bir açıklamanız var. Uyguladığınız ekonomik programın aslında topluma olumlu yansımasını daha ilerleyen dönümlerde olacak. Erken seçimin olması bu tarihte faturanın bize kesilmesi sonucunu doğuracaktır çünkü halk daha bu ekonomik programın olumlu sonuçlarını hissetmemiştir, daha acı faturasını ödemektedir, daha işsizlik vardır, daha pahalılık vardır, daha açlık vardır insanlar sıkıntı, açı çekiyorla diyor. Peki siz seçimlerin yapılmasını isterken bu bedeli sizin de ödeyebileceğinizi düşünmediniz mi? Neticede üç partiden biri sizsiniz istediğiniz kadar Kemal Derviş deyin, başka şeyler değin...
Devlet Bahçeli: MHPnin muahatabı Kemal Derviş değildir. MHPnin muatabı koalisyonu oluşturan siyasi liderlerdir.
Ali Kırca: Ben şunun için soruyorum bu seçimdeki MHP ve partisinin oy olarak ön görüsü nedir, bunu anlatabilecek misiniz topluma ve seçmenlerinize, barajı rahatlıkla geçebileceğinize inanıyor musunuz? Nasıl anlatacaksınız bu krizi ve bu kriz sonrası alınan önlemleri Türkiyeye ve seçmenlerimize?
Devlet Bahçeli: Bu yaşanmakta olan krizi aşabilmek için Türkiyenin önü çok farklı şekilde yeni siyasi krizlere ve kaoslara sürüklenebileceği bir süreç içerisinde Türkiyeyi boğmak yerine üç ay gibi bir süreye katlanarak millet iradesine başvurmak bize göre daha doğru yoldur. Bizim inancımız budur katılırlar yada katılmazlar. Ama Türkiye bu ekonomik krizi aşmalıdır onun için şu şarlatır ileri sürüyor: bir ekonomik program tavisiz uygulamalıdır; şimdi zaten bunu yeni bakanımız tavizsiz uygulamaya girmektedir. Zaman zaman sosyal politikalarını içeren tedbirler alındığı zaman bunu seçim ekonomisine geçiyorlar gibi topluma yansıtmak yanlıştır. 57. Hükümet şartlar ne olursa olsun seçim sonuçları lehte veya alehde tezavür etsin seçim ekonomisine girmemelidir ve Kasımda oluşabilecek yeni hükümet bu alınmış kararlar doğrutulsunda kendisinin de programındaki esaslar ve bakış açılarıyla gözden geçirerek ana ekseni kırmadan uygulamaya geçmelidir, Türkiyenin çıkışı budur.
Ali Kırca: IMF progmı, uygulanmakta olan mevcut program devam edilmelidir?
Devlet Bahçeli: Türkiye ağır bir krizdedir, bu krizi aşması lazım. Bu krizi derinleştirerek ekonomi yönetimini çok daha felç ederek seçim sonrası hangi iktidar gelirse gelsin çok daha fazla bir yük olur.
Ali Kırca: Az önce Kemal Dervişle ilgili araya girdim; şunun için yani seçim propagandası süreci içerisinde bu krizle ilgili olarak Sayın Dervişe MHPden bir eleştiri gelecek mi yada bir takım hatalar olmuşsa Sayın Dervişin politikalarında yanlışlıklar vardır gibi bir propaganda yöntemi uygulayacak mı MHP?
Devlet Bahçeli: Tabi efendim seçim meydanına geldiğimiz vakit artık bir siyasi kimliği vardır, hükümetle bir ilişkisi kalmamıştır. Bazılarının söylediği gibi dördüncü ortaklıktan çıkmıştır. CHP siyasi kimliği içerisinde ne anlatıyor ise, anlatıklarıyla 57. Hükümeti nasıl suçluyorsa onun cevabını 57. Hükümetin bir sorumlusu olarak, o görevi üstlenmiş bir partinin genel başkanı olarak cevap vermek zorundayız.
Ali Kırca: Derviş sizi suçluyorsa. Peki siz onu suçluyacak mısınız?
Devlet Bahçeli: Bazı eksikler varsa tespit ettiğimiz onları da söyleyeceğiz.
Ali Kırca: Öyle bir çalışmanız var mı?
Devlet Bahçeli: Var tabi.
Ali Krıca: Bugün kü toplantının sonucu olarak siz Sayın Türkerin çok ayrıntılı açıklamalar yaptığından memnuniyetinizi belirtmiştiniz. Sonra bir şey daha yaptınız bir yirmi sekiz milyar dolarlık IMFden gelen paranın nereye harcandığına ilişkin bilgi istediniz ve bunu da Sayın Türkerden istediniz. Burda şöyle bir şey oluştu Sayın Derviş bu bilgileri size ayrıntılı vermedi yada Sayın Dervişin verdiği bilgilerle ilgili bir şüpheniz mi vardı ki Sayın Türkerden açıklama istediniz.
Devlet Bahçeli: Bu bilgiler verilmiş olsaydı Sayın Bakana ikinci defa bir soru yöneltilmezdi. Bugün de Sayın Bakan yirmi sekiz milyar dolarlık IMF kredilerinin nerede, nasıl kullanıldığını Bakanlar Kuruluna hem bir not olarak arkadaşlara sundular hem de açıklama yaptılar.
Ali Kırca: Bundan tatmin oldunuz mu?
Devlet Bahçeli: Bugün aldık raporu inceleyeceğiz.
Ali Kırca: Neyi arıyorsunuz, yanlış yapılmış bir şey...
Devlet Bahçeli: Bir şeyi aradığımız yok. Bugüne kadar hükümet sorumluluğumuz vardı ve gelecekte de bu sorumluluğu taşıma arzusu taşıyan bir parti olarak bütün gelişmeleri, olayları yakınen görüp önümüzdeki günlerde açıklayacağımız seçim bildirgelerimize bu çerçeve içerisinde MHP görüşlerini kamuoyuna takdim edeceğiz. Şimdi o konuda çalışıyoruz 11ine kadar malum adayların Yüksek Seçim Kuruluna bildirimi vardır ve daha sonraki günlerde hangi progjelere sahip olduğumuzu, bugüne kadar ki 57. Hükümetinin faliyetlerinin yorumlarını, MHPnin katkılarını anlatan bir seçim bildirgesi ile Türk milletinin huzuruna çıkacağız. Bugüne kadar da bu projelerimizi geliştiriyoruz, muhafaza ediyoruz, erken açıklamaya da ihtiyaç hissetmiyoruz zamanı var bunun zamanında yapılması lazımdır.
Ali Kırca: Seçim öncesi senaryoları aktardınız, bir de seçim sonrası senaryolara geçelim. MHPnin kamuoyu yoklamalarında barajı geçebileceği görünüyor yada barajı geçebilecek partiler arasında MHPnin de adı zikrediliyor ama daha seçimlere çok süre var, köprünün altından çok sular akar, ne yönde değişir, daha çok artabilir, azalabilir o seçmenin takdiri olacaktır. Ama diyelim ki geçtiniz ve tek başınıza da iktidar şansınız olmadı yanınıza CHP kaderin getirdiği bir ortak olarak geldi içinde de Kemal Derviş var. Yeniden çalışır mısınız Sayın Dervişle yada böyle bir koalisyonda ekonominin patronluğunu Sayın Dervişe verir misiniz?
Devlet Bahçeli: Tabi bunu şu şekilde değerlendirmekte yara var: 18 Nisan seçimlerinde dünya görüşü çok farklı olan, 13 Eylül öncesinin siyasal ortamında da zaman çatışma içerisinde olan iki siyasi parti bir araya gelmiştir. Burada takip edilen bir anlayış ve bir strateji vardır. Çünkü yirmi birinci dönem 21. yüz yılı kucaklayan bir meclisti. Bu meclis çok yüksek bir misyona sahip olarak yep yeni yüz yılı anlamdırmalı, algılamalı, yarumlamalıydı. Böyle bir ortam içerisinde MHP bir uzlaşı, bir sosyal barış ortaya koydu. Yani halkımızın arasına girdiğimiz vakit tartışma istemiyor, tepeleşme istemiyor, siyasetin kirletilmesi istemiyor, siyasi uslubun çirkinleştirilmesini istemiyor. Saygınlık içerisinde kişilikli bir siyasi kimlikle doğru bildiğini savunan, yapabilecekleri üzerinde ısrarla duran, fakat Türkiyede bu toplumsal barışı arzulayan ve Türkiyedeki sorunları çözmeye niyetli siyasi partiler istioyr. Bunu kamu araştırmalarıyla aramıyoruz ama bizim kendi toplumun nabzını tutma yöntemlerimiz var.
Ali Kırca: Gördüğünüz manzara budur.
Devlet Bahçeli: Önümüze hangi tablo çıkacaksa bir de beraber çalıştığımız dönemleri gözden geçirerek Türkiyeye zarar verebilecek bir koalisyonun içerisine; biz bir defa tek başına bir siyasi iktidarı hedefliyoruz ve bu da nasip olacak Allahın izniyle er yada geç olacak. Ancak koalisyonlarla da ülke yönetilirken artık uzun ömürlü, uzlaşma zemini daha geniş, bir takım muhtemel gelişmeler karşısında tavırları önceden bilinen, yapılarla bunun oluşması ülke için yararlı olur. İlle de koltuktan olacağım, koltuk sevdasıyla ne partiyi, ne ülkeyi ateşe atamayız. Yararlı gördüğümüz konu ne olursa olsun aynen yaparız. Nitekim bir gazeteci Sayın Dervişin bu uygulamaları içerisine ne diyorsunuz? diye sordu; daha yeni başlamış üç, beş aylıkken. Eğer yararı olacaksa zehir olsun içerim demişimdir. Yani MHP bu yönüyle farklıdır.
Ali Kırca: Zaman zaman zehir mi oldu?
Devlet Bahçeli: Evet, oraya girmeyelim. Zaman kalmaz.
Ali Kırca: Hepsini zehir mi etti bu koalisyonda?
Devlet Bahçeli: Her zaman zehir etmedi, güzel icratler de oldu. Ama çok uzun tartışmaların olduğu anlar oldu o anlarda da mesela maliye borçlarının yeniden yapılandırılması konularında saatlerce tartışmalar oldu. Ama bütün bunlara rağmen bir uzlaşı yolu bulundu. Burada MHP netice itibariyle yapıcı olmuştur, yoksa teslimiyetçi olmamıştır.
Ali Kırca: Seçimden sonra da o zehiri yeniden içmeye hazır mısınız?
Devlet Bahçeli: Bu defa biraz daha zor gibi geliyor.
Ali Kırca: Çünkü Sayın Dervişin bu belirsizlikle ilgili tespitin yanı sıra...
Devlet Bahçeli: Dervişin tavrı, görüşleri CHPyi bütünüyle kavrarsa bu iş zor. Çünkü CHPnin bilinen politikalarıyla Türk siyasetinin güzide bir partisidir diğerleri gibi. Koalisyon yaparız demiyorum bir ayrımı ortaya koymaya çalışıyorum.
Ali Kırca: Sayın Dervişin ekonomi politikasıyla ilgili şikayetlerin birisi siyasi belirsizliğin yanı sıra şuydu: ekonomide çok başlılık var yani hazine bende ama maliye başkasında... Eğer seçimden sonra biz yeniden iktidar ortağı olursak ister tek parti olalım, ister koalisyonda olalım ben ekonominin patronu olmalıyım ve bütün bu bakanlıklar tek bir merkezde toparlanmalı, tek bir kişinin sorumluğu altında toplanmalı...
Devlet Bahçeli: O konuda da bir açıklık getirelim. Koalisyon oluşumu sırasında bildiğiniz gibi MHP TBBBde temsil edilmiştir, geçmiş dönemlerde hükümetlerde de görev almıştır. Ama geniş bir sorumluluk içerisinde ilk defa 57. Hükümette almıştır. Bu koalisyon çalışmalarının yapıldığı süreden bir de otuz dört bakanlık içerisinden milletvekili sayılarına dayalı olarak bir bakanlık bölüşümleri tablosu geldi. O zaman ben şunu ifade ettim: burada on yedi icra bakanlığı var, on yedi de devlet bakanlığı var. Kamu yönetiminin bir ilkesi olarak icra bakanlığının yarısını devlet bakanlıkları oluşturmaladır. İcra bakanlığı kadar devlet bakanlığın olması doğru değildir. O sebeble icra bakanlığını on yedi kabul ederseniz devlet bakanlığı yedi veya sekizdir, başbakanla beraber yirmi dört veya yirmi beş Bakanlar Kurulu üyeliğinden oluşan bir hükümet yapısı ortaya çıkar. Ama bizden önceki koalisyonlar geniş kapsamlı bir bakanlar kurulu yapısı ile geldiği için ve bizden evvel de koalisyonlarda bulunan iki partiyle biz koalisyon kurduğumuz için böyle bir tablonun bugün için uygun olacağını, koalisyonu oluşturan partiler açısından da rahatlatıcı olacağı ifade edili ve kabul ettik. Fakat bunları sık sık gündeme getirdiklerinde Sayın Mesut Yılmaz Bey ve Sayın Derviş ve zaman zaman TÜSİADın raporlarda bunlar gündeme geldiğinde Bakanlar Kurulunda ben Başbakana bir teklifte bulundum dedim ki MHP kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması ile alakalı bir hazırlığı olan partidir, kamuoyunda Bakanlar Kurulunun dışında gelişi güzel konuşmalar oluyor. Eğer gerçekten isteniyorsa bir gün tamamen buna ayıralım belki de bir kaç gün de sürebilir her koalisyonu oluşturan siyasi parti kamu yönetimi ile alakalı reform anlayışını getirsin; Bakanlar Kurulunun sayısından tutunuz kamu yönetimine kadar tartışalım ve önümüzde zamanı olan bugünkü hükümet olarak, mecliste de çoğunluğu bulunan bir hükümet olarak bu reformu geçekleştirelim. Daha sonra bunun böyle bir ortamda olmamasının daha faydalı olacağı düşüncesiyle bu düşüncemizi erteleyip, erteleyemeceğini söylemek biz de takdiri Sayın Başbakana bıraktık. Samimi söylüyorum bir taraftan ekonomik program uyguluyorsunuz, bir taraftan da Avrupa Birliğiye uyum sağlayacak bir ulusal program uyguluyorsunuz. Türk milletinin önüne çok önemli fırsat bu iki programı 57. Hükümet çok iyi değerlendirdiği takdirde Mecliste gücü ile bir toplumsal proje haline dönüştürüp çok daha ileri bir Türkiyeyi planlayabilir, bunu da yapalım. Bunların hiç birisi fazla olmadı ama çok konşuldu.
Ali Kırca: Seçim sonrasına ilişkin sormak istediğim bir kaç soru daha var. Özellikle AKP konusundaki görüşlerinizi ve başörtüsü ile ilgili çok soru var seçim öncesinde sizin o meşhur erkekçe, ürkekçe tavırlarla ilgili. Onu söyleyecem ama Derviş konusunu kapatmak istiyorum. Sayın Derviş ile kişisel ilişkileriniz nasıldı? Bir gerginlik biçiminde mi geliyor muydu...
Devlet Bahçeli: Bizim kimseyle problemimiz olmaz. MHP o olgunluktadır, Sayın Kemal Derviş de o olgunluktadır. Karşılıklı görüşülür, konuşulur ama görüşlerde ayrılıklar varsa o da açık ve net olarak ifade edilir bizim uslubumuz bu. Kimseye kırıcı olmayız, kimseye hakaret etmeyiz, kimseye çirkin söz söylemeyiz.
Ali Kırca: Peki siz bu Yeni Türkiye Partisi, sonra Sayın Derviş CHP ilişiksi; dışardan bakarak başka bir parti olarak bu gelişmeleri...
Devlet Bahçeli: Bakanlar Kurulu Üyesi sıfatıyla yapmış olduğu temasları siyasi ahlakla bağdaştırmadığımı açıkça ifade ettim. Sonra olan gelişmeler artık bizim dışımızda olan gelişmeler. Nasıl bir yapı arzuluyorlar, kiminle nasıl görüşecekler o artık onların sorunu ne hükümet sorunudur, ne MHP...
Ali Kırca: Dışarıdan bakarak mesela YTPye Sayın Dervişi aldıktan sonra Sayın Cem liderliğinde, Sayın Özkan...
Devlet Bahçeli: Ben bu konuda yorum yapmıyorum. Bir hazırlık yaparlar ortaya bir yapı çıkar hep beraber milletin huzuruna çıkarız.
Ali Kırca: Bu AKP meselesine geçelim ama bu arada bizim konuşmalarımızla ilgili olarak size sorular da gelmeye devam ediyor. Mesela bu yirmi sekiz milyar dolar konusunda deniliyor ki yüz otuz milletvekili komisyonda temsil edilen bir parti daha önce IMFden glen paraların nereye gittiğini öğrenemiyor, bi bir zafiyet ifadesi değl midir? diye.
Devlet Bahçeli: Her şey açık internete de verilmiştir. Sayın Bakanın sunmuş raporda IMFden yirmi sekiz milyar doların kullanıldığı ifade edildi ben raporda bu neden yok diye sordum. İkinci soru da Banka Düzenleme Kurulunun çalışmalarının da bilgi verin. Eğer bunlar da eklendiği takdirde daha açık Bakanlar Kurulu üyelerinin ilgilenmesi. Yoksa MHP olarak koalisyon ortağı sorumluluğu içerisinde takip ederiz, bu arkadaşlarımız rahat olsunlar.
Ali Kırca: AKP ile koalisyon yapar mısınız seçimden sonra?
Devlet Bahçeli: Şuan için erken bir yolun bizim ilkelerimiz arasındadır. Yasaya bakarız, Türkiyenin konjoktörüne bakarız, ülkemiz için ne yararlıysa ona karar veririz. Yani MHP her olayı parti perspektifinden bakmakla beraber partiler üstü değerlendirir. Onun için ülke ve milletim sonra partim diyen bir anlayışa sahiptir. Bugünden Bakanlar Kurulunu belirlemek, şu partiyle, yaparım... Bir işe koyuyorsunuz ülkemiz için yarar sağlayabileceğine inandığımız her şeyi yaparız.
Ali Kırca: Genel ölçünüz bu. Peki bu arada bunu da söylemiş olayım Sayın Ecevitin bir değerlendirmesi vardı AKP seçimlerde HADEPi de yanına koyarak o konuda da görüşünüzü alalım bir başarı elde etmesi durumunda bunun 4 Kasım sonrasında bir rejim sorunu yaratabileceğine ilişkin bir tespiti yada kaygısını ifade etti. Böyle bir kaygıya siz katılır mısınız?
Devlet Bahçeli: Hayır. Sayın Başbakanımızın bu değerlendirmesini doğru da bulmuyorum. Kendi anayasası, siyasi partiler yasası çerçevesinde oluşmuş olan siyasi oluşumlar demokratik bir toplum içerisinde halkın desteğini alabiliyorsa istediği konuma o destekle gelebilmeli bunu yadırgamamalıyız. Ama bu tür oluşumlar yasalara aykırı davranışlar sergiliyor, anayasamıza ters gelişmeler ortaya koyuyorsa zaten bağımsız yargı var ve çok sık yerine getiren bir bağımsız yargımız var.
Ali Kırca: HADEP ile ilgili düşünceniz nedir? HADEP seçimlerine katılıyor ve bir süredir de mecliste temsil edilmiyor ama yerel yönetimlerde belediye başkanlarıyla temsil ediliyor. Sizin de bir ara Diyarbakır Belediye Başkanı ile yakın bir temasınız ve icrati ile ilgili olumlu tespitleriniz de olmuştu. Bu arada İspanyada da bir ayrımcı parti sırf terörü desteklemediği gerekçesiyle kapatıldı ve bu onaylanmış bir karar da değil. Avrupada çok farklı görüşler var yani Avrupa Birliğinde böyle mümkün oluyor demek mümkün değil.
Devlet Bahçeli: Avrupa Birliği üyesi bir ülke kendi ülkesinin çıkarları doğrultusunda bu kararı alabiliyor. Ama aynı Avrupa Birliği Türkiyede dışarıdan bazı telkinlerle bu kararların yanlış olduğu...
Ali Kırca: HADEPe nasıl bakıyorsunuz?
Devlet Bahçeli: HADEP Anayasa Mahkemesinde duruşması devam ediyor ve onun sonucunu beklemek lazım.
Ali Kırca: Peki yerel yönetimlerde bir icratın içindeler üç senedir ve bu icrati yakından gözlüyorsunuz, bu konuda hasasiyetleriniz var. Türkiyeyi bölecek yada parçalayacak yada o anlamda olumsuz bir takım sonuçlara yol açabilecek bir icrat HADEPde gözlediniz mi, gördünüz mü?
Devlet Bahçeli: Onu zaten yetkili organlar inceliyordur, bir yanlış yapılıyorsa gereği de yapılır. Bizim özel bir tespitimiz gibi bir şeye ihtiyaç hissetmeyiz. Biz bütün olarak bakarız. Bölücü amaç taşıdıkları süre içerisinde hangi parti olursa olsun Türkiyenin insan yapısını tespit eden, Türkiyenin birliğini, beraberliğini bozan hiç bir şeyi kabullenmemiz mükün değli bu kim olursa olsun.
Ali Kırca: Başörtüsü meselesine geleyim. Bu konuda çünkü muhafazakar kanattan eleştiriler var çünkü seçim öncesinde biz ürkekçe değil, erkekçe tavır alacağı gibi bir söylemde bulunmuştu ve bu da slogan gibi yerleşti. Ama sonra denildi ki MHP başörtüsü konusunda o kadar da kararlı durmadı kendi seçmenin karşısında. Kendi milletvekili başörtüsünü mecliste çıkardı diye. Bu konuda net tavrınızı almak istiyorum.
Devlet Bahçeli: Bir defa siyasi kültürümüzde erkek parti tabirini getireni bir bilmek lazım.
Ali Kırca: Siz değilsiniz?
Devlet Bahçeli: Onu bu soruları soran arkadaşlarımız üç buçuk yıldır her konuyu gündeme getirdikleri vakit bunu da ilave eden Sayın Milletvekilleri erkek kavramını hangi kişi siyasi kültürümze kattı bunu bir tespit etsinler. Bir de MHPnin 19 Nisan seçimlerindeki sloganlarını tepsit etsinler bunlar kamuoyuna açıklanan şeylerdir. Bir de halkın kendi, kendine oluşturduğu sloganlarla bazı standlarda, kahvelerde yapılan siyaseti de tespit etsinler ondan sonra MHPyi suçlasınlar. Yani MHPnin her şeyle suçladıkları zaman MHPde bir yılgınlık olmaz, bir geri dönüş olmaz, teslimiyet olmaz, aldığı kararı aynen uygulama azmini her zaman gösterir. Kim ne söyle, ne kadar söylerse söylesin. Bu gerçekleri çok iyi bilmeleri lazım. Baş örtüsü meselesi toplumsal bir sorun haline Türkiyede oluşturuldu. Başörtüsü meselesi bir inançlı kardeşimizin başını örtme arzusu siyasette istismar edildi. Türkiye bir çıkmaza doğru sürüklendi ve böyle bir durumda çatışma ile bir yere varılamaz yani laik, anti laik tartışmasıyla, tesettürlü, tesettürü olmayanlarla, şöyle böyle ile memleketi bir gerginliğe itmenin hiç kimseye faydası yoktur. Şimdi Türkiyenin yaptığı en büyük bir yanlışı ifade ediyorum Sayın Kırca. Türkiye son otuz, otuz beş yılı sosyal şiddetle, terörle, anarşi ile geçirmiş olan bir ülke. Şimdi herkes her şeyi konuşuyor ama bir kişi de çıkıp bu üniverstedeki ilim adamlarımız da dahil, devletimizin bir çok yetkili kuruluşları da dahil otuz beş yıllık bu şiddetle yaşanmış bu dönemi bir sosyolojik analizini yapamadık, yapmak da istemedik. Bu sosyal yaşandığı bir ortamda acaba siyasetimize neyi malzeme yapabileceğimizi hep araştırdık, gerginlik üzerine gerginlik yarattık ve Türkiyeyi yakalaması gereken bir konumdan çok gerilerde bıraktık. Maddi ve manevi bir çok kaybımız oldu. Hala Türkiyede siyasette bunu kullanmaya çalışanlar var. Vaz geçsinler, biraz sabırlı olsunlar, siyaset literatüründen bunu biraz düşürsünler, inançlı kardeşlerimizi kendilerine bıraksınlar, toplum bir rahatlasın sonra nasıl uzlaşılabilir, nasıl buna bir çözüm getirebilir, kamusal alanda hangi tavrı geliştirmeliyiz, özel alanda hangi tavrı geliştirmeliyiz. Her başörtülü insan acaba bir siyasal radikal islamcı mı, bir terör faliyeti içerisinde mi yoksa inancıyla mı bunu yerine getiriyor. Bunların ayrımını yapabilecek bilgi, girişim, tecrübe imkanlara sahip olan bir Türkiyeyiz. O sebepten yine bu seçimde de eğer Türkiyede başörtüsünü öne çıkartarak siyaset yapmaya çalışanlar varsa birincisi başını örten kardeşimize eziyet ediyorlar, ikinicisi ailesine eziyet ediyorlar, toplumsal sorun olarak Türkiyeyi gerginleştiriyorlar ve siyaseten de kendileri de sıkıntıya giriyor. Geçmişten her siyasi parti ders alarak önünü görmelidir. Biz bu anlayış içerisindeyiz. İsteyen örter, isteyen açar fakat siyasete bunu kullanmayız.
Ali Kırca: Peki seçim sonrasında yine oluşacak tablo içerisinde Avrupa Birliği ile ilgili olarak şuana kadar kabul edilmiş uyum yasaları bir uygulanması süreci var çünkü iş yasalarının çıkarılmasıyla bitmiyor olay ve 12 Aralıkda da Kophenag Zirvesi var Türkiyenin müzakere tarihi alabilmesi için bu dönemde, bu arada mümkün olduğunca bu yasaları uygulamaya geçirmesi gerekiyor. MHPnin ağırlıkta olacağı yada içinde bulunacağı bir iktidarda bu uygulama süreci zora girer mi, burada çıkarılan yasaların uygulanmasında MHPnin yeniden gözten geçirme tavrı en azından icrat aşamasında olabilir mi?
Devlet Bahçeli: Burda çok net ifade kullanmak istiyorum, başından beri de netliği tercih ediyorum. Eğer bir ülke sorumluğluğunu üstlendiyse Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimizi dün olduğu gibi gelecekte de geliştirmeyi düşünüyoruz. Ancak Türkiye Avrupa Birliğine sağlıklı bir ülke olarak girecekse Türkiyeyi rahatsız konularda da Avrupa Birliği yönetiminin anlayış ve desteğini isteriz. Onlarla otururuz her gerçeği açıklıkla görüşürüz. Mesela deriz ki PKKyı KADEK kurluşu sağlandıktan sonra kapatılmış bir örgüt olarak terörist listesine aldınız. Ama şimdi KADEK genel başkanı olarak terörist başı Abdullah Öcalan gözüküyor. Amaçlarımızda bir değişiklik yok, militan unsurlarımzda da beklenti içerisindeyiz diyor. O zaman PKK ile farkı olmayan bir KADEKi niye almıyorsunuz? bu sorunun cevabını Avrupa yönetiminden isteriz.
Ali Kırca: Avrupa Birliği ile ilgili pazarlık şartı mı olur?
Devlet Bahçeli: Bunlar karşılıklı. Madem ki bir birliktelik oluşturacaksınız, bir entegrasyon oluşturacaksınız, daha sağlıklı bir yapıyla girmek varken her aşaması sürtüşme ile olan bir birlikteliğin kime, ne faydası olacak? Kırk yılı aşkın bir süredir Türkiye bu sevdanın peşinde. Her siyasi parti bunu siyasi hedef kabul etmiş. Biz devlet yönetimine geldik bunun bir devlet politikası olarak uygulamasını gördük. Şimdi burdan vaz geçmek mümkün değil, değişik alternatifler oluşturabilirsiniz, Türkiyenin çoğrafi konumu çok yönlü bir dış politikayı ve oluşumu gerektirir ve bunlardan bir tanesi de Avrupa Birliğidir.
Ali Kırca: Peki Kuzey Irak konusunu da yine önümüzdeki dönem içerisinde ısınması söz konusu. ABDnin muhtemel bir Irak operasyonu ve sonrasında belki Kuzey Irakdaki yeni gelişmeler. MHP nasıl bakıyor, böyle bir operasyona destek verir mi ve Kuzey Irakdaki gelişmeler Türkiyeyi nasıl etkiler.
Devlet Bahçeli: 57. Hükümet olarak oluşturulmuş bir görüş vardır ve hükümetin bir üyesi olarak bu görüşü savunmak durumundayız çünkü aynı sorumluluğu paylaşıyoruz. Şuan ABDde de bu müdahale tamamı ve şekli tartışılıyor ama bölye bir durumda bir değerlendirmek için biraz erken olur.
Ali Kırca: Peki Kuzey Irakdaki gelişmeler orada bir Kürt devletinin oluşması...
Devlet Bahçeli: Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kabullenemeceği bir yapılaşma olur. PKK ile örtüşen bir bakış açısıdır, orada kurulan Kürt devleti söz konusu ise burda PKK da burda hak elde ettik, haklarımız var, hukuki statümüz de doğdu o zaman bizim de hakkımızdır noktasıyla Türkiyenin yine başı ağırır. Onun için çift yönünü düşünmek lazım.
Ali Kırca: Barzaninin de sert açıklamaları olmuştu Türkiyeye yönelik.
Devlet Bahçeli: Bunu kabulumüz mümkün değil biraz haddini bilmelidir.
Ali Kırca: Seçim sonrasına ilişkin üzerine duracağız ama burada herkes diğer partiler yada görüşleri bir birine yakın partiler ittifaklar üzerinde olasılıkları, hesapları üzerinde duruyorlar. MHPnin de siyasi tablo içerisinde kendsine yakın olan, akraba olan ve içinden doğmuş partiler var. BBP var, Aydınlık Türkiye Partisi var Merhum Türkeşin oğlunun da içinde bulunduğu. Bu partilerle bir birleşmenin, ittifakınız, seçime birlikte gitmeniz veya ittifakla yasa olarak mümkün değil ama destek temasınız mümkün mü, böyle bir temas var mı?
Devlet Bahçeli: Ulu bir çınarın kökü MHPdir zamanlarla dallarda ayrışım olmuş. Biz bu dalları bir araya getirip gövdeye bağlayacak bir gayret içine gireceğimiz yerde o dalın gövdesine inerek orada büyük bir buluşmayı sağlamak en doğrusudur bizim açısından. O bakımdan ittifak düşünmüyoruz ancak katılım, gönül birliği, inanç birliği, inanç birliği, fikir birliği içerisinde olduğumuz her insanımıza kapılarımız açık.
Ali Kırca: Hep kapılar açık, hep de iltihak yönünde bunlar. Sayın Baykaldan, Sayın Eceviten...
Devlet Bahçeli: Bunlar Türk siyasi hayatın ana nehirleridir. Şimdi zaman zaman siyaset tıkandı, yeni bir oluşuma ihtiyaç var, zaman zaman siyaset şöyle oldu yeni bir oluşuma ihtiyaç var diye sürekli parçalanma oluyor. Türkiye artık bundan kurtulmalıdır.
Ali Kırca: Peki bu ilktihaklar ortak paydası var bir de bakşa bir ortak payda var burda bazı liderler ifade ettiler değişim ortak paydası bir de gelişim ifadeleri. Sayın Erdoğan da söyledi, Sayın Baykal bir anlamda söyledi. Siz değiştiniz mi yada şöyle sorayım: Merhum Türkeşin MHPsi ile Sayın Bahçelinin MHPsi arasında fark varmıdır, varsa nedir?
Devlet Bahçeli: Hiç bir fark yoktur.
Ali Kırca: Değişmediniz mi?
Devlet Bahçeli: Değişim kavramı Türkiyede artık herkesin kullandığı, gerçek anlamını yitirmiş, bir kavram olarak kullanılıyor.
Ali Kırca: Sosyal uzlaşma kültürü getirdik Türk siyasetine demiştiniz. Peki geçmişte var mıydı bu siyaset?
Devlet Bahçeli: Sayın Rahmetli Başbuğumuzun Genel Başkan olarak görev üstlendiği dönemde de siyasi uzlaşmanın çok güzel örnekleri vardır. Fakat her zaman MHP topluma tanıtımda ihmal edilmiştir.
Ali Kırca: Ama geçmişteki siyasi uzaşmalar biraz...
Devlet Bahçeli: Ama o zaman, bu zaman farklılıklar var. Önemli olan dünyadaki gelişimin Türkiyeye yansımasını Türkçe okuduğunuz takdirde değişmeye gerek yok. Başkalaşmadan gelişmeye ihtiyaç var.
Ali Kırca: Siz de gelişmenin altını çizdiniz.
Devlet Bahçeli: Gelişim, değişimden çok daha önemlidir. Gelişimin müsvet bir yönü vardır, değişimin her zaman bir olumsuz bir yönü de olabilir.
Ali Kırca: Peki 18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra bir başka değişim çok tartışılmış yada konuşulmuştu o da Ülkücü kadroların değişimi, imajla ilgili kimi değişimlerin olduğu. Böyle bir imaj değişimi genç Ülkücü kadrolarda yada sizin tabanınızda sizden tavsiyeler biçiminde bir değişim oldu mu?
Devlet Bahçeli: Burada sadece Ülkü Ocaklarına mensup gençlere seslenmek istemiyorum. MHP olarak 21. Yüzyılı iyi değerlendirme açısından yüzüncü yıl dönümü, 2023 yılını önce Türkiye problemlerini çözmüş güçlü bir ülke, sonra bölgesel bir güç, sonra süper güç olmayı arzuluyoruz. Şimdi genç arkadaşlarımıza sesleniyorum ilk seçimde oy kullanacak olan kardeşlerime sesleniyorum. Bugün on sekiz yaşındalar 2023 yılında otuz sekiz yaşında olacaklar, bugün yirmi dört yaşındalar 2023 yaşında kırk dört yaşında olacaklar. Yani ülkeyi yönetecek nesil onlar olacak. O zaman kendilerini çok iyi yetiştirmeliler. Ben Ülkü Ocaklarına söylüyorum güzel Türkçemizin yanında batı dillerinden mutlaka birini öğreneceksiniz, doğu dillerinden de mutlaka öğreneceksiniz Rusça, Çince, Japoncadan bir tane, Almanca, Fransızca, İngilizceden bir tane öğrenceksiniz en az iki dil bileceksiniz, eğtimini aksatmayacaksınız ve o yetmiyor yüksek lisans ve doktora programlarını tamamlayacaksınız. Yani kafanızda şu olacak bir gün bu ülke 21. Yüzyılı amlandırır, yorumlar geçmişte olduğu gibi bir lider ülke konumuna geldiğinde o lider süper güç ülkenin yöneticisi olan insanlar olarak önümüzde gayet güzel günlerle kendinizi hazırlayınız diyoruz. Şimdi bu perspektifi verdiğimiz genci herşeyden korumalısınız, her türlü kötü alışkanlıktan korumalısınız, her türlü gayri kanuni işlerden korumalısınız. Hangi paritye mensup olurlarsa olsunlar, ülkenin hangi bölesinde olurlarsa olsunlar ama bizim bütün gençliğe seslenirken özelde de Ülkücü gençliğe sesleniyorum ve bugün Ülkücü gençlik kendisini bu şekilde hazırlıyor.
Ali Kırca: Peki geçmişte Ülkü gençlikle özel bir şeyden söz etmiyorum çünkü Türkiye çok azılı ve sancılı dönemlerden geçti. 12 Eylül öncesinde ve sonra Güneydoğudaki çatışmalarda Türkiye bir şiddet ikliminde yaşadı ve bir şiddet kültürü yetişti ve neyazik ki iki taraflı olarak bu kültürün içinde kendimize de zarar veren, Türkiyede zarar veren çok acı sonuçları bir kaç kuşak yaşayarak geldi. Bu anlamda da bu şiddet kültürünün sonrasında belki sadece Ülkücü gençliği de değil ama öncelikle sizin tabanınızı oluşturan Ülkücü gençliğe ve gençlere bu anlamda söyleyecekleriniz nelerdir?
Devlet Bahçeli: Bütün gençlerimize şu güzel yaklaşımınızdan dolayı bir çağrıda bulunmak istiyorum. Şiddetle bir yere varılmıyor, terörizmin sonu yok, terörizmin milliyeti de yok, devleti de yok. Anarji ile bir yere varılmıyor, dünya hızla değişiyor ve böyle bir değişimi kucaklayan o kucaklama içerisinde kendisine bir yer bulabilen gayet bilgili, birikimli bir nesil olmaları hem kendileri için, hem aileleri için, hem ülkemiz için şart. O bakımdan tek bir şey söylüyorum her türlü kavga ve çatışmadan uzak kalsınlar. Ülkücü harekete mensup insanın kavgaya karışmasını şiddetle istemiyorum. Yapmak isterse bizim dışımıza çıkar, içimizde tutamayız. Ama genelde sonu olmayan maceralara girmeye gerek yok. Dünyadaki gelişimi takip edebilecek her türlü teknoloji de kendilerinin ayağına gelmişlerdir. Bir gece oturduğu zaman dünyayı okuyabiliyor, okuduklarından ülkesi için, ailesi için, kendisi için bir hisse çıkarsın.
Ali Kırca: Türkiye o şiddet iklimini geride bıraktı ama bir daha dönmemeli. Bu çağrımızda son derece önemli ve anlamlı. Artık gençler arasında kala kala sadece Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş rekabeti kalsın, o da hoş bir rekabet. Siyah - beyaz Beşiktaş kravatını onun için mi taktınız?
Devlet Bahçeli: Hayır, bu uyum sağlasın diye taktım.
Ali Kırca: Ama siyah - beyaza kalbinizde özel bir yer var. Nasıl buluyorsunuz Beşiktaşı bu sene.
Devlet Bahçeli: İyi olucak inşallah.
Ali Kırca: Teknikdirektörden memnunsunuz, futbolcular arasında sevdiğiniz yada tuttuğunuz kimdir veya hangisidir?
Devlet Bahçeli: Şimdi herkes İlhandan bahsediyor.
Ali Kırca: Peki Nouma böyle biraz...
Devlet Bahçeli: Sinirlilikten vaz geçmeli.
Ali Kırca: Ülkücü gençlere yaptığınız çağrıyı Noumaya da yapıyorsunuz.
Devlet Bahçeli: Fazla kırmızıya heves etmesin onun ayrı bir takımı var onun için uzak kalsın o işlerden.
Ali Kırca: Peki çok teşekkür ediyorum katıldığınız içni seçim öncesinde Seçim Meydanı programında bizimle birlikte oldunuz. Daha sonraki turlarda yeniden tartışma platformlarında birlikte olmayı umuyoruz iyi akşamlar diliyoruz. Seçim Meydanı programlarının ilk turunu bu akşam burada Sayın Bahçeli ile noktalıyoruz. Önümüzdeki dönemde yeniden başlayacak ama bitirmeden önce bizimle bu geceleri paylaştığınız için hepinize teşekkür ediyoruz. Ama bu mekanı da bu parlementonun karşısında bu güzel Ankara akşamlarını sağlayan Türkiye TESKe ve Başkanları Sayın Derviş Beye de özel teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yeniden Seçim Meydanı programlarında birlikte omayı dileği ile iyi akşamlar diliyorum. |
|