|
Live Vote is temporarily unavailable.
|
11 Eylülün yarattığı kaos ortamında Ortadoğunun siyasi görünümü bir hayli değişti. Filistin-İsrail çatışmasında ABDnin uyguladığı çifte standart, bir hayli yara aldı. Bölgedeki Arap, Türk ve Kürt toplumları daha fazla kargaşa, sıkıntı ve belirsizlik içine sürüklendi. Mart ayında Beyrutta yapılan Arap zirvesinde, katılımcı 22 ülke yönetimi de Irak ile aralarındaki çelişkileri giderme sinyalleri verdiler. Suudi Arabistan ve Irak, bu zirveden sonra Arardaki sınır kapılarını tekrar açtılar ve Suudi işadamları artık, mallarını Bağdatta satabiliyor. Irak, Kuveytin ulusal arşivlerini geri vermeyi ve kayıp Kuveytliler konusunu tartışmayı kabul etti. Irak ve İran, karşılıklı olarak mültecilerin değiş tokuşunda anlaştılar. Suriye de Irak ile ilişkilerini normalleştirdi. Lübnan da aynı şeyi yaptı. Türk ve Ürdünlü işadamları ve resmi görevlilerinden bir heyetin Bağdatı ziyaret etmediği bir hafta yok gibi. Ürdünün ulusal havayolu, Bağdat ile Amman arasında haftada 5 gün sefer yapıyor. Şam ve Bağdat arasında da havayolu seferleri başladı. Irak Kürdistanı, Bağdat ile bilimsel, kültürel ve sportif düzeyde temaslar kuruyor ve sorunlu da olsa, mevcut istikrarını korumaya çalışıyor. Irakın, Ortadoğudaki siyasi ve ekonomik yalnızlığı tamamen ortadan kalkmış durumda. Son zamanlarda sorunlarla dolu bu bölgeye ABDli üst düzey yetkililer tarafından yapılan ve bu normalleşmeyi bozmaya çalışan ziyaretler göze çarpıyor. ABD yönetimi, BM Genel Sekreterini de Iraklı yöneticilerle yapacağı görüşmeler konusunda da uyarıyor. Irak Bushun blöfünü görsün Amerikalılara göre, görüşmeye değer tek konu, BM silah denetçilerinin Iraka geri dönmesi meselesi. Bu konu, Viyanada bir süre önce sona eren görüşmelerde ele alınan tek konuydu. Irak sorununun sadece askeri yönden çözüleceği görüşü ile ilgili olarak Avrupanın rahatsızlığı giderek artıyor. Değişen oranlarda, Ortadoğudaki diğer yönetimlerin de rahatsızlığı söz konusu. Suudi Arabistan, Riyad yakınlarındaki Sultan Hava Üssünün kullanılamayacağı konusunda ABDye uyarıda bulundu. ABDnin yoğun baskısı sonucu, Katar yönetimi, Suudi Arabistan üzerinden yapılan lojistik aktarımının , kendi üslerinden yapılmasını kabullendi. ABDnin , Iraka karşı olası bir savaşta Ürdünü de üs olarak kullanma konusundaki talepleri, bu ülkede de siyasi bir sorun yaratıyor. Türkiyede de eğer Başbakan Bülent Ecevit görevinden ayrılır ve yeni seçimler yapılırsa, böyle bir sorun yaşanmaya başlanacak. Irakta siyasi değişim konusunda ABDnin tercihlerine uygun olarak büyük bir istikrarsızlık yaratılıyor. Buna paralel olarak, ABD tarafından bugüne kadar başlatılmış bulunan en büyük dezenformasyon kampanyası giderek büyüyerek yürütülüyor. ABD ve uluslararası kamuoyu, Irakın 2002 yılı itibariyle dünyaya karşı oluşturduğu sözde tehdit konusunda giderek artan boyutlarda kandırılmaya çalışılıyor. Iraka karşı savaşı savunanların öncülüğünü de, askeri çözümü tek çare olarak gören ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz yapıyor. 14 Temmuz 2002 günü İstanbulda yaptığı bir konuşmada Wolfowitz şunları söylüyordu: Başkan Bush, mevcut Irak rejiminin ABD için ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu görüyor ve bu rejimle sonsuza kadar birlikte yaşayamayacağımızı kesinlikle belli etti. Elinizde bunları destekleyecek belirli bir kanıtlar olmadan, bu tür demeçler vermek son derece büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Bunu yapmak, ABDde toplumsal bir isteri yaratmaya parti ayrımı gözetmeksizin her görüşten Amerikalıların askeri operasyonu desteklemesini sağlamaya yöneliktir. Iraka yönelik bir savaşı sadece varsayıma yönelik olarak gerekçelerle başlatmak hem aptallıktır hem de ahlaki açıdan itici bir davranıştır. Geçenlerde Galler Bölgesi Başpiskoposu Dr. Rowan Williamsın dediği gibi Dünyanın en güçlü devletlerinin, dış politikanın bir aracı olarak savaştan veya savaş tehdidinden sözetmeleri, kabul edilemez ve kınanacak bir durumdur. ABD Savunma Bakanlığı da çok iyi biliyor ki, Irak bulunduğu bölgeye karşı, hele ki ABDye yönelik olarak hiç tehdit oluşturmuyor. Bunun tersini savunmak dürüstlük değildir. Örneğin, çok iyi biliyorlar ki, Bağdat yakınlarında El Fallujah bölgesinde tarım ilaçları yapan ve El Dora bölgesinde Şap hastalığına karşı ilaç üreten tesisler, artık tamamen imha olmuş durumda ve çalışamıyor. Birleşmiş Milletler, El Doradaki tesiste daha önce kimyasal ve biyolojik silahlar üretildiğini ortaya çıkarmıştı. Ancak 1996 yılında bu tesis tamamen imha edilmişti. Temmuz ayının ortalarında bir Alman televizyon ekibi ile birlikte bölgeye El Doraya yaptığım ziyaret sırasında , ki buraya gitmeye Iraklılar değil ben kendim karar verdim, aynen 1999 yılında gördüğüm gibi, tamamen tahrip edilmiş halde olduğunu gördüm. El Fallujah tesisi de, hem 1991 yılındaki savaş sırasında hem de 1998 Aralık ayındaki bombardıman sırasıda tahrip edildi. Bu arada, BM silahsızlandırma heyetleri de kitle imha silahları üretme kapasitesine sahip tüm tesisleri işlev yapamaz hale getirdi. İnsanın, bu tesislerin birşey üretemez halde olduğunu anlaması için, kitle imha silahları konusunda uzman olması bile gerekmez. Ama en endişe verici şey, ABD Savunma Bakanlığının tüm bu gerçekleri çok iyi biliyor olması. O zaman, insan şunu sormadan edemiyor: ABD yönetimi, teröre karyşı mücadele hedefleri arasına Irakı neden koyuyor? Yoksa, ABD yönetimi BM silah denetçilerinin Iraka girmesini istemiyor mu? Yoksa, BM denetçileri Iraka yeniden girerse, dünya bu yolla daha önce BM denetçisi Scott Ritter gibilerinin ortaya çıkardığı gerçekleri öğrenecek, Irakın kitle imha silahları üretecek durumda olmadığı bir kez daha anlaşılacak ve siyasi bir skandal yaşanacak diye mi endişe ediyor? Böyle bir durum, kesinlikle Bush yönetiminin Iraka savaş diye adlandırılabilecek ve başka hiç kimsenin katılmadığı politikasına vurulmuş nihai bir darbe olacaktır. Iraklıların yapabileceği en iyi şey, bu fırsatı değerlendirmek ve vakit geçirmeden kapılarını BM Silah denetçilerine açmak, böylece de saklayacakları birşey bulunmadığını teyid etmektir. Bu da, ABDnin Iraka karşı savaş başlatabilmesini neredeyse imkansız hale getirecek ve ülkenin normale dönüş yolunu açacaktır. Paul Wolfowitz, 15 Nisan günü ABD Kongresinde yaptığı bir konuşmada ne demişti: Tanrı, dünyadaki tüm barış yapıcıları kutsasın... Wolfowitzin, bu söylediği kişiler arasına girebilmek için hala şansı var. Çeviren: NTVMSNBC Londra Muhabiri Zafer Arapkirli | |||
İsrail hücum botu Gazze kıyısını vurdu | |||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||